LİNK : http://aliduman-ali.blogspot.com/2012/05/kibrisli-rumlarin-kibrisli-turklere.html.
KIBRISLI
RUMLAR’IN KIBRISLI TÜRKLER’E UYGULADIĞI SOYKIRIM
İngilizler 1912-1974 döneminde
Kıbrıs adası üzerindeki egemenliklerini sağlamak amacıyla Rumlar‘ın ENOSIS’i
gerçekleştirmelerine göz yumup Türklere karşı saldırı başlattırdılar.
adada yasayan Rumlar Kıbrıs’ın 35 ayrı noktasında Türklere ait is-yerleri camii
ve evleri yakıp yıkmaya insanları katletmeye başladılar.
yılında EOKA adli terör örgütü kuruldu. EOKA sistematik bir biçimde başlattığı
saldırılarda 100 Türk’ü 100 İngiliz vatandaşını öldürerek 30 Türk köyünü yaktı.
yılında EOKA’cılar yeni bir etnik temizleme planını devreye soktular bu
saldırılarda 500 Türk öldürüldü 130 Türk köyü yakıldı 25 bin Türk evlerini terk
etmek zorunda kaldı.
1963’te , 20 Aralık`ı 21 Aralık`a
bağlayan gece Rum Polisi’nin, Lefkoşa`nın Tahtakale semtinde Türkleri kimlik
kontrolü bahanesiyle durdurup üzerlerine ateş açması sonucunda Zeki Halil ve Cemaliye Emir Ali isimli iki
Türk şehit oldu.
Aralık günü Tahtakale`de toplanan öğrenciler gece meydana gelen olayı protesto
ederken Rum Polisi öğrencilerin üzerine ateş açarak Ahmet Abdülkadir ve Mustafa
Ahmet isimli iki öğrenciyi yaraladı.
Aralık 1963 gecesi Kumsal bölgesinde, Kıbrıs Türk Kuvvetler Alayında görevli
Tabip Binbaşı Nihat İlhan`ın evinde karısı ve çocukları öldürüldü.
uyarınca, 25 Aralık 1963`te Lefkoşa üzerinde ihtar uçuşu yaparak saldırıları bir süreliğine durdurmuş; ancak
Türk toplumuna yönelik saldırılar devam etmiştir.
’’ Rum yazar Antonis
Angastiniyotis`in `Kıbrıslı Türkler`e Karşı Barbarlıklar…
katledilen Muratağa ilkokulu çocuklarına adadığı yazısında
bulunmaktadır :
’’Yalnızlık artık beni
korkutmuyor.
süreden beri geceleri Muratağa`dan bir yığın çocuk yatağıma çıkar ve birlikte
küçük meseller okuruz.
hikâyelerini dünyaya anlattığım için memnun bana gülümserler, ben ise küçük
vücutlarındaki kurşun yaralarını sayamadan ayrıldıkları için hıçkırıklara
boğulurum.
eski olamaz, çünkü uyandığım zaman beyaz çarşafların üzerinde kırmızı lekeler
bulurum. Yaralar eski olamaz, çünkü şimdiye kadar kimse özür dilemiş
değildir.`’’
Kıbrıslı Rum gençlerin çoğunluğu
adayı bölünmeye götüren olaylarla ilgili çok az şey biliyor.
1974`ün trajik olayları, iki toplumun
ayrılmasına yol açan olayları örten muazzam büyüklükte bir perde olarak
kullanıldı.
EOKA`nın kahramanlıklarından bahsedildikten sonra 15 yıl atlanarak 1974 ile
devam edilmesi beni her zaman etkilemiştir.
1960 ile 1974 arasında hiçbir şey olmadı veya kimse olanları tartışmak
istemiyor.
devrenin olaylarını araştırırken ikinci şıkkın doğru olduğu anlayışına vardım.
Bu araştırmayı yazmaya
başladığımda kuzenim, Yunanistan`da öğrenci olan iki kızıyla ziyaretime geldi
ve 1963-74 olaylarını tartışmaya açtık.
kızlar hiçbir şey bilmiyordu, annelerinin bildikleri de çok karışıktı.
bir yerinde Kıbrıslı Rum liderliğinin bazı hatalarından söz ettim ve bu birden
bire kuzenimdeki milliyetçilik canavarını harekete geçirdi, sözü aldı ve
vurguladı :
en büyük hatası , rahat etmemizi sağlamak için tüm Kıbrıslı Türkler’i
öldürmemiş olmasıydı.
Bu yıllar boyunca karıncayı bile
incittiğini görmediğim tatlı ve güzel kadın, birdenbire toplu cinayet
işleyebilecek bir katile dönüştü. Bütün bir ırkın tamamen yok edilmesini talep
ediyordu.
şöyle dedim: `Yani tüm çocukları okullardan, tüm anaları bebekleriyle ve bütün
erkekleri işlerinden toplamamızı, Mesarya`daki büyük bir çukura götürmemizi ve
katletmemizi mi demek istiyorsun… Bu katillerden yahut mezarı örtecek
buldozerleri kullananlardan biri mi olmak istiyorsun…`
Sessizlik oldu.
benzetme dediklerini tam olarak anlamasına yardımcı oldu.
tartışmada sözü ben aldım.
geçmişte Ayvasıl`da, Muratağa`da, Atlılar`da, Taşkent`te denedik, ancak tek
başardığımız çabalarımızın meyvelerini biçmek oldu.`
Çocukluğumuzdan beri bize
Türker`in `barbar köpekler` olduklarını öğrettiler.
bana `Vaftiz olmadıkları için kokarlar` derdi.
göre ise biz çevremizi seven medeni Hıristiyanlarız.
zaman niye bizim dinî liderimiz Makarios 1964`te, `Türkiye Kıbrıslı Türkleri
korumak için müdahale ederse kurtaracak bir Kıbrıslı Türk bulmayacak` dedi?….
açıktır.
`başka papazın vaazı` diye bir söz vardır.
bazı durumlarda bizim nefret edebilmemize izin verir.
kitap bu özel durumların bazıları ile ilgilenecek.
`Kıbrıs meselesi 1974`te başladı,
mesele işgaldir, işgalci askerin adadan çıkması ile mesele halledilir`
edebiyatını yapanlar karşısında Kıbrıslı Türkler, Türk askeri adadan çıktığı
takdirde başlarına gelecek olanları çok iyi bilmektedirler.
Türk askeri gelmeden yaşadıkları 11 yılın acısı, ezgisi hatıralardan
çıkmamıştır.
; Papadopulos`a ;
askeri Kıbrıs`a barışı getirmiştir, barışın koruyucusudur, çünkü sen Kıbrıs`ın
tümüne sahip çıkma eylemini sahte Kıbrıs Hükümeti adı altında yürütüp
silahlandıkça Kıbrıs Türklerinin korunmaya ve devletlerini sana karşı koruma
hakları vardır`. demelidir.` ‘’
Rum yazar Antonis
Angastiniyotis`in bu yazısı ;
yaşananları çok açık bir şekilde ortaya koyması bakımından önemlidir.
bir toplumun diğer bir topluma bakış açısının açık bir ifadesi, aşırı
milliyetçiliğin çirkin yüzü,
adına ise bir utanç belgesi olarak gözükmektedir.
Yakın zamanda Rum toplumu içinde
yapılan bir anket, katılımcıların % 38`inin adadaki Türk toplumuna kesinlikle
tahammül etmediğini ortaya çıkarmıştır.
anket
ki; Rum toplumunun büyük bir kesiminin rahat edebilmesini sağlamak için tüm
Kıbrıslı Türklerin adadan sürülmüş veya öldürülmüş olması gerekir.
21 Aralık 1963 gecesi başlayan
olaylar, birkaç Rum`un işlemiş olduğu basit cinayetler değildir.
Türk varlığını yok etmeden tam bir hâkimiyet sağlanamayacağını bilen Rum ve
Yunan yönetimlerinin uygulamaya koydukları adadaki Türk varlığını yok etme
planı, 20 Temmuz 1974`e kadar sürmüştür.
kamuoyunun gözleri önünde 11 yıl süren kıyım, bugün Kıbrıs meselesi kapsamı
içinde bile değildir.
Oysa `soykırım` kavramı, 1948
tarihli `BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin
Sözleşme` ile tanımlanmıştır. Soykırım, Sözleşmenin 2. maddesinde şu şekilde
ifade edilmektedir: `ulusal,
etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu toptan ya da onun bir bölümünü yok etmek
niyetiyle:
Grup üyelerinin öldürülmesi, grup üyelerinin
fizik ya da akıl bütünlüğünün ağır biçimde zedelenmesi, grubun fiziksel
varlığının tümü ya da bir bölümü ile yok edilmesi sonucunu verecek yaşam
koşulları içinde tutulması, grup içinde doğumları engelleyecek önlemler
alınması, bir grup çocuğun başka bir gruba zorla geçirilmesi eylemlerinden
herhangi birine başvurulmasını kapsamı içine alır.
planlı, devlet politikası haline gelmiş eylemler söz konusudur.
Kırk beş yıl önce bu gün başlayıp 11 yıl boyunca yüzlerce masum insanın
katledilmesi, Birleşmiş Milletler`in sözleşmesine göre açık bir soykırım olarak
tarih sayfalarında yerini almıştır.
ve Yunan milliyetçi hükümetleri tarafından ENOSİS`i uygulamak için kurulan EOKA
tedhiş örgütü aracılığı ile bu insanlık suçunun işletildiği açıktır.
Barış, birleşme, uzlaşma
isteyenler gerçekleri görmeli, gerçekçi davranmalıdırlar. Kıbrıs`da yaşanan bu
gerçekler 34 yıldır göz ardı edilmiştir ve edilecektir.
yaşanan ölümler Türk ve Rum toplumlarının gelecekte ortak bir yaşam sürme
amaçlarını ortadan kaldırmıştır.
Başkalarının şüpheli acılarına
üzülerek `özür` kampanyaları düzenleyenlerin, yakın tarihte tüm dünyanın
gözleri önünde yaşanan bu gerçek `soykırım` için tepkisiz kalmaları
düşündürücüdür.
Mathiati Katliamı :
Türk’ün yaşadığı Lefkoşa’nın Mathiati Köyü’ndeki vahşet.
İlk dakikalarda üç Türk ciddi olarak yaralandı.
beyaz, küçük evlerinden sokağa fırladıklarında, küfreden ve çığlıklarla gülen
kalabalık, bunları yol boyunca iteklemeye ve tekmelemeye başladı.
darbeleriyle yerlere yıkılan dehşete kapılmış Türkler, sokaklarda
sürüklenirken; kalabalık evlere doluşup, ocaklardan yanan kütükleri çekip perde
ve yatakları yakmaya başladı.
boyunca güneşte kurumuş ahşap çatı kirişlerini önce dumanlar, sonra da ateş
sardı.
uyanıp ağlamaya başlayan emzikli bebeleri sıkıca tutmuş, çoğu gecelikli ve
ayakları çıplak olan kadınlar, yürüyebilen ve pantolon veya mavi çizgili
pijamalarının paçalarını tutmuş çocuklarıyla birlikte, yaralılarını sürükleyen
Türkler alevler içindeki sokaklarda itilip kakılıyorlardı.
gençler histerik bir biçimde evlere ateş ediyor, kısılmış sesleriyle
çılgıncasına bağırıyorlardı.
evlerin bir kısmını bütünüyle kaplamadan gruplar halinde içlerine doluşup eşya
ve tabak-çanağı kırmağa değerli eşyaları kapıp ceplerine doldurmaya başladılar.
gerisinden gelen çılgınca sesler saldırganların dikkatini Türklerin
hayvanlarına çekti.
doluşup sağlam inekleri, keçi ve koyunları makineli tüfekle taradılar.
havaya atıp, gıdaklar ve çırpınırlarken ateş ediyorlardı ; gövdeleri bir tüy
bulutu halinde parçalanıyordu.
kana susamış bir çılgınlık içinde bağrışıyordu.
donmuş, açık yol boyunca sürüklenip köyden çıkarıldılar. Azap içinde, tamamıyla
Türklerin oturduğu bir sonraki köyün, Kochatis’in yakınlarında bırakıldılar.
köyünün Türkleri komşularına yardım etmek için evlerinden fırlarken kalabalık
ateş etme, yakma ve yağmalama çılgınlığına devam etmek üzere Mathiati’ye geri
döndü.”
Scott Gibbons, Peace Without Honour, Ankara 1969, s. 31)
Katliamı : Ayvasıl (Ayios Vasilios) köyü katliamı.
sesleri duyuldu; tüfek dipçikleri ile kilitli kapıları kırdılar; insanlar
sokaklara sürüklendi.
70 yaşında bir Türk, kırılan ön kapısının
sesiyle uyandı.
yatak odasından çıktığında, bir sürü silahlı gençle karşılaştı. “Çocuğun
var mı?” diye sordular.
bir biçimde “Evet” dedi.
gönder” diye emrettiler. 19 ve 17 yaşlarındaki iki oğlu ve 10 yaşındaki
kız torunu aceleyle giyinip, silahlı adamların peşinden dışarı çıktılar.
duvarının dibine dizildikten sonra, silahlı adamlar tarafından makineli tüfek
ateşiyle öldürüldüler.
bir evde, 13 yaşında bir erkek çocuk elleri dizlerinin arkasına bağlanıp yere
yıkıldı.
talan edildi ve talancılar çocuğu tekmeleyip ırzına geçip, sonra da bir
tabancayla başının arkasından vurdular.
gece Ayios Vasilios’ta toplam olarak 12 Türk katledildi. Diğerleri toplandı,
itilip kakılarak oradaki Türklerin yanına sığınmak üzere Skylloura yoluna
çıkarıldı.
pijamaları ve çıplak ayaklarıyla soğukta sendeleyerek ilerlemeye başladılar.
karanlıkta arkalarından ateş ediyorlardı.
adamların dikkati Türk evlerine çevrildi.
yağmalayıp tahrip ettiler, yorulduklarında da ateşe verdiler.
yörede, tek kalmış çiftlik evlerinde dokuz Türk daha öldürüldü.”
Scott Gibbons, Peace Without Honour, s. 73)
Katliamı :
adamlar kapıları kırdılar; dipçikleyerek, döverek, yumruklayarak ve küfrederek
Türk evlerine doluştular.
geri çekiliş başladı.
kere daha, Naziler’in saldırısı altında bozguna uğrayan Avrupa’da olduğu gibi
aileler, şaşırmış, dehşete düşmüş bir halde kulaklarında tüfeklerin gürültüsü
ve makinelilerin takırtısının yankısıyla evlerinden soğuk sokaklara döküldüler.
düşerek, birbirlerine tutunarak koşmaya başladılar.
bir kadının “Allah rızası için birisi yardım etmeyecek mi?” diyen
çığlığı yankılandı.
Türk sakinlerini 159’u o gece kaçamadı.
dört kişi ve ev sahibesinden başka dört kişi daha o gece öldürüldü.
rehin alındı. Rehinelerden bir kısmını bir daha gören olmadı.”
Scott Gibbons, Peace Without Honour, s. 76)
Gazetecinin Gözlemleri :
1964’de Kıbrıs’ta bir İtalyan gazetecinin gözlemleriyse şöyledir :
anda Türklerin köylerinden göçlerine şahit oluyoruz.
terörü acımasız; binlerce kişi evlerini, topraklarını, sürülerini terk ediyor.
sefer Helenlik laflarının ve Plato’nun bütününü bu barbarca ve kudurmuş
davranışları gizlemesi imkansız Türk köylerinde akşam üstü saat dörtte sokağa
çıkma yasağı yürürlüğe giriyor.
silah sesleri ve kundakçılık girişimleri karanlık basar basmaz başlıyor.
kadın, ne de çocuğun gözetilmediği Noel katliamından sonra, herhangi bir
mukavemet imkansız gözüküyor
Bocca, İl Giorno, 14 Ocak 1964)
Gazetecinin Gözlemleri :
Ayios Sozomenos köyündeki olaylar hakkında, Time muhabiri Robert Ball’ın
gözlemleri şöyledir:
şiddetli çarpışma, Rumların yumru yumru zeytin ağaçlarının örtüsünden
yararlanarak taarruz ettikleri köyün batı kıyısında olmaktaydı.
Türk’ün sığındığı kerpiç evin bir penceresi bir roketatar mermisiyle uçurulmuş,
ikinci katı da kurşun delikleriyle tam anlamıyla kevgire dönmüştü.
içinde dere yatağına doğru, kaçmaya çalışan bir Türk çoban, kapıdan birkaç adım
ötede vuruldu.
diğeri ise eline geçirdiği bir yabayla Yunan mevzilerine tek başına, nafile bir
taarruza kalktı, hemen öldürüldü.”
Ball, Time, 14 Şubat 1964)
Gazetecinin Gözlemleri :
istilasından sonra yüzlerce Kıbrıslı Türk, Milli Muhafızlarca rehine alınmış,
Türk kadınlarının ırzına geçilmiş, çocuklar cadde ortasında öldürülmüş ve
Limasol’daki Türk mahalleri tamamen yakılmıştı.”
Leigh, The Times, Londra, 23 Temmuz 1974)
Alman Turistin Gözlemleri :
kasaplığını insan zekası kavrayamaz…
etrafındaki köylerde Rum Milli Muhafızları, vahşetin eşsiz örneklerini
gösterdiler.
evlerine girdiler; acımasızca kadın ve çocuklara mermi sıktılar; birçok Türk’ü,
gırtlağından kestiler;
kadınlarını toplayarak ırzlarına geçtiler…”
Sesi, 30 Temmuz 1974)
Çiçekler’den Alıntı :
Rumları, XX. yüzyılda, çağdışı davranışlar sergileyerek giriştikleri
katliamlarda masum Kıbrıs Türkleri’ni hunharca öldürmekle kalmayıp kazdıkları
çukurlara yarı canlı insanları da doldurmuşlardır.
gün ışığında mezardaki pek çok insan cesedi Yunan vahşetini Dünya Kamuoyu’na
tanıtıyor.
mezarlardan çıkarılan Kıbrıslı masum Türklerin cesetleri, yıllardan beri adada
derebeylik yasalarını uygulayan Rumların, ne derece sefil bir yaratık
olduklarını kanıtlıyordu…”
Lefkoşe 1982, s. 25)