Yayınlandı: 28.02.2019 00:00
Güncellendi: 19.08.2022 20:14

GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME & RÖPORTAJ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)

GÜNDEM ANALİZİ /// Süleyman Çelik : İktidar ve Muhalefetin Ayırdında Olmadığı BEKA !..

Süleyman Çelik : İktidar ve
Muhalefetin Ayırdında Olmadığı BEKA!..


(scelik44@gmail.com)


Ülkede gündem “beka” oldu…


Ortaya Devlet Bahçeli
attı; geçmişte “ihanet” ile suçladığı AKP’ye şimdi neden “stepne
olduklarını”, düşünen partilileri susturmak için, “mesele devletin bekası
dedi!..


Sağcı partilerde sorgulama yerine “lidere sadakat” geleneği
olduğu için, kimse “ülkeye ihanet eden parti ile beka meselesi nasıl çözülecek?
diye sorgulamadı; “öyleyse sorun yok” dediler ve Bahçeli’yi alkışlamayı
sürdürdüler!..


* * *


Paradoks olsa da propaganda
çalışmalarını en bilimsel
şekilde yapan parti AKP. Bu
konuda imamlardan değil, iyi eğitim almış uzmanlardan yararlandığı/ reklam
şirketlerinden profesyonel destek aldığı, hatta geçmişte (belki hala)
yabancılarla da çalıştığı bildiriliyor. Bu nedenle “beka” konusunun iş
yapacağına karar vermiş olacaklar ki Bahçeli’nin söylemine dört elle
sarıldılar; muhalefet partilerini, “zillet”, “illet” ittifakı diyerek aşağılamaya ve FETÖ/ PKK işbirliği ile suçlamaya, dış güçleri de bunlara ekleyip,
“yerel seçimleri kazanamayacak olurlarsa ülkenin elden gideceğini
işlemeye başladı…


* * *


Normalde muhalefet
iktidara saldırır, yanlışlarını/
başarısızlıklarını ağır şekilde eleştirir,
köşeye sıkıştırır. Örneğin, 1950-60 arasında İsmet Paşa’nın eleştirilerinden bunalan Menderes çıldırır, bunalıma girer, çareyi bir metresinin kollarına
sığınıp ağlamakta bulurdu…


Günümüzde ise muhalefet beceriksiz/ aciz; bu nedenle iktidar saldırıyor, muhalefet
savunmaya geçiyor…


Beka meselesinde de aynısı oldu; savunmaya geçen
muhalefet “beka sorunu yok” dedi.


Saldırılar durmayınca Meclis’e önerge verdiler;
iktidara, “gelin, ülkemizin bekasını tehlikeye sokan meseleleri anlatın, biz
de öğrenelim ve size yardımcı olalım”
dediler…


* * *


Milli
mesele
lerde iktidar ve muhalefet birleşirmillet de bütünleşir ve bu şekilde sağlanan
milli birliğin verdiği güçle meselenin üstesinden gelinir…


Birleştirme görevi
iktidarındır
. Örneğin, 1974’de
Kıbrıs’ta Rumlar soydaşlarımızı
katletmeye başlayınca, iktidar (Ecevit-
Erbakan
), gece yarısı muhalefeti (Demirel, Feyzioğlu, Türkeş) acil toplantıya çağırdı, durumu
anlattı ve toplantıda Hükümet’in “Kıbrıs’a asker çıkararak soydaşlarımızı
kurtarma
” planını liderler onayladı. Son sözü milletin temsilcilerinin
söylemesi esas olduğu için konu TBMM’ne getirildi ve Meclis’in de onayı alındı.
Buna bağlı olarak toplumda milli birlik
ruhu
oluştu. Bu ruh sayesinde Amerika ve Avrupa’nın karşı çıkmasına ve
engelleme girişimlerine karşın, askerlerimiz Kıbrıs’a çıktı, soydaşlarımızı
büyük bir başarıyla kurtardı. Sonuçta KKTC
kuruldu
ve 45 yıldır Kıbrıs’ta Türkler barış ve güven içinde yaşıyorlar…


* * *


Eğer MHP ve AKP’nin iddia ettiği gibi ortada bir
beka meselesi varsa, yani Türkiye’nin
geleceği
tehlikede ise iktidarın, Kıbrıs meselesinde olduğu
gibi, muhalefetin ve Meclis’in desteğini
alarak milli birlik oluşturmaya
çalışması gerekirdi. Oysa AKP, muhalefetle bir araya gelmeyi bırakın sürekli
muhalefete saldırmakta ve kendisine oy vermeyenleri ötekileştirerek milli
birlik ruhunu yok etme
ye, toplumu
kutuplaştırma
ya çalışmaktadır. En son muhalefetin görüşme önergesi de
Meclis’te AKP ve MHP’nin oylarıyla kabul edilmedi…


Bu durumda muhalefet gibi, iktidar ve onun ortağı MHP’ye
göre de “beka” meselesi yok;
konuyu seçim malzemesi olarak kullanıyorlar ya da bunlar beka derken, kendi koltuklarından söz ediyor,
koltuklarını kaybetmek istemiyorlar…


* * *


İktidar
yok saysa, muhalefet yok dese de Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük beka
sorunu ile karşı karşıya…


İktidarın eğitim, tarım, ekonomi ve dış politika
başta olmak üzere yürüttüğü tüm
politikalar iflas
etmiş durumda…


En
önemli beka

meselesi, kuşkusuz eğitimokulları
imam-hatipleştirme, üniversiteleri medreseleştirme
uygulamaları ile
birlikte mantar gibi çoğalan tarikat ve cemaatlerin hortlattığı “sıbyan mektepleri”, medreseler, kurslar vs Türkiye’yi Ortaçağ’a götürecek; Diyanet de bu konuda tarikat ve
cemaatlerle yarışıyor. Bunlar amaçlarını
da açık açık söylemekten kaçınmıyorlar: “laik demokratik TC yıkılacak…”


Yanlış eğitim politikası Türkiye’nin bekası için,
elbette en büyük tehlike; ancak bunun etkisi daha geç görülecek. Buna karşılık yanlış ekonomi ve dış politika
uygulamaları etkisini göstermeye başladı bile…


Emperyalizmin, “İslam ülkelerinin lideri
olacaksın
” elma şekerine kanılarak girilen Suriye bataklığı, Türkiye’yi esir almış durumda…


Önce Ergenekon,
Balyoz
vb. kumpaslar, ardından 15
Temmuz Darbesi
ile zaten yaralanmış olan Ordumuz, ağırlığını Suriye’ye verince diğer taraflarda caydırıcılığını büyük oranda kaybetti.


Fabrikaları satıp tarımı da emperyalistlerin
istekleri doğrultusunda çökerttikten sonra, üretmeden,borcu borçla”
döndür
erek geçen yıla dek idare eden iktidar, taze para yani yeni borç bulamayınca deniz bitti.
Uluslararası tefecilerden yüksek
faizle borç alıp, ülkenin topraklarını
ve hatta savunma sanayiini Araplara
satarak yerel seçimlere kadar idare etmek istiyor…


Savunma ve ekonomide ortaya çıkan zafiyetlerden yararlanmak isteyen dış güçler
harekete geçti. ABD, diplomasi
ile bağdaşmayan kaba tehditler
savurarak istediklerini elde ediyor.


Çareyi Abdülhamid’in
ünlü “denge” politikasında
arayan AKP, Rusya ile flört edip
ABD’ye göz kırparak idare ettiğini sanıyor.
Unutmayalım ki Osmanlı’nın yıkılmasını
Abdülhamid’in denge politikası değil, emperyalistlerin paylaşımda anlaşamamaları geciktirdi. Yoksa 93 Harbi’nde Osmanlı bitmişti…


Mondros sonrasında olduğu gibi bu zafiyetten en çok
yararlanan Yunanistan18 adamızı
ve kayalıklarımızı
işgal edip silahlandırdı. Bir zamanlar “savaş nedeni” (casus belli) saydığımız FIR Hattı, kıta sahanlığı vb.
haklarımızın artık sözü bile edilmiyor; medyanın günlük haberleri arasında
sayılan jetlerimizin Yunan jetleri ile yaptığı “it dalaşı” unutuldu. Eline fırsat geçen Yunanistan kıta
sahanlığını 12 mile çıkarma
hazırlığı yapıyor. Bu gidişle Helenizm’in
rüyası
yakında gerçekleşecek; Ege
Denizi, Yunan Gölü
olacak…


Güneyimizde Kıbrıs
Rumları, Yunanistan, İsrail
ve Mısır
birleşip Amerikan petrol şirketi ile anlaşarak KKTC’nin kıta sahanlığı ve “münhasır ekonomik” bölgelerinde petrol ve doğal gaz sondajlarına başladılar. Türkiye savaş
gemileri ile gövde gösterisi yapmak istedi ama, Amerika savaş gemilerini
gönderince geri durdu. Şimdi sondajlar Amerikan savaş gemilerinin korumasında
sürdürülüyor…


Aslında bunlar çok önemli beka meseleleri ama ne
iktidar ne de muhalefet ayırdında. Ancak mesele bunlardan daha da tehlikeli…


* * *


Amacı, “Türkiye’nin
de dâhil olduğu bölgenin haritasının, küresel
emperyalizmin çıkarları ve İsrail’in
güvenliği doğrultusunda yeniden çizilmesi” olan BOP, 17 sene önce açıklandığında ne
muhalefet ne de iktidar tepki gösterdi. Hatta AKP eşbaşkan oldu.


Oysa o zaman yayımlanan haritalarda Türkiye’nin
nasıl parçalanacağı ayrıntıları
ile gösteriliyordu. Aymazlık içindeki iktidar ve muhalefet haritanın üzerinde
durmadığı gibi
projenin Irak’ta ve
Libya’da uygulanmasına yardımcı olduk, Suriye’de yardıma devam ediyoruz.
Geçenlerde Venezuela ile ilgili bir dünya haritası yayımlayan ABD, gene
Türkiye’yi parçalanmış olarak gösterdi. Kendi ifadesine göre Dışişleri Bakanı,
ABD’li meslektaşı ile görüşmüş, adam “yanlışlık olmuş” demiş, bizimki de
inanmış/ tatmin olmuş! Ne deseydi yani: “yakında sizi parçalayacağız” mı
deseydi?


Ey Millet! BOP’da sıra Türkiye’ye geliyor…


6 yıldır Suriye’de yaşanan acıların canlı tanığıyız; olayların
nasıl başlatıldığını gördük/ öğrendik. Suriye, Rusya sayesinde Irak ve Libya
gibi olmadı. Ama ne kadar flört edersek edelim, Rusya Türkiye’nin yanında
olmaz. Çünkü Türkiye’nin parçalanması onun da işine gelir…


İktidarı ve muhalefeti ile koltuklarından başka bir şey düşünmeyen
politikacılar, “aymazlık ve hatta sapkınlık” içinde olabilirler. Fakat biz
uyanıp onları uyarmazsak “hıyanet” içinde olacağız ve acıları biz yaşayacağız;
bunu bilin…