MUĞLALI PAŞA ŞİMDİ ÖLDÜ ! (10
Kasım 2011)
“Türk Milletine mensubum diyen her
insanımız bilmelidir ki; günümüzde başta TBMM olmak üzere birçok kurum ve
kuruluşta milli irade vücut bulmamaktadır.(2011)”
Nihayet Mustafa Muğlalı Paşa’nın adı, Van’daki
askeri kışladan kaldırıldı.
Birileri bu karardan çok mutlu olmuştur. Hatta
aralarında kına yakan veya zil takıp oynayanlarda vardır. Ben kahrından ölen
Mustafa Muğlalı Paşanın akıbetini Yakup Cemil’in akıbetine benzetiyorum. Ama
bilirim ki; bu devletin tarihinde nice Mustafa Muğlalılar ve Yakup Cemiller
vardır.
Geçenlerde “Taraf”ının ne olduğu
belirsiz bir gazete de Nurettin Paşa dillerine dolanmıştı. O da Ali Kemal’i,
Yunan ordusunu Türk kanı içmekle kutsayan İzmir Metropolitini ve nihayet
zamanın bölücülerini katletmekle suçlanıyordu. Dedim ki; şimdi sıra Nurettin
Paşa’ya gelmiş. Merak etmeyin yakında onun ismini de menfi manada parlatırlar.
TBMM’deki tartışmalara bakılırsa, sıra yavaş
yavaş İsmet İnönü’ye ve Mustafa Kemal Atatürk’e gelecek. Çünkü artık o döneme
laf atılmaya başlandı.
Türk Milleti; süratle başta Mustafa Muğlalı,
Yakup Cemil, Nurettin Paşa, İsmet İnönü ve başta Atatürk olmak üzere, bu
insanların kim olduğunu ve neler yaptığını öğrenmeli ve sorgulamalıdır.
Bunların arasına TBMM’de ilk milli şehit olarak ilan edilen Boğazlayan Kaymakamı
Kemal Beyi ve şehitlerin anısına Türkiye’de ilk Çanakkale Anıtını diken Urfa
Mutasarrıfı Yanyalı Nusret Beyi de ekleyin isterseniz.
Bugün bölücübaşını, ABD ve AB’nin isteği
üzerine asamayıp İmralı’da besleyen Türk Devletinin bir öncesi olan Osmanlı -
Türk Devleti; ermenilerin ısrarı ve İngiliz ile Fransızların isteği üzerine
vatansever ve milliyetsever Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Beyi hukuka aykırı ve
suçsuz olarak teamüllerin hilafına öğle saatinde Beyazıt Meydanında asmıştı.
Heyhat! Şimdi de İstiklal Mücadelesinin kahraman subaylarının isimleri,
kışlalardan, o mücadeleyi yapan Türk Ordusunun rıza göstermesi ile indiriliyor.
Acaba Mustafa Muğlalı ismini oraya koyarken mi yoksa kaldırırken mi hata
yaptık? Birileri Türk Milletine çıkıp bunu anlatmalıdır.
Gerçi yurtseverliğinden ve
milliyetseverliğinden zerrece şüphe edilmeyen Yakup Cemil’i de yargılayıp
kurşuna dizdik ve sonra da ailesine şehit maaşı bağladık. Demek ki bu
topraklarda bunlar oluyor. Devlet geleneğimizde bunların örnekleri şaşırtıcı
olsa da var.
Şimdilerde adı çok sık gündeme gelen Korkut
Eken’in gazetelerde yer almış olan “gün gelecek roller değişecek Türk
Milleti dağa çıkmak zorunda kalacak” sözleri hafızama öylesine kazınmış
ki; söküp atmak mümkün olmuyor. Acaba gidişat oraya mı?
“Yeni Anayasa” tartışmaları bizi
haklı çıkartan söylemlere sebep oluyor. En son silinecek isim olan
“Atatürk” en başta yeni anayasadan silinerek, bütün iş toptan
halledilmiş olacak gibi duruyor.
“Çarşambanın gelişi perşembeden belli
olur” deyişi halkımız arasında kullanılan ve gerçekten büyük doğrular
içeren bir atasözüdür. Gelişmeler bize şimdiden nelerle karşılaşacağımızı, üç
aşağı beş yukarı göstermektedir.
Türkiye’ye dört koldan büyük bir saldırı
vardır. PKK ile Türkiye’deki bölücü ve mikro milliyetçi hareketler bizim için
sinek vızıltısından ibarettir. Karşımızda dış güçler ve küresel sermaye
bulunmaktadır. Verdiğimiz mücadele bunlara karşı verilen bir mücadeledir. PKK,
bunun sadece bir bölümünü üstlenmiş bir taşerondur. Eğer Türkiye ve çevresinde,
homojen ve adı “Türk” olan bir millet olmasaydı; 1768’lerden itibaren
başlatılan “kürtçülük ve bölücülük” hareketlerinin çoktan aleyhimize
sonuçlanması gerekirdi. Ancak Van Depremi’de göstermiştir ki; sadece Türkiye
coğrafyası değil uzak coğrafyalarda yaşayan insanlarla da aynı milletten
olduğumuz kesin bir sosyolojik hakikattir.
Türk Milletine mensubum diyen her insanımız
bilmelidir ki; günümüzde başta TBMM olmak üzere birçok kurum ve kuruluşta milli
irade vücut bulmamaktadır. Mustafa Muğlalı Paşa’nın adının Van’daki Kışladan
silinmesi ve benzer hadiselerin sirayeti bize bunu göstermektedir.
Türk Milletine düşman dış ve küresel güçler;
amaçlarını sadece PKK üzerinden tahakkuk ettirmeye çalışmamaktadır. Nihai
arzuları, ateşi daima uzakta tutarak kendi halklarını huzurlu ve güvenli
yaşatmak ve emperyal düşünce ile sömürüyü sürdürecek zemini yaratmaktır.
Türkiye ve Türk Milleti, üzerinde yaptıkları da bundan ibarettir. Bu sebeple
tarihin bize yaptığı uyarıcılıkla, saldırının işbirlikçiler eliyle ve dört bir koldan
yapıldığını bilmekteyiz. Bugün gördüğümüz tablo, bunun yansımasıdır.
Günümüzde Ergenekon ve Balyoz adı verilen
davalar gibi davalarda yüzlerce insan ve asker yargılanmaktadır. Askerlerin
birçoğu kendi ülkelerinde tutsak olduklarını iddia etmektedir. Bu vahim bir
iddiadır. Yargılamaların ve tutukluluk sürelerinin uzaması, üzerinde çok
durulması gereken bir konudur. Ancak saldırının dört koldan yapıldığını
unutmadan sadece bu konuya odaklanmak bizi yanlışa götürür ve aldanmış oluruz.
Onun için iş artık başa düşmüştür. Her bir Türk
evladı, ülkemizdeki gelişmeleri yakından izlemeli ve “milli irade”nin
tecelli etmesi için tavrını doğru ve net bir şekilde ortaya koymalıdır. Yoksa
bu iş; Mustafa Muğlalı Paşa’nın adının kaldırılması ile sınırlı kalmaz,
hepimizin adını kayıttan düşüverirler. 1919’da denediler başaramadılar. Ama
şimdi çok değişik bir taktikle geliyorlar bu nedenle dikkati asla elden
bırakmayalım.
Özcan PEHLİVANOĞLU