Yayınlandı: 24.09.2020 10:01
Güncellendi: 13.02.2023 19:02

KÜRT SORUNU & SÖZDE KÜRDİSTAN & AŞİRETLER

KÜRT SORUNU DOSYASI /// MUSTAFA SOLAK : DERSİM HAREKÂTI, KÜRTLERE, ALEVİLERE DEĞİL ORTAÇAĞA YÖNELİKTİ !!!


MUSTAFA SOLAK : DERSİM
HAREKÂTI, KÜRTLERE, ALEVİLERE DEĞİL ORTAÇAĞA YÖNELİKTİ !!!


1 Aralık
2019’da Almanya Devlet Televizyonu ARD, yayımladığı “Unutulan Katliam/ Atatürk
Alevileri Nasıl Öldürdü” başlıklı belgeselde, Dersim Harekâtı’nı katliam olarak
tanımladı ve 1937-38 Tunceli Harekâtı sırasında ordunun, Atatürk’ün emriyle
Almanya’dan zehirli gaz satın alarak soykırım yaptığını iddia etti.

Haber Max Moor adında bir gazetecinin sunduğu “Titel, Thesen, Temperamente”
yani “Manşet, Tezler, Canlılık” adlı programda yayımlandı. Moor programda
belgeselde Atatürk’ü şöyle tanımlıyor:

“Hedeflerini gerçekleştirebilmek için şiddetten kaçınmayan, bu uğurda insanları
katletmekten korkmayan, insan cesedi çiğneyen, kimyasal silah kullanımı tabu
olmayan bir kişidir.”

Belgeselde, Atatürk imzasıyla Nazi Almanyası’ndan, 20 ton zehirli gazın sipariş
edildiğini içeren, 7 Ağustos 1937 tarihli belgeye yer verildi. Ayrıca Anadolu
Ajansı ve DHA kameramanlarının çektiği, kemiklerin bulunduğu iddia edilen bir
mağara görüntüleri gösterildi. Belgeselde 1937-38 yılları arasında Dersim’de,
yediden yetmişe 13 binden fazla insanın zehirli gazlar sonucu yaşamını
yitirdiği ileri sürüldü. Dahası “Sünni İslam anlayışını savunan Atatürk
yönetiminin”, bu bastırma hareketini Alevilere karşı yaptığı ve zehirli gazın
Atatürkün emriyle 500-1000 kadar Alevinin saklandığı Tuncelideki mağaraya
sıkılarak, çoğu çocuk ve kadın katledildi açıklanmaktadır.[1]Yazımızda iddia
edilenlere değinmekle beraber konunun siyasi, toplumsal yönlerine vurgu
yapacağız.


VATAN
SAVUNMASINA KARŞI EMPERYALİST ATAK


Ülkemizin
devleti ve milletiyle başını ABD’nin çektiği emperyalist kampa karşı FETÖ’den,
PKK’den, Ege’den, Kıbrıs’tan, Suriye’nin kuzeyinden yönelen tehdit ve
tehlikelere karşı en son Barış Pınarı Harekâtı’yla vatan savunmasının kızıştığı
bir dönemde bu yayınların gündeme getirilmesi anlamlıdır. Libya ile yapılan
antlaşma, Mavi Vatan’da, FETÖ ve PKK ile ücadelede hatalara rağmen kararlı
duruşumuza karşı emperyalist kamp da milleti Türk-Kürt, Alevi-Sünni temelde
ayrıştırmanın yollarını aramaktadır. Dahası Atatürk’ü de hedef alarak Türkleri,
cumhuriyetin kurucusuna ve tarihine soğutmaya çalışıyorlar

Dolayısıyla, meseleyi vatan savunmamızdan ayrı göremeyiz. Tarih tartışmasından
öte emperyalizm ile milli devletimiz arasındaki mücadele vardır.


DERSİM
HAREKÂTI ESANASINDA ZEHİRLİ GAZ YOK


İşin tarihi
yönüne baktığımızda da Atatürk imzasıyla Nazi Almanyası’ndan 20 ton zehirli
gazın sipariş edildiğine ilişkin sunulan belge gerçeğin tamamını içermiyor.
Sunulan belgelerin dışında da Almanya ve İngiltere ile yazışmalar var. Cengiz
Özakıncı’nın gösterdiği belgelere bakıldığında Kürtlere, Alevilere yönelik
zehirli gazla öldürme olayı gerçekleşmemiştir. Bu belgelerde 1937 yılında
Almanya’daki Büyükelçiliğimizle yapılan yazışmalardan Alman şirketlerinden gaz
alımı gerçekleşmediği, çünkü 20 Mart 1938‘den başlayarak, gaz satın almak ve
gaz savaşı konusunda eğitim verecek bir uzman danışman istemiyle Türkiye’nin
İngiltere‘ye başvurduğu anlaşılmaktadır. Ancak İngiltere, uzmanı 1939 yılı
Nisan ayından önce Türkiye’ye gönderemeyeceğini bildirmektedir. Dolayısıyla
Dersim Harekâtı’nın sona erdiği 1938 yılında Türkiye’de zehirli gaz yoktur.

Şunu da belirtelim ki zehirli gazın, 1935 yılında İtalya’nın Habeşistan’a
saldırısı sonrası yaklaşan dünya savaşına karşı hazırlıklı olmak için talep
edildiği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda 1935-1939 yıllarında Türkiye’de de bütün
il ve ilçelerde halk, zehirli gazlara karşı korunmak için eğitilmiş ve gaz
maskesi fabrikaları kurulmaya başlanmıştır.[2]


DERSİM,
DERSAADET, NORŞİN, AMED İLE BAĞLANTILI


Mesele tarih
meselesinin ötesidir. Bu iddialar sadece emperyalist merkezli değildir. Benzer
iddiaları ülkemizdeki kimi kurumlar, partiler, aydınlar da dile getirmektedir.
Daha birkaç ay önce M. Fatih Maçoğlu başkanlığındaki Tunceli Belediyesi meclis
toplantısından ‘Tunceli’ yazan belediye tabelasının ‘Dersim’ olarak
değiştirilmesi kararı çıkmıştı. Bu adlandırma bölgede günlük hayatta konuşurken
kullanılan bir ismin yazı diline dönüşmesi şeklinde değerlendirilemez. Bu
talep, farkında olunsun veya olunmasın cumhuriyetle hesaplaşmadır. Emperyalizm
milletleri etnik, dinsel, mezhepsel temelde bölmeye çalışırken bu tür
bölgecilik/yörecilik, kimlikçilik güzellemeleri etnik, etnik, dinsel, mezhepsel
talepleri tetikleyecektir.

Emperyalizmin ülkemiz üzerindeki emellerine Kurtuluş Savaşı ile son verildiği
gibi bunu kültürel olarak da sonlandırmak için işgalcilerin, padişahlık
döneminin kullandığı isimler halkın kullandığı sözcüklerle değiştirilmiştir.
Symrna İzmir, Angora Ankara, Costantinople İstanbul olarak dönüştürüldü. Dahası
ağalık, şeyhlik gibi ortaçağ anlayışının yaşam alanını yok etmek için çeşitli
yer isimleri değiştirildi.

Devrimin mantığı emperyalizmin sömürüsünü, feodal dönemi pekiştirecek her türlü
bağı kopararak bağımsız vatanda, yeni toplum (milli, laik, akılcı) yaratmaktı.
Meseleye “talep var”, “demokrasi” diye bakarsanız devrimin mantığına ters düşer
ve devrimi koruyamazsınız.

ABD’nin başını çektiği emperyalist kampa İstanbul’a Dersaadet, Güroymak’a
Norşin, Diyarbakır’a Amed, Tunceli’ye Dersim demekle mi direneceğiz?


TARİHE
İLERİCİLİK-GERİCİLİK EKSENİNDEN BAKALIM


Tarihe
nostaljik değil ilerilik-gericilik noktasından yaklaşılmalıdır. Cumhuriyet
devriminin milli, laik, çağdaş, özgür devlet ve toplum anlayışı ileridir;
ağalık, şeyhlik, seyitlikten oluşan Ortaçağ feodalizmi, Milet yerine etnik,
dinsel, mezhepsel kimlikleri öne çıkarmak gericiliktir. Dersim Harekâtı’na da
ilericilik-gericilik eksenin bakılmalıdır. Bu harekâtla şunlar amaçlandı:

1) Merkezi otoriteyi pekiştirmek,

2) Köylüyü ağa, seyit, şeyhlerden özgürleştirmek ve milli birliği sağlamak,

3) Eğitimi, imarı götürmek.

Dersim Harekâtı’nda yanlışlıklar oldu. Fakat durumun özü, Cumhuriyet ile
Ortaçağ arasındaki hesaplaşmadır. Toplumu aşiretin, ağanın, seyidin kölesi
olmaktan üreten, özgür bireyler haline dönüştürme savaşımı verilmiştir.
Dolayısıyla meseleye tarihsel ve sınıfsal olarak bakmalıyız. Yüzlerce köye
sahip ağaların gücünü kırmak köylüyü özgürleştirmektir. Bu ilericiliktir.

Dersim İsyanında halkın özgürleşmesinin, üretimin önünde engel olan aşiret,
ağalık, dinsel otoritenin zayıflatması yönüyle ilericiliktir.


Meselenin
Türk-Kürt, Alevi-Sünni ayrımından kaynaklanmadığı, cumhuriyetle ortaçağın
hesaplaştığı Atatürk döneminin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın şu sözünde net
olarak görülmektedir:

“Doğu illerini batı illerimiz gibi Cumhuriyetin adil yasalarından müstefit
etmek (yararlandırmak) istiyoruz ve orada şahıs ve zümre tegallübünü
(baskısını) kaldıracağız. Mücadelemiz sistem mücadelesidir. Kurunuvusta
(ortaçağ) ile asri Cumhuriyet uğraşıyor.”[3]Feodal unsurların halk üzerindeki
etkisinin kırılmasına yönelik uygulamalar olarak ağaların elindeki büyük toprak
birikimlerinin dağıtılmasını öngören yasalar çıkarıldı. Bunlardan biri, 19
Haziran 1927 tarih ve 1097 sayılı “Bazı Şahsın, Doğu Bölgesinden, Batı İllerine
Nakillerine Dair Yasa”dır. TBMM bu durumu yakından takip ederek Haziran
1927’de, Ağrı’da çıkabilecek isyan ihtimaline karşı 1.400 kişinin aileleriyle,
80 kadar asi ailesinin ve bölgedeki ağır ceza mahkumlarının Batı illerine
nakledilmesini öngördü.


KÖYLÜYÜ
AĞALARDAN KURTARMANIN YOLU: TOPRAK REFORMU


Şükrü Kaya,
toprakla uğraşanların ancak “kara ekmek yiyebilecek halde” olduğunu, bazı
illerin yarısından fazlasında köylünün başkalarının elindeki topraklarda
çalıştığını, bu durumun giderilmesi gerektiğini belirtmiştir. Kaya, “eğer
köylüyü toprak sahibi yapmayacak olursak, bu sanayi fabrikalarını kim için,
hangi pazarlar için kuruyorsunuz” sorusunu ortaya atarak “bizim yaşamamız 13
milyondan ibaret olan köylü tabakasını zengin etmekle ve behemehal kuvvetli
yapmakla kabildir” şeklinde yanıtlamıştır. [4]En fazla üniversiteli oranı,
Alevi nüfusun yoğun olduğu Tunceli’dedir. Aleviler, Cem Evleri’ne Atatürk’ün
resmini de asarlar. Bunlar da Dersin Harekâtı’nın Alevilere yönelik olmadığını
gösterir.

Bugün emperyalizmin tehditlerine karşı dincilik, mezhepçilik, etnikçilik,
bölgecilik gibi kimlik siyasetini dışlayan milli birliğe ihtiyacımız var.

Not: Tunceli’de ağaların isyanını, Atatürk dönemindeki uygulamaları, Tunceli’ye
dair kanunları, Dersim Harekâtı’nı, Doğu’yu topraklandırma ve ağalıktan
kurtarmaya dair kanunları, vb tüm bunların merkezinde yer alan İçişleri Bakanı
Şükrü Kaya üzerinden incelemek isteyenler “Atatürk’ün Bakanı Şükrü Kaya”
kitabımı inceleyebilir.


Tarihçi

MUSTAFA SOLAK


[1] “Alman kanalında skandal yayın”, Aydınlık,
5.12.2019, erişim tarihi 5.12.2019, https://www.aydinlik.com.tr/alman-kanalinda-skandal-yayin-turkiye-aralik-2019-3.


[2] “Cengiz Özakıncı, Alman Devlet Televizyonunun Atatürk’e yönelik Dersim
iftiralarını belgelerle çürütüyor”, Veryansın TV, 8.12.2019, erişim tarihi
8.12.2019, https://veryansintv.com/cengiz-ozakinci-alman-devlet-televizyonunun-ataturke-yonelik-dersim-iftiralarini-belgelerle-curutuyor/
   

[3] TBMMZC, D.4, c.9, s.252; Mustafa Solak, Şükrü Kaya (Atatürk’ün Bakanı),
Kaynak Yayınları, 3. Basım, İstanbul, 2016,, s.224.

[4] TBMMZC, D.4, c.23, s.139.