IRAK SAVAŞI
Irak Savaşı sırasında İngiliz İç
İstihbarat Servisi MI5’ın başkanlığını yapan Eliza Manningham-Buller, o dönemde
Saddam Hüseyin’i tehdit olarak görmediğini söyledi.
İngiltere’nin savaştaki rolünü sorgulayan
Chilcot Komisyonu’na bilgi veren Barones Manningham-Buller, MI5’ın Irak’tan
gelen tehdidi “düşük” olarak değerlendirdiğini, ülkenin İngiltere’yi
hedef alan terör saldırıları yöneltmesi olasılığının da düşük bulunduğunu söyledi.
Eski istihbarat şefi buna karşılık,
İngiltere’nin Irak’taki varlığının ve rolünün, işgali İslam’ı hedef alan bir
saldırı olarak yorumlayan genç Müslüman nesli radikalleştirdiğini savundu.
Manningham-Buller, savaşın El Kaide
lideri Usame Bin Ladin’e Irak’ta Cihad söylemini kullanma fırsatı verdiğinin de
savunulabileceğini belirtti.
Manningham-Buller, Saddam
Hüseyin’in elinde kitle imha silahları olduğunu öne süren tartışmalı dosyayı
hazırlayan Karma İstihbarat Komisyonu’nun üyelerinden biriydi.
Eski istihbaratçı, komisyona
açıklamasında, “Bir savaşa giriyorsanız, elinizde güçlü veriler olması
gerekir” dedi.
Manningham-Buller, pek az kişinin o
dönem eldeki bilgilerin savaşa gerekçe oluşturacak kadar güçlü olmadığını
söyleyebileceğini belirtti.
Üç yıl önce görevden istifa eden
Eliza Manningham-Buller, geçen yıl savaş yüzünden İngiltere’ye yönelik
tehditlerin artacağı uyarısında bulunmuştu.
MI-5’ta göreve 1974’te başlayan ve
teşkilatın başına geçen ikinci kadın olan Manningham-Buller, 2002-2007 yılları
arasında MI5 başkanlığı yapmıştı.
Beşinci soruşturma
Bu, Irak savaşıyla ilgili olarak
ülkede düzenlenen ilk soruşturma değil.
Daha önce de Irak’ın işgalinin farklı
boyutlarına odaklanan dört ayrı soruşturma daha yapılmıştı.
Ancak bu raporlarda özellikle
istihbarat alanında yapılan hatalara dikkat çekilmekle birlikte, hiçbir hükümet
yetkilisi doğrudan suçlanmamıştı.
Bunlardan en çok dikkat çekeni, Hutton Soruşturması‘ydı.
Bu soruşturmayı tetikleyen olay,
savunma bakanlığının Irak konusundaki danışmanı Doktor David Kelly’nin intiharı
oldu.
BBC’nin bir araştırması hükümetin
kitle imha silahları konusundaki bilgileri abarttığına işaret ediyordu.
Kelly haberin kaynağının kendisi
olduğunun ortaya çıkması ardından intihar etmişti. Soruşturma da bu olayda
yetkililerin bir ihmali olup olmadığı konusuna odaklanıyordu.
Bir diğeri doğrudan kitle imha
silahları istihbaratının incelendiği Butler Raporuoldu.
Dışişleri ile Savunma ve İstihbarat
Komisyonları da kendi soruşturmaları ardından raporlar yayınladı.
Bu soruşturma ise geniş kapsamlı
olması ve dönemin yetkililerinin de ifade vermesi nedeniyle öncekilerden
ayrılıyor.
Komisyonun üyelerinin Başbakan
tarafından atanması ve soruşturmanın işgalin uluslararası hukuka uygun olup
olmadığı sorusuna odaklanmaması savaş karşıtlarının eleştirilerine neden
oluyor.
Savaş karşıtları arasında,
öncekilerde olduğu gibi, bu soruşturmada da sorumluların aklanacağı beklentisi
hakim.
Komisyon Başkanı da, bunun bir
mahkeme olmadığının altını çiziyor amaçlarının kimseyi yargılamak değil,
gerçekleri açığa çıkarmak olduğunu söylüyor.
BUTLER RAPORU
İngiltere’de Irak savaşına giden süreçte istihbarat
bilgilerinin nasıl kullanıldığını inceleyen rapor, ekibe başkanlık eden Lord
Butler tarafından açıklandı.
Butler
raporu Amerikan Senatosu İstihbarat Komisyonu’nca yayımlanan ve Irak savaşı
öncesinde ülkenin istihbarat çalışmalarında önemli hatalar işlenmiş olduğunu
ortaya koyan raporu izliyor.
Eskiden
Başbakanlık Müsteşarlığı yapmış olan Lord Butler’ın ekibinde eski bir savunma
yetkilisi, emekli bir diplomat ve üst düzeyde iki siyasetçi yeralıyor.
Soruşturma
aşamasında, ekip, gizli belgeleri inceleme olanağını elde etti, istihbarat
yetkilileri ve üst düzey politikacılarla özel görüşmeler yaptı.
Lord
Butler’a verilen görev, Irak’ın sahip olduğu öne sürülen silahlarla ilgili
bilgilerin ne derece doğru olduğunu belirlemek ve savaştan önce sunulan
istihbaratla, o zamandan bu yana ortaya çıkarılanlar arasında bir tutarsızlık
olup olmadığını saptamaktı.
RAPORUN ANA HATLARI
·
Lord Butler, raporun sunuş konuşmasına,
İngiltere’de istihbarat servislerinde çalışanların cesaretini överek başladı.
·
İstihbarat örgütlerinin elde ettiği
bilgilerin çok önemli ve daha önce hiç olmadığı kadar güçlükle elde edildiğini
belirtti.
·
Lord Butler, Irak’ın kitle imha
silahlarına sahip olup olmadığı konusunun kendi ekibinin değil Irak İnceleme
Grubu’nun görevi olduğunu kaydetti.
·
Raporu hazırlayan ekip İngiltere
dışındaki istihbarat örgütlerinin çalışmalarını incelemedi.
·
Kitle imha silahları ifadesinin ne
anlama geldiği konusunda karışıklık yaşandığını belirten Lord Butler, raporda
bu ifadeyi kullanmak yerine her silahı kendi adıyla kullandıklarını kaydetti.
·
Lord Butler soruşturmasının, 1991’de
Körfez Savaşı’nın bitiminden, Birleşmiş Milletler’in silah denetçilerinin geçen
yılki savaş öncesi Irak’tan ayrımalarına kadar olan dönemde, İngiltere’nin
Irakla ilgili istihbaratını incelediğini söyledi.
·
11 Eylül saldırıları sonrası, diğer
ülkelerde de kitle imha siahlarının yayılmasına yönelik kaygılar artmıştı.
·
Irak’ın diğer bazı ülkelerden daha fazla
tehdit oluşturduğunu gösteren bir istihbarat bilgisi bulunmuyor.
·
Lord Butler, Irak’ın nükleer silahlarını
ve nükleer silah programını yeniden başlatmak istediği yolunda “sınırlı
istihbarat” bulunduğunu söyledi.
·
İngiltere’nin Irak savaşlı öncesi bu
ülkeyle ilgili istihbaratını inceleyen Lord Butler, raporunda, Irak’ın silah
programlarına yönelik değerlendirmeyi eleştirdi. Ancak raporu gören gazeteciler
bu değerlendirmeye karşın, Irakla ilgili istihbarat bilgilerinin çarpıtıldığı
yolunda kanıt olmadığını söylüyor.
·
2002 yılı ilkbahar ve yaz aylarında,
Ortak İstihbarat Komitesi’nin, Irakla ilgili değerlendirmeleri belirginleşmeye
başladı. Daha sonra Irak’ın sahip olduğu öne sürülen kitle imha silahlarıyla
ilgili bir dosya hazırlandı.
·
Irak’ın Afrika’dan uranyum almaya
çalıştığı yolundaki istihbarat sağlam temellere dayanmaktaydı.
·
Irak’ın biyolojik silahlar üretme
çabasında olduğu yolundaki istihbarat bilgilerinin doğru olmadığı anlaşıldı.
·
Lord Butler, istihbaratta yaşanan
sorunlar ve aksaklıkların tek bir sorumlusu olmadığını, hükümetin ise bir
yanlış yönlendirmesinin sözkonusu olmadığını ifade etti.
·
Lord Butler, Irakla ilgili olarak,
istihbarat servislerinin kaynaklarını çeşitlendirmelerine yönelik normal
süreçte, zayıflıklar olduğunu söyledi. Butler bunun kısmen, aktarılan
kaynakların azalması sonrası, istihbarat servislerinde daha az kişinin
çalışmasından kaynaklandığını belirtti. Lord Butler, Irak deneyimi ışığında, bu
sorunun acilen ele alınması gerektiğini vurguladı.
·
Lord Butler, Irak dosyasında belirtilen
sonuçların muhtemelen, bu ülkenin daha önce uluslararası toplumla işbirliği
yapmamasından ve Saddam Hüseyin döneminde Irak’ın silahlarını gizlemesinden
etkilendiğini söyledi. Ancak Butler, istihbarat raporlarının hazırlanışı
sırasında, İngiliz yetkililerin istihbarat bilgilerini kasıtı olarak
çarpıttıkları konusunda kanıt bulunmadığını belirtti.
·
Lord Butler, Saddam Hüseyin’in 45 dakika
içinde kitle imha silahlarını harekete geçirebileceği iddiasının “olağan
dışı zayıf” bir istihbarat değerlendirmesi olduğunu kaydetti.
·
“45 dakika” iddiasının hüükmet
tarafından abartılıp abartılmadığını incelediklerini belirten Lord Butler,
hükümetin böyle bir amaç gütmediği sonucuna vardıklarını söyledi.
·
Lord Butler, “45 dakika” iddiasının
tam olarak ne anlama geldiği belli olmadan hükümetin hazırladığı rapora dahil
edilmemesi gerektiğine inandığını kaydetti.
·
Lord Butler, Irak’ın kitle imha
silahlarını 45 dakikada aktif hale getirebileceği yönündeki değerlendirmenin,
İngiliz hükümetine üçüncü kaynaklardan geldiğini söyledi. Butler, tartışmaya
açık bu iddianın, birçok aracı ile gerçekleşen haberleşmeye yönelik sorunları
ortaya koyduğunu belirtti.
·
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Lord
Butler, İngiliz hükümetinin Irak dosyasındaki değerlendirmelere inandığına
şüphe olmadığını söyledi. Ancak Butler, Ortak İstihbarat Komitesi’nin, Irak’la
ilgili istihbaratın az olduğu yönündeki uyarılarının, dosyaya eklenmemesinin
ciddi bir hata olduğunu belirtti.
·
Lord Butler, İngiltere hükümetinin,
Irak’ın silahlarıya ilgili istihbaratını yakın zamanda gözden geçirmemesinin
kendisini şaşırttığını söyledi. Ancak Butler, Irak savaşı öncesi dikkatlerin,
Birleşmiş Milletler’in silah denetçilerinin çalışmaları ve Irak’ın Saddam
Hüseyin döneminde uluslararası toplumu aldatmasına çevrildiğini vurguladı.
·
Lord Butler, tüm bu süreç içinde
Başbakan Tony Blair’in “iyi niyetten uzaklaştığını” gösteren bir
kanıta ulaşmadıklarını söyledi.
·
Bu raporla yaptıkları değerlendirmenin,
örneğin ABD’de yayımlanan CIA raporu kadar eleştirel olmadığını kabul eden Lord
Butler, buna rağmen, istihbarat örgütlerinin çalışma sistemleriyle ilgili uygun
gördükleri eleştirileri raora yansıttıklarını söyledi.
·
Lord Butler ayrıca raporunda, istihbarat
servislerinin, Saddam Hüseyin yönetimi ile El Kaide örgütü arasında herhangi
bir bağlantı ya da işbirliği tespit etmediklerini belirtti.
HUTTON
SORUŞTURMASI
İngiltere’nin önde gelen yargıçlarından Lord Hutton, İngiliz
Savunma Bakanlığı’nın Irak’taki silahlar konusundaki uzmanı Doktor David
Kelly’nin ölümüyle ilgili soruşturmasının sonuçlarını açıkladı.
Soruşturmanın
merkezinde, BBC’de yayınlanan bir haber vardı.
Haberde, hükümetin Irak savaşı öncesi bu ülkenin kitla imha silahlarına
yönelik istihbarat bilgilerini abarttığı öne sürülmüştü.
BBC haberinin kaynağı olarak, Doktor David Kelly gösteriliyordu.
Lord Hutton soruşturmasında, medyanın talebi üzerine BBC haberinin
kaynağının Doktor David Kelly olduğunun teyit edilmesinde, İngiltere
hükümetinin sinsice bir stratejisi olmadığı sonucuna vardı.
Hutton, Kelly’nin adının, Gilligan’la buluşması sonrası kamoyunda deşifre
olmayacağını beklemenin gerçekçi olmayacağını söyledi.
Ancak Lord Hutton, İngiltere Savunma Bakanlığı’nın, Kelly’nin adının basına
sızması sonrası olayları kontrol edemeyerek hata yaptığını belirtti.
Hutton ayrıca, Doktor David Kelly’nin niçin intihar ettiği üzerinde
tespitte bulunmanın imkansız olduğu sonucuna vardı ancak Kelly’nin, işini
kaybetme ihtimali yüzünden itibarını kaybetme korkusunun ve sorunlarını
paylaşacağı bir kimse bulamamasının, ölümünde etkili olabileceğini söyledi.
Lord Hutton, David Kelly’nin yaşamı boyunca ülkesine sadakatle hizmet
ettiğini vurguladı.
Hutton ayrıca, raporunun içeriğinin, İngiliz the Sun gazetesine sızmasından
üzüntü duyduğunu belirtti.
Lord Hutton, gazete ve haber kaynağı hakkında ne tür bir yasal işlem
başlatılabileceği hakkında görüşler aldığını açıkladı.
EL KAİDE
KURUCULUĞUNDAN İNGİLİZ İSİTİHBARATINA
Eymen Dean El Kaide’nin kurucu üyelerinden. Ancak
1998’te taraf değiştirip İngiliz güvenlik ve istihbarat servisleri için
casusluk yaptı. Peter Marshall’a verdiği mülakatta Bosna ve Afganistan’daki
yıllarını anlattı.
Dean, 1980’lerde Afganistan’daki
Sovyet işgali nedeniyle cihadın asil bir kavram olarak görüldüğü Suudi
Arabistan’da büyüdü. Yugoslavya’nın bölündüğü ve Bosnalı Müslümanların Sırp
milliyetçilerinin tehdidiyle karşı karşıya kaldığı dönemde ergenlik çağındaydı.
İleride El Kaide’nin Suudi Arabistan’daki lideri olacak arkadaşı Halit el
Hac’la Boşnakları savunmak için yola çıktı:
Birkaç hafta öncesine kadar, Suudi
Arabistan’da kafasını kitaba gömen, ‘inek’ diye tabir edilen biriydim. Birden
kendimi elimde bir kalaşnikofla Bosna dağlarını turlarken buldum. Kendimi son
derece güçlü hissettim. Kenarda durup izlemek yerine tarihin yazılmasına
katkıda bulunduğum duygusuna kapıldım.
Aynı zamanda askeri eğitim kamplarına
gidiyor, savaş ve savaş taktikleri hakkında kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek
bir eğitim alıyordum. Üstelik bu eğitimi, farklı milletlerden müslümanlarla
birlikte alıyordum. Amaçları Bosna halkını korumak için cihat yapmaktı. Bu bile
tek başına çok etkileyici bir tecrübeydi.
Bosna savaşının sonuna doğru
yoldaşlarımda bazı değişiklikler görmeye başladım. Hayatta kalanlar, daha batı
karşıtı olmuşlardı. Uluslararası toplumun Bosnalı Müslümanlara komplo kurduğu
hissi hakimdi. En azından böyle bir algı vardı ve bu algıyla batının İslam’la
mücadele ettiğini düşünmeye başladılar. Böylece daha fazla radikalleşildi ve
mücahitler, cihatçılara dönüştü.
Bosna, birçok El Kaide liderinin doğduğu
bir cihat okulu oldu. (11 Eylül saldırılarının mimarı olmakla suçlanan) Halit
Şeyh Muhammed oradaydı. Bosna’ya ileride işine yarabilecek kişileri tespit
etmek için gelmiş gibiydi.
Yanyana oturduğumuz bir düğünde
“Bosna’daki savaş bitiyor. Peki savaştan sonra ne olacak? Oradan oraya
koşup Müslümanları kurtarmaya çalışacağız, sonra da başka birileri mi gelip
bizim emeklerimizin üzerine oturacak? Bu döngüyü kırmamız ve İslam’a hizmet
edecek başka bir cephe bulmamız, Müslüman dünyasında cihat ruhunu canlandırmamız
gerek” diye konuştu.
Sanırım bu konuşma cihatın
müslümanları savunmak yerine başka bir mecraya taşınacağının ilk belirtisiydi.
Kandahar’a gidip Usame Bin Ladin’e
bağlılık yemini etmeye çağrıldım.
Yeni katılan herkesle olduğu gibi Bin
Ladin benimle de başbaşa görüştü. Bana yıllarca güçlük çekeceğimizi ve cihat
davasının onunla başlayıp bitmeyeceğini söyledi.
Yere, yanına yere oturup, elimi
Kuran’a basarak, ‘İyi günde, kötü günde Allah düşmanlarına karşı sizlerle
çarpışacağıma ve komutanlarımın emrine uyacağıma and içerim” diye yemin
ettim.
Eymen Dean, Suudi Arabistan’da din
konularında çok bilgiliydi.
Afganistan’da El Kaide’ye katılanları
İslam’ın temelleri hakkında eğitmek ona düştü:
Radikalleşmenin tek bir yolu yok.
Bazıları cihada katılma kararı almak için yıllarca düşünüyor, bazıları için
birkaç dakika sürüyor. Bunlar azınlıkta ama dini görüşmelere katılanlar, bir
gece alkol almakta oldukları gece kulübünden çıkıp günahlarından arınmak için
doğrudan cihada katılmaya gelebiliyor.
Hepsi şehit olmak ve bir dereceye
kadar günahlarından arınmak istiyordu. Bazıları ‘yoruldum artık, biran önce
şehit olmak istiyorum’ diyordu, bazıları ise şehit olmadan önce mümkün olduğu
kadar çok yaşayıp, Allah düşmanlarına dünyayı dar etmek istiyordu.
1998’de Nairobi ve Darüsselam’daki
Amerikan elçiliklerine düzenlenen saldırılar sırasında Dean Afganistan’daydı.
Bu saldırılarda 12 Amerikalının yanı sıra 240’tan fazla sivilin öldüğünü
öğrendi:
Sanırım korkmaya o zaman başladım.
Daha bu başlangıçsa sonraki hedef ne olacaktı? Arjantin, Güney Afrika ve
Mozambik mi? Amerikalıları Orta Doğu’dan çıkarmak için Afrika’daki
Amerikalılarla mı çarpışacaktık?
Sonra, bir din alimi olarak, herşeyin
meşruiyetinden kuşku duymaya başladım. El Kaide’nin müftüsü sayılan Abdullah el
Mohaca’ya “Bundan hiç şüphem yok ama saldırılarda sivillerin ölmesini
meşru kılan dini gerekçeleri anlatır mısın’ dedim.
Bana “13. yüzyılda çıkan bir
fetva var. Düşman sivilleri insan kalkanı olarak kullanırsa sivilleri öldürmeyi
meşru kılıyor” dedi. Gidip o fetvayı buldum, Moğol saldırıları sırasında
ancak kendi canın tehlikeye girecekse yapılmak üzere çıkarılmış bir fetvaydı.
Nairobi ve Tanzanya’daki durumla hiçbir benzerliği yoktu.
Dean tedavi için bir Körfez ülkesine
gitmiş ve dönmemeye karar vermiş. Ama onun yerine kendini İngiliz istihbarat
servisi MI6’in elinde bulmuş.
Dört yıllık cihatçılıktan sonra
Londra’da yedi ay boyunca ifade vermiş. Sonra “Afganistan’a gidip, bizim
için çalışır mısın” diye sorulunca tereddütsüz “evet” demiş.
Daha sonra planlanan birçok
saldırının ortaya çıkarılmasında rol oynamış. Bir Amerikalı yazar tarafından
kimliği deşifre edilince işine son vermek zorunda kalmış.