Yayınlandı: 17.02.2022 19:40
Güncellendi: 18.02.2022 17:34

KOMPLO TEORİLERİ : HEPİMİZİ ÖLDÜRMEK İSTİYORLAR !!!!

Değerli Üyeler,

Grupta yayınlanan bu yazıda, kesin tespit gibi sunulan ifadeler, dipnot olarak herhangi bir kaynak belirtilmediğinden bana göre komplo teorileri olarak nitelendirilebilecek evsaftadır. Bu nedenle, yazı ile ilgili ek bilgi taleplerimi yazının içine “kırmızı” ile ekleyip, bilgilerinize sunuyorum.

Umarım, yazarı bizleri açıklayıcı bilgilerle aydınlatır.

Saygılarımla,
HAluk Dural
Milli Merkez Genel Sekreteri

***
HEPİMİZİ ÖLDÜRMEK İSTİYORLAR
_____

Dünyada kapitalizm çöküyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel “Kimse Dünya’ya yarım yüzyıl daha barışın hakim olacağına inanmamalı” dedi. Ne zaman, kime söyledi?

Bir senaryoya göre (Hangi senaryo, kim ve ne zaman yazmış? İçeriği ne?) mali krizler nedeniyle Dünya ülkeleri yedi yıl içinde birbirleri ile savaşmaya başlayacak.

Son 15 yıldır bilim insanları;(Hangi bilim insanları?)
Bilinçli ve planlı bir şekilde dünya nüfusunun kontrol edildiğini ama bunun yeterli olmadığını, gezegenimizin varlığını devam ettirmesi için 2025 yılına kadar dünya nüfusundan hızlı bir şekilde en az 1 Milyar insanın eksilmesi gerektiği fikrini savunuyorlar. (Bu fikirlerini nerede savunmuşlar, kanıtları ne?)

PEKİ BU ÖNGÖRÜLER NE KADAR DOĞRU?

SON 50 YILDAKİ TUHAF GELİŞMELER. HASTALIKLAR

√ AIDS yada HIV ilk kez 1981 yılında keşfedildi ve o zamandan beri tüm dünyada yaklaşık 25-30 milyon kişiyi etkisine aldı. HIV virüsünün nerede başladığı ise hala belirsiz. (İlk defa 1981’de New York ve Kaliforniya’da tespit edildi, Batı Afrika’da Ekvator’a yakın bölgelerdeki şempanzelerde tespit edildi)

√ Ebola virüsü, 1970’lerin ortalarında Orta Afrika’da birdenbire ortaya çıkan salgınlardan biri. Hastalığın tedavisi için etkili bir ilaç veya aşısı yok.

√ Tüberküloz yeniden hortladı. Her yıl milyonlarca insanın bu hastalığa yakalanıyor. Salgın çok ilginç bir şekilde nüfusu hızla artan ülkelerde ortaya çıkıyor. Son 60 yılda 70 milyon kişi bu hastalığa yakalanarak öldü. (Veremin kökü kazındığı için artık ilkokullarda çocuklara verem aşısı yapılmıyor. Bu nedenle genç nesillerde vereme karşı antikor bulunmuyor.)

√ Tifüs salgını, 2’inci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı. (Yanlış en yaygın Tifüs salgını Birinci Dünya Savaşı döneminde görülür. Tifüs bakterileri bitler tarafından taşınır ve temizlik olmayan ortamlarda yaşayanla, örneğin savaşlarda yıkanamayan askerlerde, görülür. Bit mücadelesi ile hastalık önlenir) Sonraki 10 yıl içinde 13 milyon kişinin canını aldı. Salgının üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen bugün hala Afrika ve Asya’nın dağlık bölgelerinde tifüs hastalığı görülmekte.

Özellikle aşırı nüfusa sahip ülkelerde ve mülteci kampları gibi yerlerde aniden salgın olarak birden bire karşımıza çıktı.

√ İspanyol gribi ya da İspanyol nezlesi (H1N1) olarak tanınan salgın, ilk kez 1918-1920 yılları arasında ABD’nin New Mexico eyaletinde tespit edildi. Hastalık, 18 ay içinde 50 ile 100 milyon arası insanın (O dönemde yaşayan nüfusunun %5’i) ölümüne sebep olarak insanlık tarihinin bilinen en büyük salgını oldu. Amerika’nın yerli halkı (Kızılderililer) bu salgında neredeyse yok olma riski ile karşı karşıya kaldı. (Yanlış, Amerikan Kızılderilileri, sömürgeci Avrupalıların bilerek ve kasten getirdikleri Çiçek virüsü bulaştırılmış battaniyeleri kullandıktan sonra kitlesel soykırıma uğradılar) Diğer devletlerin salgından bahsetmesi yasaklanarak sansürlendi. Grip virüsünün İspanyol adını alması ise haberi yapan ilk ülkenin İspanyol basını olmasından kaynaklandı.

√ SARS (Akut Solunum Yolu Sendromu-Severe acute respiratory syndrome) alarmı, 2000’lerde hayatımıza girdi. Hong Kong’da başladı.

Salgın bir kaç hafta içinde 37 ülkeye yayıldı. SARS son zamanların en korkutucu salgınları arasında ve Virüsün kaynağı bilinmemekte.
Hastalığın bir tedavisi yok. (Haslığın tedavisi var, aşısı yok. Tipik ve atipik pnönomi-zatürre belirtilerine yönelik kullanılan antibiyotikler, Antiviral ajanlar, Kortikosteroid ve intravenöz ribavirin, Akut solunum güçlüğü sendromu (ARDS) görülen hastalarda ise kandaki düşük oksijen seviyesini yükseltmek amacıyla entübasyon ve mekanik ventilasyon yöntemlerine başvurulabilir.)

√ Kuş gribi Uzak doğu Asya’da kuşlar ve kümes hayvanları arasında başlayıp insanlara geçen ve kitlesel ölümlere neden olan(H5N1) virüsünün neden olduğu hastalık.

Tüm bilimsel gerçekleri alt üst ederek, mucizevi bir şekilde Mutasyon geçirdi.
Bir tür grip virüsü ve evrimin temel kurallarına tamamen aykırı.
Bu yüzden SARS gibi laboratuvar ortamında yaratıldığı neredeyse kesin.
Tedavisi yok ve kontrol altına alınması ancak kanatlıların itlaf edilmesiyle mümkün.
Bu yöntem ekolojik dengenin bozulmasına sebebiyet verirken, insan ırkının varlığını da tehdit ediyor.

√ Deli dana (İngiltere’de ortaya çıkan bir beyin zarı iltihabı hastalığı, tedavisi yok, yaygın değil, ülkemizde görülmedi), kırım Kongo virüsü taşıyan kene vakaları ülkemiz başta olmak üzere Asya kıtasında birden bire ortaya çıkarak paniğe ve çok ciddi ekonomik kayıplara sebebiyet verdi. (Kanamalı Kırım Kongo-KKKH hastalığı ilk defa 12. Yüzyılda Tacikistan’da ortaya çıkmış, ülkemizde ise 2002 yılında görülmüştür. Bu tarihten önce özellikle kırsal kesimde yaşayanlarda görülen ken ısırmalarında böyle bir hastalık görülmemiştir. 2002 yılında Küre dağlarında izinsiz kamp yapan bir İsrailli grup, yapılan ihbar üzerine Jandarma tarafından yakalanmış ve daha sonra sınırdışı edilmiştir. KKKH ülkemizde ilk defa bu olayı takibeden yıllarda bu yörelerde görülmüştür.)

Bu anlattıklarımız son 50 yılda dünyada görülen ve yüz milyonlarca hayata son veren virüslerin neden olduğu hastalıklardır.

Her bir hastalığın bilimsel olarak açıklanamayan sırları bulunmaktadır. Özellikleri farklıdır. Ama bütün bu virüs türlerinin herkesten gizlenen ve hepsinde var olan bir de ortak özelliği bulunmaktadır.

Tüm bu virüslerin neden olduğu ölümlerde yaşlıların 1. Sırada olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Virüsler hedef olarak inanılmaz bir şekilde çocukları ve gençleri seçmiş.
Bir popülasyonu yok etmenin en etkili yolu başka ne olabilir ki?

SAVAŞLAR
Şimdi 20 yüzyılda insan eliyle işlenen cinayetlerin, kronolojisine bir bakalım.

Din, mezhep, ırkçılık faaliyetlerinin neden olduğu iç savaşlar ve devletler arası anlaşmazlıklardan dolayı baş gösteren savaşlar da hayatını kaybeden insan sayılarını gösteren istatistiki veriler şu şekilde;

√ Birinci Dünya Savaşı’nda yaklaşık 13 ila 15 milyon, (Esas itibariyle İngiltere ve Fransa ittifakı Almanya ve Osmanlıya karşı savaş çıkardı)
√ 1918-1922 yılları arasındaki Rus iç savaşında 12,5 milyon,
√ 1909-1916 yılları arasında Meksika iç savaşında 1 milyon,
√ 1936-1939 yılları arasındaki İspanya iç savaşında 600 bin, (Alman Hitler rejiminin desteklediği faşistler-Amerikan petrol şirketleri akaryakıt sağladı, cumhuriyetçilere karşı savaştı)
√ 1914 öncesi çeşitli sömürge müdahalelerinde yaklaşık 1,5 milyon (Sömürgeciler; İngiltere, Fransa, İspanya, Portekiz, Hollanda, Belçika insanlık suçları işlediler)
√ İkinci Dünya Savaşı’nda yaklaşık 65-75 milyon
√ Sadece Irak’da DİN ve MEZHEP çatışmaları yüzünden son 10 yılda 1 Milyon (Irak’ta ABD ve İngiltere “Saddam’ın kitle imha silahı var” yalanını söyleyip, Irak’a saldırıp milyonlarca insanı öldürdüler)

1945’ten 2019 yılına kadar olan çatışma ve savaşlarda yaklaşık 65 milyon, insan katledildi.
20 yüzyıldaki savaş ve çatışmalarda yaklaşık 163 milyon ila 166 milyon arasında insan öldürüldü.

İkinci Dünya savasından sonra; İran-Irak (ABD kışkırtması), Sudan-Darfur (ABD Darfur’daki petrol sahalarına el koymak için saldırdı), Arap-İsrail (ABD, İngiltere ve Fransa’nın desteklediği İsrail’in Arap topraklarında genişlemesi nedeniyle çıktı), Afganistan-Sovyetler, Tibet-Çin, Çeçenistan-Rusya (Sibirya’dan gelen petrol boru hatlarının kavşak noktası olan Çeçenistan’da ABD, İngiltere kışkırtması, Suudilerin mali desteği ile iç savaş çıkartıldı) savaşları ile Sudan, Kolombiya, Ruanda, Kongo, Cezayir, Vietnam, Keşmir, Kamboçya, Suriye, Irak, Libya, Afganistan, Nikaragua, Lübnan, Doğu Türkistan, Bosna-Hersek ve Kosova iç çatışmalarında ölen insan sayısı 95 milyonun üzerinde…

İlginç olan bir detay ise;

Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya bütün bu savaşlarda karşı saflarda yer almış ama buna rağmen hiçbir şekilde birbirleriyle savaşmamışlar ve hatta ciddi manada savaşın eşiğine dahi gelmemişler. (Çünkü her iki devlet nükleer silah sahibi olduğundan aralarında çıkacak bir savaş tüm dünyanın sonu olur, onun için bu savaşmama durumuna “dehşet dengesi” denir)

1962 yılındaki Küba krizinden 30 yıl sonra dönemin Birleşik Devletler savunma bakanı olan Robert Mc Namara’nın anılarında “Dünyanın adrenalini artırarak güzel bir aktivite gerçekleştirdik” diyerek dile getirmesi Küba krizinin de senaryodan ibaret olduğunun açık ve net itirafı gibi.

Bu katliamların başlamasındaki en büyük etken ise bu ülkeleri yöneten liderlerin hastalıklı bir psikoloji ile Din, mezhep ve ırkçı politikaları dayatmasıdır.

ASYA NÜKLEER SİLAH DEPOSU
Temmuz 1968 :
Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) Amerika ve Rusya’nın öncülüğünde Büyük Britanya da dahil olmak üzere hazırlandı. Antlaşma Nükleer Silahların Yayılmasını önlemeye yönelikti. Antlaşmaya göre nükleer silahlara sahip ülkeler bulundurdukları nükleer güçleri başka devletlere nakletmeme ve başka devletlere nükleer program gelişiminde yardım sağlamama, engelleme, gerekirse askeri müdahalede bulunma şartını getirilmişti. 1970 yılında yürürlüğe girdi ve 1986 yılında ise 186 ülkeden fazla ülkenin imzası ile kabul edildi. (İsrail imzalamadı)

Ama ne gariptir ki bu antlaşmadan sonra Dünya nüfusunun 3/2 ni üzerinde barındıran Asya kıtası adeta bir nükleer silah deposuna çevrildi. (Bunda bir gariplik yok. ABD tehdidine maruz ülkeler, bilim ve teknolojik ilerlemeler kaydederek, nükleer silah üretip, dokunulmazlık sağladılar)

Hindistan, Kuzey Kore, Pakistan, Çin, İran ve İsrail (1968’den önce AND’nin verdiği nükleer hammadde ve teknik yardım ile atom bombası ürettiler) bir şekilde bu silahlara sahip oldular. Antlaşmanın mimarı olan devletler karşı çıkmadılar. Engellemeye yönelik hiçbir yaptırımda bulunulmadığı gibi nükleer güce sahip süper devletler bir şekilde destek sağladılar.

NE YAPILMAK İSTENİYOR?

KİTLESEL ÖLÜMLER İSTENİYOR

Evet hepimizin ölmesi isteniyor. (Kim istiyor? Kimliği belirsiz Dıj Güçler mi?
Zengin su kaynakları, verimli topraklara sahip olan ülkeler özellikle hedef seçilmiş durumda ve hakim güçler (Kim bu hakim güçer?) Asya kıtası nüfusundan en az 1 MİLYAR insanın eksilmesini istiyor.
Tüm bilimsel araştırmaların (Hangi bilimsel araştırmalar?) ortaya koyduğu gerçek şu şekilde;

“Dünya gezegenindeki yaşamsal kaynaklar hızla tükeniyor”
200 yıldan kısa bir sürede nüfusu 1,5 milyardan 7,5 milyara yükselen bir gezegende yaşıyoruz. Bundan yaklaşık 40 yıl sonra dünya üzerinde 9,5 milyar insan popülasyonu olacak.

Gelecekte yaşayacağımız tek sıkıntının petrolle ilgili olmayacağı çok net ve çok açık.
Tüm kaynaklar konusunda sıkıntı çekeceğimiz ve bu kaynaklar için birbirimizi öldüreceğimiz günler çok yakın.

Gezegenimiz yok olmaktadır. Bu trajik durumun insan ırkının sonunu getirmesi kaçınılmaz.
Birdenbire ortaya çıkan virüsler ve savaşlar nedeniyle sağlanan insan kayıpları gezegenimizin felaket sürecini yavaşlattı. Ama kesin bir çözüm sağlamadı. Bilim insanlarına (İnsanları yaşatmak yerine 1 milyar insanı öldürmek isteyen bu faşist bilim insanları kimler?) göre Dünya gezegeninin varlığını sürdürebilmesi için minimum 1 Milyar insanın daha 2025 yılına kadar ölmesi gerekiyor. Bu insanlığa ekstradan 300 yıl kazandıracak.

Asya kıtasının Dünya nüfus artışındaki payı ℅ 80 dir. Daha basit bir anlatımla hakim güçlere (Kim bu ahkam kesen hakim güçler?) göre bu kıta sorunların kaynağıdır.

Bugün itibarıyla tüm şartlar oluşturulmuş psikolojik sorunları hastalık düzeyinde olan kişiler Asya kıtasında hedef ülkelerin liderleri olarak göreve getirilmişlerdir.

NE OLACAK?
Plan kusursuz bir şekilde uygulanıyor.

Dünya tarihinde bugüne kadar 3 Milyar 600 milyon insan Din ve ırkçı politikalar sebebiyle çıkan savaşlar sonucunda hayatını kaybetti.

Türkiye Cumhuriyeti mevcut yönetimle bu olası savaşın dışında kalmak bir yana, muhtemelen 3. Dünya savaşının fitilini ateşleyen ülkesi olacak. (Bu dehşetengiz tahmini hangi sapık yapıyor?)

AKP bu planın bir parçası olarak tasarlanmış ve hakim güçler tarafından iktidara getirilmiş bir siyasi oluşumdur.

BU PLANDA HİÇBİR ŞEY ŞANSA BIRAKILMADI

MHP VE AKP
Birbirine tamamen zıt iki siyasi görüş.
İslamiyet ırk ayrımını şiddetle reddediyor.
Ümmetçi AKP tüm politikalarını DİN üzerine kuruyor.
9 ışık doktrinini ilke edinmiş MHP ise 1. sırada “Milliyetçilik” diyor
Ama gelin görün ki her nasıl oluyorsa oluyor ve taban tabana zıt olan bu iki siyasi oluşum el ele, omuz omuza birlikte hareket edebiliyorlar.
Tuhaf değil mi?
Baştan aşağı kusurlu olan bu birliktelik, emperyalistler (Kim bu emperyalisler?) tarafindan tasarlanan kusursuz bir planın parçası olarak efendilerinin amacına hizmet etmektedir.

Herkes Bilsin ki:
Müslim Gayrimüslim, Deist Ateist, sağcı solcu, çocuk yaşlı demeden hepimizi yok etmek istiyorlar.

Saygılarımla
Mart 19, 2019
Temel Sağıroğlu <www.turkishnews.com/tr/content/category/yazarlar/temel-sagiroglu/> , Türkiye <www.turkishnews.com/tr/content/category/haberler/turkiye-turkce/>