
Değerli Yurtseverler Merhaba,
ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’nda, Türkiye ve Dünya Gündemine ilişkin mevzuları Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, İnternet Andıcı gibi yerel davaları, Çeşitli lokal ve uluslararası siyasi meseleleri, MİT, MOSSAD, SHIN BETH, CIA, NSA, FBI, BND, DGSE, MSS, MI 5, MI 6, FSB, Muhaberat, SAVAMA, SAVAK gibi gizli servislerin bilgi ve haberlerini, Farklı farklı Komplo Teorilerini, Türk ve Dünya Tarihi ile ilgili önemli makaleleri, Birbirinden eğlenceli ve komik video, resim, karikatür ve fıkra’ları, Reenkarnasyon, Teknik Takip, HAARP, Zihin Kontrolü, UFO’lar gibi gizem dolu ama merak edilen konuları, PKK, IŞİD (DAEŞ), DHKP-C, TİKKO, MLKP, İBDA-C, HİZBULLAH, FETULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜ (FETÖ), EL KAİDE, EL NUSRA, BOKO HARAM gibi terör örgütleri ile ilgili güncel bilgileri ve bu konuda grubumuzun yaptığı çalışmaları ve kampanyaları, Yeni Dünya Düzeni (NWO), İLLUMİNATİ, KÜRESEL ÇETELER, KÜRESEL DERİN DEVLET, GLADYO, TAVISTOCK ENSTİTÜSÜ, BİLDERBERG, CFR, SCULL AND BONES (KURU KAFALAR) ÖRGÜTÜ gibi komplo teorisi tarzındaki önemli araştırma yazılarını, Çeşitli konularda ANKET’leri, Milli meselelere ilişkin Kampanyaları paylaşıyoruz.
ÖZEL BÜRO GRUBU, başta PKK olmak üzere tüm terör örgütleri, Sözde Ermeni Soykırımı, Yolsuzluk ve Usülsüzlükler, Kara Para Araştırmaları, Kıbrıs Sorunu, Kürt Sorunu gibi konularda aktif çalışan ve bu kapsamda resmi güvenlik kurumlarına hizmet eden bir güvenlik platformudur. Türkiye’de kendi konusunda faaliyet gösteren tek istihbarat grubudur.
Araştırma & Arşiv seti olarak paylaştığımız konular şunlar;
· Elektronik ve Dijital Güvenlik, Teknik Takip,
· SIG-NET, SIG-INT, HUMINT, Agent Network, OSINT, IMINT, MASINT,
· ECHELON & Carnivera & Promis & Dig-Int & KEYSMART, MicroWave, Enfopol,
· EDG : Elektro Manyetik Dinleme, Tempest, TETRA, QEEG
· Uzaktan Zihin Kontrolü, NöroPsikolojik Checkup ve Zihin Haritalama,
· Targeted Individuals, Electro-Magnetic Surveillance, Telegram, MK ULTRA,
· Tavistock Enstitüsü, CFR, BİLDERBERG,
· Uydu haberleşme sistemleri, Project L.U.C.I.D., UKUSA,
· Nüfuz Casusluğu, Sanayi ve Teknolojik Casusluk,
· Dijital iletişim, GPS & GPRS sistemleri,
· Elektro-Manyetik istihbarat ve iletişim sistemleri,
· Gizli Askeri Teknolojiler, Askeri istihbarat teknolojisi, İnsansız Hava Araçları (İHA),
· Psikolojik Savaş ve Teknolojisi, Uluslararası Gizli Topluluklar,
· Derin Devlet ve Terminolojisi, Lokal ve Global Terörizm,
· Anti-terör kontrol ekipmanları, Psikoloji ve istihbarat alanında kullanımı,
· Lokal ve Global istihbarat servisleri, Küresel Güvenlik ve Strateji Kurumları, İlluminati,
· Finansal suçlar ve kontrol mekanizmaları,
· Temel istihbarat prensipleri ve terminolojisi,
· Dijital sabotaj ve suikast ekipmanları,
· Suçla mücadele teknikleri, Kontr-Espiyonaj techizatı,
Sıklıkla paylaştığımız konulardır.
Bizi takibe devam edin !!!!

FETÖ ÖRGÜTÜ ARAŞTIRMA & ARŞİV SETİ İLE İLGİLİ DETAY BİLGİ AŞAĞIDADIR !!!
Değerli Yurtseverler FETÖ nedir?
FETÖ, kelimesinin açılımı Fetullahçı Terör Örgütü’dür. Paralel çetenin resmi belgelere girmiş haline denilmektedir.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü hazırladığı bir fezlekede “paralel devlet yapılanması” ifadesinin yanı sıra ilk kez “Fethullahçı Terör Örgütü” (FETÖ) ifadesi kullanmıştır.
Örgütün en önemli hedefinin, yasal veya yasa dışı dinleme, izleme, raporlarla elde ettiği bilgileri tehdit-şantaj olarak kullanmak ve Türkiye’de devletin bütün anayasal kurumlarını, güvenlik birimlerini, mülki ve adli yapısını ele geçirmek, aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük, etkili bir siyasi ve ekonomik güç haline gelmek olduğu anlaşılmaktadır” denilmiştir.
Fethullah Gülen’in öz geçmişi ve faaliyetlerine yer verilen, bu kişinin görünen ve örtülü olmak üzere iki temel amacı bulunduğu anlatılan fezlekede, “Örgüt tabanına ‘İlay-ı Kelimetullah’ gayesi ile hareket edildiği, Türkiye ve Türk coğrafyası başta olmak üzere ahlaklı toplum yetiştirme arzusunda olunduğu vurgusu yapılmakta ise de asıl amacın Türkiye’de devletin bütün anayasal kurumlarını, güvenlik birimlerini, mülki ve adli yapısını ele geçirmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili bir siyasi ve ekonomik güç haline gelmek olduğu söylenmiştir.
Gülen’in ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflere ulaşmanın yıpratıcı olacağını teşhis ettiği ve bu nedenle mevcut sistemi yıkmak yerine, devlet modeline uygun bir örgütlenmeyle devlete alternatif bir sistem kurmayı hedeflediği belirtilerek, kamuoyunda örgüt için daha çok “paralel devlet yapılanması” ve “F tipi örgüt” kavramlarının kullanılmasının temel nedeninin de bu olduğu öne sürüldü.
Gülen liderliğindeki örgütün bilinen yasa dışı örgütlerden çok daha sıkı bir hiyerarşik yapılanması bulunduğu, ona doğrudan bağlı “Tayin Heyeti”, “İstişare Kurulu”, “Mollalar Grubu” ve “Meclis” olarak adlandırılan birimlerin yer aldığı, örgütün üst organlar olarak bu birimler tarafından idare edildiği aktarılan fezlekede, “Meclis’te alınan kararlar, meclis üyesi olan örgüt mensuplarınca silsile yolu ile en alt birimlere kadar iletilmektedir.
Bu talimatlar hiyerarşi içerisinde yer alan ‘dünya imamı, coğrafi bölge imamı, ülke imamı, bölge imamı, il imamı, ilçe imamı, semt imamı, mahalle imamı, ev imamı, serrehberler, belletmenler, öğrenci ve cemaat mensupları’ tarafından gizliliğe, istihbarata ve sır saklamaya özen gösterilerek koşulsuzca yerine getirilmektedir. Ayrıca örgütünmali kaynaklarının ne şekilde kullanılacağını ‘mütevelli heyeti’ belirlemektedir” ifadeleri kullanılmıştır.
Konya’da yürütülen Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturmasında bilgi sahibi olarak ifadesine başvurulan kişiler, örgütün yapılanmasını anlattı.
İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin, FETÖ’ye finans sağlayan, örgütün faaliyetlerine iştirak eden kişilere yönelik başlattığı soruşturmada bilgilerine başvurduğu kişilerin ifadeleri, örgütün yapısını ortaya çıkardı.
Örgüt içinde yıllarca çeşitli pozisyonlarda görev yapan ve itirafçı olarak bilgisine başvurulan A.K, yurt dışına gidecek öğrencilere, “Sigara içiyor musun?”, “Namaz kılıyor musun?”, “Fetullah Gülen‘i tanıyor musun?”, “Kaç eserini okudun?”, “Üniversiteyi okuduktan sonra okuduğun ülkede kalıp cemaate hizmet eder misin?” gibi sorular yöneltildiğini söyledi.
TELEFON, BATARYA VE SİM KARTLAR BALKONA BIRAKILIYORDU
Kaldığı ev abisinin namaz ve dini bilgi konularında çok zayıf olduğunu, evde hiç Kur’an okunmadığını, hadis ve benzeri dini konuların konuşulmadığını belirten A.K, “Varsa yoksa Fetullah Gülen kitapları ve sohbet CD’leri vardı. Bol bol cemaate ait dergi ve gazeteler okunuyordu. Buradakilerin söyledikleriyle yaptıkları birbiriyle uyuşmuyordu.” dedi.
Konya’da FETÖ’nün evinde kalan öğrenci grubuna “Kon kon” olarak hitap edildiğini, Ahmet Çakılcı isimli kişinin de gruba “model” olduğunu aktaran A.K, Çakılcı’nın 2-3 günde bir eve geldiğini ve yanında polislik, askeri okullar sınavına girecek 5-6 kişiyi getirerek, grup halinde görüşmeler yaptıklarını anlattı.
Bunun yanı sıra söz konusu kişinin kentteki en önemli iş adamlarına sohbetler düzenleyip, FETÖ’ye “burs, himmet, kurban, bağış” gibi isimler altında yardımlar topladığını vurgulayan A.K, “Özel görüşme olduğu zaman telefonlar, bataryalar ve sim kartlar poşetlerin içinde balkona bırakılırdı. Bu şekilde cemaatin çok önem verdiği tedbir ve gizlilik ön planda tutuluyordu.” ifadelerini kullandı.
KAMUFLE OLMALARI İÇİN “NAMAZ KILMALARI İSTENMİYORDU”
A.K, çay vermek için girdiği özel odada öğrencilerle yapılan bazı konuşmalara şahit olduğuna işaret ederek, şöyle dedi:
“Ahmet abi, görüşme yaptığı öğrencilere, ‘Sizin asker olmanız lazım. Bugünden itibaren Sabah Dershanesi’ni bırakacaksınız. Askeriye ve polis içerisinde çok hain var. Sizin gibi dindar ve bizden olan insanların buralarda olması lazım. Hainlerin polis ve asker içerisinden temizlenmesi lazım. Aman dikkat edin, ailenizi de çağıracağız, onları da ikna edeceğiz. Anneniz, babanız çok dini şeylerde bulunmasın. Sizler de namazı falan bırakın ki tam anlamıyla kamufle olun. Fetullah Gülen hocamıza ve cemaatimize uygun şekilde hizmet edin oralarda. Hiç korkmayın, içeriden mülakatlarda size yardımcı olunacak. Sizin isimleriniz gitti, her şey hazır. Şerefli birer asker, polis olacak ve cemaatimize hizmet edeceksiniz. Şu anda o ağabeyleriniz nasıl hizmet ediyorsa, siz de devlette önemli konumlara geldiğinizde aynı şekilde altınızdaki kardeşlerinize hizmet edeceksiniz’ diyordu. Bunları duyunca şok geçirdim.”
FETÖ elebaşı Gülen’e ait olmayan kitapların girişine izin verilmeyen evlerde bazı kişilerin takma isim kullandığını ifade eden A.K, önceden belirlenen öğrenci listesinin de FETÖ’ye kazandırılması için maddi manevi konularda sorumluluk verilen kişiye yardımcı olunduğunu bildirdi.
“ÖRGÜT NEREYE İSTERSE KPSS İLE ORAYA ATANIYORLARDI”
FETÖ’nün gazete ve dergilerine abone olunması, yakın tanıdıklardan burs bulunmasına teşvik edildiklerini anlatan A.K, şöyle devam etti:
“Benimle cemaate ait öğrenci evlerinde kalan, cemaatin kontrolü ve idaresindeki tanıdığım birçok arkadaşım hem devlet içerisinde hem de cemaat içerisinde yüksek mevkilere gelmeye başladı. Cemaat çığ gibi büyüyordu. Katılım had safhaya ulaşmıştı. Bir kişi Sabah Dershanesi Akademi Şubesinin Müdürlüğünü yapan Hüseyin Cantürk’e gelerek, ‘Hüseyin hocam, fazla zamanınızı almayacağım. Yukarıdan talimat var. Konya imamı Ahmet abinin isteği, sizin KPSS’ye girip Milli Eğitime öğretmen olarak, hatta ve hatta evinizin dibindeki Selçuklu Rehberlik ve Araştırma Merkezi’ne (RAM) atanmanız isteniyor’ dedi. Hüseyin Cantürk bu duruma şaşırdı ve ‘Tabi efendim ama bu nasıl olacak? Benim yaşım 38. Bu yaştan sonra ben nasıl yaparım? KPSS zor bir sınav, nasıl olacak, hem benim maddi durumum da iyi, ne gerek vardı?’ dedi. Bu söylemler üzerine odaya gelen kişi, ‘Hüseyin abi bizde sorgulanmaz, ne görev verilirse o yapılır. Derhal bu işe odaklanın, biz yukarıdan da yardımcı oluruz sana’ dedi. Şubemizde kurs gören öğrenciler de dahil olmak üzere aralarında en çok puanı alan kişi Cantürk oldu. Denildiği gibi Cantürk, RAM’a atandı ve bıyıkları kesti.
Değerli Yurtseverler,
Bu örgüt öyle ilginç bir örgüt ki bilinen hiçbir terör örgütü motifine benzemiyor. Çevrenizde gayet mülayim, gayet efendi, çalışkan ve işi düzgün birinin bile örgüt üyesi/sempatizanı olabilme ihtimali var. Mesai arkadaşlarınız içinde, komşularınızın içinde, yakın çevrenizde hatta ailenizde bile örgütle irtibatı olan yada en azından sempatisi olan kişiler olabilir. Örgüt hakkında bugüne kadar binlerce yazı ve video paylaştık. Hepsini bloglarımızdan ve www.ozelburoistihbarat.com sitemizden okuyabilirsiniz. Ancak ben bunları tek tek girip okuyamam derseniz bu dvd seti ile hepsini toplu olarak alıp inceleme imkanınız var. Bu dvd setinde FETÖ hakkında çok az bilinen gerçekleri okuma ve izleme şansına sahip olacaksınız. Çok kapsamlı bir settir. Örgütü merak edenlere özellikle tavsiye ederiz.

FETÖ ÖRGÜTÜ DVD SETİ’ni dikkatinize sunuyoruz.

KOMPLO TEORİLERİ ARAŞTIRMA & ARŞİV SETİ İLE İLGİLİ DETAY BİLGİ AŞAĞIDADIR !!!
Değerli Yurtseveler,
Günümüzde etrafımız komplo teorilerinden geçilmiyor. Eskiden bilgiye ulaşmak için çabalarken artık her gün bize ulaşan bilgi dalgalarında gerçeği sahtesinden ayırmak için uğraşıyoruz. İnternette sıkça gördüğümüz “Prenses Diana’yı İngiliz gizli servisi öldürdü” ya da “Amerikalılar aslında aya gitmediler” gibi iddialar hala etrafta uçuşur durur. ÖZEL BÜRO ekibi olarak bu sefer de komplo teorilerini irdeliyoruz. Komplo teorileri nedir, nasıl ve neden ortaya çıkarlar, ne kadar etkili olurlar, paranoya ya da şüphecilikten farkları nedir, DVD setinde hepsini sizin için araştırdık.
Komplo Teorisi Ne Demek?
Önce kısaca ‘komplo‘ ve ‘teori‘ kelimelerine bakalım. Komplo kelimesi, dilimize geçtiğimiz yüzyılın başında, Fransızca’da küçük entrika anlamına gelen ‘complot‘ kelimesinden geçmiş. Bugün bu kelimeyi “gizli tertip” anlamıyla kullanıyoruz. (Eski milletvekillerinden Şevki Yılmaz’ın meşhur “bana komple yaptılar” sözü, kelimenin yanlış telaffuzunun örneğidir, sizi yanıltmasın:-)
‘Teori‘ kelimesi de yine aynı dönemde aynı ülkeden ithal. Fransızca orijnali ‘théorie‘ olan kelimenin Türkçe’de iki temel anlamı var. İlki, ‘bilimsel teori’ dendiğinde kastedilen anlam, yani geçerliliği ve güvenilirliği bilimsel yöntemlerle gösterilmiş olan, iç tutarlılığı bulunan bilgiler ve açıklamalar bütünü. Mesela ‘Einstein’ın İzafiyet Teorisi’ ya da ‘Newton’un Yerçekimi Teorisi’ gibi.
Bunun yanı sıra ‘teori’ kelimesinin akademik ortamların dışında kullanılan ikinci bir anlamı var: Daha çok gözlem ve akıl yürütmeye dayanan, bilimsel olarak test edilmemiş öznel varsayımlara ve iddialara da teori deniyor. Bir başka deyişle, bilimsel yöntemde ‘hipotez’ olarak adlandırılan adıma halk arasında daha çok teori deniyor. ‘Komplo Teorisi‘ dediğimizde kullanılan anlamı bu ikincisi.
Bir komplonun ortaya çıkması için iki ya da daha fazla sayıda kişinin yasadışı ya da haksız bir eylem için gizlice anlaşmış olmaları gerekir. Gerçekten olmuş ya da olmamış böyle bir gizli anlaşma hakkındaki ispatlanmamış önerilere komplo teorisi diyoruz. Bir başka deyişle komplo teorileri, “kamuoyu tarafından belli bir şekilde algılanmış herhangi bir olay hakkında geliştirilmiş, kamuoyundan saklandığı iddia edilen bilgilerle, gizli bilgilere veya olayın arkasındaki görünmeyen güçlerle ilişkilendirilen alternatif açıklamalara verilen addır“.
Komplo teorilerini, “Haliç’in dibinde altın var, Japonlar ‘temizleriz ama altının yarısı bizim olur’ demiş, bizimkiler kabul etmemiş” ya da “Neil Armstrong uzayda ezan sesi duymuş” gibi şehir efsanelerinden de ayırmak lazım. Komplo teorileri çok daha ciddi fenomenlerdir.
Öncelikle, komplolar vardır. İnsanlar belli amaçlara ulaşmak için planlar yapar, senaryolar tezgahlarlar. Bu gerçek komploları yanıltıcı komplo teorilerinden ayırt etmek bazen çok güç olabilir. Şurası bir gerçek ki, komplo teorileri, şehir efsanelerine kıyasla daha fazla sayıda insanı sözde kanıtlarla uzun bir süre etkileri altında bırakabilirler. Üstelik, bir komplo teorisini ortaya atan kişi bu teoriye herkesten çok inanıyor da olabilir.
Komplo Teorilerinin Ortak Özellikleri
Komplo teorileri genelde şu tip şüphe uyandıran çıkarımlar içerir:
1. Çoğu kez bu tip iddialar somut deliller sunmak yerine, olaylar arasında mantıklı gördükleri ilişkilendirmeleri delil olarak gösterirler. Örneğin, “Almanya bu işten kar etti, demek ki bu işin arkasında Almanlar var”, gibi.
2. İşin içinde olduğu iddia edilen insanların ya da kurumların olağanüstü yetenekleri olduğu varsayılır. Mesela, “Atatürk’ü Masonlar öldürdü” diyen birisi Masonların bu tip bir suikasti kotarabilecek güçleri ve yetenekleri olduğunu, ispata gerek duymadan varsayar.
3. Komplo teorilerinde, komplonun arkasındaki insanların son derece akıllı ve bilgili oldukları gibi, gerektiğinde çevrelerindeki zayıf iradeli insanları da kandırdıkları ya da ikna ettikleri varsayılır. Mesela diş macunlarının zehirli olduğu bilgisini yayan kişiler, dünyadaki milyonlarca diş hekimi, bilim insanı ve resmi görevlinin kandırılmış olduklarını da ileri sürmüş olurlar.
4. Bu “teoriler” aynı anda bir çok olayın ve/veya insanın bir araya geldiği karmaşık süreçleri basit gelişmelermiş gibi kullanırlar. Mesela “Amerikalılar AIDS hastalığını 1960’larda, dünya nüfusunu kontrol edebilmek için icat ettiler” diyen bir kişi, en az yüzlerce Amerikalı politikacı, asker, bürokrat ve bilim insanının bir araya gelip, dünyada nüfusu hızlı artan ülkeleri etkileyecek ancak kendi ülkelerine zarar vermeyecek son derece karmaşık planlar yaptıklarını iddia etmiş olur ve çoğu kez bu ölçekte bir planda ortaya çıkabilecek problemleri göz ardı eder.
5. Komplo teorileri, bütün bu işler olup biterken bir çok kişinin seslerini çıkar(a)madıklarını öne sürerler. Mesela bir önceki örnekte verilen teoriye inanacak olursak, tüm dünyada milyonlarca masum insan ölmüş ama bu işten yıllardır haberdar olan binlerce kişiden bir tanesi bile vicdanının sesini dünyaya duyur(a)mamıştır.
6. Çoğu kez komplo teorileri bir kurumu, bir ülkeyi, hatta bazen dünyayı yönetmek ya da ele geçirmek gibi amaçlardan bahsederler. Mesela “Rothschild adlı zengin banker aile son 200 küsür yıldır dünyayı yönetmektedir.”
7. Komplo teorilerinin en kritik noktalarında tümevarım yöntemi kullanılır ancak tümdengelim yöntemi ihmal edilir. Bir başka deyişle, komplo teorisini oluşturanlar, etrafta gözlemledikleri olayları kullanarak belli bir sonuca ulaşırlar, ancak sonradan geri dönüp, tümdengelim yöntemiyle, ulaşılan sonucun sağlamasını yapmayı ihmal ederler. Örneğin bir önceki maddede verdiğimiz örnekte şöyle bir tümevarım çıkarsaması yapılmış olabilir:
a) Rothschild ailesinin çok parası vardır.
b) Başkanlık seçimlerini en çok parası olan aday kazanır.
c) Demek ki Rothschild ailesi istediği adayı başkan seçtirir. Eğer bu teoriyi öne süren kişi, aynı teoriyi tümdengelim yöntemiyle de açıklayamıyorsa teorinin yanlış olma ihtimali artar.
Mesela,
1) Rothschild ailesi istediği adayı başkan seçtirir.
2) Barack Obama başkanlık yapmıştır.
3) Demek ki Obama’yı Rothschild ailesi başkan seçtirmiştir, gibi.
8. Komplo teorileri anlatılırken, gerçekleşme ihtimali yüksek, sıradan olaylarla başlar, gerçekleşme ihtimali düşük büyük iddialara doğru evrilir. Örneğin şu 4 önermeyi sıralayalım:
a) AtlasJet Havayollarının 30 Kasım 2007 tarihinde düşen İstanbul-Isparta uçağında hayatını kaybeden yolculardan birisi de ünlü bilim insanı Prof. Dr. Engin Arık’tır.
b) Prof. Arık toryum elementi ile ilgili gizli araştırmalar yapıyordu.
c) Dış güçler Türkiye’nin toryumu kullanarak enerji üretmesini engellemeye çalışıyorlar.
d) Isparta uçağı bu sebeple düşürülmüştür. Bu önermelerde her bir önermenin bir öncekine kıyasla daha düşük ihtimalli ama daha sansasyonel bir iddia içerdiğini görebiliriz.
9. Bu teorileri yazanlar ya da anlatanlar, sıradan ya da doğal olaylara esrarengiz, muazzam ve/veya art niyetli anlamlar yüklerler. Örneğin, 2004 yılında Endonezya açıklarında denizin 30km. altında gerçekleşen deprem ve ardından gelen tsunami felaketinin ardında Amerika ve Hindistan olduğu iddiası gibi.
10. Komplo teorileri, gerçek bilgileri ve kanıtlanmamış iddiaları hiç bir ayrım yapmadan bir araya getirir ve kullanır.Örneğin, “Yoğurtların raf ömrünü arttırmak için içlerine zehirli maddeler koyuyorlar” diyen bir kimse, son yıllarda marketlerde satılan yoğurtların raf ömrünün artmış olduğu gerçeğiyle, yoğurtlara zehirli madde konuduğu iddiasını bir arada kullanmış olur.
11. Bilumum devlet kurumlarının ve bazı özel kuruluşların hemen hemen her zaman komplo teorileri içerisinde rol aldığı görülmektedir. Mesela eski A.B.D. başkanı Kennedy’i kim öldürdü? CIA’den FBI’a, Sovyetler Birliğinden Klu Klux Klan’a herkes listedeki yerini alacaktır!
12. Bu tip komplo teorilerini ortaya atan kişiler, diğer alternatif açıklamaları atlar ya da önemsiz bulurlar, bunun yerine kendi teorilerine delil bulmaya çalışırlar. Örneğin, 1999’daki Gölcük depreminin nedeninin, oradaki donanma üssünde deney yapan İsrailliler olduğunu iddia edenler, bu fikri kanıtlamak için delil bulmaya çalışırken, Gölcük’ün üzerinde yer aldığı aktif Kuzey Anadolu deprem fay hattı hakkında deprem uzmanlarının verdiği açıklayıcı demeçleri pek önemsemezler.
13. Çoğu komplo teorisi, ortada olduğunu iddia ettikleri gizemin arkasında herkesi yönlendiren bir merkez olduğunu savunur. İlluminati, Bilderberg grubu, CIA gibi örgütler, Karadeniz’de çıkan kenelerden tutun 11 Eylül saldırılarına kadar her olayda olağan şüphelidirler.
14. Son olarak, komplo teorilerine inanmayan kişiler cahil ya da saf olmakla itham edilirler.
Komplo teorilerinin en önemli özelliklerinden bir tanesi kolay kolay zamanaşımına uğramamalarıdır. 1776’da kurulmuş İlluminati adlı gizli bir örgütün dünyayı yönettiğini, ya da A.B.D. başkanı Roosevelt’in 1941’de Japonya’nın Pearl Harbor’a saldıracağını önceden bildiğini iddia edenler, aradan geçen onca zaman karşı popülerliklerini korumaktadırlar. Dünyayı, hatta tarihi, son derece kudretli ve kötü niyetli güçlerin kontrol ettikleri görüşü de komplo teorilerinin merkezinde yer alır.
Komplo Teorileri Çürütülebilir mi?
Yanlış komplo teorilerini çürütmek bir kaç nedenden dolayı çok zordur:
1. Öncelikle, yukarıda da belirttiğimiz gibi, bir çok komplo teorisi gerçekleşme ihtimali yüksek, sıradan olaylarla başlar. Bu durum, komplo teorisi sanki gerçeklere dayanıyormuş izlenimi vererek teoriyi çürütmeyi zorlaştırır. Örneğin, “aşılar otizme neden oluyor” şeklindeki komplo teorisini yayan kişilerin başlıca argümanı, Dr. Andrew Wakefield’in 1998 yılında Lancet adlı tıp dergisinde yayınladığı bir makaledir ve bu makale gerçekten yayınlanmıştır. Ancak bu yanlış teoriyi hala yayanlar, sonradan yapılan bilimsel deneylerin bu çalışmayı çürüttüğünü, Andrew Wakefield’ın yaptığı çalışmanın sonuçlarından parasal çıkarı olduğunun ortaya çıktığını, bunun sonucunda çalışma arkadaşlarının çalışmadan çekildiklerini, kendisinin “Doktor” ünvanının geri alındığını ve son olarak Lancet dergisinin makaleyi yayından çektiğini anlatmazlar.
2. Yukarıdaki örneğin aksine, kimi durumlarda komplo teorisini ortaya atan kişinin bu teoriden direkt çıkarı yoktur. Bu sebepten ötürü, iddiaları dinleyenler teoriyi ortaya atan kişinin niyetinden şüphelenmezler ve bu da komplo teorisini daha ikna edici kılar.
3. Komplo teorileri genelde çok ilgi çekici konular üzerine olur. Uluslararası ilişkiler, uzaylılar, meşhur birinin ölümü ya da öldürülmesi gibi konular hepimize ilginç ve gizemli gelir, bu yüzden de bu tür teoriler daha hızlı yayılırlar.
4. Bu iddialar, zaman içerisinde yeni bilgiler ışığında kendilerini yenilerler. Bir komplo teorisinin ana argümanı çürütülünce, kısa bir süre sonra ortaya başka bir sözde “delil” atılır, daha önceden çürütülmüş olan argüman gündemden düşer. Üstelik, kağıda basılmış iddialardan farklı olarak, sayısal (dijital) ortamda yayınlanmış yazılardaki yalanlanmış bilgiler kolayca değiştirilebilir. Siz komplo teorisini yayan bir internet sitesine girdiğinizde geçmişte yapılmış değişikliklerin izini süremezsiniz.
5. Komplo teorileri, karmaşık ilişkilerin şekillendirdiği dünyamız hakkında insanlara kavraması kolay açıklamalar verirler. Özellikle insanların çoğunun artık şehirlerde tanımadıkları kişilerle birarada yaşadığını ve ilerleyen iletişim olanaklarının getirdiği çok boyutlu bağlantıların üzerimizde yarattığı baskı ve stresi düşünecek olursak, bu basit açıklamaların ne kadar rahatlatıcı olabileceğini görebiliriz.
6. Yanıltıcı komplo teorileri, kurumlara ya da belli birey ya da gruplara karşı zaten önceden var olan önyargılardan beslenirler. Din, dil, etnik köken, cinsel tercih, ırk, milliyet gibi kavramlar etrafından oluşturulmuş klişeler ve önyargılar, komplo teorileri için çok bereketli bir zemin hazırlar.
7. Son olarak, iletişimin, özellikle internetin yaygınlaşması, doğrulanmış ya da doğrulanmamış her türlü bilginin hızla yayılmasına neden olmaktadır.
Değerli Yurtseveler,
Görebileceğiniz gibi KOMPLO TEORİLERİ, ister yerel olsun ister ulusal, içerikleri açısından bakıldığında çok ilginç, sıradışı ve dikkat çekici olmaları itibariyle çok okunuyor, çokta inanılıyor. Biz de okuyucularımızın ve yurtsever kardeşlerimizin bu konuya olan merakını tahmin ettiğimiz için 5 yıllık zorlu bir araştırma maratonu sonucu sizler için KOMPLO TEORİLERİ DVD SET’lerini ortaya çıkardık. Setlerde hem Türkçe hem d İngilizce içerik, makale, belge, bilgi ve video görüntüleri bulunuyor. Tahmin edebileceğiniz gibi bu setlerde gerek yerel komplo teorilerini gerekse uluslar arası komplo teorilerini okuyacak ve izleyeceksiniz. Şunu da unutmadan söyleyelim. Henüz bu DVD seti gibi bir set ne Türkiye’de ne de yurt dışında bulunmuyor. Kendi alanında en kapsamlı araştırma seti olma özelliğini koruyor. Eğer bu tarz komplo teorilerini okumaya meraklı iseniz bu setin tam size göre olduğunu söyleyebiliriz.

KOMPLO TEORİLERİ DVD SETİ’ni 2 versiyon olarak dikkatinize sunuyoruz.

MK ULTRA & TELEGRAM ARAŞTIRMA & ARŞİV SETİ İLE İLGİLİ DETAY BİLGİ AŞAĞIDADIR !!!
Değerli Yurtseverler,
Bu sefer ki setimizde halen ülkemizde ve tüm dünyada FENOMEN olarak bilinen MK ULTRA & TELEGRAM yada bilinen adıyla ZİHİN KONTROLÜ konusuna değindik. Oldukça kapsamlı bir çalışma oldu desek abartmış olmayız. Bu konuda ilk eser olmanın gururunu taşıyoruz.
Değerli Yurtseverler,
1950-1960 arasında Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) altında görev alan Bilimsel İstihbarat Birimi (SID), “zihin kontrolü” ve insanların davranışsal mühendisliği üzerine birçok deney yapmıştır. Bunların hepsi önemli veriler elde edilmesini sağlasa da, tamamı başarısızlıkla sonuçlanmıştır; hatta bazıları, denekler üzerinde ciddi psikolojik sorunlar yaratmıştır. MK-Ultra Projesi, bu deneylerin genel adı olarak bilinmektedir. Proje kapsamında sayısız yasadışı deney yapılmış ve suç işlenmiştir. 1953’te yasal olarak tanınmamaya başlanan programın 1964’te alanı daraltılmış, 1967’de iyice yavaşlatılmış ve 1973’te tamamen durdurulmuştur. Deneyler süresince denekler özellikle Liserjik Asit Dietilamid (LSD) gibi halüsinojenlerin aşırı dozda kullanılmak haricinde hipnoz, duyusal yetersizlikler, izolasyon, sözel ve cinsel istismar ve hatta işkence gibi yöntemlere maruz kalmıştır.
44’ü üniversite olmak üzere toplamda 80 enstitünün ortak olarak yürüttüğü bu projede, CIA’in toplam bütçesinin %6’sı kullanılmıştır.
Uzun bir süre gizli tutulmaya çalışılan bu proje, 1977 senesinde Bilgilendirilme Özgürlüğü Yasası’nın çıkarılmasıyla toplamda 20.000 belgenin açığa çıkarılması sayesinde öğrenilmiştir. Temmuz 2001’de ise deneylerle ilgili gizli kalmış tüm bilgiler halka arz edilmiştir.
Deneyler süresince sayısız alanda araştırma yapılmış, insan ve diğer hayvan denekler üzerinde yasadışı, bilimdışı ve akıldışı sayısız uygulamada bulunulmuştur. Örneğin sorgulamaların kolaylaştırılması için geliştirilmeye çalışılan dürüstlük hapı sırasında birçok hayvan ve insana sayısız halüsinojen madde ve diğer kimyasallar verilmiştir.
1955’te yazılmış bir belgede, deneylerin amaçları şu şekilde sıralanmaktadır:
- Halkın gözünden düşülmesine neden olacak kadar mantıksız düşünmeyi ve düşüncesizliği tetikleyen maddelerin geliştirilmesi.
- Mantıklama ve algılama süreçlerini yavaşlatan maddelerin geliştirilmesi.
- Kullanıcının daha hızlı veya yavaş yaşlanmasına neden olacak maddelerin geliştirilmesi.
- Alkolün etkilerini tamamen silecek bir ilacın geliştirilmesi.
- Kamuflaj ve taktik amaçlı, bilinen hastalıkların tüm belirtilerini yaratan; ancak istendiği zaman durdurulup bu etkilerin geri dönebilmesine neden olan ilaçların geliştirilmesi.
- Geçici veya kalıcı beyin hasarı ve hafıza kaybı sağlayan ilaçların geliştirilmesi.
- Baskı, işkence ve hayati ihtiyaçlara olan direnci arttırıcı ilaçların geliştirilmesi.
- Kullananın o anda ve öncesinde olan olayları kalıcı ya da geçici olarak unutmasına neden olacak maddelerin geliştirilmesi.
- Şok ve kafa karışıklığını geçici ya da kalıcı, kısa ya da uzun vadede yaratabilecek maddelerin ve fiziksel yöntemlerin geliştirilmesi.
- Bacakların felç olması veya akut kan yetmezliği gibi fiziksel yetersizlikleri anlık olarak yaratabilecek ilaçların geliştirilmesi.
- Vücutta su kabarcıkları yaratabilecek kimyasalların geliştirilmesi.
- Bireyin davranışlarını, arzu edilen bir diğer bireye bağımlı kılacak şekilde değiştirecek ilaçların geliştirilmesi.
- Sorgulama mekanizmalarını iptal edecek, mantıksal düşünmeyi engelleyecek ilaçların geliştirilmesi.
- Hırsı azaltacak ve genel çalışma verimliliğini düşürecek ilaçların geliştirilmesi.
- Görüş, duyma, vb. duyusal becerileri köreltecek ilaçların geliştirilmesi.
- Sonrasında kalıcı hafıza kaybı yaratan, ani bayıltma işlemini yapabilecek ve yiyeceklere, içeceklere, havaya karıştırılabilecek bir ilaç geliştirilmesi.
- Belirli bir fiziksel aktivitenin yapılmasını tamamen engelleyecek bir ilacın geliştirilmesi.
Tüm bunları test etmek ve geliştirebilmek için CIA deneylerinde yüksek dozda LSD, barbiturat IV, amfetamin IV, temazepam, eroin, morfin, MDMA, meskalin, psilocybin, scopolamin, marijuana, alkol, sodyum pentotal ve ergin gibi sayısız bağımlılık yapıcı, halüsinojen ve uyuşturucu madde kullanmıştır. Denek olaraksa zihinsel hastalıklı olan insanlar, mahkumlar, ilaç bağımlıları ve fahişeler kullanılmış, bunlar durumları veya mesleklerinden ötürü tehdit edilerek karşı koymaları engellenmiştir.
Deneyde görev alan bir memur, şu sözleri sarf etmektedir: “Deneylerde, bize karşı koyamayacak herkesi kullandık.”
Amerika’da patlak veren Watergate skandalı sırasında MK-Ultra’ya ait tüm belgelerin yok edilmesi emredilmiş ve 20.000 belge haricinde kalan hepsi yok edilmiştir. Bu yüzden MK-Ultra’nın tüm detaylarını bilmek imkansızdır.
Ancak var olan belgelerden bile, deneyler sırasında onlarca deneğin öldüğü, birçoğunun suikaste kurban edildiği, bazılarının ise eskiden var olmayan zihinsel sorunlar geliştirdiği bilinmektedir ve belgelenmiştir. Milyonlarca dolarlık projenin sadece bir ayağı olan Pont-Saint-Espirit ayağında meydana gelen deneysel hatalardan ötürü 32 denek akıl hastanesine kaldırılmış ve en az 7 denek ölmüştür. Deneyler, tamamen gerçek olmakla birlikte, belgelerin eksik olmasından ötürü günümüzün bilimdışı komplo teorisyenlerinin en sevdiği alanlardan biri olmaktadır. Bu gibi şahıslar, bu deneylerin bir deneği olan Sirhan Sirhan isimli katilin, John F. Kennedy’i bu deneylerin etkisi altında öldürdüğünü iddia etmektedirler. Sirhan’ın, bu deneylerdeki metotlarca kontrol edildiğini ileri sürmektedirler. Bunun gibi sayısız ispatsız argümanı bulmak mümkündür. Kimi zaman “abartılı” gelebilecek politik ve bilimsel deneyler zaman zaman gerçekten de uygulanabilmektedir. Önemli olan, bu deneylerin gerçek yapısını anlayabilmek ve insanların merak duygusundan prim yapan komplo teorisyenlerinin saçmalıklarına izin vermemektir.

Değerli Yurtseverler,
TÜRKİYE’de 2000’li yıllardan bu yana belirli yerel ve yabancı istihbarat servisleri tarafından PSİKOTRONİK – ELEKTRO MANYETİK takip cihazları ile vatandaşlara yönelik yasadışı teknik takip yapılmaktadır. Yani daha doğrusu ülkemizde sayıları binleri bulan, yurt dışında ise mağdur olduğunu iddia eden on binlerce yerli ve yabancı vatandaşın iddiası bu yöndedir.
Bu konunun mağduru binlerce kişi var ama ne yazık ki konunun kamuoyunca yeterince bilinmemesi yada komplo teorisi olarak görünmesi nedeniyle şikayetlerini resmi merciler dışında saklama gereği duyuyorlar. Şu anda mağdurlar dernek kurma aşamasına geldiler ve seslerini kamuoyuna duyurmaya çalışıyorlar. Yurt dışında ise on binlerce mağdur var ve bir çok sivil toplum örgütü adı altında haklarını arıyorlar.
Bunlardan birisi de ICAACT ORGANISATION. Web sitesi : http://icaact.org
MK ULTRA konusu bizce çok önemli ve dikkat edilmesi gereken bir konudur. Çünkü sadece ülkemizde bu projenin binlerce mağduru bulunuyor ve maalesef haklarını gerektiği gibi arayamıyorlar. Halbuki başta ABD olmak üzere tüm Batı dünyası bu konuya çok önem veriyor, bu konuda filmler, kitaplar, şarkılar ve klipler yayınlıyorlar.
Örneğin yakın zamanda çevrilen ve meşhur ABD’li aktör DENZEL WASHINGTON’ın oynadığı MANCHURIAN CANDIDATE (Mançurya Kobayı) ve Bruce Willis’in ve Julia Roberts’ın oynadığı CONSPIRACY THEORY (Komplo Teorisi) bunlara verilecek en iyi örneklerdir. Yine 2009 yılında çevrilen GAMER (OYUNCU) filmi örneklerden biridir.
Bu konu artık komplo teorisi olmaktan öteye gitmiştir Batı dünyası ülkeleri için. Çünkü ABD başta olmak üzere tüm dünyada ZİHİN KONTROLÜ yada orijinal adıyla MK ULTRA bir realite halini almıştır.
Örneğin OKLAHOMA BOMBACISI TIMOTHY MCVEIGH’in bir MK ULTRA MAĞDURU olabileceğini düşünür müydünüz ? Bu konuyu ABD BASINI sık sık dile getiriyor.
Yine aynı şekilde geçtiğimiz sene KONGRE ve BEYAZ SARAY’a saldıran Aaron Alexis’in bir MK ULTRA MAĞDURU olabileceğini düşünür müydünüz ?
Bu konuyu da ABD BASINI sık sık dile getiriyor.
Ancak halen maalesef ülkemizde bu projenin mağdurları ile yeterince ilgilenilmiyor. Ne resmi mercilerden yeteri kadar destek görüyorlar, ne kamuoyundan, ne basından, ne de diğer devlet bürokrasisinden. Adeta görünmez bir el mağdurların haklı mücadele sürecinde sürekli engel üzerine engel çıkarmakta. Mağdurlar ve perişan aileleri bu mücadelede yalnız bırakılmışlardır.
Biz grup olarak mağdurlara elimizden geldiği kadar destek vermeye çalışıyoruz. Onların bu anlamda seslerini kamuoyuna duyurmaları için sözcülüğünü yapmaya ve ulaşabildiğimiz tüm üst merci ve makam yetkililerine mağduriyetlerini anlatmaya çalışıyoruz ancak ERGENEKON ve BALYOZ DAVA’larının finansörü ve planlayıcısı olan Amerikan Gizli Servisleri’nin (CIA, NSA, PENTAGON) sürekli engellemeleri ile karşılaşıyoruz. Sosyal Medyada bu konuda yapmış olduğumuz tüm duyurular bu servislerin baskısı sonucunda sosyal medya (Twitter, Facebook, WordPress Bloglarımız) hesaplarımızın kapatılması ile engellendi.
Bildiğiniz gibi eski NSA çalışanı ve şu anda zorunlu olarak Rusya’da geçici olarak ikamet eden Edward Snowden’ın İngiliz Guardian Gazetesi’ne sızdırdığı belgelerde de Amerikan Gizli Servislerinin tüm dünyada global teknik takip faaliyetleri yürüttüğünü net olarak ortaya koymuştu. Google’da Edward Snowden yazdığınızda bu konudaki haberlere erişebilirsiniz.
Değerli Yurtseverler,
ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’nun bu konuya ilgisi tamamen ULUSAL GÜVENLİK ile ilgilidir. Biz bu konuda, gerek açık kaynaklarda gerekse CIA, NSA gibi resmi kurumların gizli dereceli belgelerinde üzerimize düşen sorumluluğun gereği olarak tüm araştırmaları yapıyor ve kamuoyu ile ve devletin ilgili kurumları ile paylaşıyoruz. Tarafımıza başvuran ve yardım eden mağdurlara doğru bilgi vermek zorundayız. Aynı zamanda mağdur olduğunu iddia edenlere de ücretsiz olarak rehberlik ve danışmanlık hizmeti veriyoruz. Nihai amacımız ise bugün veya gelecekte, insan zihnini bir İSTİHBARAT ALANI olmaktan çıkarmak ve bunu Anayasal güvence altına almaktır. Şu anki misyonumuz ise bu teknolojiyi eğer kullanan özel veya resmi istihbarat görevlileri varsa deşifre edip yargı önüne çıkarmaktır.
Değerli Yurtseverler,
Peki bu seti neden çıkardık ?, onu açıklayalım. Herkesin kapalı kapılar ardında ne dolaplar döndüğünü öğrenme hakkı var. Eğer dünyada bu teknolojinin mağdurları on binlerce insanı bulunuyorsa, ülkemizde ve dünyada garip trafik kazaları, uçak ve helikopter kazalarında önemli bilim adamları ölüyorsa, yine aynı şekilde sapasağlam askerlerimiz, bilim adamlarımız, politikacılarımız intihar ediyor veya sözde kalp krizi denilerek katlediliyorsa bu soruna sırtımızı çeviremezdik. Bulgularımızı ve bildiklerimizi herkesin bilmeye hakkı olduğunu düşündük ve bu FENOMEN teknoloji hakkında topladığımız tüm bilgileri gizlemeden sizlerin hizmetine sunmak istedik. Bu dvd setinde MK ULTRA & TELEGRAM teknolojisi hakkında onlarca makale (Türkçe ve İngilizce) bulacaksınız. Yine aynı şekilde Türkçe ve İngilizce videolar yer alıyor. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki henüz ne Türkiye’de ne de Dünya üzerinde bu set benzeri bir akademik çalışma bulunmuyor. Kendi türünde ender bir çalışma olduğunu hatırlatalım.
Bu set ile MK ULTRA yada diğer adıyla ZİHİN KONTROLÜ’nün ne olduğunu net bir şekilde öğrenmiş olacaksınız.

MK ULTRA & TELEGRAM DVD SETİ’ni 2 versiyon olarak dikkatinize sunuyoruz.

PARAPSİKOLOJİ & GİZEM ARAŞTIRMA & ARŞİV SETİ İLE İLGİLİ DETAY BİLGİ AŞAĞIDADIR !!!
Değerli Yurtseverler,
Bu sefer ki setimizde halen ülkemizde ve tüm dünyada FENOMEN olarak bilinen PARAPSİKOLOJİ & GİZEM konusuna değindik. Oldukça kapsamlı bir çalışma oldu desek abartmış olmayız. Bu konuda ilk eser olmanın gururunu taşıyoruz.
Değerli Yurtseverler,
Önce isterseniz Parapsikoloji nedir, bilimsel çerçeve içinde kalarak biraz değinelim.
Parapsikoloji Nedir?
Öncelikle terim anlamına bakmak gerekirse para-psikoloji psikoloji ötesi demektir. Parapsikolojinin temel aldığı dal düşünce gücü ve insanların ruhsal güçleridir. Labarotuarlarda denenip onaylandıktan sonra parapsikoloji dalına alınır bu güçler. Yani parapsikoloji paranormal güçleri yani normal ötesi güçleri ele alır. Özel labarotuar ve merkezlerde bu güçlere sahip kişiler kullanılarak deneyler yapılır. Bir bilimdalı olan parapsikolojiyi hala bilimdalı kabul etmeyen bilim adamları vardır. Çünkü parapsikolojinin incelediği ve onayladığı dallar gerçekten yenilir yutulur cinsten değildir. Parapsikolojinin incelediği dallar şunlardır:
Duyu Dışı Algılama (ESP) =Telepati, Durugörü, Önsezi Psikokinezi (PK): Telekinezi – Rüyada ESP-Hipnoz ve hipnoz altında ESP-Hayvanlarda ESP-Bitkilerde Parapsikoloji – Duruişiti – Psikometri – Levitasyon – ışınlanma=teleportasyon – paranormal şifacılık ve cerrahi – paranormal teşhis ve otoskopi, alteraskopi, telemnezi – gezici durugörü – astral seyahat – beden enerji merkez ve alanları: şakralar ve auralar – enerji bedenleri – kirlian fotoğrafçılığı – biyokozmik enerji ve psikotronik bilim – geller etkisi – şuurlu beden kontrolleri – değişik şuur halleri (ASC) – tekinsizev: kendiliğinden pk – düşünce fotoğrafçılığı – gözsüz görüş – radyestezi ve radyonik bilim – telkinbilim – psişik arkeoloji – geçmişin bilinmesi.
Bu dalları araştıran parapsikoloji bilimi belli modern aletlerle ölçümler yapmayı ve bunları geliştirmek için yöntemler üretmeyi başarmıştır. Parapsikoloji insanın biyolojik bir makineden fazlası olduğunu gözler önüne sermesi ve insanın kendini keşfetmesi yönünden çok önemli bir bilim dalıdır. Ama maalesef bazı büyük ülkeler tarafından silah olarakta kullanıldığı bilinmektedir. Ajanlar kendi aralarında telepati ile iletişim kurmakta, telekinezi ile bazı müdahaleleri yapmaktadır.
Parapsikoloji araştırma merkezleri bulunan ülkeler: Başta Rusya, Amerika olmak üzere Japonya, İngiltere, Çin, Hollanda, Almanya, Fransa, Portekiz, İsviçre
Parapsikoloji araştırma laboratuarları bulunan ülkeler: Amerika, Almanya, Japonya, İskoçya, Fransa, İtalya
Parapsikoloji Tarihi+
Parapsikoloji, geçtiğimiz yüzyılın başlarında ortaya çıkmış, ruhsal yetenekleri ve onunla ilgili olayları inceleyen bir araştırma dalıdır. Başka bir deyişle paranormal (normal ötesi) güçleri, olguları ve yetenekleri inceleyen bir bilim dalıdır.
Parapsikolojiyi sözcük anlamı olarak incelersek para ötesinde, psikoloji de ruh bilim demektir. Türkçesi ruhbilim ötesi olmaktadır. Parapsikoloji, metapsişik teriminden sonra Oesterreich tarafından icat edilmiş bir kelimedir. Eski materyalist metapsişiğe verilen yeni isimdir.
Prof. J. B. Rhine, çalışmaları sonucunda bazı kişilerin bedensel duyuları kullanmadan dış dünyadan ya da diğer insanların zihinlerinden bilgi edinebileceklerini gözlemliyordu. Bu olguya duyular dışı algılama (DDA – İngilizce kısaltılmışı: ESP extra sensory perception) adını verdi. Daha önceden bu çalışmalar için Fransız bilimci Boirac tarafından parapsişik ifadesi kullanılıyordu. Prof. Rhine ve Prof. W. McDougall bu ismi parapsikoloji terimiyle değiştirerek bu terimin uluslararası sahada kabul görmesini ve literatürde yerini almasını sağlamıştır.
Dr. Joseph Bank Rhine
PARAPSİKOLOJİNİN ALANINA GİREN KONULAR
Parapsikolojinin alanına giren konular ortaya çıkış biçimlerine göre iki gruba ayrılmaktadır.
A-) Bunlardan ilkine Zihinsel Deneyimler ismi verilmiştir. Parapsikoloji araştırmalarında zihinsel ya da öznel olarak ortaya çıkan fenomenleri kapsar. Burada süjenin, yani deneğin dış dünyadan aracısız bilgi alması olayı ile karşılaşırız. Bu tür olaylar parapsikolojide DDA başlığı altında incelenmektedir. Durugörü (uzaktan görme), telepati (düşünce nakli, uzaduyum), prekognisyon (önceden bilme), psikometri (ruhsal ölçüm), şifacılık, beden dışı deneyimler (astral projeksiyon) ve benzeri fenomenler bu türe girmektedir.
B-) Diğer bir grup, Fiziksel Etkilerdir. Burada süje bedenini kullanmadan çevresindeki eşyalar üzerinde fiziksel etkiler oluşturmaktadır. Bu türden olgulara telekinezi ya da psikokinezi (PK) denmektedir. PK etkisi, ruhsal gücün madde üzerindeki fiziksel etkileridir.
PARAPSİKOLOJİNİN KÖKENLERİ ve GELİŞİMİ
Dr. Joseph Banks Rhine’ın 1930 yılında Duke Üniversitesi’nde kurmuş olduğu Parapsikoloji laboratuarıyla parapsikoloji tarihi başlamaktadır. Fakat bu parapsikolojinin bilimsel tarihinin başlangıcıdır. Oysa parapsikolojinin incelediği psişik yetenekler insanlığın başlangıcından beri vardır ve varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla parapsikoloji tarihi dediğimiz zaman psişik yeteneklerin tarihsel doküman olarak ortaya çıktığı zamanları ele almak durumundayız.
Bu açıdan baktığımızda parapsikoloji tarihini beş bölümde incelememiz mümkün:
• Antik – arkaik dönem.
• Ortaçağ dönemi.
• Mesmerizm dönemi.
• Dernekleşme dönemi.
• Günümüz dönemi.
Antik Dönem
Klasik dönemde denmektedir. Bu dönemi tarih çağlarından başlayarak Ortaçağ’a kadar taşıyabiliriz. En eski parapsikolojik kayıt radyesteziyle ilgilidir. Bilinen en eski çatal çubuk resmi İ.Ö. 1300 yıllarına aittir ve Mezopotamya’da bulunmuştur. Ondan da önce Eski Mısırlılarda Radyestezi yöntemini kullanıyorlardı. Yani bu eski dönemlerde çatal çubuk yöntemiyle toprak altında su ve maden araması yapılmıştır. Yine İ.Ö.1700’lü yıllarda yaşamış Çin İmparatoru Yu’nun mezar taşında Çatal çubuğun kullanıldığını gösteren kabartma görülmüştür. İmparator Yu, su ve madenler bulabilirmiş ve bununla ülkesine bazı hizmetler yaptığı efsanelerde anlatılır.
Tarih İçerisinde Radyestezi Uygulamaları
Eski zaman insanları psişik yeteneklere en az şimdiki kadar ilgiliydiler. Fakat bu insanlar bu tür olguların bir açıklamasını bulmakta zorluk çekiyorlardı. Örneğin Antik Yunan ve Roma dönemlerinde… O zamanlar yaşamış Fisagor, Eflatun, Çiçeron, Senaka ve benzeri diğer bilim ve devlet adamları bu konuları incelemişlerdi. Metafizik olarak bildiğimiz felsefe alanının düşünürleri olan bu filozofların bazı eserlerinde psişik bir olguya az çok rastlanır.
Phtagoras Eflatun (Platon) Çiçeron
Gene Yunan kültüründe prekognisyon yani önceden bildirme, haber verme olayları oldukça yaygındı. Gerek Yunanistan’da gerek Anadolu’da birçok kehanet merkezleri, tapınakları mevcuttur. Yunanistan’daki Delphi tapınağı ile Anadolu’da Didim’deki Apollon kehanet tapınaklarını bunlara örnek olarak gösterebiliriz. Bu tapınaklarda Piti ismi verilen rahibeler transa girerek gelecekten haber vermekte idiler. Bazı krallar önemli devlet kararlarını almadan önce örneğin, savaşa girmeden önce bu rahibelere başvurarak savaş hakkındaki tahminlerini öğreniyorlardı. Truva efsanesinden bildiğiniz gibi… Bu ve bundan önceki dönemlerle ilgili psişik yeteneklerin varlığı en temel ve sağlam bir şekilde ezoterik bilgilerin içerisinde mevcuttur.
Didim Apollon Tapınağı Delphi Tapınağı
Ortaçağ Dönemi
Ortaçağ’a geldiğimizde psişik fenomenlerin, paranormal olayların yoğunlaştığına dolayısıyla bu konuyla ilgilenenlerinde arttığına şahit oluyoruz. Fakat ortaçağ bilindiği gibi dini düşüncelerin tüm dünyada hakim olduğu skolastik bir dönemdir. Bu dönemde sihir, büyücülük gibi olaylarında yoğun bir şekilde belirmesi söz konusudur. Tabi bu psişik fenomenler için önemli bir tehlikeyi gündeme getirmişti. Çünkü skolastik düşünce içerisinde büyücülük ve benzeri uğraşların cezası acımasız bir şekilde öldürülmekti. O zamanın insanı din dışı her türlü uygulamayı büyücülük olarak görüyordu. Rasyonel bir mantıkla bu konuları inceleyenler kendilerini böyle bir ortamdan korumak için gizli bir bilim oluşturdular ve adına da okültizm ismini verdiler.
Okültizmin belli başlı incelediği bazı konular şunlardı: İnsan ve dünyanın yapısı, Düşünce ve düşüncelerin etkisi, Astral alem, ruhsal dünya, Astral seyahat, Tekrardoğuş, Simya (alşimi), Şiromansi (el falı), Kehanet, Sembolizm, Astroloji ve Tarot.
Gizli bir şekilde yürütülen okült çalışmaların yanı sıra halk arasında da bu dönemde psişik fenomene ilginin yoğunluğunu görüyoruz. Dediğimiz gibi ortaçağ skolastik bir dönemdir ve dinsel düşünce yaşamın her alanına girmiştir. Dolayısıyla bu dönemdeki psişik fenomenlerde dinsel ritüeller içerisinde yer alıyordu. Bunların arasında en sık bahsedileni levitasyon fenomenidir. Birçok Hıristiyan aziz ve mistiklerinin levitasyon söylenceleri günümüze kadar ulaşmıştır.
Bunlara örnek olarak şu kişileri sayabiliriz: Aziz Francesco, Aquinolu Thomas, Aziz Joseph Maria Jesu.
Aziz Francesco Aquinolu Thomas Aziz Joseph Maria Jesu
Tarihte bir başka levitasyon fenomeniyle karşımıza çıkan kişi Alman rahibe Anna Katherina Emmerich’dir. Bu rahibenin bir başka ünlü yeteneği de durugörüyle ilgilidir. Zaten kendisi bir medyomdur. Hıristiyanlık tarihiyle ilgili bazı olayları postkognisyon yeteneğiyle yani geçmişi görebilme durugörüsüyle vizyon tarzında algılamış ve bildirmiştir. Bunlardan en ünlüsü de Meryem Ana’nın hayatıyla ilgilidir ve onun bildirimleriyle Efes’teki Meryem Ana evi arkeologlar tarafından bulunmuştur. Vizyon tarzında yaptığı görüyle evin yerini tarif etmiş ve yapılan kazılar sonucu burada gerçekten tarihi bir ev bulunmuştur.
Anna Katherina Emmerich Efes’teki Meryem Ana Evi
Mesmerizm Dönemi
Parapsikolojinin temelleri bu dönemde ortaya atılmıştır diyebiliriz. Çünkü bu dönemde ilk defa bir bilim adamı, bir tıp adamı, hastalarını ruhsal şifa yöntemleriyle tedavi ettiğini tüm dünyaya duyurmaktaydı. 1700’lü yıllarda Viyanalı Doktor Anton Mesmer kendisine sinir rahatsızlığı ile gelen bazı hastaların tedavisi sırasında normal tıbbi müdahalenin yanı sıra mıknatıslı çubuklar kullanarak da sonuç alabileceğini fark etti. Araştırmalarına devam eden Mesmer bir müddet sonra mıknatıs çubuk yerine ellerini kullanarak da aynı işi yapabileceğini keşfetti. Mesmer bunu, canlıların bedenlerinden yayılan Canlısal Manyetizma denilen bir güçle açıklıyordu. Mesmer bu dönemlerde oldukça ciddi çabalar içerisinde bulunmuştu. Aleyhinde birçok meslektaşı vardı, fakat daha önemlisi sayısız hastası da onun yöntemleriyle şifa bulmuştu.
Mesmer ve Manyetizm Çalışmaları
Mesmer’in çalışmalarını Fransız Aristokrat Marki de Puysegur devam ettirmiştir. Puysegur bu bedensel manyetizma enerjisinin sadece şifacılarda bulunmadığını, her insanda mevcut olduğunu iddia ederek, hastadaki inanç ve iradenin fizik beden üzerinde değişiklikler meydana getirdiğini söylüyordu. Puysegur kendi yöntemleriyle insandaki suni uyurgezerlik olayını ortaya çıkardı ve buna “somnambulizm” adını verdi. Bu farklı şuur seviyesinin keşfi gelecekte birçok parapsikolog ve metapsişikçinin çalışmalarında büyük olanaklar sağlamıştır. Çünkü birçok duyular dışı algılama, halk arasındaki ismiyle altıncı duyumuz, bu şuur seviyesinde daha rahat ortaya çıkmaktadır. Bu ilk araştırmalarla ileride gelişecek olan parapsikoloji biliminin temeli atılmış oluyordu. Artık bilim adamlarının eline birtakım doneler geçmişti.
Marki de Puysegur
Dernekleşme Dönemi
Parapsikoloji araştırmalarının yakın tarihini oluşturan dernekleşme döneminde başlıca iki kuruluşun faaliyetlerini görüyoruz: Klasik deneyleri ile ilk adımları atan, 1882’de kurulan İngiliz Psişik Araştırmalar Derneği ve Prof. J. B. Rhine’ın 1932’de Kuzey Carolina Duke Üniversitesi Psikoloji Fakültesinde kurduğu Parapsikoloji Laboratuarıdır.
SPR (İngiltere Psişik Araştırmalar Derneği)
19. Yüzyılın sonlarına doğru birtakım aydınlar bilimin getirmiş olduğu katı materyalist anlayışı ve bu anlayışın getirdiği kısır dünya felsefesini anlamışlar ve buna karşı açık tepkilerini de koymuşlardır. Bu tepkiyi ortaya koyanlar daha sonra da göreceğimiz gibi, gene o dönemin önde gelen ünlü bilim adamları olmuştur. 18. ve 19. yy. bilim anlayışına göre insan tesadüflerle oluşmuş gayet mekanik ve otomatik yapıya sahip bir varlıktı. Bu açıklamalarla yetinmeyen ve insan varlığının daha üstün, daha aşkın bir öze sahip olduğunu anlayan bu aydınlardan bir kısmı 1882 yılında Londra’da Psişik Araştırmalar Derneği’ni kurdular (İngilizce kısaltılmışı SPR: Society for Psychical Research).
Dernek bazı bilim çevrelerince o kadar ilgi görüyordu ki gerek başkanları gerekse üyeleri tanınmış bilim adamlarıydılar. Başkanlar arasında Nobel ödülü almış üç bilim adamı, bir başbakan ile çoğu fizikçi ve filozoflardan oluşan çok sayıda profesörler bulunmaktaydı. Bir fikir vermesi açısından bu başkanların bazılarını belirtelim: Derneğin ilk başkanı felsefe profesörü Henry Sidgwick’tir. 1893 yılı başkanı, filozof ve bir dönem İngiltere devletinde başbakan olan Arthur Balfour’dur. 1894 yılı başkanı Amerikalı psikoloji ve felsefe profesörü ünlü William James’tir. 1896 yılında derneğe başkanlık yapmış olan isim radyometrenin ve Crookes tüpünün bulucusu Thallium’un kaşifi Sir William Crookes’dir. 1901’de ünlü İngiliz fizikçi ve yazar Profesör Sir Oliver Lodge derneğe başkanlık yapmıştır. 1905’de Fransız fizyolog ve tıp Profesörü Charles Richet, yine 1913’de Fransız filozofu Nobel Edebiyat Ödülü sahibi ünlü Profesör Henri Bergson gibi ünlü isimler dönem dönem derneğin başkanlığını yapmışlardır.
Charls Riche Arthur Balfour William James
Burada isimleri aktarmaya devam etsek, liste uzayıp gidecektir. Anlatmaya çalıştığımız ruhsal araştırmalar alanında kurulmuş bu ilk dernek aslında hiç de önemsiz, küçük, kendi alanında araştırmalar yapan bir dernek değildi. Aksine gerek kurucuları gerek başkanları gerekse üyeleri o dönemin bilim ve düşünce tarihine isimlerini yazdırmış kimselerdi.
Sir William Crookes, Sir Oliver Lodge, Charls Richet
Bu aydın bilim adamları o dönemde tek bir noktada uzlaşıyorlardı: 19. yy. biliminin kendilerini içine sürüklediği mekanik kör düğümden çıkacak bir yol bulmak. İngiliz Psişik Araştırmalar Derneği üyeleri bu amaçla insan varlığının duyular dışı yönlerini ve özellikle de psişik yeteneklerini inceleme yoluna gittiler. Konuyla ilgili yüzlerce vaka topladılar ve bunları hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan objektif bir biçimde incelediler. Bunun yanı sıra bu araştırmaları destekleyici birçok psikolojik araştırmalar da yaptılar. Çoğunun yüksek dereceli çabalarından dolayı o günlerde açıklanamaz olarak görülen olaylar bugün birçok ılımlı bilim adamı tarafından kabul edilmektedir. Ayrıca aralarında Freud, Janet ve C.G. Jung’un da bulunduğu ilk psikoterapistlerin çoğu Derneğin üyesiydi. Bu ünlü psikologlar da dernek çevresinde çok önemli ve faydalı çalışmalar vermişlerdir. Psikoanaliz ekolünün kurucusu Freud “eğer yaşamımı tekrarlayabilseydim, kendimi psikanaliz yerine parapsişik araştırmaya adardım” demiştir. Kendisinin telepatiyle ilgili görüşlerini bildirdiği “Psikanaliz ve Telepati” başlıklı raporu birtakım bilim çevrelerinin baskısı nedeniyle ancak ölümünden sonra yayınlanmış ve beklenildiği gibi pek yankı da uyandırmamıştır.
Değerli Yurtseverler,
Peki bu bilimsel açıklamalardan sonra bu seti neden çıkardık ?, onu açıklayalım.
PARAPSİKOLOJİ konusu Amerika’da ki Üniversitelerde kürsüsü bulunan ve oldukça ciddiye alınan bir konudur. ABD’li bilim adamları harıl harıl bu konuda araştırma yapıyor. Dünya dışı yaşam yada bilinen adı ile Ahiret, Cennet, Cehennem gibi kutsal kitaplarda bahsedilen ancak halen soyut olarak adlandırılan mevhumlar konusunda bilinenler çok az. Bu konuda oldukça literatür bulunsa da bir çoğu komplo teorisi tarzında. Bu nedenle bu konuda yapılan bilimsel çalışmalar yurtdışında oldukça destek görüyor. Ülkemizde ise bu konu CİNCİ HOCA dediğimiz yada Kahve falına bakan Romen vatandaşlarımızın tekelinde yürüyor desek abartmış olmayız. Çünkü bu konuda ülkemizde hiçbir bilimsel çalışma yok. Destek veren de yok. Böyle olunca ortalık din dışı hurafelere, cinci hocalara ve falcılara kalıyor. İnsanımız ise bu konuda bilgisiz. Bu durum nedeniyle çok sayıda art niyetli dolandırıcı da ortalıkta kol geziyor. Halbuki yurt dışında olduğu gibi bilim yuvalarımız bu konuda bilimsel araştırmalar yapıp kamuoyu ile paylaşsa ortalıkta gezinen bilim dışı tezlerde son bulacaktır.
İşte bu set ile yurt dışında ki ve ülkemizde ki PARAPSİKOLOJİK & GİZEM içeren konulara farklı bir bakış açısı kazanacaksınız.

PARAPSİKOLOJİ & GİZEM DVD SETİ’ni 2 versiyon olarak dikkatinize sunuyoruz.

SİYASİ DAVALAR ARAŞTIRMA & ARŞİV SETİ İLE İLGİLİ DETAY BİLGİ AŞAĞIDADIR !!!
Değerli Yurtseverler,
Yine bu setimizde bizden bir konuyu, SİYASİ DAVALAR konusuna değindik. Bu sette oldukça kapsamlı oldu. Bu konuda da ilk eser olmanın gururunu taşıyoruz.
Değerli Yurtseverler,
Bu araştırma setinde ülkemizi ilgilendiren SİYASİ DAVALAR konusunu ele aldık. Özellikle ERGENEKON DAVASI, BALYOZ DAVASI, HRANT DİNK DAVASI, MUHSİN YAZICIOĞLU DAVASI, ZİRVE YAYINEVİ DAVASI, ŞİKE DAVASI, FETÖ DAVASI gibi popüler davalar hakkında bilgi edinebilirsiniz.
Değerli Yurtseverler,
Peki bu açıklamalardan sonra bu seti neden çıkardık ?, onu açıklayalım.
İnternet bir gayya kuyusu ve içine her şey giriyor. Toplumun büyük bir bölümü ise bu davaları canlı olarak izleyemediği için doğal olarak internetten ve kısıtlı olmak kaydı ile televizyonlardan takip ediyor. Biz ise halkın bilgi edinme hakkının öncelikli olduğunu düşünerek bu davaları resmi belgelerden ve bu konuda yer almış makale, yazılar ve videolar üzerinden sizlere sunuyoruz. Böylece neyin ne olduğu daha açık bir biçimde anlaşılır olacaktır.

SİYASİ DAVALAR DVD SETİ’ni 2 versiyon olarak dikkatinize sunuyoruz.

TARİH & TARİHİ ESERLER ARAŞTIRMA & ARŞİV SETİ İLE İLGİLİ DETAY BİLGİ AŞAĞIDADIR !!!
Değerli Yurtseverler,
Tarihin önemi nedir ?
Tarihin önemini vurgulamak için söylenmiş sözler vardır.
*Tarih yazmak, yapmak kadar önemlidir.
*Geçmişini bilmeyen geleceğini tayin edemez.
*Tarihini bilmeyen millet yok olmaya mahkumdur
Tarihin tanımı:
Toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyetleri, kendi iç sorunlarını inceleyen bilim.
Hatırlama refleksi insanı tehlikelerden koruduğu gibi gelişmesini de sağlayan bir yetenektir. Eğer hatırlama yeteneğimiz olmasaydı dün sokakta takılıp düştüğümüz kasise bugünde takılıp düşerdik. Hatırlama eylemi sayesinde bu riskten kurtuluruz, ya da yaşadıklarımızı hatırlayamasaydık her an öğrendiğimiz şeyleri unutur ve tekrar öğrenmek için zaman harcardık. Böylece hiçbir zaman kişisel olarak gelişemezdik.
Tarih ise toplumların ve insanlığın hatıra defteridir. İnsanoğlunun bıraktığı her iz bir sonraki kuşağın yolunu aydınlatır. Yeni kuşağın yapması gereken sadece bu izleri doğru yorumlamaktır. Böylece öncekilerin yaşadıklarını tekrar yaşamak zorunda kalmadan yaşam standardını daha ileri götürebilirler. Ancak işte bu noktada tarihin yani hatırlamanın önemini anlayamamış toplumlar tarihi doğru yorumlamaya çalışmadan sadece günlük seyrin rüzgarına göre hareket ederek daha önce yapılmış bir hatayı tekrar yaşayabilirler. Böylece hem kendilerine hem sonraki nesillere zaman kaybı ve acı yaşatırlar. Bu anlamda tarih bir tecrübedir.
Tarihi yazıtları ve izleri çok olan toplum güçlü bir toplumdur. Bu yazıtlardan ve izlerden en iyi şekilde yararlanan toplum medeni bir toplumdur.
İnsan bir engelle karşılaştığında geriye doğru giderek hız, güç ve açı kazanarak koşar ve atlayarak engeli geçer. Tarihte toplumların önüne çıkan engelleri aşabilmesi için geriye yani tarihine dönmesi ve oradan güç ve hız alarak önündeki engeli kolayca aşmasını sağlaması bakımından önemlidir.
Şu cümle çok sık tekrarlanmaktadır: Milletlerin geleceği için tarih yazmak, yapmak kadar önemlidir. Bu söz öyle açık bir gerçeği ifade ediyor ki, ne kadar tekrarlanırsa tekrarlansın değeri aşınmaz.
Değerli Yurtseverler,
Dönemimizde ileri milletlerin hayatlarına bakınca, milli kudret ve medeniyet hamlelerini tarih şuuruyla yaptıklarını müşahede ediyoruz. Bu sebeple şunu rahatça söyleyebiliriz ki, tarihi yazıp, onu bir kültür ve şuur kaynağı haline getirmedikçe, toprak altında kalan yeraltı zenginlikleri gibi hiçbir anlam taşımaz. Tarihte ne kadar göz kamaştırıcı bir mevkiye sahip isek de, onu araştırmada, kültür hazinesi olarak hayatımıza katmada aklın alamayacağı kadar geri kaldık.
İki türlü tarih yazılır. Birincisi belgeleri, kalıntıları yorumlayarak yazılanlardır. İkinci tür ise kitaplardan yararlanıp kaleme alınanlardır. Bizim yazdıklarımız ikinci türdendir; yani eserleri doğru kabul ederek yazıyoruz. Daha çok da Batılı kaynakları kullanıyoruz. İlim hasbidir, denir; ama aslında hasbi ilim yoktur; bugün hiçbir şey beklemeden ilim ürettiğini söyleyenin, günün birinde bu bir işe yarayacaktır düşüncesi beyninin bir köşesinde saklıdır. Batılı, dilimizi, eski harflerimizi, geçmişteki mantalitemizi, geleneklerimizi mümkün mertebe öğreniyor, ömrünü heba ederek tarihimize dair eserini veriyor. Ciddi bir emeli bulunmasa, bu zahmete katlanmasının mantığı olabilir mi?
İki bin yıl önce egemenliğini kaybeden Yahudiler, yok olmamış, tekrar milletler camiasında yerlerini almışlarsa, tarih bilgilerinin onlara verdiği şuura sahip olmalarındandır. Bizim bu konudan niçin yeterince yararlanamadığımızın üzerinde durmamız gerekir. Pek çok milletten Alman tarihi uzmanı yetişmiştir; fakat Alman tarihini rakipsiz olarak en iyi yazan Almanlardır. Bu, bütün Batılı milletler için böyledir. Ama biz, Batılı tarihçilerin kitaplarını kaynak alıyor, tarihimizi onlara göre yazıyoruz. İngiliz devlet adamı Gladstone “Dünya yüzünden Türklerin kötülüklerini kaldırmanın bir tek çaresi vardır ki, o da dünya yüzünden kendi vücutlarının kaldırılmasıdır.” derken, kuşaktan kuşağa böyle bir hava içinde yetişen Batılı bilim adamları Türk tarihine dair araştırmalarında ne kadar objektif olabilirler? Bu gerçeği dile getirmek için Arthur Sharaton “Mimar Sinan Biyografisi”nde Türk tarihiyle ilgilenen Batılıların ortak bir yanlarının bulunduğunu, onun da bizi tarihimizden soğutmak olduğunu söylemiyor mu? Tarihimiz konusunda Batılıları kaynak almakla, çocuklarımıza, objektif, tarafsız, tarihimizi öğretmek yerine, onların dünyaya bakışını Avrupa adına çarpıtmış olmuyor muyuz? Avrupa’nın dünyada son yüzyıllardaki gelişmenin beşiği olmasında tarih biliminde bugünkü anlayışa kavuşmalarının müstesna bir rol oynadığında şüphe yoktur. Biz kendi tarihimizi yazarken olayların mihrakına milletimizi oturtmalıyız; bunu yaparken de tarihin inandırıcı olmasını şiar edinmeliyiz; çünkü bir milletin tarihinden yararlanmaması ne kadar eksiklikse, gereksiz abartmalarla yeni nesilleri şartlamaya çalışması da o kadar tehlikelidir. Nasıl olsa er geç doğruyu öğrenecekler; bu da onlarda aşağılık kompleksinden kaynaklanan tedavisi gayri kabil yaralar açacaktır.
Ciddi bir kültür ve medeniyete sahip olmak istiyorsak, ilk kaynaklardan tarihimizi doğru yazmak ve okumak zorundayız. Böylece ne yapmamız, yeni nesilleri yetiştirirken nelere dikkat etmemiz gerektiği ortaya çıkacağından, sorumluluğunu bilen insanımıza kavuşacağız. Fizikçimiz, kimyacımız, romancımız dünyadaki emsallerinden geri kalırlarsa, görevini yapmamış olmanın ızdırabını duyacaklardır. Bu insan tipine kavuşmadan sarf edeceğimiz bütün gayretler suyun üzerine nakış işlemektir; zira insan, özelliklerine göre dünyasını kurar.
Değerli Yurtseverler,
Bu açıklamalarımız çerçevesinde ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’nun Araştırma ekibinin 5 yıl boyunca çeşitli akademik kaynaklardan derlediği bir projeyi sırası gelmişken duyuralım. Ekibimiz tarihin ne kadar önemli bir bilim dalı olduğunun farkında olarak sizler için TARİH DVD setini ortaya çıkardı ve hizmetinize sundu. Aslına bakarsanız anlatacak çok fazla şey yok. İncelediğinizde zaten hak vereceksiniz. Türkiye’de bir örneği bulunmayan nadir bir akademik araştırma projesidir.
Tarihe meraklı iseniz yada bir akademisyen adayı veya personeli iseniz eşsiz bir kaynak olan bu sette aradığınız tüm tarihi sorulara cevap bulacaksınız. İlk çağ, Eski Antik tarih, Ortaçağ tarihi, Rönesans, Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet dönemi’ne dair onlarca makale ve dijital görüntü incelemenizi bekliyor.

TARİH DVD SETİ’ni 2 versiyon olarak dikkatinize sunuyoruz.

TERÖR & DERİN DEVLET ARAŞTIRMA & ARŞİV SETİ İLE İLGİLİ DETAY BİLGİ AŞAĞIDADIR !!!
Değerli Yurtseverler,
Bu sefer ki setimizde TERÖR, ERGENEKON ve DERİN DEVLET konusuna değindik. Oldukça kapsamlı bir çalışma oldu desek abartmış olmayız.
Değerli Yurtseverler,
Değişen dünya dengeleri ve uluslararası ilişkilerdeki farklılaşmalar sonucunda, sıcak savaşlar, yerini soğuk savaş metotlarına bırakmıştır. Soğuk savaşın gereği olarak ortaya çıkan psikolojik savaş türü ve bu savaşın vazgeçilmez unsuru düşük yoğunluktaki çatışmalar (Low Indensity Conflict), terör kavramını da beraberinde getirmiştir.
Terörün amacı
Terörizmin temel amacı, bir davaya veya siyasal anlaşmazlığa dikkat çekilmesidir. Bu “dikkat çekme” şiddet eylemleri neticesinde toplumda oluşturulan korku ve dehşet havası ile sağlanmaktadır. Siyasal ve ekonomik isteklerini meşru olmayan yollarla elde etmektir. İktidarı yıldırmak ve halkı korkutmayı amaçlar. Terörün amaç ve stratejisi zamanla teknolojik gelişim ve sosyo-ekonomik yapıya paralel olarak gelişmiş, tahrip ettiği toplumların dini-ırki-ekonomik ve sosyal yapısını ideolojisi doğrultusunda araç olarak kullanmış ve bu suretle kendisine finans kaynağı yaratmıştır. Sağladığı bu büyük miktardaki finans kaynakları ile dar bölge sınırlarını aşarak sınırlar ve kıtalararası boyut kazanmıştır.
Bazı oluşumlar ekonomik ve siyasal çıkar kavgalarını hızlandırmış, böl parçala yönet veya kendi çıkarlarına zarar veremeyecek azami limitler arasında tut ilkesinden hareket eden bazı blok veya ülkeler, farklı dini-ırkı-etnik unsurları, sosyo-ekonomik az gelişmişliği terörizme malzeme olarak sağlamış ve var olan terör örgütlerine bu şekilde katkıda bulunarak amaçları doğrultusunda taşeronluk görevi yüklemişlerdir.
Terörün Sebepleri
Terörizmin ortaya çıkmasında birçok sebep sayılabilir. Bunların başlıcaları ise şunlardır:
1-Ekonomik güçlük ve eşitsizlikler,
2-Eğitim eksikliği veya noksanlığı,
3-Çevrenin kötü tesiri,
4- Hükümetteki zaaf, iktidar yetersizliği,
5-Aile ve okuldaki otorite eksikliği,
6- Dış tesirler.
Terörün Finansal Kaynakları
Terörizm ihtiyaç duyduğu maddi kaynaklara daha çok yasadışı faaliyetleri ve dış yardımlar ile ulaşır. Bu gelir kaynakları şu şekilde özetlenebilir:
1-Dış yardımlar
2-Uyuşturucu ticareti
3-İnsan ve diğer kaçakçılık türleri
4-Haraçlar
5-Büyük çaplı soygunlar
6-Zorunlu ve gönüllü bağışlar
Değerli Yurtseverler,
Meşhur “Ergenekon Davası” da bir terör davasıdır. Ergenekon örgütü ise aynı zamanda Türkiye’nin Derin Devleti’dir.
Ergenekon davası, 12 Haziran 2007 tarihinde İstanbul’un Ümraniye ilçesinin Çakmak Mahallesi’nde bir gecekonduda 27 el bombası, TNT kalıpları ve fünyelerin bulunmasıyla başlayıp zamanla genişleyen soruşturma neticesinde, aralarında Zekeriya Öz’ün de bulunduğu üç İstanbul Cumhuriyet savcısının hazırladığı 10 Temmuz 2008 gün ve 1536/2007 numaralı soruşturma evrakı üzerinden 623/2008 sayılı iddianamenin kabulüyle başlayan davadır. Ergenekon isminin, örgüt üyesi olduğu iddia edilen kişilerin kendilerinin verdikleri bir isim olduğu için savcılar tarafından da kullanıldığı ifade edilmiştir.
Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 228’i tutuklu, 550’den fazla şüpheli hakkında; silahlı terör örgütü kurmak, hükümeti devirmek, Hükümeti görev yapamaz hale getirmek, terör örgütü kurmak ve yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak, silahlı terör örgütüne yardım etmek, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak veya görev yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne karşı halkı isyana tahrik, patlayıcı madde bulundurmak atmak ve bu suçlara azmettirmek, Cumhuriyet gazetesine patlayıcı madde atmak ve 17 Mayıs 2006’daki Danıştay saldırısına azmettirmek, devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek, kişisel verileri kaydetmek, askeri itaatsizliğe teşvik, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik gibi suçlarından kamu davası açıldı.
Soruşturmayı yürüten 3 Cumhuriyet Savcısı tarafından iddianame düzenlenmiş olup, yetkili savcı tarafından onaylandıktan sonra İstanbul 13 numaralı Ağır Ceza Mahkemesi’ne 14 Temmuz 2008 tarihinde iletilmiştir.
Davanın ilk duruşması 20 Ekim 2008 tarihinde Silivri Cezaevi içindeki adliyede yapıldı. 2013 Mayıs ayında, 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu sanıkların tamamına yakınına hapis cezası verdi. Nisan 2015 tarihinde Yargıtay, 13. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği kararı ve cezaları bozdu. Yeniden yargılama kararı verdi. Henüz yeniden yargılama başlamadı ancak bu sıralar başlaması bekleniyor.
Değerli Yurtseverler,
Bu açıklamalarımız çerçevesinde ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’nun Araştırma ekibinin 5 yıl boyunca çeşitli akademik kaynaklardan derlediği başka bir projeyi sırası gelmişken duyuralım. Bildiğiniz gibi Türkiye bir DERİN DEVLET ve TERÖR cenneti. Cumhuriyet tarihi boyunca her iktidar görevi istihbarat toplamak olan grup ve kurumları sadık elemanları atayarak kendine bağlı derin devletçikler olarak kullandı. Bu gruplar geçmişte çok önemli terör ve benzeri hadiselerin yaşanmasına neden oldu. Hatta devletten palazlanan bu gruplar gücü elde edince darbe yapmaya bile kalkıştılar. Biz bu dvd setinde 3 ayrı ama iç içe geçmiş olan TERÖR, ERGENEKON ve DERİN DEVLET kavramlarını ve örneklerini işledik.
İyi derin devlet var mıdır ? yada Derin devlet nasıl olmalıdır ? gibi soruların cevabını bu sette bulacaksınız.
Türkiye’de bir örneği bulunmayan nadir bir akademik araştırma projesidir.
Terör konusunda kapsamlı bir araştırma incelemek isterseniz, Derin Devlet gibi konulara merakınız varsa veya Ergenekon konusunu resmi belgelerden takip etmek isterseniz eşsiz bir kaynak olan bu sette aradığınız tüm sorulara cevap bulacaksınız. Onlarca makale ve dijital görüntü incelemenizi bekliyor.

TERÖR VE DERİN DEVLET DVD SETİ’ni 2 versiyon olarak dikkatinize sunuyoruz.

TÜRKİYE & DÜNYA & MİLLİ SORUNLAR ARAŞTIRMA & ARŞİV SETİ İLE İLGİLİ DETAY BİLGİ AŞAĞIDADIR !!!
Değerli Yurtseverler,
Yine bu setimizde bizden bir konuyu, TÜRKİYE VE DÜNYA konusuna değindik. Bu sette oldukça kapsamlı oldu. Bu konuda da ilk eser olmanın gururunu taşıyoruz.
Değerli Yurtseverler,
Bu araştırma setinde ülkemizi ilgilendiren bir çok konuyu ele aldık. Özellikle ülkemizi ilgilendiren MİLLİ SORUNLAR’a el attık. Kıbrıs konusu, Sözde Soykırım konusu, Ege Adaları sorunu, bunların başlıcaları.
Değerli Yurtseverler,
Peki bu bilimsel açıklamalardan sonra bu seti neden çıkardık ?, onu açıklayalım.
Ülkemiz bulunduğu coğrafya itibari ile çok çetin bir yerde bulunuyor. Komşuları ile iyi ilişkiler kurma hedefindeyken maalesef bunun tersi bir tablo ile karşı karşıyayız. Ege Adalarının durumu ortada, keza Sözde Soykırım baskıları ve ardından Kıbrıs’ta yaşananlar tüm enerjimizi emiyor. Bunlarla uğraşmaktan ülkenin gelişme hızı düştükçe düşüyor. İşte bizde tam da bu sebepten tüm vatandaşlarımızın durumu tüm çıplaklığı ile bilmelerini istedik ve araştırma ekibimiz 5 yıllık bir yoğun çalışmanın neticesinde bu seti hazırladı. Bu set ile bilinen ama tam da bilinemeyen perde arkasını okuyacak ve izleyeceksiniz.
İşte bu set ile ülkemizin önde gelen milli meseleleri hakkında kapsamlı bir bilgi sahibi olacaksınız..

TÜRKİYE & DÜNYA & MİLLİ SORUNLAR DVD SETİ’ni 2 versiyon olarak dikkatinize sunuyoruz.

ÜLKELER & KITALAR – JEO STRATEJİK & JEO POLİTİK ARAŞTIRMA & ARŞİV SETİ İLE İLGİLİ DETAY BİLGİ AŞAĞIDADIR !!!
Değerli Yurtseverler,
Bu setimizde hem bizden hem de uluslar arası bir konuyu, ÜLKELER & KITALAR – JEO STRATEJİK & JEO POLİTİK konusuna değindik. Bu sette oldukça kapsamlı oldu. Bu konuda da ilk eser olmanın gururunu taşıyoruz.
Bu araştırma setinde ülkeler ve kıtalar bazında önemli konuları ve sorunları analiz ediyoruz. Ülke ülke milli sorunlar jeo stratejik ve jeo politik olarak ele alınıyor. Çok faydalı bir kaynak diyebiliriz.

ÜLKELER & KITALAR – JEO STRATEJİK & JEO POLİTİK DVD SETİ’ni 2 versiyon olarak dikkatinize sunuyoruz.

451 FARKLI KONUDA İÇERİK, ON BİNLERCE MAKALE, YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA TEZİ, VİDEOLAR SİZİ BEKLİYOR !!!!
ÖNEMLİ NOT : ARAŞTIRMA SETLERİ hakkında İÇERİK BİLGİLERİNİ aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.
İNDİRME LİNKİ : https://disk.yandex.com.tr/i/quqyrDSky-EWGw

FİYATLANDIRMA BİLGİSİ :
<![if !supportLists]>1. <![endif]>Setlerimizi PREMIUM SET olarak alırsanız tek set için 398 TL’dir. Setleri ister Flash Diske isterseniz harici bir harddiske kaydedip gönderebiliriz. Flash diski yada harici harddiski alıcı temin ederse her set için fiyat 398 TL’dir. Flash diski yada harici harddiski biz temin edersek o zaman güncel fiyat bilgisi üzerinden temin edip faturası ile beraber kargolarız.
<![if !supportLists]>2. <![endif]>Arzu etmeniz halinde 1 terabyte hacmindeki ARAŞTIRMA SETLERİNİ ister 256 GB’lik 4 adet flash diske, isterseniz 1 terabyte’lık harici bir harddiske yükleyip gönderebiliriz. Bu durumda toplam ücreti, 0 hiç kullanılmamış flash disk yada harici harddisk fiyatı + 3,500 TL oluyor. 1 terabyte’lık bir harici harddisk şu anda piyasada ortalama 1,000 TL’den satılıyor.
ÖZEL BÜRO GRUBU resmi üyesi iseniz % 30 indirimli alabilirsiniz.
Eğer internetten indirmek isterseniz ödeme kontrolünden sonra size bilgisayarınıza indirebilmeniz için İNDİRME – (DOWNLOAD) LİNKLERİ verilecek. Siz de linkleri kullanarak ARAŞTIRMA & ARŞİV SETLERİ İÇERİĞİNİ bilgisayarınıza indirebileceksiniz.
Toplam Fiyat : 3,000 TL’dir.
ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU RESMİ ÜYESİ iseniz % 30 indirimli edinebilirsiniz.
Sipariş için Whatsapp hattımızı arayın – +90- 539-570-2295 yada ozel-buro@mit.ist
Güvenli yarınlar temennisi ile keyifli paylaşımlar dileriz.
Erkut Ersoy
E. İst. Uzm.
ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU