
GÖKHAN GÜLER : Doğu Akdeniz’de mevcut durum ve yeni senaryo meselesi – BÖLÜM 1
3 Kasım 2025
***
Devletlerin egemenlik alanları kara, hava ve deniz olarak üç ana kısma ayrılır ve her biri farklı uluslararası ve ulusal hukuki rejimlere tabidir.
Kara ülkesi, toprak, toprağın altı, nehirler ve gölleri; deniz ülkesi, iç sular ile karasularını; hava ülkesi ise devletin kara ve deniz ülkesi olarak nitelendirilen alanların üzerinde yer alan atmosfer katmanından meydana gelmektedir.
Devlet ülkesi içerisinde tüm yetkileri konusunda tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Denizlerin karaya bitişik olan bölümü (karasuları 12 deniz miline kadar), coğrafi açıdan bir bütün teşkil eder ve devletin egemen olduğu deniz ülkesini oluşturur. Devlet, kara ve hava ülkesi üzerinde tam hükümranlık haklarına sahip iken, deniz ülkesi üzerindeki egemenlik hakları bir ölçüde sınırlıdır. Bu konuda diğer ülkelere ait gemilerin zararsız geçiş hakları bulunmaktadır.
Devletlerin bazı egemen haklara sahip olduğu kabul edilen ve uluslararası deniz alanını oluşturan ‘yetki alanları’ vardır. Bunlar, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgeler (MEB) olarak ifade edilmektedir.
Kıta sahanlığı, ‘ülkeyi oluşturan kara parçasının deniz altındaki (tabandaki) uzantısına denilmektedir.’ Kıta sahanlığına sahip olan devletlerin 200 deniz mili mesafeye kadar kıta sahanlığı hakkı vardır. 1958 Cenevre Deniz Hukuku Konferansı’nda kabul edilen Kıta Sahanlığı Sözleşmesi’nin 4. Maddesine göre, ‘sahil devleti, kıta sahanlığı üzerinde araştırma yapmak ve doğal kaynakları işletmek bakımından egemen haklarını kullanır’ denilmektedir.
Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) ise ‘karasularının ötesinde ve bu sulara bitişik, belirlenen özel hukuki rejime tabi sahildar devletin hak ve yetkileri ile diğer devletlerin hakları ve serbestliklerinin belirlendiği bölgeyi ifade etmektedir.’ MEB içinde kıyı devletinin, canlı ve cansız doğal kaynaklar üzerinde tam egemenliği bulunmayıp sınırlı ekonomik haklardır.
Doğu Akdeniz’deki kıyıdaş devletlerin tamamının üzerinde mutabık kaldığı herhangi uluslararası veya bölgesel bir anlaşma henüz bulunmamaktadır.
Doğu Akdeniz’deki devletlerin üzerinde mutabık kaldıkları bir anlaşma olmamasının en önemli nedeni bölgenin Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 121. Maddesinde de belirtildiği üzere yarı kapalı bir denizalanı olmasıdır. Yarı kapalı bir denizalanı olan Doğu Akdeniz’in, kuzey-güney arasındaki mesafesi 340 mil, doğu batı arasındaki mesafesi ise 450 deniz milidir.
Dolayısıyla Doğu Akdeniz’deki devletlerin uluslararası sözleşmelerde belirtilmiş olan en üst ölçülerde kıta sahanlığını 200 ile 350 deniz mili arasında veya münhasır ekonomik bölgesini 200 deniz mili olarak ilan etmesi durumunda karşılıklı kıyıları bulunan ülkelerin deniz alanlarının birbirleriyle iç içe girmeleri durumları söz konusudur.
Bu bağlamda uluslararası yargı organlarının (UAD vb.) kendilerine ulaşan dava başvurularını kabul edebilmek için önce ülkelerin 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi ile 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olup olmadıklarına ve özellikle de ilgili tüm tarafların başvuruyu anlaşarak yapıp yapmadıklarına bakmaktadırlar. Türkiye ve KKTC söz konusu her iki sözleşmeye de taraf değildir.
Uluslararası Adalet Divanı’nın tek taraflı yapılan başvuruları kabul etmediği görülmüştür. 1969 Kuzey Denizi Davaları kararında, sözleşmeye taraf olmayan ülkelere karşı ilgili sözleşmenin hükümlerinin uygulanamayacağı açıkça belirtilmiştir. Bahse konu yargı kararından bu yana sözleşmelere taraf olmayan ülkelere karşı ilgili sözleşmelerinhükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı görülmüştür.
Karara bağlanan uluslararası mahkeme kararları(içtihatlar) incelendiğinde, gerek 1958 CKSS’ye ve gerekse 1982 BMDHS’ye taraf olmayan ülkelere karşı bugüne kadar söz konusu anlaşmaların hükümlerinin uygulanabilmesinin mümkün olmadığı görülmüştür.
Dolayısıyla Doğu Akdeniz’de bir takım sınırlandırma girişimlerinden kaynaklı sorunların adaletli bir şekilde çözümü doğrultusunda öncelikle kıyıdaş tüm devletlerin katılımı ve uzlaşısına dayalı örf ve adet hukuku zemininde bölgesel bir anlaşma yapılabilmesi için aktif çaba gösterilmelidir. Örf ve adet hukuku zemininde sınırlandırma uyuşmazlıklarının uluslararası mahkemelere intikal ettirilmesi konusunda da tek taraflı müracaatların dikkate alınmadığı, dolayısı ile bahse konu uyuşmazlığa taraf olan tüm kesimlerin uzlaşarak müracaat etmeleri durumunda müracaatlarının kabul edileceği görülmüştür. Bu nedenle Doğu Akdeniz’de tüm tarafların uzlaşısı neticesinde meydana gelecek bir anlaşma hususu büyük önem arz etmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC en başından beri Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı meselesinin barış ve uzlaşı zemininde uluslararası hukuk ve hakkaniyet çerçevesinde çözümlenebilmesi için çaba göstermektedir. Türkiye Cumhuriyeti, uzun yıllardan buyana bu kapsamda Doğu Akdeniz’deki tüm kıyıdaş ülkelerin katılımı ile Doğu Akdeniz Formu oluşturularak Akdeniz’deki deniz yetki alanı meselesinin barış ve uzlaşı zemininde uluslararası hukuk ve hakkaniyet çerçevesinde çözümlenebilmesi için çağırıda bulunmaya devam etmektedir.

GÖKHAN GÜLER : Doğu Akdeniz’de mevcut durum ve yeni senaryo meselesi – BÖLÜM 2
4 Kasım 2025
***
Doğu Akdeniz coğrafyası dikkate alındığında, karşılıklı kıyıların uzunluğu 400 deniz milinden kısadır. Bu nedenle de bu bölgedeki devletlerin deniz yetki alanlarının iç içe girme durumu söz konusudur.
Bölgedeki devletlerin Münhasır Ekonomik Bölge ilan edeceklerinde belli ilke ve kurallar çerçevesinde sınırların belirlenmesi için ilk önce karşılıklı olarak mutabakatlar sağlamaları gerekmektedir. MEB’in belirlenmesi uluslararası hukuk, örf – adet hukuku ve içtihatlara göre 3 temel ilkeye dayanmaktadır.
GKRY hukuken tek taraflı olarak Kıbrıs Türkleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ve hukukunu yok sayarak sözde MEB’ni ilan etmiştir!
BM Genel Kurulu’nun 1962 tarihli doğal kaynaklar üzerinde Daimi Egemenlik Kararı’na göre, doğal kaynaklar o ülkede yaşayan halklara ve milletlere aittir, denilmektedir. GKRY’nin bu anlamda tek yanlı olarak yasa dışı biçimde ilan ettiği sözde MEB’i ile Kıbrıs Türklerinin haklarını gasp etmesi kesinlikle kabul edilemez!
GKRY’nin hukuken tek taraflı olarak MEB ilan etme hakkı yoktur. Bir yerde birden fazla devlet ve birden fazla halk varsa hele de tartışmalı olan devlet kendi başına tek taraflı olarak MEB ilan edemez!
Buradaki mesele Kıbrıs Türklerinin(1960) kurucu ortağı olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’nden 1963’de silah zoru ile atılması ve söz konusu devletin üniter Rum devletine dönmüş olma meselesidir! Kıbrıs Cumhuriyeti olarak anılan devlet tek başına Rumlara ait değildir! Meselenin özü budur!
GKRY Mısır, İsrail ve Lübnan ile Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bölgedeki haklarını yok sayarak ikili anlaşmalarla MEB ilan etme yoluna gitmişlerdir!
GKRY’nin hukuken tek taraflı olarak 2003 yılında Mısır, 17 Ocak 2007’de Lübnan ve 3 Şubat 2011’de de İsrail ile imzaladığı Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlama Anlaşmaları’nın geçerliliği ve bu anlaşmalar sonrasında parsellenen bölgeler Doğu Akdeniz’de yaşanmakta olan tartışma ve gergilimin temelini oluşturmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti yaşanan gelişmeler karşısında hem 32°16’18” doğu boylamından itibaren Kıbrıs Ada’sının batısında kalan deniz alanlarında meşru hak ve yetkilerini kayda geçirmiş. Hem de 32º 16′ 18″ meridyeninin batısı boyunca kendisine ait olan kıta sahanlığının dış sınırlarını oluşturan bölgelerin aynı zamanda Mısır ile deniz sınırını oluşturmakta olduğunu 2 Mart 2004 tarihinde BM belgesi olarak yayınlanan mektubuyla resmi olarak kayda geçirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti uluslararası deniz hukukundan kaynaklanan ve doğal hak kabul görülen 200 millik bir kıta sahanlığı hakkına sahiptir. Bu durumda ipsofacto (fiilen) ve ab inito (başlangıçtan beri) ilkesinin geçerli bulunduğunu, söz konusu alanı BM Deniz Hukuku Bülteninde de 2 Mart 2004’te yayımlatmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Doğu Akdeniz’deki yetki alanlarının belirlenmesi hususunda, bölgede ikili veya üçlü deniz yetki alanlarının paylaşılması hususunun kabul edilemez olduğunu 2004 Turkuno DT/4739 (Mart 2004), 2005 Turkuno DT/16390 (Ekim 2005) ve UN.Doc. A/61/1011/-S/2007/456 (Temmuz 2007) sayılı notalarda açıkça ifade etmiştir. Bölgede yapılacak olan MEB anlaşmalarının kıyıdaş bütün devletlerin katılımı ve uluslararası hukukun temel prensibini oluşturan hakkaniyet ilkesiyle yapılması gerektiğini sürekli vurgulamış, vurgulamaya da devam etmektedir.
Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı meselesinin özü; Rumlar nasıl 1963’de silah zoru ile Kıbrıs Cumhuriyeti’ni gasp ederek üniter Rum devletine dönüştürmüşlerse, günümüzde de Ada’nın etrafındaki tüm yetki alanlarını(MEB)aynı şekilde gasp ederek bu duruma meşruiyet kazandırabilme meselesidir.
Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC en başından beri Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı meselesinin barış ve uzlaşı zemininde uluslararası hukuk ve hakkaniyet çerçevesinde çözümlenebilmesi için çaba göstermektedir.
Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı meselesinde bakalım ilerleyen günlerde daha ne gibi gelişmelerin yaşanacağını hep birlikte yaşayarak göreceğiz…

GÖKHAN GÜLER : Doğu Akdeniz’de mevcut durum ve yeni senaryo meselesi – BÖLÜM 3
5 Kasım 2025
***
Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC en başından beri Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı meselesinin barış ve uzlaşı zemininde uluslararası hukuk ve hakkaniyet çerçevesinde çözümlenebilmesi için çaba göstermektedir. Türkiye Cumhuriyeti, uzun yıllardan buyana bu kapsamda Doğu Akdeniz’deki tüm kıyıdaş ülkelerin katılımı ile Doğu Akdeniz Formu oluşturularak Akdeniz’deki deniz yetki alanı meselesinin barış ve uzlaşı zemininde uluslararası hukuk ve hakkaniyet çerçevesinde çözümlenebilmesi için çağırıda bulunmaya devam etmektedir.
Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan haberlerde Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotais’in, “Doğu Akdeniz’e kıyısı olan devletler forumu” önerisini gündeme getirdiği yansımıştır.
Uluslararası çevreler söz konusu Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotais’in, “Doğu Akdeniz’e kıyısı olan devletler forumu” önerisinin ABD Başkanı Donald Trump’ın uluslararası anlaşmazlıkları çözme iradesi ve yakın çalışma arkadaşlarının bir Türk-Yunan Ajandası harekete geçirme çabasının yol açtığıni belirtmektedirler.
Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Kathimerini Gazetesi’ne göre; bir süreden buyana bir takım inisiyatif ve perde gerisinde çeşitli düzeylerde devam eden yoğun hareketlilik kapsamında, Doğu Akdeniz’deki Türk-Yunan anlaşmazlığı ve Kıbrıs sorununda ‘bir şeyler olduğu’ görüşünü ileri sürmektedir.
Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Alithia ve Politis’in haberlerine göre ise Yunanistan Başbakanı KiriakosMiçotakis, Yunan meclisinde siyasi parti başkanları düzeyinde gerçekleştirilen dış politika konulu oturumda Türk-Yunan ilişkilerine ve Doğu Akdeniz’deki, deniz bölgelerinden düzensiz göçe kadar çok yönlü zorluklara geniş ölçekte değindiği konuşmasında Yunan hükümetinin Doğu Akdeniz Forumu toplama niyetinde olduğunu açıklamıştır.
Miçotakis, konuşmasında “bütün kıyı devletlerinin iş birliğinin şart olduğuna” işaret ederek “önümüzdeki dönemde bütün kıyı devletlerini, hepimizi meşgul eden konuları ortaklaşa konuşabileceğimiz bir forumda ortak bir görüşmeye davet etmek niyetindeyiz” İfadelerinde bulunmuştur.
Görüldüğü üzere kamuoyuna yansıdığı kapsamda “Doğu Akdeniz’e kıyısı olan devletler forumu” önerisi gündeme gelmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC zaten en başından beri Doğu Akdeniz’deki tüm kıyıdaş ülkelerin katılımı ile Doğu Akdeniz Formu oluşturularak Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı meselesinin barış ve uzlaşı zemininde uluslararası hukuk ve hakkaniyet çerçevesinde çözümlenebilmesi için çağırıda bulunmakta idi.
Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’in, Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC ile benzer biçimde “Doğu Akdeniz’e kıyısı olan devletler forumu” önerisi önem arz etmektedir.
Öyle anlaşılıyor ki “Doğu Akdeniz’e kıyısı olan devletler forumu” kapsamında deniz yetki alanlarının belirlenmesi konusu yanında enerji(su, elektrik, hidrokarbon), düzensiz göç, deniz çevresinin korunması ve Kıbrıs konusunu da içerecek bir işbirliği konularının ele alınması öngörülmektedir.
Sonuç olarak; Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı meselesinin barış ve uzlaşı zemininde uluslararası hukuk ve hakkaniyet çerçevesinde çözümlenebilmesi için umarım tüm taraflar sağduyulu biçimde hareket ederler.
Ayrıca “Doğu Akdeniz’e kıyısı olan devletler forumu” kapsamında deniz yetki alanlarının belirlenmesi konusu yanında enerji(su, elektrik, hidrokarbon), düzensiz göç, deniz çevresinin korunması ve Kıbrıs konusunun da ele alınması ön görülen bu platformda kamuoyunun beklentisinin ele alınacak işbirliği konularının mevcut gerçekler çerçevesinde ele alınarak çözümlenmesi konusunda samimi yaklaşımların ortaya konmasıdır.
***
KKTC’nin Deniz Mekânsal Planlaması (DMP)
KKTC’nin Deniz Mekânsal Planlaması (DMP) haritasının hazırlanması gündeme gelmiştir. Bu noktada yapılması gereken husus, ruhsat alanlarını coğrafi esaslara dayandırmak yerine Kıbrıs meselesinin denize yayılması olarak konuyu ele almak ve Kıbrıs Türk halkının Ada’nın her tarafında hakkı olduğu gerçeğiyle GKRY’nin ilan etmiş olduğu MEB alanının tamamını örtecek şekilde bir ruhsat sahası belirlemek olması gerektiği görülmektedir.
BM Genel Kurulu’nun 1962 tarihli doğal kaynaklar üzerinde Daimi Egemenlik Kararı’na göre, doğal kaynaklar o ülkede yaşayan halklara ve milletlere aittir, denilmektedir. GKRY’nin bu anlamda tek yanlı olarak yasa dışı biçimde ilan ettiği sözde MEB’i ile Kıbrıs Türklerinin haklarını gasp etmesi kesinlikle kabul edilemez!
KKTC ruhsat sahalarının en doğru biçimde ilan edilmesi büyük önem arz etmektedir. Adanın çevresindeki her bir zerrede Kıbrıs Türklerinin de hakkı bulunmaktadır. Bu konu ekonomik değil egemen haklar meselesidir ve bundan vazgeçmek tarihi hatadır.
KKTC’nin Deniz Mekânsal Planlaması’ndaki haklarımız: Vazgeçilemez ve yok sayılamaz…