Yayınlandı: 16.12.2025 15:20
Henüz güncellenmedi

BİLİM DOSYASI : Türklerin 350 Yıllık Bilim Teknoloji Uykusu : Newton fiziğinden 200 yıl habersiz Osmanlı ve Kuantum fiziğinden 64 yıl habersiz Osmanlı ve Cumhuriyet

Türklerin 350 Yıllık Bilim Teknoloji Uykusu : Newton fiziğinden 200 yıl habersiz Osmanlı ve Kuantum fiziğinden 64 yıl habersiz Osmanlı ve Cumhuriyet

Tansu KUCUKONCU , PhD

29 Tem 2024

***

Newton fiziğinden 200 yıl habersiz Osmanlı:

1687 tarihli Newton Fiziği: “Principia, Philosophiae Naturalis Principia Mathematica”, (Mathematical Principles of Natural Philosophy) (Doğal Felsefenin Matematiksel İlkeleri) ile Osmanlı İmparatorluğunun tanışması 200 yıl gecikmeli. Osmanlı’da Newton Fiziğinin ne orijinali (latince) ne Osmanlıca veya başka dilde çevirisi var. Bu, aynı zamanda bütün müslüman toplumların, ülkelerin Newton fiziğinden 200 yıl habersiz olduğu anlamına da geliyor. Osmanlı nın Newton fiziği ile kıyıdan köşeden ilk tanışması 1885’te basılan ve yanlışlarla dolu Mehmet Emin Derviş Paşa’nın Mühendishane için ilk fizik ders notları kitabı “Usül-ü Hikmet-i Tabiiye” ile olmuş. Kitapta Newton’un adı geçmiyor, çalışmalarından bahsedilmiyor; İngiliz Newton’un keşfettiği yer çekimini, İtalyan Galileo (İngiliz Newton’dan en az 70 yıl önce) keşfetmiş gibi anlatılıyor.

Osmanlı’da ilk üniversitenin kurulması, 1773: Mühendishane (bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ; YA : “ODTÜ ye geçmeden önce ben de 2.5 yıl öğrencisi oldum”). Her ne kadar İstanbul Üniversitesi 1453’te kurulduğunu iddia ediyorsa da (1453-1846: medrese, 1846-1933: Batı sistemi öğretim, 1990’lara dek İstanbul Üniversitesi’nde mühendislik yok..!)

Dünyada ilk üniversitelerin kurulması (Osmanlı’dan 600-900 yıl önce): Fas’ta University of al-Qarawiyyin 859, İtalya’da Bologna University 1088, İngiltere’de Oxford University 1200 ve Cambridge University 1209).

Mühendishane’nin ilk 100 yılında Newton Fiziği öğretilmiyor, mühendislere ne öğretiliyor, kaç öğrenci var, nasıl mühendislik yapıyorlar, belli değil. Dünyada yeni bilgilerden (fizik, matematik, kimya, elektrik, makina, teknoloji, coğrafi keşifler) tamamen kopuk 200 yıl (1687-1885). Osmanlı’nın gerileme dönemi (Karlofça antlaşması ile başladı) : 1699-1792, çöküş dönemi (Yaş antlaşması ile başladı): 1792-1922 (Saltanatın kaldırılması ile nalları dikti).

Batı, aradaki 200 yılda (1687-1885) Newton fiziği ile makinalar (buharlı gemi, buharlı tren, benzinli araba) icat etti ; makinalarla seri üretim yapmaya başladı, buna “sanayi devrimi” dedi. Elektriği keşfetti (Türkiye’de ilk elektrik mühendisliği bölümü, dünyadaki ilk örneğinden (Almanya 1881) 63 yıl sonra 1944’te İstanbul Teknik Üniversitesi’nde açıldı).

İlk Osmanlı rasathanesi Takiyüddin Rasathanesini denizden topa tutarak yıkan Osmanlı:

Antik çağdan beri insanların gökyüzünü düzenli gözlediği yerler var: gözlemevi , rasathane. 11.500 yıllık Urfa Göbeklitepe, tarihte belki ilk örnek. İslam ülkelerindeki ilk örnekler: 815’te Abbasiler döneminde Bağdat ve Şam daki rasathaneler. Cebiri icat eden Al-Harezmi’nin de Bağdat rasathanesinde gözlem kayıtları var. Sonrasında Mısır Kahire’de, İran İsfahan ve Maraga’da, Türkistan Semerkant’ta rasathaneler var. Osmanlı’da namaz vakti belirlemek için camilerde gökyüzünü gözleyenler (muvakkıt, 1952’ye dek devam ediyor) ve padişaha yıldız falı ile gelecekten haber vermek (astroloji; günümüzde de meraklısı çok) ve takvim hesaplamak için gökyüzünü gözleyenler var. 1800’e dek Türkistanlı Uluğ bey’in Yıldız gözlemlerini (1440), 1800’den sonra İtalyan Fransız Cassini’nin Yıldız gözlemlerini kullanıyorlar (1740). Avrupa’da Polonyalı Kopernik’in gökyüzüne ilgiyi arttırmasının ardından ilk önemli rasathane 1576’da Danimarka’da Tycho Brahe Rasathanesi.

Takiyüddin er-Raşid, 1571’de Osmanlı Sarayı’nda Sultan III. Murad‘ın müneccimbaşı (yıldız falı ile gelecek tahmin edici) olur. Padişaha, ellerindeki Semerkant (Türkmenistan) rasathanesinden Uluğ bey’e ait 130 yıllık gezegen ve yıldız tablolarının eskidiğini ve yenilerini gözlemeleri gerektiğini, Galata Kulesi’nden gözlemenin yetmediğini söyler. Kabataş Tophane’de kurulan Takiyüddin Rasathanesinin (Dar-ür Rasad-ül Cedid) (2 bina ve bir gözlem kuyusu (çah-ı rasad); 8 gözlemci, 4 yazıcı, 4 yardımcı) 1575-1579 yılları arasında gözlem kayıtları var (Sidret’ül Mühteha al-Efkar fi Melekut al-Felek al-Devvar (al-Zic al-Şahinşahi)) (Türkçesi (TK): Sürekli Dönen Gökyüzü Aleminde Varılabilecek Son Noktaya Dair Fikirler (Yüce Padişahlık Gökyüzü Gözlem Tabloları Kitabı). Kullanılan gözlem aletlerini Takiyüddin yapmış, bazıları kendi icadı imiş. Takiyüddin’in çalışmalarını destekleyen Hoca Sadettin Efendi’den hoşlanmayan Şeyhülislam Ahmet Şemşeddin Efendi, 1578’deki veba salgınının rasat yapılmasından dolayı olduğunu iddia ederek “ihracı rasad meş’um ve perde-i esrarı felekiyeye küstahane ittilan cür’etin vehamet ve akibeti meczundur; hiçbir mülkte mübaşeret olunmadı ki mamur iken harap ve bünyanı devleti zelzelenaki inkılap almaya” (Türkçesi (TK): Uğursuz gözlem yapmak ve gökyüzünün esrar perdesini bilmeye küstahça cesaret etmenin tehlikesi ve sonucu, haddini aşmaktır. Hiçbir devlette devlet iyi yapılmış haldeyken harap edecek ve devletin yapısını deprem gibi devirecek işlere kalkışılmadı) şeklinde fetva verdi. Bu fetva üzerine günümüzde yeri tam olarak bilinmeyen rasathane, 22 Ocak 1580 tarihinde Padişahın emriyle Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından denizdeki gemiden top ateşi ile içindeki gözlem aletleriyle birlikte yıkıldı (dünya tarihinde tek örnek). Takiyüddin, 1585’te 64 yaşında üzüntüden öldü.

Telgraf şebekesi kurmaya yardım için davetle gelen ve ölene dek kalan Fransız Aristide Coumbary, 1869’da kurulan Meteoroloji Rasathanesinin ilk ve 1896’da ölene dek müdürü oldu. 1869’dan itibaren (1.yi yıktıktan 290 yıl sonra) Osmanlı’nın 2. kez rasathane kurması gerektiğini söylemeye başladı. Osmanlı ekonomisi feci batıktı. 1894 Büyük İstanbul Depreminden sonra 1895’ten itibaren rasathane için yer arayışları başladı. 1892’den itibaren Coumbary’nin bir kaç elemanı, sabit bir yer olmaksızın gözlemler yapmaya çalışır. Maçka Silahtarhane’deki (bugünkü İTÜ Maçka binası) gözlem aletleri (Osmanlı’ya gelen 2. ve son teleskop dahil), 12 Nisan 1909’da (31 Mart vakası) isyancı askerler tarafından parçalandı. Osmanlı’nın Harbiye Mektebi’ne aldığı ilk ve en büyük teleskop, Kırım Savaşı sırasında hastaneye dönüştürülen Harbiye Mektebi’nde (bugünkü Askeri Müze) 1854’te çıkan yangında yandı. Osmanlı’nın 1918’de Alman firmadan aldığı 3. teleskop (mercekli Zeiss markalı), Cumhuriyet döneminde 1935’te ülkeye gelebildi, kullanmayı bilen olmadığı için 1947’ye dek kullanılamadı. 1947’den 1953’e dek kullanma denemelerinden fazlası yapılamadı. Meteoroloji Rasathanesi, 1910’da Üsküdar İcadiye tepesindeki yangın gözetleme kulesi ve topçu beygiri ahırlarına taşındı (bugünkü Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi; 1925’e dek 15 yıl bütçesi olmadı. Osmanlı, 1918’de 1. Dünya Savaşı’nı kaybetti ve 1922’de Kurtuluş Savaşı’nın ardından sona erdi.

Kuantum fiziğinden 64 yıl habersiz Osmanlı ve Cumhuriyet:

1905’te 26 yaşındaki doktora öğrencisi Alman Einstein’in yazdığı 4 makale ile Kuantum fiziğine geçiş başladı. Türklerin kuantum fiziği ile ilk tanışması: Mithat Fenmen’in popüler düzeyde anlatımlı 2 kitabı ile: 1922’deki “Aynştayn Nazariyesi: Mekan Zaman ve Kütle Mefhumlarının Tebeddülü” ve 1940’taki kitabı “Yeni Kuanta Fiziği ve Felsefi Ehemmiyeti” ile; üniversitede ilk kuantum fiziği dersleri (giriş düzeyinde) (64 yıl sonra): 1968-1969’da ODTÜ’de Feza Gürsey’in 4. sınıf lisans Quantum Mechanics dersleri (ingilizce) (YA : ben de bu dersleri alan şanslı lardan birisiyim), ve 1969-1970’te Erdal İnönü ile ve Eyvind H. Whichman’ın 1967’deki Quantum Physics (Berkeley Physics Course v.4 kitabının 1970’lerde Ankara Üniversitesinden kuramsal fizikçiler grubunun (Burhan Cahit Ünal, Zekeriya Aydın, Askeri Baran, vd), hep birlikte yıllarca uğraşarak Türkçe’ye çevirisi ile.

Batı, aradaki 140 yılda (1831 – 1969) elektrik üreteçlerini (jeneratör, pil, vd) ve motorlarını icat etti (İngiliz Faraday, Amerikalı Henry, İngiliz Maxwell, Alman Siemens, Hırvat Amerikalı Tesla); elektrik ile aydınlatmayı ve elektrik ile çalışan makinaları (motor) ve aletleri (telefon, radyo, televizyon, bilgisayar vd) icat etti. Kuantum fiziği ile nükleer enerjiyi ve atomu parçalamayı keşfetti, atom bombasını icat etti. Elektroniği keşfetti, transistörü ve elektronik ile çalışan aletleri (telefon, radyo, televizyon, bilgisayar vd) icat etti. Buna “elektronik çağı” dedi. Uzaya çıktı, Aya ayak bastı. Binlerce yılda yapılanın binlerce katı keşif ve icat yaptı.

1 yıl önce ortaya çıkan yeni icadın adı Yapay Zeka ChatGPT, (YA: “Perplexity daha iyi”), internet üzerinden sorulan her soruya karşısında insan varmış gibi cevap vermeye çalışan dev bir bilgisayar yazılımı ve donanımı paketi. Mucitleri için anlamı, insanı taklit eden robotlar yapmada çok büyük bir adım olan bu icat, Türkler için sadece beleş tez, makale, ödev yazdırma kapısı demek olacak diye “aldı beni korkular…” (ajda pekkan) (YA).

Bilim teknoloji uykusundaki müslüman ülke Pakistan, 1858-1947 arasında İngiliz sömürgesiydi. Pakistanlı Muhammad Abdus Salam, Pakistan’da 1940’ta 14 yaşında tarihi rekorla üniversite giriş sınavını 1.likle kazandı, Öğretmenleri İngilizce öğretmeni olmasını istiyordu. Matematik okudu, Hintli matematikçi Ramanujan’ın problemleri üzerine çalıştı, 1944’te mezun oldu. Babasının isteği üzerine o zamanın en özenilen işyeri olan Hindistan Demiryolları’ında işe başvurdu, yetersiz bulundu. 1946’da Pakistan’da başka üniversiteden matematik yüksek lisans diploması aldı. 1949’da İngiliz Cambridge Üniversitesinden matematik ve fizik lisans diplomaları aldı. 1951’de Cambridge Üniversitesinde kuantum fiziği üzerine tez ile fizik doktorası bitirdi. Doktora tezinin başından itibaren kuantum fiziğine önemli katkılar yaptı. 1954’te Pakistan Bilimler Akademisi’nin ilk üyelerinden biri oldu. 1959’da 33 yaşında İngiliz Kraliyet Bilimler Akademisi’ne seçildi, en genç seçilenlerden biri oldu. 1980’de Bilimler Akademisi yabancı üyesi oldu. 1952’de Matematik bölüm bşk olduğu Punjab Üniversitesinde kuantum fiziği lisans dersleri vermek istedi, kabul edilmedi. Kuantum fiziği öğrenmek isteyen öğrencilere akşamları özel dersler verdi, Riazuddin’i yetiştirdi. 1953’te Lahore’da araştırma enstitüsü kurmak istedi, akademisyenler engelledi. Lahore isyanları üzerine Pakistan’dan ayrıldı. Cambridge Üniversitesinde matematik profesörü oldu. 1957’de Londra Imperial Colllege’de teorik fizik grubunu kurdu. 1960-1974 arasında Pakistan Bilim Teknoloji bakanı danışmanıydı: ülkenin bilimsel alt yapısının oluşmasında başrol oynadı, 500’den fazla fizikçiyi yurtdışına doktoraya gönderdi. 1961’de Pakistan Uzay Ajansı’nı kurdu, Pakistan Atom Enerjisi Kurumu’nu hareketlendirdi. 1965’te Pakistan Nükleer Araştırma Merkezi’ni ve plütonyum ile çalışan Pakistan Atomik Araştırma Reaktörü’nü kurdu. 1967’de Quaid e-Azem Üniversitesinde Fizik Enstitüsü kurdu, buradaki fizikçiler dünyaca tanınır oldu. 1976’dan beri her yaz dünya fizikçilerinin Pakistan’da toplanmasını sağlayan yaz okulu başlattı. 1960’ların sonlarında nükleer santral kurmayı önerdi, yüksek maliyet nedeniyle kabul edilmedi. 1972’de Hindistan’ın nükleer bomba yapmaya başladığının öğrenilmesi üzerine, Pakistan’ın nükleer bomba yapmasına öncülük etti, sonradan bomba yapmayı eleştirse de ekipteki fizikçilere desteğini sürdürdü. 1974’te yönetime kızarak Pakistan’ı terketti ve 1996’da ölene dek bir daha dönmedi. 1979’da Nobel Fizik Ödülü kazandı, ödülü 2 fizikçi ile paylaştı. Nobel bilim ödülü kazanan ilk müslüman oldu. Ondan sonra sadece 2 müslüman daha Nobel bilim ödülü kazandı : 1999’da Mısrlı kimyacı Ahmed Zewail ve 2015’te Türk tıpçı Aziz Sancar. Pakistan, 1998’de 2 gün arayla nükleer bombalarını Balochistan bölgesinde dağda yer altında ve çölde 6 kez denedi.

Abdus Salam sayesinde Türkler fizikte Pakistanlıların da gerisinde kaldı. Pakistanlı Abdus Salam gibi bir tek kişi, ülkesini bilim teknoloji uykusundan uyandırmaya çalışmak için çok şey yapabilir. Rus Lysenko gibi bir tek kişi, bilim teknoloji uykusunda olmayan ülkesini dibe batıracak çok şey yapabilir. Bilim teknoloji uykusundaki Türkler, sanki Lysenko’yu örnek alıyor. Fotoğrafta (kaynak : YA) Abdus Salam’ı Türk Fizikçilerimizle görüyorsunuz:

Fotoğraf : bkz yukarıda

Muhammad Abdus Salam – Erdal İnönü – Ömür Akyüz – Feza Gürsey – Victor Weisskopf

Matematik kül fukarası Osmanlı ve fakiri Cumhuriyet:

ABD Kaliforniya Üniversitesi–Berkeley’de 1900’den bugüne yazılan matematik doktora tezi sayısı 2.000’den fazla, çok meşhur matematikçi hocalar ve lisans ve doktora mezunları var, sadece 9 Türk doktora mezunu var (YA : “biri benim, biri Selman Akbulut”); YÖK Tez Arşivinde 1968-2023 arası (56 yılda) matematik doktora tezi sayısı 2.877, öncesinde yok denecek kadar az, 1968-2009 arası (42 yılda) sadece 961 (yılda ortalama 17 tez), 2010-2023 arası (14 yılda) : 1.916 (yılda ortalama 137 tez). 14 yılda (2010-2023) artış % 200, yıllık ortalama artış % 710. Artan tezlerin matematikle alakası var mı ? Şüpheli ! Son 14 yılda tezlerdeki anormal artışa rağmen, 85 milyonluk koskoca ülke, matematikte ABD’nin bir tek üniversitesi kadar bile etmiyor. Osmanlı’da matematiğe katkıda bulunabilen sıfır, dünyadaki gelişmeleri yarım yamalak takip eden matematikçi ve fizikçi, yok denecek kadar az, onlar da son 50 yılında.

İlk Türk matematik doktora tezi 1929’da (1919’da sözlü olarak sunuldu) Almanya’da Abdülkerim Erim’e (piyanist Gülsin Onay’ın dedesi (annesinin babası)) ait ; dünyadaki ilk matematik doktora tezinden 275 yıl sonra, (Erhard Weigel, Almanya, 1652).

İlk Türk fizik doktora tezi 1930’da İtalya’da Fahir Yeniçay’a ait, dünyada ilk kadın fizik hocası (doktora, 1732, İtalya) İtalyan Laura Maria Caterina Bassi’den 200 yıl sonra.

350 yıllık kapatılamaz bilgi ve teknoloji uçurumu:

Yani, Batı ile aramızda dünya batana dek kapanması mümkün olmayan ve daha da açılan 350 yıllık bilgi, teknoloji (know how) uçurumu var. Batı’da 100 yıl önce yapılan bazı deneyleri hala yapamıyoruz, ürettikleri teknolojik ürünleri üretemiyoruz, aciziz, nasıl yapılır bilmiyoruz. Batı’ya yem (sömürge, ucuz işçi pazarı, ucuz mal pazarı) olmamak ve ayakta kalabilmek için yapmamız gereken tek şey: şimdiye dek yapılanın tam tersini yapmak: insan, emek, zaman, ve bütçe kaynaklarının potansiyelini çok iyi belirlemek ve kullanmak. Bunun için sürekli planlı hareket etmek ve ülkenin yaşamsal öncelikli ihtiyaçlarını belirlemek ve eldeki kaynakları dikkatlice planlamak ve kullanmak.

208 üniversitenin bütçesi (130 devlet üniversitesi + 78 özel üniversiteye destek) : 341 milyar TL (bugünkü kur ile 12 milyar dolardan az), proje yaparak para kazanabilen üniversite çok az, onların kazanabildiği para da çok az, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi ile yılda 200 milyon dolar kadar kazanıyordu, 2020’den beri yasa ile gelirinin % 80’i 3 ayda bir YÖK’e aktarılıyor, dünyada tek örnek ! TÜBİTAK bütçesi : 1 milyar dolar. 1636’da kurulan ABD özel Harvard Üniverstesinin (dünyanın ilk şirketi aynı zamanda) yıllık bütçesi 53 milyar dolar ; bunun yarısını yaptığı projelerden kazanıyor. 208 Türk üniversitesi ile TÜBİTAK’ın toplam bütçesi (13 milyar dolardan az) ABD’nin bir tek üniversitesinin bütçesinin 4’de 1’i kadar bile etmiyor. 1861’de kurulan ABD özel Massachusetts Institute of Technology’nin (MIT) yıllık bütçesi 4.2 milyar dolar ; bunun yarısını yaptığı projelerden kazanıyor. 1963’te (Türkiye’ye ilk kez (Karayolları Gn Md) 1 tek bilgisayar alınmasından 3 yıl sonra, bir Türk üniversitesine (İTÜ) ilk kez 1 tek bilgisayar alındığı yıl) kurulan MIT Computer Science and Artificial Intelligence Laboratory’de (CSAI Lab), çalışan doktoralı bilgisayar ve elektronik mühendislerinin sayısı 1.000’den fazla, Neredeyse Türkiye’den mezun doktoralı bilgisayar ve elektronik mühendislerinin toplam sayısından fazla. ABD’nin bir tek üniversitesinin bir tek laboratuvarı !

NOT : Bu yazı, ODTÜlü ve Boğaziçi Üniversitesi’nden emekli fizikçi matematikçi Dr Yılmaz AKYILDIZ (YA) ile birlikte aylarca uğraşarak yazılmıştır.