
Zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayan Tekalifi Milliye seferberliğinde görev almış olan her yaştan kadın,erkek,yaşlı,çocuk o adsız kahraman insanlarımızı unutmadığımızı göstermek için 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Savaşının 104. yıldönümünde bu derlemeyi kaleme almayı borç bildik.
MECLİS BAŞKANI MUSTAFA KEMAL’E BAŞKOMUTANLIK YETKİSİ VERİLMESİ:
· Meclis Başkanı Mustafa Kemal’e 3 ay süreyle Başkomutanlık yetkisi veren yasa 5 Ağustos 1921’de Meclis’te oy birliği kabul edilir.
· Yasa yetkisi sınırı; “Başkomutan, ordunun maddi ve manevi gücünü büyük ölçüde artırmak, sevk ve idaresini bir kat daha sağlamlaştırmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bununla ilgili yetkisini Meclis adına fiilen kullanabilir.”
· Bu yetkinin verilmesi ardından kürsüye çıkan Mustafa Kemal “ Meclis’in bana gösterdiği güvene yaraşır olduğumu az zamanda göstermeyi başaracağım! Efendiler, zavallı ulusumuzu tutsak etmek isteyen düşmanları, ne olursa olsun yeneceğimize olan iman ve güvenim, bir dakika olsun sarsılmamıştır. Şu dakikada, bu kesin inancımı yüce kurulunuza, bütün ulusa ve bütün dünyaya karşı ilan ederim. “ sözleriyle birlikte gösterilen güven için mebuslara teşekkür eder.
· Savaş stratejisinde büyük bir “Devrim” sayılan topyekûn seferberlik uygulamasının hukuki alt yapısı Tekalif-i Milliye Emirleridir.
· Tekalifi Milliye, devletin halktan istediği karşılıksız bağış, hibe, karşılıksız yardım değildir.
· Başkomutan Mustafa Kemal, Tekalifi Milliye Borçları için “El konulan malların bedelleri daha sonra devlet tarafından ödenecektir” der.
· Bu emirler kapsamında top yekün seferbelikle ayağa kalkan Türk ulusu varını yoğunu ortaya koyarak, işgalci emperyalist devletlerin Anadolu’yu işgal etme heveslerini kursaklarında bırakır.
· Amansız yurt savunması sonunda tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurulur.
· Tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu ardından ( 12 Nisan 1923 tarihli ve 328 sayılı yasa kapsamında ) Tekalifi Milliye borçları ve onun dışında savaşta halktan alınmış her şey için, 1923-1937 döneminde toplam 17.426.409 TL ödeme yapılır.
· Yalnızca cephede düşman karşısında bulunan askerler değil, Türk Milleti’nin her yaştan her kişisi silahla vuruşan savaşçılar gibi kendini görevli sayarak bütün varlığını kutsal ulusal savaşıma katılır.
TEKALİFİ-İ MİLLİYE EMİRLERİ FİİLİYATTA NADİR?
· Toplam 10 adet olup olan bu emirler 7-8 Ağustos 1921 tarihleri arasında yayımlanmıştır.
· “Tekâlif-i Milliye Emirleri”nin 2 numaralı emri, doğrudan ordunun giyim ve kuşam ihtiyacını karşılamaya yönelik çıkarılmış tarihi bir yükümlülüktür.
· Buna göre
-Ülkedeki her aile (hane), ordu için birer kat çamaşır (gömlek ve don), birer çift çorap ve birer çift çarık hazırlayıp bağlı bulunduğu ilçenin Tekâlif-i Milliye Komisyonu’na teslim etmekle yükümlüdür.
-Eğer fakir bir aile bütçesi yetmediği için bu yükümlülüğü yerine getiremezse, o bölgedeki zengin aileler bu giyim eşyalarını fakir ailelerin yerine de üstlenerek komisyona verecektir.
– Sakarya Savaşı öncesinde Türk ordusunun en büyük eksiklerinden birinin askerlerin yalın ayak ve uygunsuz giysilerle savaşması olduğundan 2 numaralı bu emirle Anadolu evlerinde geceli gündüzlü çorap örülmesi ve çarık dikilmesiyle ordunun giyim sefaleti doğrudan halk imecesiyle çözmüştür.
· İstanbul Boğazı ve Batı Anadolu düşman işgali altında olduğundan , Karadeniz dağları işgal güçlerinin erişemediği en güvenli güzergahtır.
· İstiklal Yolu, İstanbul ve Sovyetler Birliği’nden gelen askeri mühimmatın Anadolu’ya güvenle ulaştırıldığı 340 kilometrelik tarihi bir ikmal hattıdır. Deniz yoluyla İnebolu Limanı’na indirilen silahlar, buradan insan ve hayvan gücüyle Kastamonu, Çankırı ve Kalecik üzerinden cephe merkezi olan Ankara’ya taşınmıştır
· İstiklal Yolu, İstanbul ve Sovyetler Birliği’nden gelen askeri mühimmatın Anadolu’ya güvenle ulaştırıldığı 340 kilometrelik tarihi bir ikmal hattıdır. Deniz yoluyla İnebolu Limanı’na indirilen silahlar, buradan insan ve hayvan gücüyle Kastamonu, Çankırı ve Kalecik üzerinden cephe merkezi olan Ankara’ya taşınmıştır.
· İnebolu’daki Deniz Örgütü (Makam-ı Ayidat) ve meşhur İnebolu Kayıkçıları, gemilerle gelen ağır cephaneleri fırtınalı havalarda bile canları pahasına karaya taşımışlardır.
· İnebolu: Mühimmatın denizden karaya (çoğu zaman açıkta bekleyen gemilerden kayıklarla) çıkarıldığı başlangıç noktasıdır.
· Kastamonu: Silahların depolandığı, ayrıştırıldığı ve kağnı kollarına dağıtıldığı ana ikmal merkezdir
· Çankırı: Kastamonu’dan çıkan kolların Ankara öncesindeki en önemli ara durağı ve toplanma merkezdir.
· Ankara: Mühimmatın demiryolu ve diğer hatlarla doğrudan cepheye (Batı Cephesi) sevk edildiği son istasyondur.
· Eli silah tutan erkeklerin cephede olması nedeniyle nakliyatın %90’ı kadınlar, yaşlılar ve çocuklardan oluşan kağnı kolları tarafından yürütülmüştür.
· Milli Mücadele döneminde İstanbul’dan Anadolu’ya geçerek İnebolu-Kastamonu hattında Kağnı Kolları Komutanı olarak bizzat görev yapmış olan Enver Behnan Şapolyo (*) , o dönemde ordunun elinde hiçbir motorlu araç bulunmadığını, cepheye silah,müimmat ve yiyeceğin Deve, Katır, Kağnı olmak üzere üç tür nakil koluyla taşındığını bunları şöyle anlatmıştır:
– Deve Kolları: Süslü, püsküll ve aynalı develerden oluşurdu; her devenin hörgücünde üç cephane sandığı taşınırdı.
– Katır Kolları: Boyunlarındaki iri tunç çanların gürültüsü eşliğinde hızlı hareket ederlerdi.
– Kağnı Kolları: En ağır giden ancak yükün asıl yükünü çeken kollardır
· Şapolyo, kendisine her se* ferinde 40 kağnılık bir kol teslim edildiğini söyler. Bu kolların içler acısı ve bir o kadar da gurur verici yapısını şöyle anlatır:
” Kağnıcıların çoğu kadın olurdu. Çünkü delikanlılar cephedeydiler. Çok kere benim kağnıcılarımın otuzu kadın, sekizi çocuk, ikisi de altmış yaşından yukarı ak sakallı ihtiyarlar olurdu.”
· Kağnı kollarına güzergah boyunca eşlik eden ve onları koruyan askerlerin (Müzaheret Bölüğü) aslında hapishanelerden çıkarılarak vatan hizmetine verilmiş mahkûmlar olduğunu belirtir. Bu durum, cephe gerisinde dahi eldeki tüm insani kaynakların nasıl seferber edildiğini gösterir.
· Şapolyo, kağnıların iki tekerlekli ilkel yapısını ve çıkardıkları o meşhur iniltili sesleri anlatırken şu tarihi tespiti yapar:”Bir milletin azim ve imanı, en yüksek tekniği de yeniyor. Türk İstiklâl Harbi buna bir misaldir.”
· E.B. Şapoya’dan bir kısa öykü (anekdot):
Yanımızdan iki atlı süratle geçti. Fakat bir kağnının yanında durdular. Ben hemen oraya koştum. Bunlardan ikisi de milletvekili idi. Şu sahne doğdu. Kezban adında bir kağnıcı kadın vardı. Bu kadının kucağında altı aylık bir de yavrusu vardı. Kadın ve çocuk üşümüşler. Mosmor olmuşlardı. Buna mukabil kağnının üzerinde bir yorgan serili duruyordu. Sonradan Tarım Bakanı olan Sabri Bey, Kezban kadına:
– İkiniz de pek üşümüşsünüz, bu yorganı al da hem kendini hem de çocuğunu muhafaza et. Yoksa yavrun donar! Dediği zaman, bu kahraman ana, bu milletvekilinin yüzüne bakarak, kağnının üstündeki yorganı kaldırdı, içinden üç sandık cephane çıktı. Sonra:
– Bu cephanelerin üstüne yağmur yağar, su alırsa bozulur, fakat çocuğum soğuktan ölürse ben bir tane daha doğururum! “ diye bir kahramanlık menkıbesi yarattı. Adamlar bir şey söyleyemediler. Atları sürdüler. Zannedersem ikinci atlı ağlıyordu. Benim kağnıcı kadınlarımdan bir tanesinin adı Ayşe hala idi, bu kadın Keskinli idi. Oğlu cepheye gidince, Ayşe hala da kağnısıyla gönüllü olarak cephane taşımaya gelmiş bir kahramandı.( Mustafa Kemal ve Millî Mücadelenin İç Âlemi, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul 1967)
‘İKTİSADEN ZAYIF BİR MİLLET FAKİRLİK VE SEFALETTEN KURTULAMAZ’
30 Ağustos Meydan Muharebesi’nin ikinci yıldönümünde(30 Ağustos 1924) Dumlupınar’da Cumhurbaşkanı Gazi M. Kemal:(…) Efendiler, kendilerine, bir milletin talihi bırakılmış olan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini, yalnız ve ancak yine milletin hakiki ve elde edilebilir menfaatları yolunda kullanmakla mükellef olduklarını bir an hatırından çıkarmamalıdır.(…) Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar. (…) Türkülüğün aleyhine yürümüş çürümüş gölge adamlarının Türk vatanından kovulması, düşmanların denizlere dökülmesinden daha kurtarıcı bir harekettir.(…) Efendiler, milletimiz burada kutladığımız büyük zaferden daha mühim bir zafer peşindedir. O zaferin idraki, milletimizin iktisadi sahasındaki muvaffakiyetleriyle mümkün olacaktır. Bilirsiniz ki, iktisaden zayıf bir millet fakirlik ve sefaletten kurtulamaz; kuvvetli bir medeniyete, refaha ve saadete kavuşamaz; toplumsal ve siyasi felaketlerden yakasını kurtaramaz. (…) Cesaretimizi takviye ve idame eden sizsiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık meziyetinin, vatan muhabbetinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Ey yükselen nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyet’i biz tesis ettik; onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz.” der.(ATABE, C.16, s286,287,289.)
Bu umut ve beklentisini Büyük Söylevi’nde ( 15-20 Ekim 1927) yer alan “Gençliğe Hitabe”sinde de yinelemiştir.
Büyük Taarruzun ( Başkomutanlık Meydan Savaşının) 104. yıldönümünde, önde Gazi Mareşal M.Kemal Atatürk olmak üzere cephe de ve cephe gerisinde yurdu, ulusu için canını, kanını veren kahraman şehitlerimizi, gazilerimizi saygı/sevgiyle anıyorum. 30.8.2026Pazar
BU YAZI DERLEMEDİR
(*) Tarihçi ve yazar Şapolyo, bu süreçte yaşadığı anıları ve cephe gerisindeki lojistik destanı daha sonra kaleme aldığı eserlerinde (özellikle de Mustafa Kemal Paşa ve Milli Mücadelenin İç Âlemi ile Kara Günler – Milli Mücadele Hatıraları kitaplarında) detaylıca anlatmıştır.
+