KÜRESELLEŞME & BATI DÜNYASI & GLOBALİZASYON

BATI DÜNYASI DOSYASI /// Onur Öymen : Batı’dan Cumhuriyet’e Yönelik Eleştirilerin Düşündürdükleri



Onur Öymen : Batı’dan Cumhuriyet’e Yönelik
Eleştirilerin Düşündürdükleri


Bugünkü (29 Eylül) Cumhuriyet Gazetesinin OLAYLAR VE GÖRÜŞLER
bölümünde yayınlanan “Batı’dan
Cumhuriyet’e Yönelik Eleştirilerin Düşündürdükleri”
başlıklı
makalemi aşağıda sunuyorum:


Cumhuriyet Vakfının Başkanlığına seçilen Alev Coşkun “Cumhuriyeti
hedefe koymak rastlantı mı?” başlıklı makalesinde yabancı basında yer alan
ölçüsüz tepkileri de cevaplandırdı.







Coşkun, Cumhuriyetteki yönetim değişikliğinden sonra Alman basınındaki
suçlamaları şöyle özetledi: “Türkiye’deki yegâne muhalif gazete Cumhuriyet,
Erdoğan destekli karanlık, ekstrem nasyonalist ve ultra Kemalist darbe sonucu
tasfiye edilmiş bulunuyor.”


Bedri Baykam da Le Monde gazetesinde yer alan suçlamaları “yüz
kızartıcı” ve yanıltıcı, demokratik haklar açısından kabul edilemez buluyor.


Bugün Cumhuriyet gazetesi yöneticilerini suçlayanların ülkelerinde
ve Avrupa Parlamentosunda maalesef medyalar konusunda her zaman demokrasiyle
bağdaştırılabilecek örnekler görmüyoruz.


Fransa’nın en önemli gazetelerinden biri Türkiye’nin Kıbrıs
harekatının ilk günlerinde sergilediği tarafsız tutumu, Türkiye’den
beklentileri karşılanmayınca değiştirmiş ve Rum yanlısı bir yayın politikası
izlemeye başlamıştı.


Frankfurter Allgemeine Zeitung’da uzun yıllar köşe yazarlığı yapan
Alman gazeteci Udo Ulfkotte 2015 yılında yazdığı “Satın Alınmış Gazeteciler”
başlıklı kitabında devlet güçlerinin baskısıyla makaleler yazmak ve tasvip
etmediği görüşleri savunmak zorunda bırakıldığını açıkladı. Ulfkotte bu konuda
maruz kaldığı baskıları YouTube’da İngilizce olarak yaptığı bir konuşmada
anlattı. Ancak yazdığı kitap ve yaptığı konuşma Alman medyalarında neredeyse
görmezlikten gelindi.


Türkiye’de bizim bir kilise kapattığımız iddiası üzerine ülkemize
davet ettiğimiz 14 Alman gazeteci bu iddianın gerçek dışı olduğunu gözleriyle
görmelerine rağmen onların kaleminden Alman basınında gerçek durumu yansıtan
bir habere rastlamadık.


Türkiye’ye yönelik bazı haksız suçlamalar Başbakan Kohl’ü bile
rahatsız etmişti. Kohl, bir seferinde bu eleştiri sahiplerine “Hepimiz camdan
evlerde oturuyoruz. Başkasının evini taşlarken kendi camımızı kırabiliriz,”
demişti.


Avrupa Parlamentosu da bu konularda her zaman iyi bir sınav
vermemiştir. Türkiye raportörlerinden biri, saygın gazetecilerin tutuklandığı
Ergenekon davasında kanıtlanmamış iddiaları desteklemiş ve Ergenekon’un
devletin içine sızmış bir çete olduğunu ileri sürerek devletin bu örgüt
mensuplarını cezalandırması gerektiğini söylemiştir.


Kuşkusuz insan hakları ve demokrasi gibi kavramlar Türkiye gibi,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalayan ülkelerde bir iç mesele sayılamaz.
İnsan hakları alanında ülkemize yönelik eleştirilerde hiç haklılık payı
olmadığını da söyleyemeyiz. O nedenle yabancıların eleştirilerini dikkatle
değerlendirmeliyiz. Ancak bu eleştiriler Cumhuriyet vakfına yapılan saldırılar
gibi, çağdaş ve demokratik düşünce sahibi oldukları bilinen kişilere yönelik
olarak yapıldığında onlara karşı sessiz kalamayız. Özellikle Türk
gazetecilerini ‘bizden yana olanlar, bize karşı olanlar’ şeklinde tasnif
edenleri ve görüş ve eleştirilerini bu anlayışla dile getirenleri dikkatli bir
gözle okumalıyız. Cumhuriyet vakfı olayında olduğu gibi, bu konularda görüş
açıklayanlar belli kesimlerin ve kişilerin sözcülüğünü yapmak yerine adil,
tarafsız ve ilkeli bir tutum izlemeye özen göstermelidirler.