EMPERYALİZM DOSYASI /// Anti-emperyalist bir Tik-Tok’çu : James Rehwald

Anti-emperyalist bir Tik-Tok’çu : James Rehwald

“Tek başına komedi evreni liberallerce domine ediliyor. Kapitalizmin semptomlarını eleştirebiliyorlar ancak bundan öteye geçip köküne, yani kapitalizmin ta kendisine ulaşamıyorlar. Bu anlamda gerçekten komedi alanında çok fazla fırsat var, umarım sol bundan daha etkin bir şekilde faydalanır.”

14 Eylül Perşembe 2023   Saat: 00:02

ABD’li Tik-Tok içerik üreticisi James Rehwald’ın bu platformu kullanım şekli biraz daha farklı. Kendisi sömürgecilik, tekelci kapitalizm, neoliberalizm gibi konuları mizahi bir dille işlemeyi tercih ediyor. Rehwald’ın yarattığı videolar da böylece tüm dünyada bir popülerlik kazanıyor, ne de olsa bütün dünyanın ortak sorunlarına dair bir şeyler söylüyor.

Ancak Rehwald’ın yapımlarını özel kılan bir diğer şey ise sadece sorun tespiti yapmayıp aynı zamanda bir çıkış yolu göstermeye çalışması. Üstelik tüm bunları birkaç dakikayı aşmayan videolarla yapabilmesi. Bugün Rehwald’ın TikTok’ta yaptığı içerikleri 400 bine yakın kişi takip ediyor. Tüm bu konuları ve mizaha dair çok fazlasını Rehwald ile konuştuk.

ABD’li Tik-Tok içerik üreticisi James Rehwald.

Öncelikle bize biraz hikayenizden bahsedebilir misiniz? Yaptığınız çalışmalara nasıl başladınız? TikTok dünyasına nasıl girdiniz?

Eğer çok geriden başlayarak anlatmam gerekirse 13-14 yaşındayken YouTube videoları yaparak başladım. Adobe Premiere ile biraz oynamaya başlamıştım. YouTube’un eski güzel günleriydi, komedi içeriklerini takip ediyordum ve heyecan verici buluyordum. Ne de olsa artık büyük mecralara girmene gerek yoktu, sadece YouTube’da bir şeyler üretmen yetiyordu. Benim erken dönem ilgimin temeli biraz böyle.

Ancak siyasi bir eğilimle birleştirerek işin içine tamamıyla dalmam biraz zaman aldı: Pandeminin başlaması ve ABD’yi vurmasıyla birlikte daha çok işin içine girdim. Mart 2020’de TikTok’u indirdim. Diğer herhangi bir kullanıcı gibi kullanıyordum. Tüm komedi skeçleriyle, öğretici içerikleriyle, tarih içerikleriyle… bana YouTube’u çağrıştırdı. Küçük yapımcılardan harika içerikler çıkıyordu. Çok havalı ve ilham verici buldum.

Zaten evde kapalı kapmıştık, ben de evden kurumsal bir işte çalışıyordum. Ortalığı karıştırmak için çokça zaman vardı anlayacağınız. Böylece TikTok’a girdim. Aslında başlarda TiktTok’a karşı ‘kinciydim’, bu platformu ‘utanç verici’ buluyordum. Fakat daha sonra mevzunun sadece dans videolarından ibaret olmadığını gördüm ve ben de bir şeyler paylaşmaya başladım. İlk videomu pandeminin ilk ayında yaptım ve sanırım yaptığım dördüncü iş viral oldu. Başta sadece arkadaşlarımı güldürmek için video yapıyordum. TikTok’ta ve Instagram’da şaka olsun diye paylaşıyordum ve dördüncü videom viral olunca “Oh, demek ki topluma açık bir durum var, insanlar gerçekten de ilgi gösteriyorlar” dedim.

Elbette pandemi boyunca işler daha da kötüleşmeye başladı. George Floyd’un öldürülmesini takiben başlayan protestolarla birlikte ülkede ve dünyada polis şiddeti arttı. Tüm bu sorunların ortaya çıktığını ve Donald Trump yönetimiyle birlikte her şeyin iyice berbatlaştığını gördüm, üzerine konuşma ihtiyacı hissettim. Bir kısmı sanırım benim siyasi mizahtan hoşlanmamdan geliyor. Çoğu liberal tabii ama günlük şovlardaki komedyenleri izliyordum ya da Adult Swim gibi platformları takip ediyordum, kısaca ne varsa…

Ama tüm bunlarda bir şeylerin eksik olduğunu hissettim ve bu yüzden kendi yolumla anlatmak istedim. Konuşulması gereken konu sıkıntısı yok, özellikle de 2020 ve sonrasında. Her zaman kendi siyasi analizimi geliştirmeye, tarihi ve teoriyi daha iyi anlamaya çalışıyorum. Aynı şekilde prodüksiyon ve iğneleyici mizah kısımlarını geliştirmeye gayret ediyorum.

Elbette çok fazla komedi var bu platformda ancak çok sığ kalıyor ve ben ortaya biraz da öğretici bir şey çıkarmak istiyorum. TikTok benim gibi hem öğretici hem de eğlenceli içerikler yaratmak isteyenler için harika bir yer.

‘MİZAH, KİTLELERE HİTAP ETMEK İÇİN GÜÇLÜ BİR YOL’

Seçtiğiniz konular aslında ‘ciddi’ diyebileceğimiz konular: Kapitalist tekelleşme, neoliberalizm, neo-kolonyalizm… Fakat siz bu ‘ciddi’ konuları hem kısa hem de eğlenceli bir şekilde aktarmayı başarıyorsunuz. Yaptığınız işler dünya genelinde de ilgi çekiyor. Peki sizce sol için mizahın nasıl bir yeri var?

Benim deneyimim tabii çok kısıtlı olacaktır, çoğunlukla Batı’nın ‘online’ solu ile iletişim halindeyim. Hatta daha da dar bir şekilde ABD ve belki biraz da İngiltere medyasını takip edebiliyorum. Bununla birlikte yine de bir çeşit mizahi bakış açısını tutturduğunuz insanları bulmak zor olabilir, üstelik herkesin bu arayışta olması da gerekmiyor. Ama çeşitli taktikler arasında bu da olsa iyi olur diyebiliriz belki. Mesela liberaller ve muhafazakarlar kendi propagandalarını dayatmak için komediyi kullanıyorsa neden solcular, sosyalistler, komünistler de aynısını yapmasın?

Ben bunun önemli bir taktik olduğunu düşünüyorum, kitlelere hitap etmekte güçlü bir yol. Birinci seçenek, bir kişi şakanıza güler ve ona daha iyi bir anlayış katar. Ya da ikinci seçenek, kişiyi şaşırtıp onun kendini fark etmesini sağlayabilirsiniz. Benim de bu konu üzerine daha çok düşünmem gerekiyor. Gerçekten de komedinin kullanışlı bir yanı olabilir. İnsanların komediye daha fazla ilgi göstermesinin önünde hiçbir engel yok. Tek başına komedi evreni liberallerce domine ediliyor. Bu bir sır değil, Donald Trump hakkında mizah yapan bir komedyene çabucak ulaşabilirsiniz mesela. Ama bu kadar, ötesi yok… Bu yüzden meseleyi biraz daha derinleştiren insanları görmek iyi olacaktır. John Oliver’ın diğerlerine kıyasla daha iyi bir iş yaptığını söyleyebiliriz, Hasan Minhaj’ı da örnek gösterebiliriz… Ama yine de çekirdeğini liberaller oluşturuyor. Kapitalizmin semptomlarını eleştirebiliyorlar ancak bundan öteye geçip köküne, yani kapitalizmin ta kendisine ulaşamıyorlar. Bu anlamda gerçekten komedi alanında çok fazla fırsat var, umarım sol bundan daha etkin bir şekilde faydalanır.

‘DEVRİMCİ İYİMSERLİK’ MESELESİ

Benim de sıradaki sorum tam olarak bu olacaktı. Çoğu zaman alternatif bir sistem tahayyülü bu anlamda eksik kalabiliyor. Mizah konusu olarak ‘kötü’ olan eleştiriliyor ancak o ‘kötünün’ neden ‘kötü’ olduğu, ya da nasıl alt edilebileceği anlatıma dahil edilmiyor. Bu anlamda sizin videolarınız biraz daha farklı bir yerde duruyor gibi. Çünkü kapitalizmin nasıl alt edilmesi gerektiğine dair verdiğiniz ipuçlarını görüyoruz. Bu konu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Bu çok doğru bir nokta, ben de sık sık aynı şeyi düşünüyorum. Sosyal medya, televizyon kanalları, film endüstrisi… Nereye bakarsanız bakın kapitalizmin semptomlarının mizah konusu yapıldığını görüyorsunuz. Kapitalizmi doğrudan hedef almadığı gibi herhangi bir eyleme, herhangi bir alternatif sisteme çağrı da göremiyoruz. Böylesi bir yaklaşımla ilerlersek bozguncu, nihilist, iç karartıcı, kıyametçi bir görünüme sahip olursunuz. Ki aslına bakarsanız bazı açılardan bu da eğlenceli bir hale gelebilir, bir kara mizah çıkartabilirsiniz. Ne de olsa herkes bazen kendini çaresiz hisseder, iklim krizinin ulaştığı boyut veya faşizmin yeniden canlanmasını hesaba kattığımızda bu yaklaşım gerçekten de bir yere oturuyor. Fakat gerçek bir alternatif, gerçek bir çözüm önermediğinizde çıkmaza giriyorsunuz.

Ben elimden geldiğince bunu yapmaya çalışıyorum. Devrimci iyimserliğin de aşılanması gerektiği kanısındayım, çünkü tarihimizden öğreneceğimiz çok şey var. Okul müfredatlarında asla karşılaşamayacağımız şeyleri öğrendiğimizde, gerçek başarıların farkına daha kolay varabiliyorsunuz. Anti-kolonyal ayaklanmalar, sosyalist ayaklanmalar, kısacası devrimlerin mümkünlüğünü böylece görebiliyorsunuz. Sadece başarılı devrimler de değil, örneğin işçi örgütleri gibi ‘yasal’ görünümlü örgütlerin bile geçmişine baktığınızda bambaşka bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Bunları sadece okumak ve açıklamaya çalışmak yeterli olacaktır çünkü işçi sınıfının bu bilgilere erişimi, mevcut sistemin tasarımı gereği mümkün olmuyor. Ben de bundan çekinmemeye çalışıyorum, meselenin sadece gidip oy kullanmadan ibaret olmadığını kendimce anlatmaya çalışıyorum.

Son olarak yaptığınız çalışmalara dair nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Çok çeşitli reaksiyonlarla karşılaşıyorum. Büyük bir çoğunluk son derece destekleyici tepkiler veriyor. Bu sanırım güzel bir şey, bazen algoritma doğru takipçilere ulaşıyor. Ama bazen ulaşmıyor, dolayısıyla bir sürü olumsuz geri dönüşler de alıyorum. Olumsuz görüşleri incelemek her zaman eğlenceli oluyor. Bazen liberallerden geliyor, bazen muhafazakarlardan geliyor, bazen neoliberal ekonomist tiplerden geliyor… Hatta bazı videolarım Twitter’ın Nazilerden oluşan bölümünde büyük bir yankı uyandırdı ki bence bu delice…

Ancak yine de neye inandıklarına dair siyasi bir çözümleme yapmamış pek çok insan tarafından da destekleyici yorumlar geliyor ki bu bence çok önemli. Kendilerini ‘Marksist’, ‘Sosyalist’, ‘Anarşist’… gibi adlandırmasalar da destek oluyorlar. Bunları duymak çok hoş, örneğin kimileri gelip “Ben bir öğretmenim, bunu göstermek istiyorum” diyor. Tabii diğer mizahçıların, yapımcıların, podcast’çıların, yazarların, gazetecilerin… ilgisini görmek de sevindirici. Aynı zamanda Patreon’daki destekçilerim sayesinde de tüm bu işleri yapabilir hale geliyorum, onların da önemli katkıları oluyor diyebilirim.

 


 

Kavel Alpaslan Kimdir?

1995’te İzmir’de doğdu. İzmir Saint Joseph Fransız Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü’nde eğitim gördü. Gazeteciliğe 2014 yılında Agos’ta başladı. Gelecek/Umut Gazetesi’nde çalıştı. 1+1 Express Dergisi’nde yazıyor. 2016 yılından bu yana Gazete Duvar’da yazı ve haberleri yayınlanıyor. “Aynı Öfkenin Çocukları: Dünyadan Devrimci Portreleri” kitabı 2023 yılında Sel Yayıncılık tarafından yayınlanmıştır.