İSTİHBARAT DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : Enosis’ten Mimesis’e; istihbarattan iletişime…

<www.sabah.com.tr/yazarlar/pazar/ferhat-unlu/arsiv?getall=true> FERHAT ÜNLÜ : Enosis’ten Mimesis’e; istihbarattan iletişime…

Antik Yunan’ın son büyük filozofu Aristoteles’in ölümü milat kabul edilirse, 2 bin 344 yılı Aristo’nun Mimesis dediği Taklit, iki milenyumu Siesta (İkindi şekerlemesi) ve son 60 yılı da Sirtaki (Arnavut menşeli folkrolik dans) ile geçen bir uzun Yunan ulus ömründen söz edilebilir.
Aristo, Mimesis’i; doğanın ve insanın sanat ile edebiyatta taklidi olarak tanımlamıştı, ama Yunan Mimesis’i şu sıralar bir ulusun Mimetik Arzusu’na, yani taklitçi arzusuna dönüşmüş durumda. Bir başka deyişle Yunanistan, Mimetik Arzu kavramının teorisyeni Fransız filozof Rene Girard’ın “İnsan, daima Öteki’nin arzusuna göre arzular” sözünü doğrulayan bir yol izliyor.
Bunu da, hasım addettiği Türkiye’ye öykünerek yapıyor. Öykünmenin izlerini; Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in söylemlerinde kolaylıkla görebiliyoruz. Baksanıza şu laflara:
“Helenizm’in 48 yıldır büyük acı çektiği ve hâlâ kapanmayan bir yarasını unutmamanızı istiyorum. Kıbrıs’taki saldırı ve adanın şiddetle ikiye bölünmesini kastediyorum. Kıbrıs’ta iki ayrı devleti, kimse hiçbir zaman kabul etmeyecektir.”
(Madem o kadar Helenizm rüyası görüyorsunuz, o zaman Ortodoksluktan vazgeçip Antik Yunan Paganizmi’ne dönün. Helenistik dönemin başlarında Efes de deniz kenarındaydı. Bunlar 2 bin 500 yılı, Siesta uykusuyla geçirmişler!)
MİÇOTAKİS ‘DAYILANIYOR’
“Ben de onların anlayacağı dilde kendilerine, Yunanistan’da dayılıklara geçit yok diyorum.”
(NATO’nun ikinci büyük ordusuna, Rus silahı S-300 ile dayılanan sizsiniz.)
“Biz ısırmayı tercih etmiyoruz. Sınırlarımız konusunda çok net olacağız. Herkes Yunanistan’la uğraşılmayacağını biliyor.”
(Anakaralar belli. Sorun Ege’deki yüzde 43,6 karasuyu oranıyla yetinmeyip Adaları silahlandırıyor olmanız. Üstelik karasularını da fırsat bulsanız 12 mile çıkarmanın peşindesiniz. Adalar bize kulaç mesafesi. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmayın!)
“Türk halkının yüzde 63’ü Yunanistan’ı tehdit olarak görmüyor.”
(Herhalde gerçekten tehdit olmadığınızdan ötürüdür.)
Dikkatli bir takiple görülüyor ki, Miçotakis’in söylemlerinde özellikle son üç aydır yapay bir sertleşme var. Belli ki kendince Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı taklit etmeye çalışıyor. Boşuna değil Miçotakis’in; Erdoğan’ın, New York’un akciğeri Central Park’ta sigara tiryakilerini de uyardığı o meşhur turu ve sohbetleri bir iletişim başarısına dönüşünce New York sokaklarına inmesi. Taklitçi arzu dediğim bu işte.
Nitekim Yunanistan, geride bıraktığımız hafta bir İletişim Başkanlığı kurma kararı aldı. Türkiye modelinden ilhamla aldıkları bu kararı, “Taklitler aslını yaşatır” diyerek es geçmek de bir tercih. Ama ben bunun arka planının iyi anlaşılması gerektiği kanatindeyim.
Atina, yaklaşık bir senedir askeriye ve istihbaratta Türk modelini uygulama çabası içinde, ama 6 Eylül 2020 tarihinde bu köşede yayınlanan Yunan İstihbaratı’nın Kısa Tarihi başlıklı yazıda uzun uzadıya anlattığım üzere bunu da eline yüzüne bulaştırmış vaziyette. Muhtemelen İletişim Başkanlığı projesi de öyle olacak. Fikri takiple izlemek lazım.
ŞU SIRA EN MANTIKLILARI PAPAZ
Bu ‘yeni proje’nin haberini Yunan Real News Gazetesi verdi. Proje; İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Yunan medyasına verdiği demeçten sonra gündeme geldi.
Haberin başlığı ‘Ankara’ya karşı iletişim görev gücü’ idi. Bu görev gücünün başkanlığı için düşünebilecekleri en doğru isim Miçotakis’i “Türklere bulaşma” diye uyaran papaz olabilir. Belli ki aralarında iletişimi en iyi bilen o çünkü.
Haberde, ‘Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı bir duvar işlevi görecek İletişim Başkanlığı kurma yönünde karar aldığı ve sürecin hızla yürütüldüğü’ belirtildi.
Haberdeki bir cümleyi aynen alıntıyayım, siz içindeki iletişim faciasını kendiliğinizden göreceksiniz:
“Bu özel grubun görevi, Türklerin iletişimsel düzeydeki her türlü faaliyeti karşısında iletişim koordinasyonunu sağlama, bilgileri/verileri yönetme, derhal ve sert cevap verme olacaktır.”
Sırf bu misyonla kurum ihdas ediyorlar, hesap edin. Devam edelim: Atina’nın İletişim Başkanlığı için düşündüğü isim, Ankara Büyükelçiliği’nde diplomat olarak çalışmış, dışişleri bakanlığı sözcülüğünü yürütmüş ve New York Başkonsolosu olarak görev yapmış Konstandinos Kutras imiş.
İmdi. Aslında müktesebatı Kutras’tan daha fazla bu koltuğa uyan bir başka isim var; Yannis H. Rubatis. Dünyanın belki de gazeteci kökenli ilk gizli servis patronu. Atina’nın şu sıralar El Yapımı Patlayıcı gibi yönettiği Ethniki Ypiresia Pliroforion’u (Ulusal İstihbarat Teşkilatı), kısa adıyla EYP’yi dört sene yöneten Rubatis, Kutras’dan daha iyi bir İletişim Başkanı adayı olurdu.
Öyle ya; mevcut başbakanın eski bir başbakanın oğlu olduğu, son iki gizli servis başkanının da meslek, teşkilat dışından seçildiği bir ülkenin nepotizm/liyakat problemlerinin çözümü için atılacak ilk adımlardan biri işi ehline teslim etmek olurdu. İstihbarat, diplomasi işleri bir fecaat, bir umut belki iletişimi kotarırlar!
Ne de olsa iletişimlerinin tüm stratejisi zaten Mimesis üzerine kurulu; ee ikindiler Siesta zaten, akşamlar da Uzo ve Sirtaki’yle bir 2 bin küsur yıl daha böyle geçer.
Kıbrısı Enosis’le ‘goya’ anakaralarına bağlayacaklardı ama şimdi iki devletli çözümü Mimesis’le izleyerek yaşayacaklar. İstihbarattan İletişime, tüm kurumlarında.