TELEGRAM

MK ULTRA PROJESİ /// Reha Suvari : Yerli Telegramcıların Yabancı Efendileri


Şu soru sorulabilir: Dönem dönem basın ve siyasetin başlıca gündem
maddeleri arasına giren, “resmen” doğrulanmasa bile “resmen” yalanlanmaya da
yanaşılmayan TELEGRAM niçin hâlâ bitirilmiyor veya bitirilmek istenmiyor?..


Burada, “iç” devlet ve hükümet mekanizmaları kadar, onun “bağımlı” olduğu
“dış” dünya sisteminin de belirleyici olduğunu; temelde askerî ve istihbarî bir
silâh olan TELEGRAM’ın uygulanışının da Türkiye gibi bağımsız olmayan, üstelik
ordusu NATO ordusu olan ülkelerde maalesef “belli ölçüde” efendi ve uşak
ilişkileri çerçevesinde başlatıldığını, sürdürüldüğünü ve sonlandırıldığını
bilmek gerekiyor.


Çoğunlukla gözden kaçırılan bu inceliğe dair bir perspektif verme
arzusuyla, bazı hususları paylaşma lüzûmunu duyuyoruz.


Birincisi; TELEGRAM, çok geniş ilmî ve tecrübî altyapısı olan bir işkence
metodu olduğu kadar, teknolojisi “dışarıdan” gelen askerî ve
istihbarî bir cihaz ve silâhtır. “Zihin Adaleti – Mind Justice” adlı insan
hakları teşkilâtının başkanı hukukçu Cheryl Welsh’in ifâdesiyle “atom
bombasından bile daha tehlikeli” bu silâha karşı, “üretildiği” Batıda ciddi mânâda
mücadele veren birçok sivil toplum kuruluşu vardır.


İkincisi; TELEGRAM teknolojisi, PENTAGON bünyesindeki ve bizdeki karşılığı
ASELSAN diyebileceğimiz DARPA patentlidir. Kullanımı da, NATO müttefik ülkeleri
yâni ABD ve avânesi arasındaki uluslararası gizli askerî anlaşmalarla teminat
altına alınmıştır. Kısacası, bu bir “devlet silâhı”dır. Mirzabeyoğlu`nun
hüviyeti ve bulunduğu “yüksek güvenlikli devlet cezaevi” göz önüne alındığında,
TELEGRAM’ın yerli uygulayıcı ve sorumlularını “devlet”in dışında aramak
bu bakımdan abesle iştigaldir.


Bilvesile belirtelim: Yaptığımız ASELSAN benzetmesi, konuya yabancı olan
okuyuculara bir fikir verebilmek adınadır. Çünkü hem hacim ve hem de
“derinlik” olarak iki kurumun arasında bir uçurum sözkonusu. 1958`de
kurulan DARPA (The Defense Advanced Research Projects Agency – ABD Savunma
Bakanlığı İleri Araştırma Projeleri Ajansı), genel olarak ABD ordusu ve kısmen
NATO kuvvetleri tarafından kullanılmak üzere yeni teknolojiler üretmekten
sorumlu olup, ABD Savunma Bakanlığı bünyesinde yeralan çok önemli bir birimdir.
İlk kurulduğunda ARPA olan ismine 1972`de “defense” yani
“savunma” ilâve edilmiştir. 1993`te bu ilâveden vazgeçilerek ilk isme
geri dönüş yapıldıysa da, 1996`da tekrar DARPA`da karar kılınmış ve bugün hâlâ
aynı isimle faaliyetine devam etmektedir. Bu kurumun geçmişte neler yaptığına
dair bir örnek vermek gerekirse, DARPA yahud o günlerdeki ismiyle ARPA,
internetin geliştirilmesinden de sorumluydu. Tarihî kökleri 1965`lere kadar
dayanan, çok kullanıcılı ve çok fonksiyonlu yapıyı destekleyen bir bilgisayar
işletim sistemi olan BERKELEY UNIX ve yine “internet protokolleri”
olarak da bilinen, bilgisayarlar arası çok çeşitli veri nakli kurallarını
bünyesinde toplayan TCP/IP`yi de kapsayan birçok geliştirme projesini finanse
etmiştir. Yeri geldikçe DARPA`ya yine temas edeceğiz. Biz konumuza devam
edelim.


Üçüncüsü; mevcut hükümet, yukarıda zikrettiklerimizin ışığında, yâni gerek
“dış” gerekse “iç” müttefiklerinin karşısına çıkmamak ve hem hedef hem de kobay
olarak üzerinde TELEGRAM uygulanan Mirzabeyoğlu ile aynı safta görünmemek
adına, rızası olsun veya olmasın, en azından göz yumma ve sorumluları örtbas
etme yoluyla, 13 yıllık TELEGRAM uygulamasının en az 10 yıllık bölümünün idarî
ve siyasî sorumlusudur.


Dördüncüsü; cumhurbaşkanı ve başbakana yazılan açık mektublar, yapılan açık
çağrılar, meclise verilen soru önergeleri, mecliste yapılan basın toplantıları,
iyiniyetli aracıların gayretleri, suç duyuruları, dilekçeler, sosyal medya
aracılığı ile bilgilendirme ve bu yöndeki her türlü teşebbüs, muhatablarınca
hiçbir “hüsnüzan”ı geçerli kılmayacak şekilde görmezlikten gelinmiş,
tâbiri caizse “zamana oynama” yoluyla işkencenin devamının sağlanması
tercih edilmiştir. İçeridekiler kadar dışarıdaki “müttefik”leriyle de ters
düşmek istemeyen devlet ve hükümet yetkililerinin bu bahisteki temel mazeret ve
argümanı, belli ki “devlette –dolayısıyla devlet işkencesinde de!- devamlılık
esastır” hukuksuzluğu, yâni suç, üstelik insanlık suçu olan yaklaşımdır.


Beşincisi; mezkûr teknoloji ve silâhın kullanımı “Uluslararası İnsan
Hakları” çerçevesinde “İNSANLIĞA KARŞI SUÇ” teşkil etmesine
rağmen, Birleşmiş Milletler’in daimî üyeleri mevkiindeki tüm ülkeler ve
bunların müttefiklerinde üretilmekte veya kullanılmaktadır. Bugün dünyada
örgütlenmiş TELEGRAM mağdurları arasında Amerikalıların, Rusların, Çinlilerin,
İngilizlerin ve Fransızların diğer milliyetlere kıyasla sayıca çokluğu dikkat
çekicidir. Hâl böyle olunca, bu konuda kimse kimseye ilişmemektedir.


NATO üyesi ve dolayısıyla ABD müttefiği mevkiindeki birçok ülkede TELEGRAM
teknolojisi ve uygulamaları, kamuoyuna aksettirilmeyen askerî anlaşmalar
çerçevesinde ve “DELTA” kod ismi altında sürdürülmektedir. Hattâ
resmî ittifakı olmayan, fakat lider kadroları “uyumlu” ülkeler de
aynı şekilde tatbik sahası olabilmektedir. Üstelik benzer anlaşmalar ve
teknoloji paylaşımı, ABD ve Rusya gibi güya rakib bloklara mensub süpergüçler
arasında da sözkonusudur.


Dünyanın en önemli “savunma sanayii” yayınlarından meşhur Amerikan “Defense
News” dergisinde 1993 yılında Barbara Opall imzasıyla yayınlanan aşağıdaki
haber, TELEGRAM’ın iki “ağababasını” ve aralarındaki TELEGRAM kardeşliğini
hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak netlikte ifşâ etmektedir:


– “ABD RUSYA’NIN ZİHİN KONTROL TEKNOLOJİSİNİ KEŞFEDİYOR –ABD ve Rusya,
Zihin Kontrol Teknolojilerini Emniyet Altına Almayı Ümid Ediyor-


Rus hükümeti, dost kuvvetlerin savaşma kabiliyetlerini arttıracak ve
düşmanları demoralize edip savaşma isteklerini kıracak zihin kontrol teknolojilerini
mükemmelleştirmek amacıyla çalışmalarına hız verdi.


ABD ve Rus yetkilileri, akustik psiko-düzeltme olarak bilinen, gerek
sivillerin gerekse askerlerin zihinlerini kontrol etme ve davranışlarını
değiştirme kabiliyeti konusundaki çalışmalarda elde ettikleri bilgileri pek
yakında paylaşacaklarını açıkladılar.”


Şu hâlde, Birleşmiş Milletler`de en çok sözü geçen ABD, Rusya ve Çin gibi
ülkelerin “MENGELECİ” ortak karakterinin ifâdesi olarak, üzerinde çok
büyük ve gizli bir rekabetin ama aynı zamanda da “işbirliği”nin sözkonusu
olduğu TELEGRAM teknolojisinin, özelde Türkiye`de, genelde tüm dünyada fâş
olmasını engellemek için “dış güçler” ve yerli işbirlikçilerinin
herşeyi göze alabileceğini anlamak için çok fazla bir zekâya ihtiyaç yoktur. Bu
bakımdan, içli dışlı bu merkezler, TELEGRAM bahsinde susmaya, örtbas etmeye,
iyice sıkıştıklarında ise inkâr etmeye çalışacaklardır.


Mirzabeyoğlu`nu 13 yıldır hedefleyen silâh ve teknolojinin, temel insan
haklarına aykırılığı tartışılmaz. Ne büyük bir ikiyüzlülüktür ki, bu kriterleri
âlemşümûl resmî kaideler olarak kutsallaştıranlar, aynı zamanda TELEGRAM
teknolojisini de ellerinde bulunduranlardır, yâni bu işkenceyi bizzat uygulayan
ve uygulatanlardır. Kimi kime şikâyet?..


Diğer yandan, mevcud dünya ve devlet sistemi ve bu “içiçe” sistemin bekası
açısından, Mirzabeyoğlu`nun hem “iç” hem de “dış” mihraklar
nazarında “çıban başı” addedildiği de bir sır değildir.


Mirzabeyoğlu’nun 1998`deki tutuklanışını hatırlayınız: Dönemin konjonktürü,
ABD`nin Orta Doğu`da -özelde Irak`ta- rahat hareket edebilmesi için, “hakiki”
muhalefetin kurmay zekâsını temsil eden Mirzabeyoğlu`nun safdışı bırakılmasını
gerektiriyordu. Çünkü O, emperyalistler ve işbirlikçilerinin oyunlarını
bozabilecek bir kişiydi ki, 1991’de bunu zaten yapmış, etkili bir haftalık
dergiye verdiği röportaj ve yaptığı açıklamalar sonrasında tüm Türkiye’de
düzenlenen protesto gösterileri neticesinde T.C. ordusunun ABD’yle birlikte
Körfez Savaşı’na katılmasını engellemiş, bu yüzden de bir süre tutuklanmıştı.
Üstelik yine O, “içiçe” Batıcı dünya ve devlet sistemine karşı kendi “İslâmî
sistem” teklifi olan yegâne liderdi.


Bugün gelinen noktada, Batı ve Batıcılar nezdinde düşman hedef olarak yine
Mirzabeyoğlu ve O`nun teklif ettiği sistemin olmasının tabiîliği; aynı şekilde,
uygulanan TELEGRAM işkencesi ile Mütefekkir`in şahsının, fikrinin ve
dolayısıyla sunduğu sistemin itibarsızlaştırılmasının niçin amaçlandığı kolayca
anlaşılabilecektir.


Yoksa, Mirzabeyoğlu sıradan bir yazar, alelâde bir aydın olsaydı, başta
“Tilki Günlüğü” olmak üzere eserleri Tel-Aviv üniversitelerinde
incelemeye alınmaz; o müthiş “beyin”den geçenler PENTAGON ve işbirlikçilerinin
laboratuvarlarına malzeme olsun diye TELEGRAM teknolojisine hedef kılınmaz;
tutulacak yeri olmayan o derme-çatma “Kemalizm”in ideolojisini yazsın
diye fizikî ve zihnî işkenceye tâbi tutulmazdı.


Mirzabeyoğlu ismi bu bakımdan bir turnusol kâğıdıdır; O`nun yargılanışı,
uğradığı TELEGRAM işkencesi, ancak O`nun gibilerin kaldırabileceği bir zulüm
okyanusunda boğulmak istenişi, hangi dünya görüşünden olursa olsun her vicdan
ve haysiyet sahibi vatanperver için O`nun yanında olmayı gerektirir bu yüzden.
Özellikle de “antiemperyalist mücadele” zâviyesinden!..


KAYNAK: Reha Suvari, “Yerli
Telegramcıların Yabancı Efendileri”, Haftalık Baran Dergisi, Sayı 316, 31 Ocak
2013.