SİYASET BİLİMİ & DIŞ POLİTİKA & SİYASİ PARTİLER

SİYASİ DOSYA /// ÖMER SAĞLAM : BUSH ECEVİT’İN KARŞISINDA NEDEN EĞİLDİ ????


ÖMER SAĞLAM : BUSH ECEVİT’İN KARŞISINDA NEDEN EĞİLDİ ???? 

28 Temmuz 2019




Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidarın sürekli
başkalarından emir aldığını söyleyen CHP lideri Kılıçdaroğlu’na, iki gün önce
yapılan genişletilmiş il başkanları toplantısında şöyle yüklendi:
 

“O, sizin cibilliyetinizde var, sizin
geçmişinizde olanların ABD’deki liderler karşısında nasıl el pençe divan
durduğunu biz çok iyi biliriz. Biz bugüne kadar hiç kimseden emir almadık,
masada oturduk ve konuştuk. Hiçbir zaman da ecdadımızdan nasıl öğrendiysek,
bundan sonra da yolumuza öyle devam ederiz. Bunun önemli adımlarından birisi de
S-400’dür, Doğu Akdeniz’dir, Kuzey Suriye’dir. Emir alıyor muyuz? Almıyoruz.
Ama sen alırsın, senin cibilliyetinde o var. Senin o güvendiğin teröristler,
seni kurtaramayacaktır. Onlarla el ele, kol kola Ankara’dan, İstanbul’a yürümen
seni kurtarmayacaktır. Onları şimdi inlerinde vuruyoruz, vurmaya devam
edeceğiz. Ama sen onlarla beraber yürüyorsun. Senin adamların onların
tabutlarını taşıyadursun, bir şerefli ecdadımızın şerefli insanlarının tabutuna
omuz veririz, başka kimsenin değil. Senin dünyada ne itibarın var? Sosyalist
Enternasyonal filan var ya, oralara bunları çağırıyorlar, orada bunlar itibar
gördük zannediyorlar. Bizim derdimiz o değil. Çünkü bu benim BM Genel
Kurulu’ndaki konuşmaları saptıracak kadar buralarda da her türlü yalana
başvuruyor. Bak izle, bu sene de orada nasıl bir konuşma yapacağım onu da bir
izle..”(1)



Cumhurbaşkanının, Merhum Ecevit’in 27 Eylül-22
Ekim 1999 tarihlerinde yapmış olduğu bir ABD ziyareti sırasında Clinton’la ayak
üstü yaptıkları bir konuşma sırasında Clinton’un belki de anlık bir refleksle
yanında duran kanepenin kenarına oturduğuna ilişkin görüntüyü kastettiği
anlaşılıyor.


Kardeşim adamlar bir kere rahat, bizimkiler gibi
fazla protokoler değiller.


Bizim gibi 5000 yıllık millet geçmişleri 3000
yıllık devlet geçmişleri yok.


Bu sebeple oluşan bir devlet gelenekleri de
bulunmuyor.


Kültürleri ve edep anlayışları farklı, bu tür
hareketleri bir saygısızlık olarak algılamıyorlar.


Clinton’un bu hareketi özellikle yaptığını hiç
sanmıyorum ben.


Anlık bir hareket diye düşünüyorum.


Belki de o sırada çok yorgundu Clinton.


Olamaz mı?


Bakın son günlerde Almanya başbakanı Angela
Merkel de yapıyor aynısını


Konuklarını oturarak karşılıyor.


Çünkü sağlık problemi yaşıyor Merkel.


Ecevit’in 16 Ocak 2002’de gerçekleştirmiş olduğu
ABD seyahatinde Bush da Ecevit’in karşısında adeta rükûa varacak kadar
eğilmişti nitekim(2).


Şimdi bu hareketi nasıl yorumlamak gerekiyor?


Yoksa “Dost başa düşman ayağa bakar” atasözünden
hareketle, “John Walker Bush, Ecevit’in ayaklarına bakarak Türkiye’ye olan
düşmanlığını mı belirtti” mi diyeceğiz?


Bugün yandaşlıkta zirve yapmış Sabah’ın o
zamanki genel yayın yönetmeni Zafer Mutlu, Ecevit-Bush görüşmesini anlatmış
olduğu “Yorgun ama etkileyici” başlıklı yazısında şu değerlendirmelerde
bulunmuştur:


“Ecevit’in o küçük adımlarla Beyaz Saray’a
gelişi ABD’li yetkilileri şok etti ama masaya oturunca hava değişti. Amerikalı
bir yetkili ‘Başbakanınızın konulara hakimiyeti ve olağanüstü İngilizcesi bizi
çok etkiledi’ dedi. Başbakan Bülent Ecevit’in Beyaz Saray’a ilk gelişi Başkan
Yardımcısı Dick Cheney’le yapılacak görüşme için oldu. Ecevit’in küçük küçük
adımlarla, artık bizim kamuoyunun alıştığı yürüyüş şekli, Amerikalı yetkililer
için tam bir şok etkisi yaratırken, görüşme başladıktan sonra Ecevit’in yüksek
performansı havayı hızla değiştirdi. Bu bilgiler bize geziyi ‘başarılı’
göstermeye çalışan Türk diplomatlar tarafından değil, oldukça önemli bir ABD’li
yetkili tarafından aktarıldı. Amerikalı yetkili Başbakan Ecevit’i ‘Yaşlı,
yorgun, fakat etkileyici’ olarak tarif ettikten sonra şöyle değerlendirdi:
‘Doğrusu müzakerenin sağlığı açısından önce tereddüde düştük. Ancak
Başbakanınızın konulara hakimiyeti, her türlü detay hakkındaki bilgisi ve çok
az yabancı devlet adamında gördüğümüz olağanüstü etkili İngilizcesi bizi çok
etkiledi.’”(3)


*


Unutmayın, Ecevit’le yapmış olduğu görüşme
sırasında poposunu kanepeye iliştirdiği için bu hareketini Ecevit’e ve CHP’ye
yüklenme vesilesi yaptığınız aynı Clinton, ağabeylerinizden Merhum Özal’a
ısrarla randevu vermemiş ve Özal, sırf Clinton’la görüşebilmek için ABD’de tam
iki hafta beklemişti!


Uzun yıllar ABD’de gazetecilik yapmakla, bu
ülkeye gelip giden Türk politikacılarının görüşmelerini ve kendilerine
gösterilen itibarı yakından gözlemleme şansı bulan Gazeteci Yılmaz Polat Turgut
Özal’ın maruz kaldığı bu kötü muameleyi şöyle aktarmıştır “Türk Siyasetçisinin
ABD itibarı” başlıklı yazısında: “Sağlık kontrolü için Şubat 1993’te Houston’a
giden Cumhurbaşkanı Özal, Clinton randevu vermeyince ABD içinde 2 hafta tur
atıp sonunda Beyaz Saray’dan yarım saatlik randevu koparmayı başardı.”


Yılmaz Polat aynı yazısında Erdoğan’la ilgili
olarak da şu ifadeleri kullanmış:


Başbakan Erdoğan, Başkan Bush’un Beyaz Saray’ın
kapılarını kapattığı 2005 yılında kızının mezuniyetini bahane ederek
Washington’a geçip Bush’la görüşmek istedi. Taktik işe yaramadı. Amerikalılar
Erdoğan’ın kızının mezun olacak kadar kredisi olmadığını biliyordu. Uzun süre
randevu vermedi. Erdoğan vazgeçmedi sonunda Bush randevu vermek zorunda kaldı.
Hudson olayının kahramanı Zeyno Baran’ın eşi Büyükelçi Matt Bryza Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül’le Washington Willard Otel’de yaptığı resmi görüşmeye şort
ve spor ayakkabısıyla katılıp diplomatik görüşmeye ilk kez şortu soktu. En
vahim olanı ise Başbakan Erdoğan’ın Danışmanı Cüneyt Zapsu’nun 2006 yılında
Washington’da American Enterprise Institute adlı düşünce kuruluşunda sarf
ettiği şu sözler. “Başbakan Erdoğan’ı delikten aşağı süpürmeyin, kullanın”(4)


*


Ecevit’in karşısında neredeyse Tanrı’nın
karşısında rükûa varırcasına eğilen J.W.Bush, 2003 yılındaki tezkere krizi
sürecinde “Bizim Texas’taki at tüccarları gibi pazarlık yapıyorsunuz” diyerek
dalga geçmişti dönemin başbakanı Abdullah Gül’ün ABD’ye gönderdiği heyetle.


Elbette Bush’un dalga geçtiği, hükümet ve
Türkiye idi!




Uzun yıllar Washington’da gazetecilik yapan ve
olayların yakından tanığı olan Savaş Süzal, şöyle aktarıyor hadiseyi: “Bizim
gazeteden, genç arkadaşım Ahmet Takan, yıllar önce çok güzel yazmış. Ben de o
günleri, Washington’da yaşayan bir gazeteci olarak aktarayım. Dışişleri Bakanı
Yaşar Yakış, Ali Babacan, Washington’a gelerek, Beyaz Saray’da, Kuzey Irak’tan
Amerikan askerlerinin geçişi için, 100 milyar dolar istemiş, ancak, 20 milyar
dolara da razı olacakları sinyali vermişlerdi. ABD Başkanı Bush, onlara bu at
pazarlığı lafı ile cevap vermiş, yıllar sonra meblağ, bir milyar dolara
indirilmiş, ancak onu da bizimkiler alamamıştı. Bu olay sonrası ABD, Abdullah
Gül’den hazzetmemeye başlamıştı. Anlayacağınız AKP’liler, at pazarlığını iyi
bilir. Koalisyonu, varın siz tahmin edin şimdi.”(5)
 

Trump ise geçenlerde Osaka’da yapılan heyetler
arası görüşmede bizim heyette bulunan bakan ve bürokratları Hollywood figüranlarına
benzeterek dalgasını geçmişti!




Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki Kılıçdaroğlu’nu
kasıtla “Bu benim BM Genel Kurulu’ndaki konuşmaları saptıracak kadar buralarda
da her türlü yalana başvuruyor. Bak izle, bu sene de orada nasıl bir konuşma
yapacağım onu da bir izle..”


Evet, BM’de konuşabilirsiniz.


Yapmadığınız şey değil bu; geçmişte de
konuşmuştunuz birçok kereler.


Bunları zaten biliyoruz.


Hatta o kürsüde “Dünya beşten büyüktür” bile
demiştiniz de biz de alkışlamıştık sizi.


Çünkü BM Genel Kurulu düşüncelerin özgürce dile
getirildiği bir ortam; orada demokrasi var.


Diktatörlerden tutun da, en kıytırık ülkenin
liderleri bile konuşabiliyor orada.


Düşünsenize; ABD’nin ve İsrail’in can düşmanı
İran’ın liderleri bile o kürsüde ABD’ye saldırı ve hakaret niteliğinde laflar
edebiliyorlar o kürsüde!


Geçen sene Venezuela Devlet Başkanı Maduro bile
konuştu BM Genel Kurulu’nda.




Çünkü o kürsü dokunulmazdır!


Peki bu konuşmalarınızın etkinliği ve geri
dönüşü var mı?


Dünya siyasetine yansıma oranı nedir, hiç
düşündünüz mü?


Önemli olan da bu değil mi zaten?


Unutmayın, Kıbrıs Barış Harekatı’nı yaparken
Rahmetli Ecevit de kimseden izin almamıştı.


Haşhaş ekimini serbest bırakırken de öyle.


Osaka görüşmeleri sırasında Trump bizzat
açıkladı; “Erdoğan sert adam, ancak biz kendisiyle iyi anlaşıyoruz. Bir telefon
ettim, Pastörü (Rahip Brunson) bıraktı. Bir telefon ettim DAEŞ’le mücadelede
müttefikimiz olan Kürtlere yönelik askeri harekatı durdurdu..” dedi.


Şimdi ABD tarafı ısrarla diyor ki; “S-400’leri
aktif hale getirmeyin!”


Siz de diyorsunuz ki; “S-400’ler Nisan-2020’de
aktif hale gelecek!”


E Kılıçdaroğlu da herkes gibi bunları görüyor ve
duyuyor.


Bunları besbelli “Emir alma” şeklinde yorumluyor
kendisi.


Madem Nisan 2020’de ancak aktif hale gelecek, şu
halde bugünden satın almaya ve bugünden onca milyar dolarları ödemeye ne gerek
vardı?


Eğer emir değilse buyurun o zaman bütün bu
olayların sebebini siz açıklayın!


Millet sizden makul ve mantıklı açıklamalar
bekliyor.


Öte yandan “Bağımsız mahkemeler karar verdi”
açıklamaları, pek makul gelmiyor artık millete.


Hele de bu zamanda… 

28 Temmuz 2019


Ömer Sağlam




  1. https://www.dha.com.tr/politika/cumhurbaskani-erdogandan-faiz-mesaji-bu-bile-yeterli-degil/haber-1690276,
      
  2. http://arsiv.sabah.com.tr/2002/01/17/p02.html,
  3. http://arsiv.sabah.com.tr/arsiv/2002/01/17/p01.html,
  4. http://www.guncelmeydan.com/pano/turk-siyasetcinin-abd-itibari-yilmaz-polat-t34423.html,
  5. https://www.yenicaggazetesi.com.tr/at-pazarligi-34990yy.htm