YENİ DÜNYA DÜZENİ & THE NEW WORLD ORDER

YENİ DÜNYA DÜZENİ DOSYASI /// ORHAN PAŞAZADE : Adalet Temelinde Yeni Bir Dünya Düzeni

KAYNAK : http://hazirkita.net/adalet-temelinde-yeni-bir-dunya-duzeni/

İLETEN : ARZU GÜRAL

Adalet Temelinde Yeni Bir Dünya Düzeni

Haksız savaşlar, açlık, yoksulluk, göç, insan ticareti ve terörizm
gibi insanlığı tehdit eden problemlere çözüm üretmede yetersiz kalan dünya
siyasetinin, adalet ve demokrasi temelinde yeniden bir düzen alabilmesi için,
özellikle Batılı toplumların, “küreselleşme”  olgusuna “oryantalizm”
ekseninde eleştirel bir yaklaşım sergilemeleri gerekmektedir.

Politik, ekonomik, sosyal, kültürel,
finansal, çevresel ve ulusal güvenlikle ilgili konularda, teknolojik
bağlantılar kurularak dünyadaki bütün toplumları piyasalar üzerinden birbirine
bağlayan bir ağ olarak tanımlayabileceğimiz “küreselleşme”, hâkimiyet alanını her geçen gün
genişletmektedir. Bunun sonucunda bilgi teknolojilerindeki hızlı değişimleri,
kolay ve ucuz iletişimi, verimlilik anlayışındaki gelişmeleri bütün toplumlar
hızla benimsemekte ve uygulamaktadır. Fakat sermayenin yatırım getirisi yüksek
olan yerlere akması, ürün ve hizmetlerin büyük şirketlerin elinde toplanması,
küreselleşmenin dengesiz ve adaletsiz sonuçlarını doğurmaktadır.

Rönesans, Reform, Aydınlanma, Kapitalizm ve Modernleşme
süreçlerini gelişme ve zenginleşme yolunda değerlendirmeyi başaran Batılı
toplumlar, bugün küreselleşme imkânlarını oryantalist anlayışın hâkimiyeti için
bir fırsat olarak görmektedir.

Antik Yunan’dan ve Eski Roma’dan günümüze Doğu’yu ele geçirmek,
Doğu’yu yeniden yapılandırmak ve Doğu üzerinde yetki sahibi olmak düşüncesine
sahip olan Batılılar, kendi kimliklerini de bu anlayışla inşa etmişlerdir.
Bunun neticesinde Doğu insanı ötekileşmeye başlamıştır. Doğu’nun dini olan
İslam, oryantalist saldırılara maruz kalmıştır. Oryantalist anlayış, günümüzde
de Doğu’yu ve İslam’ı kendi kurguladığı “Kadın, Cihat ve Cehalet” imgeleriyle
zihinlere yerleştirmek için yoğun bir çaba sarf etmektedir.

Müslüman halkların yapısını, dinamiklerini anlamayan, muhatabını
kendince tanımlayan ve neticede gerçek dışı sonuçlar elde eden Batılılar,
“Cihad” kavramını kullanarak “İslam’ın savaştan başka bir şey
getirmediğine” sürekli vurgu yapmakta ve böylece Batı’nın, Şark üzerindeki
emellerini perdelemektedirler.

İslam tarihi boyunca kimi zaman devlet kuruluşunda, kimi zaman
vatan müdafaasında görev üstlenen Müslüman kadınlar, Batılıların objektif
analizlerine konu teşkil edememektedir. Oysa Müslümanlar nazarında kadın ve
erkek yeryüzündeki sorumluluğu eşit olan birer “eşref-i mahlûk” tur.

Batılıların Doğu’yu ve İslam’ı
cehaletle özdeşleştirme gayretleri ise tam bir kara propagandadır. Yoksa
Batılıların zengin kütüphanelerle henüz tanışmadıkları dönemde İslam
şehirlerinin her birinde milyonlarca cilt kitabı ihtiva eden kütüphaneler
bulunduğunu ve medeniyet tarihine İslam bilginlerinin katkılarını bilememeleri
mümkün değildir. Örneğin algoritmaya ismini veren El-HarezmiEl-
Kâşi
Es-SarkaliEbubekir
Er- Razi
El-HişamEl-HeysemFarabiEl-Gafıki, İbnü’l-Baytar 
ve El-Dinaveriİbn-i
Haldun
Ebu’l-kasım,
İbn-i Rüşd, İbn-i Zühr 
ve Musa bin Me’mun gibi binlerce İslam
bilginini görmezden gelmek ve İslam’ı cehaletle özdeşleştirmek kelimelerle
izahı mümkün olmayan bir şaşkınlık örneğidir.

 

Doğu-Batı gerilimi ve Batı’nın adaleti (!)

 

Günümüzün modern dünyasına yön veren Batılılar, görünüşte farklı
inançları, farklı dilleri, farklı kültürleri görünüşte inkâr etmemekte; fakat
onların hayatın içerisinde belirgin bir rol almasına da asla müsaade
etmemektedir. Doğu toplumlarını ve özellikle Müslümanları değiştirmek,
dönüştürmek ve sahip oldukları farklılıkları yok etmek için birçok yöntem
geliştirmektedir. Bu hedefe yönelik olarak öncelikle popüler kültürün
yaygınlaşmasını deneyen Batılı güçler, uzun vadeli hedefleri bir kenara
bırakarak sıcak savaş alternatifine de sık sık müracaat etmektedir. Bunun
neticesinde evlerini-yurtlarını terk etmek mecburiyetinde kalan insanların
sayısı günden güne artmakta ve bir mülteci meselesi, maalesef günümüzün en
önemli sorunları arasında yer almaktadır. Üstelik izledikleri politikalarla
milyonlarca insanın sığınmacı durumuna düşmesine sebep olan Batılı devletler,
mağdur durumdaki bu insanlara yardım elini uzatmaktan sürekli kaçınmaktadır.

İşgaller, sömürü ve emperyalist siyaset, “güç merkezli bir dünya”
kurarken İslam ülkeleri yeni yeni saldırılara maruz kalmaktadır.

 

Diğer taraftan terörizmle mücadele
adına Irak ve Afganistan’a savaş açan ABD’nin, bu ülkelerin halklarından her
gün yüzlerce sivilin ölümüne sebep olması veya İsrail Devleti’nin Filistin
halkına karşı sistematik yok etme siyaseti uygulaması gibi örnekler
unutturulmaya çalışılmaktadır. Bosna, Halep, Bağdat, Şam gibi şehirlerde
Batılılar tarafından talan edilen İslam Medeniyeti mirası dikkatlerden
kaçırılmaktadır. Batı medyasının benzer olayları “dost-düşman” yaklaşımı içinde
yorumlaması, her kesim tarafından “ötekileştirme” siyasetinin bir tezahürü
olarak algılanmaktadır. “Batılılar ve ötekiler” arasına bu şekilde çizilen
kültürel sınır, “Medeniyetler Çatışması” zihniyetinin uluslararası ilişkilere
yön vermesini sağlamaktadır. Bütün bu değerlendirmeler, “terörizme karşı mücadele
adı altında siyasal ve kültürel hegemonya tesisi” ne yönelik zihniyetin yakın
gelecekte de dünyaya yön vereceği düşüncesini güçlendirmektedir.

İşte bu endişeler üzerine Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından
sürekli tekrarlanan “Dünya beşten büyüktür” sözü, İslam ülkelerinin maruz
kaldığı zulümler karşısında atılmış bir çığlığı temsil etmektedir. Uluslararası
ilişkilerin güç ile değil, adaletle şekillenmesi gerektiğini savunan Türkiye,
stratejik konumu, tarihi birikimi, coğrafi ve kültürel bağlarından kaynaklanan
mes’uliyet duygusuyla, özellikle yer aldığı coğrafyada asayiş ve istikrarın
hâkim olması ve küresel barışın tesisi için çetin bir mücadele sürdürmektedir.

Bu mücadelede Türkiye’yi ve Recep Tayyip Erdoğan’ı desteklememek,
Doğu’yu ele geçirmek, Doğu’yu yeniden yapılandırmak ve Doğu üzerinde yetki
sahibi olmak düşüncesiyle İslam’a saldıran Batılılarla aynı safta yer almaktır.






































| metin için kullanılan resim Peyami
Gürel
‘e aittir