+
“FAİLİ MEÇHUL DEĞİL, FAİLİ MALUM…”
Hablemitoğlu, ABD’nin uşaklarının foyalarını ortaya çıkardıkça ölümüne yaklaşıyordu. İsrail de HABLEMİTOĞLU’nu sevmiyor ve ortadan kaldırılmasını, en az diğerleri kadar istiyordu. Binbaşı TOYTUNÇ’u şehit edenler, HABLEMİTOĞLU’nun da ortadan kaldırılmasına karar verdiler.
TÜRKİYE’NİN YENİDEN FORMATLANMASI FAALİYETLERİNE HABLEMİTOĞLU’NUN TAVRI
“HABLEMİTOĞLU, Türkiye’nin ‘Yeniden Formatlanması’nın ilk derin uygulamalarının başladığı dönemde, yani bu gelişmeler yumağının içinde katledildi. Makamı Cennet olsun! Öyle bir anda Hakk’a yürüdü ki bunun dikkat çekmemesi mümkün değil; HABLEMİTOĞLU Rusya İç İstihbarat Örgütü FSB Başkanı Nikolay PATRUŞEV’in Rusya’daki Nurcu grupların CIA’yla işbirliği yaptığını açıkladığı ve işbirliği yapan şirketleri de sıraladığı günlerde ortadan kaldırıldı… O günlerde PATRUSEV, “Tarikat, Serhad ve Eflak adı altında iki şirketle Toros, Tolerans ve Ufuk Vakıfları üzerinden Rusya karşıtı propagandalar yürütüyor” dedi ve ardından Rusya’da 47 GÜLENCİ ani bir operasyon ile tutuklandı. Bu şirketlerin ve vakıfların görünürdeki etkinlikleri; güya Türkiye’nin lehine, ama aslında tamamıyla ABD’nin amaçlarına hizmet eder durumdaydılar. Şirketler ve faaliyetleri, alttan Afganistan, batıda İsrail, Ermenistan, Irak ve Türkiye ile kuşatılan AVRASYA’nın kuzeyini de örtmek, yani HİLAL’i tamamlamak üzerine kurgulanmış durumdaydı. Sultan PALAMUT’un ülkesinde okullar açan, ama Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’yu göremeyen efendi (!) için ABD, “O’na dokunanı vururum!” dedi. Genellikle evlatlarını ya harcamak ya da tam korumaya almak için deşifre eden CIA, malum cemaat liderini de böylelikle deşifre etmiş oldu. Aynı çerçevede 5 ARALIK 2002’de İsrail televizyonunda, MOSSAD’ın yurtdışına eski ve yeni çok sayıda ajan gönderdiği, bu ajanların İsrail ya da temsilciliklerinin yanı sıra Musevi cemaatini de koruyacağı haberi yayınlandı. Sebebi “ ‘acil önlemlerin’ yurtdışında İsrail karşıtı terörist saldırı tehditlerinin artacağı istihbaratı gelmesi” olarak açıklandı.
İsrail Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Yoav BİRAN, “siyasi istişareler için” Dr. HABLEMİTOĞLU’nun ölümünden sonra, 23 Aralık Pazartesi günü Ankara’ya geldi ve “İsrail-Türkiye ilişkileri ve bölgesel konuların ele alınmasının öngörüldüğü” bir ziyaret olarak ilan edildi. Aslında bu görüşme bir bakıma “proje ara değerlendirme toplantısı”ydı.” Toplantıda “Kaos Operasyonu”nunun etkileri değerlendirildi. CHENEY’nin Kaos Operasyonu’nun önemli bir halkası, 26 Mart’ta El Halil’de görevli Bnb.H.TOYTUNÇ’un şehit edilmesiydi. TOYTUNÇ aslında bir CIA-MOSSAD ortak çalışması ile şehit edilmişti. Bu gerçeği bilen zamanın Genkur Bşk.Org.H.KIVRIKOĞLU, TOYTUNÇ’un cenaze töreninde, İsrail Büyükelçisi David SULTAN’ın elini kasıtlı olarak sıkmamıştı. DAVİD SULTAN, hani şu RTE’yi çok seven D.SULTAN’ın…” CİNAYETLERİ ARASINDAKİ DERİN İLİŞKİLER GARİH-HABLEMİTOĞLU “GARİH’in de başını yiyen ile HABLEMİTOĞLU’nu şehit eden yapının içinde yer alan aynı örgüttü. Sivil General GARİH MOSSAD’daki iç çekişmelere kurban edilmişti. MOSSAD içinde Kasap Arael ŞARON ile Isaac RABİN arasında somutlaşan kavganın ortasında kalan ve daha mutedil olan İ.RABİN tarafında yer alan ve politikalarını MADDİ, MANEVİ AÇILARDAN destekleyen GARİH, ŞARON’un adamlarınca önceden uyarılmış, uyarılara itibar etmemesi üzerine cezalandırılmıştı. Isaac ALATON’un olaydan sonraki günlerdeki korkusunun nedeni de buydu. Çünkü mali destek her ikisinin ortak kazançlarından aktarılmıştı. Ancak GARİH’in hatası uyarıları dinlememesiydi. ALATON’un kurtuluş reçetesi ise kendini geri çekebilmesi ve kendisine verilen ‘SON SINAV GÖREVİ’ni başarı ile yerine getirmesiydi. O kadar gariptir ki, “GARİH’i MOSSAD öldürdü” diyen Rusya’nın en önemli MOSSAD uzmanlarından istihbaratçı Dimitar RİGUDİN de Eylül 2001’de Bulgaristan’da öldürüldü. Hem de İBRET olacak şekilde, tıpkı GARİH gibi… ¥ Cem YAREN cemyaren@hotmail.com SÜRECEK
Saygıdeğer okurlarımız, bu yazı dizisi, daha önce sizler sunduğumuz “SATILMIŞ KALEMLER”in bir devamı gibidir. O yazı dizisi, uzun süredir KIRIM’da bulunan Cem YAREN’in arşivimize bıraktığı “üçüncü derece” arşivden H.Hüseyin MEMİŞ tarafından oluşturulmuştur. H.Hüseyin MEMİŞ’in bu yazılardaki sorumluluğu, bilgileri bir araya getirmekten ibarettir.
Ancak, bugün sunmaya başladığımız bu yazı dizimiz, Cem YAREN tarafından KIRIM MEKTUPLARI çerçevesinde bize iletilmiştir. Bu hususu bilgilerinize sunmayı, sizlere karşı olan saygımızdan dolayı bir görev olarak değerlendirdik.
KATİLİ BİLİNEN ANCAK AÇIKLANMAYAN HABLEMİTOĞLU
Bu vatanın yetiştirdiği seçkin evlatlarından biriydi. Kutlu yola çıktı, yılmadı, dönmedi, satmadı, satılmadı ve bedelini (!) ödedi; ŞEHİT EDİLDİ…
Suçu, ‘ÇOMAKLAMAK’tı; milletine ‘GERÇEKLERİ duyurmaktı. Efendilerin işine gelmedi. Bu nedenle de FAİLİ MALUM olan suikast, FAİLİ MEÇHUL’e dönüştürüldü…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin istihbarat kurumları, bu kadar güdük müdür ki; eldeki binlerce delil değerlendirilmez ve bu suikastın failleri bilinmez, bulunmaz…
Diyelim ki bu kurumlar kendi aralarında anlaşamıyorlar, ne pahasına olursa olsun, ellerindeki değil istihbaratı, bilgileri bile paylaşmıyorlar… Ama bu suikastın aydınlatılması için, devletin bütün istihbarat kurumlarının bir araya gelmesi, birbirleriyle bilgi ve belge paylaşmasına gerek yok ki; münferit olarak sonuçlara ulaşabilirler, ama istenirse ve/veya izin verilirse…
Merhum HABLEMİTOĞLU, aslında suçluydu. Suçları da pek çoktu;
* Eline milleti savunması için silah ve yetki verilmemiş olmasına rağmen, onlardan daha çok bu ülkeyi, bu milleti ve bu devleti savunuyordu,
* O da kimdi? Hem üzerinde üniforma olmayacak, hem millet eline silah vermeyecek, hem ‘örtülü ödenek’ten çalışmayacak, hem de HAİNLERE karşı koyacak… olur mu böyle şey?!
* İntihal yapmamıştı, YÖK tarafından KUTSANMAMIŞTI,
* Makamının, çay ocağındaki tabure olduğu sanılıyordu ama, aslında makamı en yüce makamlardandı…
* Zenci erkek sevgilisinin koynunda ‘bilmem kaç günde devrialem’ yapan Türk BARON’unun da planlarını bozuyor, ihanetlerini kamuoyuna duyurmaya çalışıyordu…
* O, DİNCİ BARON’un da bütün melanetlerini gözler önüne seriyor, DİNCİ BARON’un babası Gizli Kardinal, Salya Sümük Efendi’nin de üzerine gidiyordu…
* Evindeki transistörlü küçük radyoya bile, TRT bandrolu satın alıp yapıştırıyordu…
* Mevzubahis VATAN ise, geri kalan her şey, onun için teferruattı…
* Sonradan, kopkoyu ULUSALCI olanlar da O’ndan hoşlanmıyor ve hatta nefret ediyordu; çünkü ULUSALCILIK/MİLLİYETÇİLİK adı altında soygun ve ahlaksızlık yapılmasına izin vermiyor, statü ve rolüne bakmadan ‘kafa tutuyor’, ‘dikleniyor’, herkesin içinde adamı/madamı rezil ediyordu…
* O aslını inkar etmiyor; gelenin keyfi için geçmişe sövmüyordu…
* O devletinin kurum ve kuruluşlarına o kadar inanıyordu ki, kendi sonunu hazırlayanların, vakti ve yerinde geldiğinde, kendisini ve kendisi gibi vatanseverleri koruyacağına inanıyordu…
* O ‘okumadan alim’ olanlardan değildi…
* O, kalemini ve beynini ONURU kabul eden bir vatan evladıydı…
* Yaşamında ‘tek haram lokma’ yoktu…
* O’nda, Allah Korkusu ile Allah Sevgisi birlikte yaşıyordu…
Daha pek çok ‘örnek’ ve ‘farklı’ özelliği vardı. Burada onları saymakla bitirmek mümkün değil. Kısaca o; ‘ADAM GİBİ ADAM’dı. 1954 yılında doğdu ve 18 ARALIK 2002 tarihinde katledildi.