ABD’NİN YENİ BAŞKANI TRUMP’IN ASYA POLİTİKASI
Mehmet
Emin HAZRET
Pasifikten
Baltık denizine kadar uzanan Avrasya büyük karasının üzerinde yaşayan
ve nüfusu 10 milyonu geçen Milletlerin içinde bağımsızlığını elde
edemeyen tek halk Uygur Türkleridir. Uygurların hak ettiği özgürlüğe
kavuşamamasındaki sebeplerin başında ise, uygar dünya ile
mensubiyeti olmayan, içe dönük ve kapalı kültüre sahip bir Uzakdoğu
ülkesi olan Çin’in sömürgesi ve komünist rejimin
boyunduruğu altında bulunmasıdır. Uygurların hala esaret altında
yaşamasındaki temel dış etken ise, 2. Dünya Savaşı
galibi ülkeler tarafından kurulan yeni dünya düzeninin
kurbanları arasında yer almış olmasında yatmaktadır.
Son ve yeni gelişmelerle, Uygurların
Çin esaretinden kesin olarak kurtulup, ana vatanları Doğu Türkistan’ın
bağımsızlığını tekrar kazanabilmesi için ufukta yeni umutlar ve
kurtuluş ışıkları gözükmektedir.
Şimdi, bu gelişmeler nelerdir?
İnceleyelim;
ABD Yeni Başkanı Donald Trump
ve Ekibi Dış Düşman Olarak Çin’i Seçmiştir
ABD, dünyayı tek başına kontrol etme
güç ve kapasite ve yeteneğini yavaş- yavaş yetirmeye başlamıştır. Yeni
seçilmiş başkan Donald Trump son çıkışları ile, iş adamı kökenli biri
olarak daha pratik düşünen bir lider olduğunu göstermektedir. Onun “ ABD’yi
büyük yapacağım.” Sloganının altında, küçülen ABD’nin gerçeğini
kabullenmekle beraber “ABD’nin ekmeğini çalana da izin vermem.” mesajı da
yatmaktadır. Rasyonel politikacı Donald Trump, “Madem ABD tek
başına artık dünyayı yönetemiyor, o zaman iki ezeli rakipten birini dosta
çevirmeli” yolunu seçmeyi zorunlu olarak hissetmiş ve tüm
engelleri aşarak Putin Rusya’sı ile barış yapmaya ve daha sonra ise,
ortak olmaya karar vermiştir. Diğer rakip Çin’i ise, ” ABD’nin yeni
düşman adayı ülkesi ” olarak seçmiştir.
ABD’nin 2017 yıllık askeri bütçesi 622
milyar dolardır. ABD’nin dev silah endüstri sininin çarklarını
döndürmek için ABD Ordusunun sürekli harekât ve operasyonlar
yapması ve hatta savaşması gereklidir. Bu yüzden Trump kuracağı
yeni kabinesine ABD Ordusunun üç emekli Generalini Bakan
adayı olarak açıklamıştır. 2015’de dünya genelinde yapılan
silah ticaretinin tutarı yaklaşık 80 milyar dolar olarak
açıklanmıştır. Bu küresel silah ticaretinde ABD’nin tek başına payı
40 milyar dolar olup, küresel silah ticaretinin % 50.lık bölümü
ile en önde gelmektedir. Buna karşılık, ABD’nin Eylül 2016′
de sadece Çin’den kaynaklanan cari ticaret açığı 42 milyar dolar olmuştur. Bu
yüzden, durumun ciddiyet ve vahametini kavrayan 5 milyarder iş adamı arkadaşını
de kabinesine almıştır. Milyarder iş adamlarından biri Exxon Mobil’in eski
CEO’su Rex Tillerson’dur. Rex Tillerson ABD Dış İşleri Bakanı olarak
atanmıştır. Tillerson, Rusya ile çok iyi ticari ilişkisi olan ve Putin
tarafından Rusya devlet madalyası takdim edilen bir Rus dostu olarak
tanınmaktadır.
ABD.’nin yeni Dış işleri Bakanı
Tillerson 12 Ocak 2017 günü Senatodaki oturumda, Güney Çin denizini kast ederek
“Biz Çin’e net olarak şu mesajı göndereceğiz; Çin yapay
adalar yapımını durdurmalı. Çin’in bu adalara yaklaşmasına
kesinlikle ve asla izin vermeyeceğiz.” Diye konuşmuştur.
13 Ocak Çin komünist partisi resmi
yayın organı gazetesi “Global Times” İngilizce yayınında Rex
Tillerson’a cevaben “Bu bahaneyle Washington güney Çin denizine büyük çapta
asker sevkiyatı yapma niyetindedir. Başvuracağı yöntemler ile Çin’in
güney Çin denize girmesini engellemeyi düşünmesi aptallıktır.” diye
yazmış ve ABD’yi açıkça tehdit etmiştir. Bu sözleri ile Rusları sevindiren
müstakbel Dış işleri bakanı Rex Tillerson daha ilk adımda
Çin’e gözdağı vermiş ve korkuya kapılan Çin’i çileden çıkartmıştır.
Aynı gün Başkan Trump tarafından savunma
bakanı olarak atanan Orgeneral James Mattis, savaş tehlikesi üzerinde
konuşurken; “ İkinci Dünya Savaşından beri günümüzdeki en büyük tehlike
terörizm ve Çin’in güney Çin denizindeki harekâtıdır… Çin çevresinde ve
bölgede uluslararası toplumun kendisine olan güvenini
kaybetmiştir.” Diye konuşmuştur.
Donald Trump kabinesini oluşturmaya
devam ederken,21 Aralık 2016 günü Beyaz Saray Ulusal Ticaret
Kuruluna (White House National Trade Council) Başkanlığına ünlü
akademisyen Peter Navarro’yu atamıştır. Yeni başkan Peter Navarro
yeni kabinedeki tek akademisyendir. Harvard Üniversitesi’nde doktorasını
yapmış ve daha sonra Kaliforniya Üniversitesi’nde uzun süre ekonomi
Profesörü olarak çalışmıştır. Prof.Navarro’nun çeşitli tarihilerde
ABD hükümeti ile kamuoyunu Çin’e karşı uyaran 3 kitabı
bulunmaktadır.
Navarro bu eserlerinde, küresel
serbest rekabet kurallarına uymayan Çin’in, ABD ekonomisinin altını oyduğuna
dair yol ve yöntemlerini bütün açıklığı ile ortaya sermiş; Çin’in
ABD endüstrisi ile üretiminin çökmesine nasıl
sebep olduğunu vurgulamıştır. Seçim kampanyasında Trump’in
dillendirdiği Çin mallarına % 45 oranında gümrük vergisi
uygulayacağı söylemi ile fikrinin arkasında Peter Navarro’un etkisinin
olduğu bilinmektedir. ABD kamuoyuna “Çin, ABD ekonomisinin katilidir.”
diye yüksek sesle haykıran bu ünlü akademisyenin bu göreve
atanmasının özel bir anlamı bulunmaktadır.
Pekin, son aylarda Çin parasını
uluslararası rezervler arasına sokmayı başarmıştır. Çin böylece ABD
Dolarını alt etmeyi amaçlamaktadır. Yuan, Dolar gibi rezerv
konumuna geldiğinde ABD’nin elindeki en büyük koz Çin’in eline geçmiş
olacaktır. Dolar ise, Dünya’da ABD’nin en önemli güvenirliği, itibarı ve
karşı konulamaz etkin bir silahıdır. ABD sadece dünya piyasasını
kontrol eden milli parası ABD Dolarının geçerliliği ve üstünlüğünü
korumak ve sarsılmaz ve sorunsuz bir şekilde devam ettirmek
için bile Çin ile savaşa girmeyi göze alabilecektir.
Tayvan’dan Başlayan Gerginlik
Donald Trump başkanlık seçimini kazandıktan
sonra, Tayvan devlet başkanı Sey Yingven’in tebrik telefonunu kabul etmiştir.
Bu durum ise, ABD’nin Tayvan ile diplomatik ilişkisi kesildikten
sonraki 37 yıl sonra bir ABD başkanının ilk defa Tayvan ile üst düzey temasa
geçmesi anlamına gelmektedir. Bu telefon görüşmesinden dolayı
çileden çıkan Çin hükümeti, Donald Trump’a karşı daha önceleri en
ufak bir eleştiri yapmaya bile cesaret edemezken, Tayvan devlet başkanı
Seyyingven’ı “ durumdan vazife çıkaran bir şark kurnazı” olarak
suçlamıştır. Çin Komünist Partisi yayın organı “Global Times”, “Tayvan’ı
bir an önce silah zoru ile Çin ana karasına mutlaka bağlayacağız ve
Çin’i birleştireceğiz.” açıklamasını yapmıştır. Buna karşılık Başkan
Trump, demokratik seçimlerle işbaşına gelen ve ABD den milyarlarca
dolarlık silah satın alan müttefik bir ülkenin başkanının tebrik
telefonunu kabul ederken, Çin’den izin alma gereği duymadığını açıklamıştır.
Başkan Trump ayrıca, “Çin, güney Çin denizinde yapay ada inşa
ederken, Çin parasının gerçek değeri üzerinde spekülasyonlar
yaparken, ABD mallarına % 9-10 arasında vergi
uygularken bize sordu mu ? ” sözleri ile twitter hesabından
cevaplamıştır. Ayrıca Trump, bir adım daha ileri giderek “ Ne zamana kadar
tek Çin politikası takıntısına takılacağız?” açıklamasını de
sözlerine eklemiştir. Yeni Başkan Donald Trump’ın bu
sözleri Çin’de şok etkisi yaratmıştır. Pekin şoktayken, ABD’nin
Pasifik’teki deniz kuvvetleri komutanı Amiral Harry Haris 15 Aralık
2016 günü Avustralya ziyaretinde “ Çin ile savaşmaya her zaman hazırız .”
açıklamasında bulunmuştur.
Başkan Barak Obama da, ABD
parlamentosunda kabul edilen 2017 Yıllık askeri bütçe tasarısına Tayvan
ile resmi üst düzey askeri ilişkide bulunmak gibi birçok maddeyi içeren kanun
maddeleri eklemiş ve bu tasarı da onaylanmıştır. ABD Tayvan ile olan
ilişkilerini en alt seviyeden, devlet seviyesine yükseltmiştir.
Böylece yeni Başkan Donald Trump’ın uzak Doğu stratejisi
netleşmiş ve uygulamalarının da önü açılmıştır.
ABD, Çin Tarafından
Aldatılmasını Hazmedememektedir
ABD ve batı Avrupa
ülkeleri 35 yıldan beri, Çin’in kalkınması için finans ve
teknolojik destek sağlamaktadır. ABD. Türkiye’ye yapmaktan kaçındığı özel
gümrük indirimi ve teşvikini Çin’e uygulamıştır. Günümüzde Çin, dünyanın
ABD’den sonra 2. en büyük ekonomik gücü haline gelmiştir. Bu
muazzam güç ise, Çin’de tek ve hâkim bir siyasi güç olan, Çin
komünist partisi tarafından ve bu Parti’nin 21 kişilik Politbürosu (Merkezi
Komitesi) üyesi olan mutlak Tiranlar tarafından yönetilmektedir.
ABD bu özel ayrıcalık ve
yardımları Çin’e sağlarken, gelişen ve kalkınan Çin’in uygar
dünyanın bir parçasına dönüşeceğini ön görüyordu. Ancak, Çin Komünist
Partisi yönetimindeki Çin, bu yardımlar ve özel olarak uygulanan bu ayrıcalıklar
sayesinde kalkındıkça içeride kendi halkına ve bunun yanında
özellikle işgali altındaki Doğu Türkistan,Tibet ve Güney Moğolistan
bölgeleri ile diğer Çinli olmayan uluslara baskı ve
asimilasyonu günden güne arttırdı. Dışta ise komşularına ve
çevre ülkelerine olan tehdit ve şantajlarını artırmaya ve bölge ve
dünya barışını tehdit etmeye ve korku yaratmaya başladı. Sonuçta
kendilerinin kalkınıp gelişmesine yardım etmek için dev yatırımlar yapan
Avrupa ve ABD şirketlerini ülkeden gitmeleri için yeni
yaptırımlar ve baskılar uyguladı. Böylece bu dev yatırımcı
şirketler Batı kapitalizminin iştahını kabartan 1.5 milyarlık dev pazardan
bir biri ardı sıra bu ülkeden kovulmaya başlandı. Bu baskı ve ağır
yaptırımlara direnen ve bu ülkede varlığını sürdüren şirketler ise,
ağır müeyyideler ve vergi cezaları altında ezilmektedir.
ABD elitleri sonunda Çin
konusunda çok kötü şekilde yanıldıklarını anladılar. Çünkü Çin 2007 de
uzaya bir roket göndererek yörüngede ömrünü tamamlayan kendi uydusunu vurarak
yok etmişti. Bu durum ABD’yi telaşlandırdı. 13 Mayıs 2013 tarihinde Çin,
ilk Anti uydu özelliğine sahip uydusunu uzaya gönderdi. 14
Mayıs 2013’te Çin Komünist Partisi organ yayını olan
“Halkın Günlüğü” gazetesi” Siçüan eyaletinin Şichang uydu fırlatma
merkezinden fırlatılan DN-2 Tipi roketin uzaydaki uyduları vurma
denemesinin üçüncüsünü gerçekleştirdiklerini açıkladı. Bu, durum
ise, Çinin ABD ile uzay savaşına hazır olduğunu ilan etmesi idi.
Daha sonra, Çinli Hackerler ABD’nin kritik devlet kurumlarına siber saldırılar
yaptı ve devletin çok gizli bilgilerine ulaşarak bu bilgileri Çin devleti adına
çaldılar. Daha sonra, Çin’in ABD’ye ait gizli bilgileri çalması ve
önemli bazı kurumları çalışamaz hale getirmesi, Çin Deniz Kuvvetlerinin
deniz tatbikatında ABD uçak gemilerinin gövdelerindeki zırhları
konumundaki kalın çelik duvarları delik deşik etmesi, Çin büyüsüne
kapılmış olan ABD devlet adamları ile ABD Ordusu Komutanlarının derin
uykusundan sıçrayarak uyanmasına sebep olmuştur.
ABD, Çin’in kalkındıkça ve
geliştikçe ÇKP’nin komünist rejiminin daha çok güçlendiğinin farkına varmış
durumdadır. Çin, bugün ABD ve Batı ülkelerinin destek ve
yardımları ile dünya barışını tehdit eden ve tüm insanlığı korkutarak
geleceklerini karartan bir ülke konumuna gelmiştir.
En sonunda uyanan ve aklını başına
alan ABD, bugün bundan 40 sene önce yürürlüğe koyduğu “Kızıl Çin
ile iş birliği yaparak Sovyetler Birliği’ni Dengeleyerek Önleme ”
stratejisini tam tersinden uygulamaya sokmaya hazırlanmaktadır.
Trump –Putin Yakınlaşması
Trump seçim kampanyası sırasında
Putin’e övgüler yağdırırken, Putin’in de Trump’a karşı her zaman saygı ve
sevgi içeren cümleler sarf ettiği görüldü. Putin’in Paskalya
bayramı münasebetiyle gönderdiği kutlama mektubunu Trump’ın
“çok güzel bir mektup “ olarak değerlendirmesi ve Putin’in Donald
Trump’ın seçimi kazanması ile ilgili olarak “Buna bizden başka kimse
inanmamıştı” tarzında açıklama yapması iki ülke ilişkilerinin
önündeki tüm engelleri aşabileceği sinyallerini vermekte idi.
06 Ocak 2017 Tarihinde Trump; “Sadece aptal insanlar Rusya ile iyi
ilişkiler kurmanın kötü olduğunu düşünebilir” diye tweet attı. Şu anda
görünen odur ki, yeni başkan Donald Trump Rusya ile ilişkileri geliştirmeye
kararlıdır.
Donald Trump yeni kabinesinin Dış
İşleri Bakanı olarak Rex Tillerson’u ataması, bu konudaki son
durumu şüphe bırakmayacak şekilde netleştirmiştir. Rex Tillerson Exxon Mobil
Şirketinin CEO’su iken, Vladimir Putin ile çok yakın kişisel dostluğu olan ve “Rusya’nın
Dostu” şeref madalyası verilmiş olan bir iş kişi olarak öne çıkmaktadır.
ABD ile ilişkilerini pekiştiren Rusya,
Avrupa sınırlarındaki güvenlik sorununu ve kendisine karşı tehdit
algısını da çözebilecek ve her yönden rahatlayabilecektir. Tarih’te
Rusya’ya saldırı hep batı cephesinden yanı Avrupa’dan gelmiştir. Günümüzde ise,
Rusya’nın karşısında yeni savaş tutkularından arınmış
ve uzaklaşmış bir Avrupa vardır. Avrupa, huzur ve refaha savaşsız
ulaşmanın formülünü çoktan bulmuştur. Rusya için ABD ile iyi dostluk kurmak,
Rusya’nın refah ve istikrar, hatta Türkistan Cumhuriyetlerinin geleceği
ve selameti açısından olumlu ve büyük katkılar sağlayabilecektir.
Son olarak Obama hükümetinin 35 Rus
diplomatı sınır dışı kararı iki ülke ilişkisini krize sokacak tehlikeli bir
hamle idi. Vladimir Putin’in misilleme yapmayacağını açıklaması, ABD’nin 45.
Başkanı Donald Trump’ı çok sevindirmiştir. Trump, Twitter hesabından
yaptığı açıklamada “Bu harika bir hareket. Onun (Putin’in )
çok akıllı olduğunu hep biliyordum.” ifadesini kullanmıştır. Bu sınır dışı etme
olayı ve sonrasındaki gelişmeler, Trump ve Putin’in iki büyük ülkeyi dost
ve ortak yapmak için kesin kararlı olduğunu bir kere daha kanıtlamıştır.
Bugün güney Çin denizinde ABD ile
Rusya’nın çıkarları kesişmektedir. Vietnam’da Rusların Sovyetlerden kalma
askeri üssü bulunmaktadır. Güney Çin denizinde petrol aramak için Ruslar ile
Vietnamlıların ortak kurduğu petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma
şirketleri yıllardır bu sularda faaliyetini sürdürmektedir. Vietnam
ordusuna ait Denizaltılar ile hava savunma sistemleri dâhil tüm savaş
araç ve gereçlerinin % 95’i Rus yapımıdır. Hindistan’ı güney
Çin denizinde iş birliği teşvik eden ülke, ABD den daha çok Rusya’dır.
Hint şirketleri de güney Çin denizinde Vietnam ile ortak petrol aramaları
yapmaktadır.
Aynı zamanda Çin ile sınır ihtilafı
hiç bitmeyen Hindistan’ın 2016 askeri bütçesi Rusya’dan geçerek Dünya’da
3. sıraya oturmuştur. Çin’e karşı, ABD, Rusya, Hindistan’dan ibaret üç nükleer
güç hızla birbirlerine yakınlaşmaktadır. Son yıllarda Japonya ile
Hindistan arasındaki özel ilişki ise yine bu anlamda çok önemlidir.
Ancak, Barack Obama’nın giderayak
Avrupa’ya yaptığı silah sevkiyatı Donald Trump’ı sıkıntıya sokacak bir şantaj
görünümünde bir girişim olmuştur. ABD. Ordusu 87 Abrams M1A1
tankı, 20 Paladin obüs, 136 Bradley savaş aracı ve yüzlerce tekerlekli aracın
bulunduğu toplam 2 bin 800 savaş aracını Almanya’nın kuzeyinde bulunan
Bremerhaven Limanı’na intikal ettirmiştir. Üç yük gemisiyle gelen
askeri malzemelerin yanı sıra 4 bin Amerikan askeri de bu askeri malzemeler ile
birlikte gelmiş bulunmaktadır. Gelen bu ABD askerleri Estonya, Polonya,
Romanya, Bulgaristan gibi AB üyesi 7 ülkeye dağılarak Rusya’ya karşı
adeta yeni bir askeri duvar örmüş bulunmaktadır. Bu askeri yığınak,
Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Rusya sınırına yapılan en büyük
askeri yığınak olarak tarihe geçmiştir. Eğer yeni başkan Donald Trump,
eski Başkan Obama tarafından giderayak kucağına bırakılan bu
problemi çözebilirse; Rusya ile Avrupa’yı savaşın eşiğine getirecek bu
fiili durumun önüne geçebilir ve Avrupa cephesinde büyük askeri
masraflar ile ekonomik yükten de kolayca kurtulabilir.
Çin Devlet Başkanı Şijinpeng Ne
Yapmaya Hazırlanıyor?
Çin devlet başkanı Şi jenping, Ocak
2017 nin ilk günlerinde 1. Nolu genelge adı ile bir genelge yayınlamıştır.
Ardından derhal, , Çin Halk Kurtuluş Ordusu Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Sey Yingting, Savunma bakanı Liu Yazho, Genel Kurmay Başkanlığı nezdindeki
ÇKP genel sekreteri Ding Yidong başta olmak üzere, Çin Ordusunun
yüksek rütbeli 47 Generali görevinden almıştır. Bazı yüksek rübeli
generallerin içinde bulunduğu bir çok ordu mensubunu tutuklayarak
hapsetmiştir. Görevden alınan Çin Ordusu Komutanları arasında Güney
Çin Bölgesi Kolordusu ( güney Çin denizi ve çevresi de bu kolorduya
bağlıdır.) Komutanı Korgeneral Vang Jiao Ching da vardır. Doğu
Türkistan’daki Çin İşgal Orduları Başkomutanı Orgeneral Zhu
Fuşiong da işten el çektirilip hapsedilenler arasında bulunmaktadır. Daha
önceki yıllarda Emekli Genel Kurmay başkanı Orgeneral Gu Beyşiung , Genelkurmay
başkan yardımcısı Orgeneral Şüy Seyhu ( ceza evinde öldü) başta 24
general de sadece 2014-2015 yıllarında tutuklanmıştır.
ÇKP Genel sekreteri olarak, Devlet
başkanı, Çin halk Kurtuluş Orduları Başkomutanı başta bir çok görevleri
tek başına elinde toplayan ÇKP’nın son Mültimilyarder Kızıl Kapitalıst
diktatörü Şi Jingping Ordu içindeki kendi düşüncesine muhalif ve
liberal görüşlü olduklarına kanaat getirdiği üst düzey Generalleri
temizlemek sureti ile Çin Ordusunun tek ve mutlak hâkimi konumunu
güçlendirmiş ve böylece ciddi şekilde bir muhtemel savaş
hazırlığına girişmiş bulunmaktadır.
Çin, günümüzdeki siyası,
ekonomik ve toplumsal durumun kendi aleyhinde gelişmekte olduğunun
çok iyi farkındadır. İç ve dış krizin baskısı altında kalan Çin devlet
başkanı Şi, krizi yönetmek ve sona erdirmek bahanesi ile ordu ve
hükümetin en üst 13 yetkilisini tasfiye ederek tek başına kendi
elinde toplamış durumdadır.
Tüm diktatörlerin otoriteyi elde etme
yolundaki tek aracı savaşmaktır. Günümüzde, Mao’nun
hayatında asla sahip olamadığı, Deng Xiaping’ın ise, hayal
bile edemediği büyük ve tartışmasız ve en üst yetkileri
Şijinpeng elinde toplamış durumdadır. Ancak Şi, önceki liderler Mao ve
Deng gibi otorite ve yeteneğe hiç sahip değildir. Bunu
kazanabilmesi için büyük ve kapsamlı bir savaşa ihtiyaç duymaktadır.
Şijingpeng’in asıl amacı Doğu Türkistan üzerinde batıya yürüyerek 2020
yılı ve sonrasında Türkistan( Orta Asya) Türk Cumhuriyetlerini
komple işgal etmek ve ardından Hazar havzası ve denizine
ulaşmaktır. Ancak, doğu Pasifik bölgesinde Japonlar, Güney Pasifikte
ABD ve müttefikleri Çine karşı yeni bir cephe açmış durumdadır.
Çin Lideri Şi, şimdilik Pasifikte küçük veya orta ölçekli bir Savaşa
girmeye hevesli görünmektedir. Kesin ve tam bir Otorite olmak için savaş
şarttır, ancak, savaşa girdikten sonra bir de o savaştan çıkamamak riski
de bulunmaktadır.
Pekin’ i askeri harekâta bu
kadar acil bir şekilde zorlayan diğer önemli nokta Tayvan’ın durumudur.
Tayvan’ da 2006’deki bir kamu yoklamasında kendilerini Çinli olarak
görmeyenlerin oranı % 55 olarak tespit edilmiştir. Tayvan’da
bu kez 2016 yılında yapılan bir kamuoyu yoklamasında “Ben
Çinli değilim” diyen Tayvanlıların oranı % 75’e yükselmiştir. Bu
dönüşüm devam ederse, 10 Sene sonra Tayvan’da kendisini Çinli
olarak kabul eden ve gören kimse kalmayacaktır. Tayvan 1885- 1945
yılları arasında 6/ yıl süre ile Japonya tarafından
yönetilmiştir. 1945 te Japonlar Tayvan’dan çekildiğinde 300 bin Japon, Tayvan
vatandaşı olarak bu adada kalmıştı. O zaman Tayvan nüfusu 6 milyon idi. Aradan
71 sene geçti. Bugün 23 milyonluk Tayvan nüfusu içinde 6 milyon Japon kökenli
ve Japon kanı karışmış olan Tayvan vatandaşı yaşamaktadır.
Tayvanlıların Çin’den daha çok Japonya’ya meyli ve
daha yakın gönül bağı vardır. Eğer Çin çok kısa zamanda Tayvan’ı işgal etmezse,
Bu adayı Çine katma hayali ebedi hayal olarak yok olacaktır. Şijinpeng,
Tayvan’ı Çin ana karesine katmak için askeri harekât yaparsa hem ülke içinde
destek bulacak, hem gerçek “önderlik” sıfatı de böylece tescillenmiş
olacaktır.
Ancak, Çin’in Tayvan’a saldırması,
ABD’ye saldırması ile eş değerdedir. Ayrıca, Japonya da Çin’in bu
saldırılarına karşı kenarda susarak beklemeyecektir.
Şijinpeng bu aptallığı yapar mı?
Çin’de ekonomik, toplumsal ve
siyasi kriz gün geçtikçe derinleşmektedir. ÇKP iktidarından umudunu kesen
ve ÇKP’nin zengin ettiği kapitalist kesimin ülkeden
servet ve para kaçırma dalgasının önüne bir türlü geçilemiyor. Kitlesel
sosyal patlamanın nerede ve ne zaman patlayacağını tahmin etmek şu anda mümkün
görünmemektedir. Hongkong’da bağımsızlık yanlısı partinin oyları
hızlı yükseliyor. Tayvan halkı ise, ırki ve kan bağı olan
Kıt’a Çini’nden hızla uzaklaşıyor. ÇKP işgalindeki Doğu Türkistan ve
Tibet’teki tepkisel eylemler ve direniş toplumsal boyut kazanmaktadır.
İç muhalifleri bastırma ve rejim
karşıtlarını ortadan kaldırmanın yasallığını kendi toplumu ile
uluslararası kamuoyunu inandırmak için Çin’in her hangi bir ülke
ile bir savaşa girişmesi ihtimali gün geçtikçe kuvvetlenmektedir.
Olası böyle bir savaş patlak
verdiğinde; Çin’in kontrolünden çıkacaktır. Bu durumda ABD’nin
Çinli muhalifler ile bağımsızlık mücadelesi vermekte olan
halkların silahlanmasına imkân ve katkı sağlamaya mecbur
kalacağı kesindir.
Kaynak: http://www.uyghurnet.org/