Yayınlandı: 07.04.2026 16:20
Henüz güncellenmedi

MİLLİ MEDYA VE SANSÜR DOSYASI /// Murat Yılmaz : Tek Parti Döneminde Basın : “Türk Trenden Düşmez”

Murat Yılmaz : Tek Parti Döneminde Basın : “Türk Trenden Düşmez”

Gazeteciliğin en zor, sansürün en absürt olduğu yıllara yolculuk… Tek parti dönemi basınının “Türk trenden düşmez” paradigmasını okumadan bugünkü basın özgürlüğünü anlayamazsınız.

E-POSTA : murat.yilmaz@gdh.digital

03 Ocak 2026 Cumartesi

***

Bizde basın özgürlüğü, sansür denilince akla nedense sadece Mutlakiyet dönemi ve II. Abdülhamit akla gelir. Lakin sansürü kaldırdığını iddia eden İttihatçıların daha katmerlisini getirmeleri şöyle dursun, gazeteci vurma usülünü ihdas etmeleri nedense hatırlanmaz. Cumhuriyet’in ilanından sonra yaşanan tek parti dönemi de gazetecilerin gördükleri baskı bakımından eşsizdir. Gazetecileri yıldırmak, mesleği bıraktırmak veya partinin gazetecisi haline getirmek için idam tehdidinden para vermeye kadar türlü yollar denenmiştir. İşte meselenin kökleri bu dönemlerde yatmaktadır. Şimdi, bugünleri dahi etkileyen işte bu dönemin havasını teneffüs edebileceğimiz bir hatırayı dinleyelim.

İkinci Cihan Harbi’nde İstanbul’da sıkıyönetim vardır. Sıkıyönetim Komutanı Ali Rıza Artunkal Paşa ve Vali Lütfi Kırdar gazetecileri düzenli olarak Gazeteciler Cemiyeti’nin lokalinde toplayarak kara kaplı bir defterden, gazetelerin sevap ve günahlarını okurlar. Ali Rıza Artunkal Paşa’nın Ziyad Ebuzziya’ya neler dediğini, Ebuzziya’nın hatıralarından şöyle anlatıyor:

– “Ziyad Bey, nedir o yaptığınız”, dedi.

– “Ne oldu paşam, ne yapmışız?”

– “Neydi o koyduğunuz resim?”

– “Gazetede bir sürü resim var, hangi resim paşam?”

– “O trende ezilen adamın resmi.”

– “Bir adam Florya’da trenden düşmüş ezilmiş. Zaten haber yazmak yasak, bilmem ne yasak. Bizimkiler de o resmi çekmiş, gazeteye koymuşlar.”

– “Be adam, o adamın ezilmiş resmini basıp, adamın akrabalarını müteessir etmeye ne hakkınız var?” dedi. “Sonra adam niye düşer, sarhoş olur düşer. Bir Türk’ün sarhoş olduğunu teşhir etmek doğru olur mu?” dedi. “Hadi bunu geçtim. Hıyanet-i vataniyede bulunduğunuzun farkında mısınız? Bir insan sarhoş değilse trenden niye düşer? Ya iki vagon arasında durmuştur, yasaktır. Onun için düşer. Veyahut tren durmadan atlamaya kalkar. Onun için düşer, o da yasaktır. Bu ne demektir. Trendeki kondöktörlerin vazifesini yapmadığının işaretidir. Bu tren nereye gidiyor. Sirkeci’den Edirne’ye gidiyor. Edirne’de kim var, Almanlar var. Yarın Almanlar bize saldırırsa, biz bu trenle ikmal yapacağız, kurşun, mermi…vs. taşıyacağız. Siz Almanlara biz trenleri işletmesini bilmiyoruz, hücum edin, biz karşı duramayız diyorsunuz” dedi. “Vallahi billahi bu mesajı veriyorsunuz…”

“Ama bunu siz kasten yapmadığınız için bu seferlik affediyoruz.”

Bugün mizahi bir hikaye gibi dinleyeceğimiz bu hadisenin trajik yönünden kurtulup rahatça gülebilmemiz artık bu tür bir sansürün kalkması sayesinde mümkün olabiliyor. Basın hürriyeti ve fikir hürriyeti demokrasinin ve medeniyetin temelidir. Bunlar olmadan ne idare denetlenebilir ne de yeni fikirler tartışılabilir. Basın hürriyeti esas olmadığında sıkıyönetim komutanı Ali Rıza Artunkul’un mantığı hakim olur. Bu mantık ise bir ülkedeki bırakın basını düşünmeyi dahi mümkün olmaktan çıkarır. Tek parti döneminin bir çok probleminin kökeninde bu hürriyeti ve düşünceyi kurutan mantık vardır.