Karadeniz ve Kafkaslar : Ekonomi, Enerji
ve Güvenlik
Süleyman ŞENSOY
TASAM Başkanı / Chairman
Karadeniz – Kafkas coğrafyası, tarih
boyunca önemli bir jeostratejik ve ekonomik alan olarak varlığını sürdürmüştür.
Bu coğrafya boyunca ticaret, ulaşım ve haberleşme çok güç ve tehlikeli
olmuştur. Doğal engeller, değişen ve savaşlarla kesilen sınırlar her zaman için
istikrarın önünde ciddi bir engel oluşturmuştur. Oysa küreselleşmenin geldiği
noktada, ekonomik kalkınma ve refahın olmazsa olmaz koşulu, malların,
hizmetlerin ve sermayenin şiddetten arınmış, güvenlikli bir mekânda serbestçe
dolaşımıdır. Kuşkusuz, Karadeniz – Kafkas coğrafyasının kendine özgü koşulları,
Avrupa Birliği örneğindeki gibi ekonomik ve politik bir entegrasyonu imkânsız
kılmaktadır. Ancak bu durum, Bölge’nin aktörleri arasında işbirliği temelinde
karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesine engel değildir. Küresel güç mücadelesi
ve Bölge jeopolitiği bağlamında Karadeniz ve Kafkaslar’daki potansiyelleri
dikkate alarak, ekonomi, enerji ve güvenlik alanları ile yeni fırsatların neler
olabileceğinin somut olarak ortaya konulması ve geleceğe yönelik bir perspektif
çizilmesi yeni zihinsel eşiktir. Bugün Karadeniz ve Kafkaslar’da yaşananlar,
Soğuk Savaş sonrası jeopolitiğinin Türkiye açısından geçmişten farklı, yeni bir
düzen olarak kavranması gerektiğinin kanıtıdır.
Dünyanın jeopolitik kodları ve denklemleri bozulmuştur. Yeni dönem yeni
jeopolitik denklemlerin oluşum süreci niteliğindedir. Roller, ortaklıklar,
karşıtlıklar ve çıkarlar yeniden gözden geçirilmektedir. Soğuk Savaş döneminin
müttefiklik zemini, bugünün işbirliği hedeflerini tariften uzaktır. Yeni
jeopolitik mücadele alanları doğmakta; mücadelenin tonu, rengi ve tarafları
yeniden şekillenmektedir. Gelinen noktada ise aynı mekânda aynı nedenlerle
egemenlik kurabilme çabaları, çatışmayı kaçınılmaz kılmaktadır. Türkiye’nin
Karadeniz – Kafkaslar bölgesindeki tarihsel miras ve sorumluluğuna sahip
çıkması, bu bağlamda çıkar ve hedeflerini yeniden tanımlaması gereği, her
zamankinden daha çok öncelik arz etmektedir. Rusya Federasyonu’nun ardından
Bölge’nin en büyük ekonomik ve askerî gücüne sahip ülkesi olan Türkiye, aynı
zamanda Bölge’nin Batı’ya en fazla entegre olan siyasî, ekonomik, askerî ve
kültürel sistemine sahip ülkesidir. Türkiye’nin önemli gelişmelere gebe görünen
Karadeniz – Kafkaslar bölgesinde yeni politikalar oluşturmasına ve uygulamasına
gereksinim olduğu açık bir gerçektir. Zira Türkiye başta Rusya Federasyonu
olmak üzere, ABD ile AB’ye yakın ve onların güvenine sahip Bölge’deki tek aktör
olarak bir orta yol bulabilir. Böylece, Karadeniz – Kafkas coğrafyasında
muhtemel bir bölünmenin önüne geçebilir. Karadeniz – Kafkas bölgesi, sahip
olduğu jeopolitik önem, doğal kaynaklar, etnik yapı ve kültürel zenginlik
dolayısıyla tarih boyunca büyük güçlerin her zaman ilgisini çekmiştir.
Günümüzde de ABD, AB, Rusya, Türkiye ve İran gibi küresel ve bölgesel güçlerin
ilgisini çekmeye devam etmektedir. Karadeniz – Kafkas bölgesi bugün, Doğu ve
Batı arasında hem güvenlik, hem enerji hem de ulaştırma koridoru durumuna
gelmiştir. Avrasya’daki petrol ve doğalgazın gerek güvenli biçimde ortak
kullanımı, gerekse Batı pazarına nakli, Bölge’nin önemini artırmaktadır. Bu
çerçevede; Bölge devletlerinin siyasi gelişimleri, dondurulmuş çatışmalar ve
bölgesel istikrara etkileri, ekonomik yeni fırsatlar ile enerji güvenliği
konuları üzerinde yoğunlaşılması uygun olacaktır. Bu konular, aynı zamanda
somut fırsatlar, işbirlikleri ve çözüme ilişkin diyalogun yürütülebileceği
alanlar olması bakımından da eksiklikten doğan ihtiyaca cevap vermektedir.
Ayrıca AB ve NATO genişlemeleri, AB’nin Rusya Federasyonu’na giderek artan
enerji bağımlılığı ve bu çerçevede Hazar’a yönelik artan ilgi göz önüne
alındığında uluslararası güvenliğin merkezinin Karadeniz – Kafkaslar bölgesine
kaydığı gözlenmektedir. Ağustos 2008 Krizi, Karadeniz – Kafkasya bölgesinin
güvenlik açısından ne kadar kırılgan bir yapıya sahip olduğunu ortaya
çıkarmıştır. Kriz; meydan geliş sebepleri, çatışmanın içeriği ve sonrasında
yaşananlar açısından izole bir şekilde değerlendirilmesi mümkün olmayan önemli
bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Kriz’in bölgesel siyasi istikrar ve
demokratikleşme çabaları başta olmak üzere birçok alanda önemli yansımaları
olmuş ve Türkiye bu krizden en ciddi biçimde etkilenen ülkeler arasında yer
almıştır. 2014’te Kırım Özerk Cumhuriyeti için yapılan referandumu Rusya
dışındaki BM üyeleri tanımayıp Ukrayna’nın toprak bölünmezliğinin korunmasını
savununca da yeni bir kriz patlak vermiştir.
Karadeniz – Kafkas bölgesi, dondurulmuş çatışmalar, Rusya – Batı ilişkileri,
Doğu – Batı enerji akışı, Orta Doğu ve Hazar bölgesine yakınlığı gibi
uluslararası gündemin merkezindeki sorunların odak noktasında olması itibarıyla
önümüzdeki dönemde en kritik bölgelerden birisi olacaktır. Bu sebeple
Türkiye’nin Karadeniz ve çevresinde yaşanacak gelişmelere yönelik politikalarını
gözden geçirmesi, ortaya çıkan yeni konjonktüre uyum sağlaması ve yeni
politikalar üretebilmesi büyük önem arz etmektedir. Karadeniz – Kafkas bölgesi
Doğu – Batı enerji akışı açısından kritik jeopolitik öneme sahip bir bölgedir.
Avrupa Birliği enerji talebinin önemli bir bölümü Rusya Federasyonu tarafından
karşılanmaktadır. Ancak AB`nin Rusya Federasyonu`na giderek artan enerji
bağımlılığı, özellikle Karadeniz’de Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan
anlaşmazlıklar ve sonucunda ortaya çıkan enerji kesintileri ile beraber Avrupa
Enerji güvenliğine tehdit oluşturmaya başlamıştır. Bu durum Avrupa Birliği
ülkelerinin Hazar kaynaklarına ilgisini artırmıştır; Karadeniz ve Kafkasya`nın
enerji güzergâhı olma rolünü güçlendirse de Bölge üzerinde enerji kaynakları ve
geçiş güzergâhları üzerindeki etkinlik mücadelesini de kızıştırmıştır. Bu
etkinlik mücadelesi Gürcistan – Rusya çatışmasının önemli sebeplerinden birisi
olarak gösterilmektedir. Karadeniz – Kafkasya bölgesinde hâlihazırda işleyen
veya kurulması planlanan enerji geçiş hatları, Bölge’deki güvenliği olumsuz
etkileyen faktörlerden birini oluşturmaktadır.
Karadeniz – Kafkas ülkeleri arasında ortaya çıkan siyasi kutuplaşma, komşu
devletler arasındaki güvensizlikleri artırmaktadır. Kamu diplomasisi denilen ve
genellikle akademik, sivil toplum ve düşünce kuruluşları tarafından şekillenen
diplomatik kanalların açık tutulması, devletlerarası ilişkilerde kapanmış olan
diplomatik ilişkilerin ve iletişimin de açılmasına fayda sağlayacaktır. Bu
konuda öncülük eden aktörler, Bölge’deki etkinliklerini ve dolayısıyla
etkilerini de artırabilmektedir.
( TASAM
Başkanı Süleyman ŞENSOY | “Karadeniz ve Kafkaslar: Ekonomi, Enerji ve Güvenlik”
kitabı – Önsöz | Ekim 2017, İstanbul )