Yayınlandı: 21.11.2017 00:00
Güncellendi: 24.10.2021 16:45

KÜRT SORUNU & SÖZDE KÜRDİSTAN

KÜRT SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜNAL ATABAY : Şeytan Üçgeninde Kürtler Üzerinden Oyunlar

Şeytan Üçgeninde Kürtler Üzerinden Oyunlar

Ünal Atabay tarafından yazıldı.

·        
 

Ortadoğu, Kürtler Üzerinden Hizalanmaya Çalışılmakta

 

Kürtlerin yoğun
olarak yaşadıkları; Türkiye, Suriye, Irak ve İran sınırlarının kesiştiği bölge,
deyim yerindeyse adeta bir şeytan üçgenidir. Bölgede bulunan enerji ağırlıklı
doğal kaynakların iştah kabartan yanı nedeniyle, bölge üzerinde acımasızca güç
mücadeleleri ve her türlü entrikalar yaşanmaktadır.

Bölgedeki güç
mücadelesi kadim tarihten beri yaşanmakta ise de, yakın tarihimizde
yaşananlarla ve yaşanmışlıklarla birlikte değerlendirildiğinde, aktörlerin
çirkin yüzü daha belirgin bir şekilde görülmektedir.

Bölgedeki enerjinin
kontrolünü sürdürmek isteyen egemen güçler; 1900’lü yılların başından itibaren
bu bölgenin kontrol edilebilme ilkesini, sürekli değiştirilen dengelerle, kaos
ve istikrarsızlık üzerine kurmuşlardır.

Gelinen noktada;
bölgede gelişen güç dengelerinin çeşitliliği, küresel oyuncuların artması,
modern dünyanın getirdiği fırsatlar, iletişim çağı ve yeni ihtiyaçlar gibi
küreselleşen dünyamızın dayattığı şartlar, bölgede kalıcı bir istikrarın tesisi
zaruretini öne çıkarmaktadır.

Bölgede kalıcı istikrarı küresel güç odakları, kısa adı BOP olan
Büyük Ortadoğu Projesi ile 22 devletin sınırlarında yapılacak değişikliklerle
gerçekleştirebileceklerine inanmaktadırlar. Bu değişikliğin ilk başlangıç
yerinin “Şeytan Üçgeni” olarak
diyebileceğimiz Kürtlerin yaşadığı bölgelerin dizaynından  geçeceğini
düşünmektedirler.

 

Bölgenin
sosyo-kültürel yapısı, gelenekleri ve ilkel menfaat çatışmaları gibi istismar
edilebilecek hassasiyetleri, bu coğrafyada yaşayan toplumların rahatlıkla dış
odaklar tarafından kendi menfaatleri doğrultusunda kullanılmasına fırsat
yaratmaktadır.

Bu nedenle, bölgede
dinmeyen çatışmalar; kan ve göz yaşının akıtılmasına, sancılı günlerin
yaşanmasına sebep olmaktadır. Tüm bu olumsuzlukların tamamı, bölge dışı ülkeler
vasıtasıyla yaratılmakta, tezgâhlanmakta, düzenlenmekte, bölgenin etnik ve
mezhebi unsurlarını birbirilerine düşürmek suretiyle bölgeyi terbiye etmeye ve
hizalamaya çalışmaktadırlar.

Öz Gücüyle Hareket Etmeyen Milletler, Başka Milletler Tarafından
Kolay Avlanır

 

Ortadoğu coğrafyasındaen fazla istismar edilmiş
toplumlardan biri de Kürtlerdir. Her seferinde aldatılmışlar ve yüzüstü
bırakılmışlardır.
 İçinde bulunduğu toplumla birlikte
yaşama erdemliğini ve kendi öz gücüyle hareket etme becerisini gösteremeyen bu
tür milletlerin de şüphesiz başka milletler tarafından avlanması kolay
olmaktadır.

 

Barzani Kürtleri, 25
Eylül 2017 referandum sonrasında başta ABD olmak üzere küresel güç odaklarından
beklediklerini bulamamışlar ve Irak’ta yalnız bırakılmışlardır.  Barzani
Ailesi, yaşadıkları bu sürecin benzerini, yakın taihimizde İran’da 1946 yılında
yaşamışlardır. Burada kısaca bu hususa değinmek yerinde olacaktır.

Irak ve İran’daki Kürt aşiretleri, o dönemdeki Sovyetler
Birliği’nin (Rusya) desteğini alarak iş birliğine gitmişler
ve Mahabat/İran bölgesinde silahlı bir isyan başlatarak “İran
/ Mahabat Kürt Özerk Cumhuriyeti’ni” 
ilan etmişlerdir. Bu
özerk yapı, Ruslar’ın desteğiyle sadece 11 ay yaşayabilmiştir. ABD
ve İngiltere’nin baskısı sonucu Ruslar buradan desteklerini çekmelerini
müteakip, Özerk Cumhuriyetin o zamanki lideri Kadı Muhammed ve arkadaşları
kaderiyle baş başa bırakılmışlar, İran tarafından idam edilmişlerdir.
Desteğinde
bulunan Herki ile Şıkyan aşiretleri de tabiatları icabı olsa gerek, derhal İran
saflarına geçmişler ve bu davranışlarında bir behis görmemişlerdir.[[i]]

 

Mahabat Özerk Cumhuriyeti’nin dağılmasının ardından, Irak’a
dönen Molla Mustafa Barzani (bugünkü Mesut Barzani’nin
babası)
 ve peşemergeleri hakkında Irak tarafından idam hükmü
verilmiştir. Teslim olmayı kabul etmeyen baba Barzani ve bir kısım
peşmergeleri, ihanete uğradıkları, yüzüstü bırakıldıkları Sovyetler Birliği’ne
sığınmak üzere yola çıkmışlar[[ii]] ve 1947-1958
yılları arasında burada sığıntı / kaçkın olarak yaşamışlardır.

 

Sovyetler
Birliği’nde 11 yıldır kaçkın olarak yaşayan baba Mustafa Barzani ve
peşmergelerine 1958 yılı geldiğinde gün doğar. Annesi Kürt asıllı General
Abdulkerim Kasım, Irak’ta 1958 yılında bir darbeyle iktidarı ele geçirir. Bir
hafta sonra genel af ilan edilir ve Sovyetler Birliği’ne 1947 yılında kaçan
Mustafa Barzani’nin Irak’a dönmesine izin verilir.

Barzani, ülkesi Irak’a döner dönmez, darbenin lideri olan
Kasım’a hitaben; “Ekselansları, sevgili önderimiz, yüce Irak devriminin kahramanı,
Abdulkerim Kasım,…Irak’lı Kürt kardeşlerim adına sizi selamlıyorum,…Irak
halkının gerçekleştirdiği devrimi tebrik ediyorum,…” 
şeklinde
biten bir mektup gönderir ve altını da “Kardeşiniz
Irak Halkının Hizmetkârı”
 ifadesiyle imzalar.[[iii]]

 

Irak devletinin
emrine amade olduğunu ifade eden Barzani ve peşmergeleri, 1961’de General
Kasım’a karşı ayaklanırlar ve yine 1963 yılında Kasım’a karşı kanlı darbe
girişiminde bulunanlarla birlikte, yine peşmerge güçlerini kullanmaktan geri
kalmazlar. Kendisini affeden Irak devletine karşı vefa borcunu isyan ederek
ödüyordu, bu ayaklanmada Kerkük şehrine de saldıran isyancılar Irak ordusunun
sert müdahalesi ile yenilgiye uğratılmışlardır. Barzani Aşireti’nin
uygulamaları, bugünlere ne kadar da benzemektedir.

Bir zamanlar Ruslara güvenerek yola çıkanlar, bu günlerde bu defa
ABD’ye bel bağlayarak yola çıkmışlar ve tarihin tekerrür edeceğini hiç
düşünmemişlerdir.

 

Yine benzer
hadiseleri 1970’li yıllarında da yaşamışlardır. Bu dönemi de yine burada
anlatmadan geçmek olmazdı.

İran ve Irak
devletleri; Fırat ve Dicle Nehirleri’nin birleştiği Basra bölgesinde
Şattül-Arap olarak ifade edilen yerdeki iki ülke sınırlarının bu bölgenin
ortasından geçmesi konusundaki anlaşmazlıkları nedeniyle, İran, Barzani
Kürtleri’ni 1961’li yıllardan itibaren 1970’li yılların başına kadar Irak’a
karşı kışkırtmıştır.

Söz konusu dönemde Sovyetler Birliği, 1972 yılında Irak ile “Dostluk
ve İş birliği Anlaşması”
imzalamıştır. 1945-1960’lı yıllarda Barzani
Kürtleri’nin arkasında olan ve onları 11 yıl ülkesinde barındıran Sovyetler
Birliği, bu defa Irak ile iş birliğine giderek Barzani Kürtleri’nin karşısında
yer alıyor ve Barzani Kürtleri’ne sırtını çeviriyordu.

 

Bu gelişmeleri
değerlendiren ABD ise 1972 yılından itibaren Barzani Kürtleri’nin yanında yer
alacak şekilde İran ile birlikte hareket ederek Irak’ın karşısında yer almaya
başlamıştır. Nitekim Barzani Kürtleri, ABD-İran ikilisinin desteğiyle 1975
yılına kadar Irak’a karşı isyan hareketlerini sürdürmüşlerdir.  

Irak, söz konusu dönemde bugünlerde yaşananlarda olduğu gibi İran
ile sürpriz bir şekilde anlaşma imzalayarak Şattül-Arap bölgesindeki sınırlar
konusunda anlaşmışlar ve bunun sonucunda İran ile ABD’nin Barzani’ye olan
destekleri bıçak gibi kesilmiştir.
Irak ile İran’ın iş birliği sonucu Barzani
Kürtleri’nin kaderi kendi başlarına terk edilmiş ve doğan fırsattan istifadeyle
Irak Ordusu 1975 yılında Kürt isyanını kanlı bir şekilde sonlandırmıştır.

 

Yaşanan bu olaylar
sonrasında, baba Mustafa Barzani şöyle diyordu;

“…Tek başımıza kaldık, hiçbir dostumuz yok, korkarım bu isyanı
daha fazla idare edemeyeceğim ve İran’a gideceğim…ümidimizin kaldığına
inanmıyorum. Eğer aranızda isyanı idare edebileceğine inanan varsa, onu sonuna
kadar destekleyeceğimi belirtmek isterim.”
[[iv]]         

 

Yine baba Barzani, dönemin ABD Ulusal Güvenlik
Danışmanı-Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’e; “ABD’nin Kürt halkının yaşadığı
trajediye karşılık sırtını döndüğünü”
 ifade ederek görüşlerini
sorması üzerine, “gizli operasyonlar misyonerlikle karıştırılmamalıdır”[[v]] cevabını verir.

 

Bakalım oğul Mesut
Barzani bugün yaşadıklarına ne diyor?

“…Irak Ordusu ve Haşdi Şabi güçleri, ABD’nin gözleri önünde ve
onların silahlarıyla Kürdistan’a saldırdı. ABD neden buna sessiz kaldı? Bu
soruların sorulması lazım, çünkü onların silahlarıyla peşmergelerimiz şehit
edildi…”
[[vi]]

Yukarıda ki
olaylarda belirtildiği gibi, Kuzey Irak’lı Kürtler yine ortada kalı
vermişlerdir. Barzani Ailesi’nin 40 yıl önce yaşadığı acı gerçeklerin, bugün
aynı eksende ve aynı söylemlerde yaşandığını görmek herhâlde bir millet için en
acı rastlantı olsa gerek.

Küresel Güçler İçin Önemli Olan, Kürtler Değil Çıkarlarıdır

 

Büyük devletler,  şüphesiz kendi çıkarlarına göre esen
rüzgarın istikamatinde pozisyon alırlar, ABD ve Rusya gibi büyük küresel güçler
için önemli olan Kürtler değil çıkarlarıdır. Bir asırdır sömürücü güçlere
uşaklık yapan Kürt grupların iflah olamayış sebeplerinden biri de herhâlde
dünya çıkar siyasetini kavrayamayan bir ahlak olgusuyla ilgilidir.

 

Barzani’nin
bağımsızlık yolunda yapmış olduğu referandum, İsrail’in dışında ABD ve Rusya
başta olmak üzere AB ülkeleri ile bölge ülkeleri tarafından benimsenmemiş ve
tanınmamıştır. Barzani, referandum yoluna çıkarken, arkasında ABD’nin desteğini
alacağını düşünmüş, ancak bu konuda sessiz kalınacağını hiç düşünmemiştir.

Bununla birlikte,
ABD başta olmak üzere bazı küresel odaklar, kendi nihayi planları bakımından
Barzani’nin oyuna getirilmesi için perde arkasından desteklerini ifade etmiş
olmaları kuvvetle muhtemeldir. Geçmişte acı tecrübeler yaşayan Barzani’nin,
hiçbir destek sözü almadan yola çıkmasının, tarihsel geçmişlerinde yaşadıkları
acı tecrübeleri bakımından pek muhtemel görünmemektedir.

ABD, eğer Barzani’ye
gerçek niyetlerle açıkça destek vermiş olsaydı;

– Suriye’nin Kuzeyi için bir Kürt Federatif yapısı düşüncesinin var
olduğunu pekiştirmiş olacaktı ve bu durum Suriye’de ABD’ye olan desteği tamamen
zayıflatacaktı,

– Barzani bölgesi, çevresindeki ülkeler tarafından iş birliği
ve dayanışma ile hapsedildiğinden, başta petrol ihracatı olmak üzere hiçbir şey
yapamayacaklarından, Türkiye-İran-Irak üçlüsünün daha sıkı kenetlenmeleri tehlikesi
ile karşı karşıya kalabileceklerdi,

İşte bu noktada, ABD
tarafından; henüz olgunlaşmayan Suriye şartları nedeniyle Rusya’nın karlı
çıkabileceği düşünüldüğünden Barzani Kürtler’i bir kez daha yüzüstü
bırakılmışlar ve bunun yanı sıra şimdilik gerekli olan istikrarlı bir Irak,
Barzani Kürtleri’ne tercih edilmiştir.

Öte yandan,
Türkiye’nin Rusya ile olan iş birliğinin daha da pekişeceği endişesi ile ABD,
Türkiye’nin aleyhine Kürt referandumunu desteklemediği, ayrıca, küresel güç
mücadelesinin aynı zamanda Avrasya bölgesine doğru kayıyor olması, Türkiye’nin
bu bölgedeki etkinliğini dikkate alarak ve geleceği düşünerek aleyhte bir tutum
sergilemek istemediği mütalaa edilmektedir.

İran, PKK / PJAK Terör Örgütüyle Terbiye Edilmek İstenecektir

 

ABD’nin; İran’ın
Irak’la birlikte Barzani’ye silahlı müdahalesine yeşil ışık yakarak İran’ı
karşısına almak, köşeye sıkıştırmak ve böylece Rusya’nın İran üzerindeki
etkisini kırmak / azaltmak istediği, İran ile 1979 öncesinde olduğu gibi
ittifaklarını canlandırmak düşüncesinde olduğu değerlendirilmektedir.

Irak, Barzani’ye yönelik yapılan harekâtla birlikte İran’ın
etkisi altına girmiştir. Güçsüz bir Irak Ordusu, İran destekli Haşdi Şabi (Halk
Gücü)  
güçlerini yaratmıştır. Irak devleti de çaresiz kalarak
bu güçlerin oluşumuna razı olmuştur. Haşdi Şabi güçleri, İran’ın etkisiyle
yaratılan Irak Ordusu’na bağlı bir milis kuvvetidir. Bölgede Şii etkisinin
artarak yayılacağından ve İsrail’in güvenliğini tehdit eder boyuta
ulaşacağından endişelenmektedirler. İşte ABD için diğer bir sorun da bu noktada
başlamakla birlikte İran’ın aleyhine, ABD’nin eline koz geçtiği
düşünülmektedir.

 

Irak’ın Barzani’ye Haşdi Şabi birlikleri ile yaptıkları
harekâtın hemen sonrasında, İran’a bağlı Pastaran birliklerini terörü
desteklediği[[vii]] gerekçesiyle
ABD’nin yeni yaptırımlar listesine almasının tesadüf olmadığı düşünülmektedir.

 

Diğer taraftan bu
etkinin, Irak’ın yanı sıra Suriye üzerinde de devam edeceği endişesi yaşanmakta
ve bu durum küresel güçlerin stratejik planlarına ters düşmektedir. Bununla
birlikte, İran’ın Astana anlaşmasıyla bölgede artırmak istediği etkinliğinden
de başta ABD rahatsızlık duymaktadır. Tüm bu sebeplerle, İran’ın ABD tarafından
hizaya getirilmesi ayrı bir önem kazanmaktadır.

Bu kapsamda İran’ın
köşeye sıkıştırılması için, öncelikle İran içerisinde uzun zamandır uykuda
tutulan PKK’nın İran kolu olan PJAK unsurları uyandırılarak harekete
geçirilmesinin ve böylece İran rahatsız edilerek ABD’nin eksenine girmesinin
sağlanacağı değerlendirilmektedir. ABD eksenine alınan İran’ın Suriye
denkleminden çıkarılması düşünülmektedir.      

Egemen Güçlerin Ortadoğu’da İlk Gayesi; Federal Devletler Sistemi
Kurmaktır

 

Barzani Kürtleri, ABD ve küresel güç odaklarınca, muhtemelen;
bölgesel Kürt hareketinin motor rolünü oynayacak, birliktelik tesis edecek bir
güce sahip olmadıkları, feodal siyasetin dışında yeni dünya düzeni ile uyumlu
bölgesel denklemleri aidiyetine taşıyamadıkları, gerek sosyo-etnik, gerekse
bölgenin tarihsel dokusu ile olan unutulmaz kötü hatıraları ve bağları
nedeniyle küresel güçlerin kartlarından düştükleri değerlendirilmektedir.

 

Bölgede sadece Kürt
etni-sitesi üzerinden özerk/federatif bir yapı tesis edilmesinin bölgede
istikrarı sağlayamayacağı, bu nedenle tüm etni-sitelerin federatif bir düzen
içerisinde eşitlik temelinde istikrarın sağlanabileceği görüldüğünden,
Barzani’nin tek taraflı etnik hamlesi bölge için tehlikeli olarak algılandığı
kıymetlendirilmektedir.

Bu aşamada;

PKK’nın Türkiye topraklarını terk etmesi karşılığında, Suriye’de
sadece Fırat’ın doğusunun (Suriye’nin
Kuzeydoğusu)
ABD destekli olarak PKK/PYD kontrolüne terk edilmesini
ve bu bölgenin de Kuzey Irak’takiKYB-Goran Hareketi ile birleşmesini sağlamak
isteyecekleri düşünülmektedir.

 

Böylece, Kuzey
Irak’ta; Barzani kontrolünde KDP bölgesi, Kuzey Suriye’nin Fırat doğusunu içine
alan ve yeni bir harita dizaynı ile Süleymaniye-Halepçe hattına kadar uzanan
bölgede PKK-KYP/Goran Hareketi ile birlikte özerk birer yapı tesis edilmek
isteneceği değerlendirilmektedir.    

Netice itibariyle, bölgedeki Kürtler üzerinden; İran’ın PKK/PJAK
vasıtasıyla Rusya etkisinden çıkarılmasının, Barzani güçlerinin Kuzey Irak’ta
kendi bölgesinde özerk bir yapıda hapsedilmesinin, PKK-KYB/Goran
birlikteliğiyle yeni bir Kürt özerk hattının kurulmasının ve böylece istikrarlı
bir Irak ile enerji güvenliğinin sağlanmasının, Suriye denkleminde ise İran
etkisinin daraltılmasının ve İsrail’e yakın tehditin bertaraf edilmesinin
hedeflendiği mütalaa edilmektedir.

 

Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde; Türkmenler ve Kürtler’in başat
rol oynağı iki hakim kültür öne çıkmaktadır. Bu kapsamda, söz konusu
gelişmelere karşı; Türkiye’nin “İki
Hançer Stratejisi”
olarak adlandırılabileceği bir stratejisi
olmalıdır. Birinci hançer hattı; Irak Türkmeneli bölgesi, ikinci hançer hattı;
Suriye’de, Hatay güneyi Halep-Türkmendağı-Bayır-Bucak coğrafi bölgesidir.

 

[[i] ]  Ali Kerküklü, “Ortadoğu’da Şeytan Üçgeni, Irakta
Türkler, Kürtler, Oyunlar”, Olympia Yay., İstanbul, 2016, s.134.

[[ii] ]  a.g.e., s.137.

[[iii] ] a.g.e., s.138.

[[iv]]  a.g.e., s.255.

[[v] ]  Cevat Eroğlu, “İsrail’in Beka Stratejisi ve
Kürtler”, Olympia Yay., İstanbul, 2016, s.113.

[[vi]]  “Başkan Barzani: ABD Neden Sessiz Kaldı?, www.rudaw.net/mobile/turkish/kurdistan/2910201712,
29.10.2017.







































































































































































[[vii] ] “ABD’den İran’a Yeni Yaptırımlar”,
www.hurriyet.com.tr>Dünya, 01.11.2017.