Yayınlandı: 29.11.2017 00:00
Güncellendi: 24.10.2021 16:45

KÜRT SORUNU & SÖZDE KÜRDİSTAN

KÜRT SORUNU DOSYASI /// ÜNLÜ GAZETECİ ROBERT FİSK : ABD, ORTA DOĞU’DA BİTTİ; KÜRTLERİ TERK EDECEK

ROBERT FİSK : ABD, ORTA
DOĞU’DA BİTTİ; KÜRTLERİ TERK EDECEK

The Independent’ın deneyimli Orta Doğu muhabiri Robert Fisk,
ABD’nin Orta Doğu’da tamamen etkisizleştiğini savundu. bölgede yolsuzluk ve
eşitsizliğin ortadan kaldırılamadığına, artık kimsenin insan haklarından söz
etmediğine dikkati çeken Fisk, ABD’nin gelecek aylarda Kürtleri terk edeceğini
iddia etti.

Robert Fisk: ABD, Orta Doğu’da bitti; Kürtleri terk edecek

Gazete Duvar’ın çevirisine göre Fisk, bugün yayımlanan (25
Kasım 2017) makalesinde şu ifadeleri kullandı:

“Bir zamanlar, bırakın bir ABD başkanını, bir ABD
dışişleri bakanının bile tek bir açıklaması Ortadoğu çapında telefonları yüksek
sesle çaldırırdı. Genelde kötücül olsa da, ABD liderleri yetersiz brifing alsa
ve (Washington’da siyasi kariyerleri yok etme gücüne sahip) İsrail’den her
zaman korkarak hareket etse bile, Reaganlar, Clintonlar ve Obamalar bölgede
sahiden de bir etkiye sahipti. Peki bugün eski Osmanlı İmparatorluğu toprakları
boyunca kararları kim veriyor?

“Suudi veliaht prens çocuk gibi”

Putin, Esad, Erdoğan, Sisi, Macron ve Ruhani’ye bakmanız
yeterli. Bugün manşetlerde yer tutanlar, bu adamlar. Kâh IŞİD’i ölü veya
kaybeden, kâh Suriye’yi ‘kurtarılmış’, kâh Kürtleri ‘terörist’ ilan ediyorlar;
veya Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi Suudi Arabistan’da rehin tutulduğu evinden
kurtarıyorlar (gerçi şu an Hariri’nin gözaltına alınmadığına, aslında istifa
etme niyeti olmadığına ya da istifa etmiş olsa da bunu artık istemediğine
inanmamız gerekiyor). Ve şaşırtıcı biçimde, Muhammed bin Salman giderek daha da
az etkili bir görüntü sergiliyor. O, bizzat savaşmayacağı tek komşusu İran
İslam Cumhuriyeti de dahil, komşularını korkutmak için Yemen’i, Esad’ın
Suriye’sini, Katar’ı, El Cezire’yi ve hatta zavallı Lübnan’ı yok etme
girişimleriyle giderek sinir krizi geçirip oyuncaklarını etrafa atan bir çocuğa
benzemeye başlamış bir Körfez Veliaht Prensi.

“İsrail, Hamas’ı desteklediğini unuttu”

Dolayısıyla, ikâmet ettiğim Ortadoğu, muhabirlik yapmak
için 40 yıldan uzun süre önce geldiğim yere giderek daha az benziyor. O zamanki
ABD ‘politikası’ sık sık hayalperest olmasına, her zamankinden daha çok dağılmış
haldeki bir Sovyetler Birliği tarafından dengelenmesine ve bir dizi diktatöre
(bu kişiler arasında dönem dönem Saddam Hüseyin, Hafız Esad, Enver Sedat, Ürdün
Kralı Hüseyin, Albay Kaddafi ve Şah İran) destek konusunda sürekli teminatlar
verilmesine rağmen gerçekti. Bu, aynı zamanda, Filistin Kurtuluş Örgütü ve
Arafat’ın -her birkaç yılda bir ABD veya İsrail tarafından listelere alınıp
çıkarılmasına rağmen- ‘terörist’ sayıldığı bir dönemdi. Esasında bunlar,
İsraillilerin -bugün tabii ki yeniden ‘terörist’ kafesine alınan- o iyi,
dostane Hamas hareketini, Arafat’ın Lübnan’daki devletçiğine karşı bir denge
kurmak amacıyla Gazze’de yeni camiler açması için teşvik ettiği günlerdi.
İsrailliler, bu küçük politikalarını fiilen ‘unutmuş’ durumda.

Ve o uzak geçmişte kalan günlerde, eskinin
‘teröristleri’ni bugünün ‘ılımlıları’ olarak sunan tarikatların ortaya
çıkacağını, hepimizin içine Tanrı korkusu salmak ve etkilerini dünyaya yaymak
için el Kaide ve IŞİD gibi tamamen yepyeni bir dehşet ortaya çıkaracağını, hatta
bunun Pentagon’daki ahmakları bile ‘vahiysel‘ tanımını yapmak zorunda
bırakacağını kim tahmin edebilirdi ki? Ve bugün, IŞİD’in yenilgiye
uğratıldığını açıklayan kişinin İran cumhurbaşkanı olması ilginç. ‘Görevin
tamamlandığını’ söyleyen kişi eskiden George W. Bush olurdu.

“Macron, Sisi’ye insan haklarını sormadı”

Ve tabii ki bugün Beşar Esad’ı Soçi’ye davet eden, İran ve
Türkiye cumhurbaşkanlarıyla sohbet eden, ordusu hâlâ Suriye’de olan ve Mısır’ın
Cumhurbaşkanı/Mareşali Sisi ile iyi bir dostluk kuran kişi Putin. Emmanuel
Macron’un da Sisi’yi bu ay Paris’e davet edip, Mısır’da 60 bin siyasi tutuklu
olmasına, binlerce kişinin ‘kaybolmasına’ ve gizemli cinayetler işlenmesine
rağmen bir kez bile insan haklarından söz etmemiş olmasını da unutmayın. Evet,
Hariri’yi Riyad’daki gösterişli hapishanesinden çekip çıkardığı için de -bu
arada, bunu gayet iyi becerdi- Macron’a teşekkür etmeli. Fakat Fransa’nın
Ortadoğu’da Rusya’dan daha fazla bir reform kaynağı olacağını da düşünmeyin. Ve
eğer Beşar Esad yeniden ‘herkesle’ müzakere etmekten bahsediyorsa, bunu ancak
Putin’le görüştükten ve ona (ve kendisine) Suriye’yi ‘kurtardığı’ için teşekkür
ettikten sonra yaptı.

“ABD Kürtleri terk edecek”

Önümüzdeki aylarda terk edilecek, ihanet edilecek veya
unutulacak olan Kürtleri ve hepsi üç harfli kısaltmalardan oluşan tuhaf isimli
milisleri destekleyen az sayıdaki Amerikan özel güçleri haricinde, ABD
gerçekten de bir Cheshire kedisine dönüştü; bazen gözümüzün önünden tamamen
kayboluyor. Belki de geriye sadece Cheshire kedisinin gülümsemesi kalacak.
Sanırım Ortadoğu’da tek kelimelik bir adı olan tek silahlı güç de Hizbullah. Ve
onlar da ‘terörist’ listesinde – ama tabii ki Putin’in, Hizbullah’ın müttefiki
Beşar’ı desteklediği Moskova’da değil.

“Değişmeyen tek şey adaletsizlik”

Bunca yıldır değişmeyen şey ise Ortadoğu’daki Arap ve
Müslüman halkların içinde yaşadığı adaletsizlik, yoksullaştırma, eğitim
cehaleti, korku ve aşağılama. Ve ortamı Amerikalılardan devralan ‘yeni’
liderlerin tek biri bile, Arap dünyasının en büyük hastalığı olan yolsuzluğu,
eşitsizliği ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çökerken miras bıraktığı aşiret
politikalarını ortadan kaldırmak için herhangi bir şey yapmıyor. Hümanizm
ilerlemek yerine geriledi ve bölge bağlamında, insan hakları ve sivil haklardan
pek söz edilmiyor. Derin devlet diktatörlerini, gaddar polisleri ve generalleri
sevmeleri için kendi halklarını bir kez daha çocuk yerine koyan Mısır gibi
vakalarda, büyük Arap devrimleri kendi kendilerini tüketti. Belki Suudi
Arabistan’da hâlâ bir devrim gerçekleşebilir. Prenslerin birbirlerini kilit
altına almaya başlamasının, Krallığın sonunun başlangıcı olabileceğini
düşünmüşümdür hep.

“IŞİD’den sonraki canavar ne olacak?”

Fakat Ortadoğu’nun yıkılmış ve enkaza dönmüş çehresinde
iyimser olmak için pek az sebep var. Ve, El Kaide’nin, sonra IŞİD’in ve
Irak-Suriye çöllerinin yanı sıra Sina’dan Mali’ye Afrika çapında hâlâ varlığını
sürdüren kapüşonlu ve bıçaklı, korkutucu adamların, bu umutsuz kederden ortaya
çıktığını unutmamalıyız. Ve bir sonraki canavar ne olacak? Bugüne kıyasla,
1970’lerin o görkemli günleri gayet de sakin görünüyor. Neredeyse o eski yolsuz
Filistin Kurtuluş Örgütü’nün geri dönmesini isteyebilirsiniz. Öyle ki,
bugünlerde bir Chesire kedisine bile yaklaşmayan ciddi Amerikan dış
politikasının dönüşü bile rahatlatıcı olabilir. Donanmalar eriyip giderken ve
‘dünün ihtişamı Ninova ve Tire’ye benzemişken’, [Rudyard] Kipling’in
‘Recessional’* adlı şiiri bugün coğrafyaya her zamankinden daha uygun
görünüyor.”




































LİNK : http://www.yurtgazetesi.com.tr/dunya/robert-fisk-abd-orta-dogu-da-bitti-kurtleri-terk-edecek-h61220.html