Yayınlandı: 20.12.2017 00:00
Henüz güncellenmedi

MİLLİ SORUNLAR DOSYASI (Ege Adaları, Kıbrıs, Darbeler, vs ..)

12 EYLÜL DOSYASI : DÜNÜN “TETİKÇİLERİ” BUGÜNÜN “KAHRAMANLARI” HALUK KIRCI VE ABDULLAH ÇATLI

HALUK KIRCI : BEŞ GENCİ BEN İNFAZ ETTİM DİĞER İKİSİNİ ABDULLAH
ÇATLI

MHP Lideri Devlet Bahçeli ” Deniz Gezmiş bir
TERÖRİSTTİR. .

Cumhur Başkanıyla özleştirmek TÜRKİYE CUMHURİYETİNE büyük
saygısızlıktır ” demişti. .

Bizde BİRİNCİ MEDYA olarak bir cevap verelim istedik….

Devlet Bahçeli’ ye ve onun gibi düşünen insanlarımıza. .

39 yıl sonra unutmamak için; 7 TİP’li genç nasıl öldürüldü
hukuk nasıl katledildi. . !!

Evet Bahçelievler katliamı… Bu köşede defalarca yazılan
hikâyeyi hatırlayalım.

Sene 1978 8 Ekim’i 9 Ekim’e bağlayan gece. Yer; Ankara’da
Bahçelievler semti. Ülkücülerin “Reis”i Abdullah Çatlı’nın yaptığı plan akşam
saatlerinde yürürlüktedir. Ekip bölgeyi iyi bilmektedir. Zira ülkücülerin “İdi
Amin”i Haluk Kırcı eylemden önce Bahçelievler’de keşif yapmıştır.

Ekip 8 Ekim 1978 akşamı Bahçelievler 15. Sokak’taki 56
numaralı apartmanın önündedir. Hedef 2 numaralı dairedir. Evet 56 / 2. Bu
numaradan koyarlar yapacakları işin adını; “5-6-2 / Tamam Reis!”

Kırcı kapıya gizlice kulak verir içerde en az birkaç kişi
olduğunu rapor eder. “Sürümden kazanacakları” bir grup olduğuna göre eyleme
geçilmesine karar verilir. Ercüment Gedikli “Dadaş Kahvesi”ne giderek destek
için Ömer Özcan ve Duran Demirkan’ı bulur. Saat 22:00 sıralarında 56. Sokak’a geri
dönülür. Demirkan sokakta Özcan apartmanın önünde “gözcü” olarak bırakılır.

Silahsız öğrenciler bayıltıldı ve…

“Reis” Çatlı da sokakta otomobilinin içinde beklemektedir.
Haluk Kırcı Ercüment Gedikli Mahmut Korkmaz ve Kürşat Poyraz gizlice apartmana
girerler. 2 numaralı dairenin kapısında silahlarını çekip zili çalarlar.
Birazdan aralanan kapıya yüklenirler ellerinde silahlarla artık içerdedirler.

Evde hepsi Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi olan 5
üniversite öğrencisi vardır. Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik
Bölümü öğrencisi Serdar Alten (23) Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık
Akademisi öğrencisi Hürcan Gürses (26) Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler
Akademisi Gazetecilik Bölümü öğrencisi Efraim Ezgin (23) Hacettepe Üniversitesi
İstatistik Bölümü öğrencileri Latif Can (20) Osman Nuri Uzunlar (20).

Baskın gençler televizyon izlerken yapılmıştır. Cinayet
ekibi biraz şaşırmıştır zira öğrencilerin hiçbirinde silah yoktur!

Olsun Reis planı yapmış İdi Amin harekete geçmiştir artık.
Öğrencilerin ellerini arkadan bağlayıp yüzüstü yere yatırırlar. Ancak
evdekilerin sayısı tahmin ettiklerinden çok olunca Çatlı’ya danışmaya karar
verirler. “Bekleyin” der Çatlı ve birazdan elinde eter ve pamukla gelir.
Öğrenciler önce eter koklatılarak bayıltılırlar.

Bu sırada kapı çalınır. Zili çalanlar yine TİP üyesi olan
öğrenciler Faruk Erzan ve Salih Gevence’dir arkadaşlarını ziyarete
gelmişlerdir. Onlar da içeri alınır. “2-3 komünist”i temizlemek için girdikleri
evdeki öğrenci sayısı 7’ye çıkmıştır!

Çatlı’nın talimatıyla başlayan katliam

Yine Çatlı’ya danışırlar. Çatlı’dan gelen talimat üzerine
son gelen iki öğrenci dışarıda bekleyen otomobile bindirilir. Yanlarına da
Haluk Kırcı ile Kürşat Poyraz oturur. Farları yakılmayan araç Eskişehir yoluna
doğru hareket eder ve bir süre sonra bir tarlanın yanında durur. Faruk Erzan ve
Salih Gevence araçtan indirilir 500 metre kadar tarlanın içine götürülür. Kırcı
ve Poyraz silahlarını çekip biraz önce arkadaşlarını ziyarete gelmiş iki genci
kafalarına ateş ederek öldürürler.

İki kişi tamamdır ama işin büyüğü evdedir hemen
Bahçelievler’e dönerler. Plana göre evde bayıltılmış olanlar da ikişer ikişer
Eskişehir yoluna götürülecektir. Önce yavaş yavaş uyanmaya başlayan Serdar
Alten’i otomobile taşırlar. Ancak o sırada yoldan geçen bir polis aracı
Çatlı’yı kuşkulandırır. Acaba tarlada öldürdükleri iki öğrencinin cesedi mi
bulunmuştur?

Bu kuşku üzerine plan değiştirir Çatlı plan evin içinde
icra edilecektir! Ama nasıl yapılacaktır bu iş? Aralarında tartışırlar. Pratik
öneri İdi Amin’den gelir yani Haluk Kırcı’dan. Bayıltılanlardan Osman Nuri
Uzunlar’ı mutfağa götürür tel askıyla boğmaya çalışır. Ama hemen ölmez
delikanlı bu kez yüzüne var gücüyle havluyla bastırır ve boğar Kırcı.

Diğerlerini boğmak zor gelince…

Geride dört delikanlı daha vardır ve boğma işi biraz uzun
sürmektedir. Bu kez Kırcı plan değiştirir. Tarladaki cinayette kullanılan
silahı alır ardından “Siz dışarı çıkın” der üç tetikçi arkadaşına. Ve odaya
dönüp elleri arkadan bağlı dört öğrenciye ateş açar.

Misyon tamamdır! Evlerinde televizyon izleyen 5 öğrenci
ile onları ziyarete gelen 2 arkadaşları başarıyla katledilmiştir! Abdullah
Çatlı otomobille binanın önüne gelir ve hep birlikte uzaklaşırlar.

Karşı binada oturan ve silah seslerini duyan iki polis
kapısını kırarak girdikleri dairede vahşetle karşılaşırlar. Ancak gençlerden
Serdar Alten ölmemiştir. Saldırganları tarif eder ve Hacettepe Üniversitesi Tıp
Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılır.

Ekip haberlerden bir kişinin ölmediğini duyunca Ankara’yı
terk etmeye karar verir. Çatlı memleketi Nevşehir’e Kırcı da memleketi
Erzurum’a gider. Bu arada ağır yaralı olan Alten savcıya ifade verir.
Ülkücülerin saldırdığını “Reis” diye hitap edilen biri olduğunu “34 PD” plakalı
bir aracı kullandıklarını anlatır. Alten 8 gün dayanacak ve o da 17 Ekim
1978’de hayatını kaybedecektir.

Çatlı yakalanır ve İstanbul’a götürülüp bırakılır!

Polis önce aracı bulamaz. Ancak Nevşehir-Avanos yolundaki
bir akaryakıt istasyonunda yapılan bir ihbar sonucu “34 PD 137” plakalı araç
bulunur. Ancak 34 rakamı aslında “06” olan plakanın üzerine kartonla
yapıştırılmıştır. Nihayet aslında “06 PD 137” olarak tespit edilen gerçek plaka
ülkücü Mustafa Mit’e ait çıkar!

Mustafa Mit askeri savcı Enis Tunga’ya aracın örgüt için
alındığını ve (Ülkü Ocakları Derneği Genel Başkanı) Muhsin Yazıcıoğlu ile
(yardımcısı) Abdullah Çatlı’nın kullanımına verildiğini anlatır.

Abdullah Çatlı 8 Kasım 1978’de Adapazarı’nda yakalanır ama
olay yeri Ankara’ya değil İstanbul Emniyeti’ne götürülür ve orada bırakılır!

Peki sonra?

Kısa cevap bazılarını Kahramanmaraş katliamında da
gördüğümüz bu katillerin devlet nezdinde “kahraman” olduğudur! İki kişi zaten
yakalanamaz. Abdullah Çatlı devletin emin adamı olarak çalışırken malum 3 Kasım
1996’daki trafik kazasında yanındaki emniyet müdürü Hüseyin Kocadağ ile
birlikte hayatını kaybeder. Evet Çatlı sözüm ona aranmaktadır ama yanında
sadece emniyet müdürü değil o sırada iktidarda olan DYP’nin Şanlıurfa
Milletvekili Sedat Bucak da bulunmaktadır. Kaza yapan araç da Urfa’da
“korucubaşı” olarak bilinen Bucak’ındır.

Tansu Çiller’in “Başbakan Yardımcısı” olarak “Devlet için
kurşun atan da yiyen de bizim için şereflidir” diye sahiplendiği Çatlı bu
Çatlı’dır.

Firari katilin nikâh tanığı

Peki İdi Amin? Sözüm ona idama mahkûm edilir ama iki kez
“yanlışlıkla” tahliye edilir! O yanlış tahliyenin ardından aranırken yani
firardayken Erzurum’da anlı şanlı bir düğün yapar. Firari katilin nikâh tanığı
o sırada Erzurum Valisi olan Mehmet Ağar’dır!

Uzatmayalım…

Abdi İpekçi’nin katili Ağca’nın Maltepe Askeri
Cezaevi’nden asker desteğiyle kaçırılmasının ardından Abdullah Çatlı’nın evinde
saklandığını sonra Çatlı’nın memleketi Nevşehir’e gönderildiğini…

O sırada sonradan Susurluk çetesinin kahramanı olan eski
Özel Harekât Daire Başkanıİbrahim Şahin’in de Nevşehir Emniyeti’nde
çalıştığını…

O dönemde katiller için sahte pasaport matbaası gibi
çalışan Nevşehir Emniyeti’nin pasaport bölümünde bir süre sonra yangın
çıktığını bütün evrakın yok edildiğini…

Devlet görevlisi-siyaset-mafya ilişkilerini ortaya döken
Susurluk skandalından sonra emniyetin sözüm ona aradığı Abdullah Çatlı’nın
Emniyet Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin ile halay çekerken
fotoğraflarının ortaya çıktığını… Halaya Ömer Lütfü Topal cinayetine karışan
özel harekâtçı polislerin de eklendiğini… Çatlı’ya Mehmet Ağar imzalı
ruhsatlar belgeler verildiğini uzun uzun anlatıp canınızı daha fazla
sıkmayalım.

Bir heykel kadar kararlı devletimiz malum yine iş başında
iz peşinde; gazeteciler yazarlar siyasetçiler insan hakları aktivistleri
hapiste.

Velhasıl Sabahattin Ali cinayetinden 70 Bahçelievler
katliamı ve Abdi İpekçi cinayetinden 39 yıl sonra aynı yerdeyiz. Umut etmekten
başka çare hissedemeyecek kadar umutsuz bir yerde…

Hiç olmazsa unutmayalım. Katledilen insanların hatırasına
hunharca cinayetlerde yakınlarını kaybedenleri bir ömür boyunca yaralayan
acılara hürmet için unutmayalım.

Yaptıklarının utancını kıydıkları insanların tertemiz
hayatlarıyla birlikte devletin koruduğu katillerin boynuna asmak için
unutmayalım…

BİRİNCİ MEDYA.
























































































NOT : Doğan Akın ‘a katkılarından dolayı teşekkür ederiz.
.