Yayınlandı: 02.01.2018 00:00
Henüz güncellenmedi

ATATÜRK & MİLLİYETÇİLİK & CUMHURİYET REJİMİ

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI /// ATATÜRK’ÜN DEVRİMCİ ÖĞRETMENİ : MUSTAFA NECATİ

ATATÜRK’ÜN DEVRİMCİ ÖĞRETMENİ : MUSTAFA NECATİ

1894 yılında
doğan ve Hukuk Fakültesi mezunu Mustafa Necati Kuvayı Milliye hareketine
katılmıştır. TBMM’nin açılmasından sonra Saruhan milletvekili olarak Ankara’ya
gelmiştir. Ülkede huzuru sağlamak üzere kurulan İstiklâl Mahkemeleri’nde görev
almıştır. Sırasıyla Mübadele ve İmar-İskân, Adalet, Millî Eğitim Bakanlığı
yapmıştır.

Ateşkes
Sonrasında işçilerin ve subayların haklarını savundu

Mondros
Mütârekesi’nin (Ateşkesinin) sonrasında İtilâf Devletleri’nin işine son verdiği
Aydın-Kasaba demiryolu işçilerinin haklarını korumak üzere İzmir Demiryolları
İslâm Memurini Teavün Cemiyeti’nin kurulmasına öncülük etmiş ve hukuk
müşavirliğini üstlenmiştir. İzmir’de, 1. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle işsiz
kalan yedek subaylar tarafından İttihat Zabitleri Teavün Cemiyeti kurulmasına
yardımcı olmuştur.[1]

Kuvayi Milliye
saflarında

İzmir’in işgali
üzerine Balıkesir’de Kuvâ-yı Milliye’ye katılarak Soma ve Bergama taraflarında
çete savaşlarında bulunmuştur. Anzavur’a karşı girişilen harekâtta görev
almıştır.[2] Balıkesir’de İzmir’e Doğru gazetesini çıkarmıştır. 25 Ocak 1920’de
Balıkesir Barosu’nu kurmuş ve ikinci başkanlık görevini üstlenmiştir. TBMM’nin
açılmasından sonra Ankara’ya gitmiştir.

Mustafa Necati,
TBMM’nin verdiği görev dahilinde Kastamonu’da İstiklâl Mahkemesi başkanlığının
yanında, bölgedeki Kuvâyı Milliye hareketini de düzenlemiştir. Kastamonu’daki
genç ve idealist kadroyu Açıksöz gazetesinin etrafında toplamıştır.
Kastamonu’da Müdafaa-yı Hukuk, Kızılay Derneği, Çocuk Esirgeme Kurumu, Gençler
Kulübü, Muallimler Cemiyeti ve İlim Derneği’nin çalışmalarına destek olmuştur.

Mübadele
İmar-İskân Bakanlığı

30 Ocak 1923
tarihinde Lozan’da, Türk ve Rum Nüfus Mübadelesi’ne İlişkin Sözleşme ve
Protokol imzalanmıştır. 1. Dünya ve Kurtuluş Savaşı yıllarında, Ermeni baskısı sebebiyle
göç eden kişilerle, Ege’den iç kesimlere doğru kaçmak zorunda kalan ve bu
yüzden evini, barkını terk eden insanların iskân işiyle uğraşmak üzere Mübadele
İmar-İskân Bakanlığı kurulmuştur. 20 Ekim 1923 günü Meclis’te yapılan oylamada
ise Mustafa Necati bu bakanlığa getirilmiştir. 8.11.1923 tarihinde de Mübadele
ve İmar-İskân Kanunu kabul edilmiş ve ülke 10 iskân bölgesine ayrılmıştır.
Mustafa Necati, Meclis’te yaptığı bir konuşmada kendi bakanlığı zamanında gelen
göçmen sayısını 155.585 kişi olarak açıklamıştır.[3]

Adalet Bakanlığı

6 Mart 1924 günü
Adalet Bakanlığı görevine başlamıştır. O, öncelikle bir komisyon kurmuş ve
yapılacak işleri planlamıştır. Türkiye’de Sulh, Asliye, Cinayet ve Temyiz
Mahkemeleri kurulmuştur. Mahkemeleri ilçelere kadar yayılmıştır. Hâkimlerin
sicilleri yeniden düzenlenmiştir. Liyakatsiz ve sicili bozuk olan hâkimler 1
Mayıs 1924’de tasfiye edilmiştir. Mustafa Necati, 26 Nisan 1924’de Muhamat
Kanunu ile meslek ahlâkına uymayan; meslekte yetersiz, bin dolayında avukatın
işine son vermiştir.

Zabıt kâtibi,
icra memuru ve müstantik (sorgu yargıcı) yetiştirmek üzere 20 Eylül 1924 günü
Ankara’da Adliye Meslek Mektebi açılmıştır. Ayrıca Ticaret Kanunu, Ceza Kanunu,
Mecelle Tadilâtı, Müfarekât Münakehat Kanunu ve Hükkâm Kanunu’nun hazırlıkları
yapılmıştır.

Millî Eğitim
Bakanlığı

Mustafa Necati
bakanlığı döneminde millî eğitimin laik ve çağdaş yolda ilerleterek
öğretmenleri geliştirmek için kurslar açmış, yurt dışından uzmanlar
getirtmiştir. Öğretmenlerin meslekî bilgilerini artırmaları için Terbiye
dergisi çıkartmıştır. Karma eğitim ve harf devrimi gibi onun zamanında hayata
geçmiştir.

Dünyadaki eğitimi
izlemek ve eğitimi geliştirmek için “Gazi Orta Öğretmen Okulu” ve “Eğitim
Enstitüsünü” kurdurmuştur.

Mustafa Necati
bakan olmadan önce İzmir’de öğretmenlik, Özel Şark Lisesi’nde müdürlük
yapmıştır. 21 Aralık 1925 tarihinde Millî Eğitim Bakanlığı görevine
başlamıştır. Bakanlığa öğretmen örgütü başkanı iken gelmiştir. Hem bakanlığı
hem de başkanlığı bir arada yürütmüştür.

Mustafa Necati, eğitimde
başarıya ilkokulu esas alarak, yaygınlaştırarak ulaşacağı kanaatindeydi. Aksi
takdirde üst öğretim kurumlarına giden öğrenci sayısı azalacak; yetişmiş insan
gücüne erişilemeyecekti. Her yıl 3 bin kişi olmak kaydıyla on yılda 30 bin
öğretmen yetiştirmeyi hedef almıştır. Köy sayısının 40 bin dolayında olduğunu
düşünülürse 10 yılda öğretmensiz köy bırakılmayacaktı.

Mustafa Necati
amacını şöyle açıklıyordu:

“Memlekette,
mektep bulamayan bir çocuk bırakmayacağım.”

Millî Eğitim
Bakanlığı’nda Yasal Düzenlemeler

Heyet-i İlmiye’yi
toplamış ve yapılması gereken işleri planlamıştır. İlk olarak, 789 Sayılı
Maarif Vekâleti Teşkilât Kanunu 23 Mart 1926 tarihinde kabul edilmiştir. 20
Mart 1926 yılında kesinleşen bu yasaya göre, eğitim politikasını oluşturmak
için Eğitim Bakanlığı bünyesinde biri dil ve diğer bilimsel sorunlarla
uğraşacak “Dil Heyeti”, diğeri ise eğitim-öğretim işleriyle uğraşacak
olan “Talim Terbiye Dairesi” olarak iki bilimsel kurul
oluşturulmuştur. Dil Komisyonu, Türkçenin bilimsel incelemesini yapacak, dil
bilgisi oluşturacaktı. Türkçe sözler derlenmiş ve İmlâ Sözlüğünü düzenlemiştir.
1929’da Arapça, Farsça dersleri eğitim programından çıkarılmıştır.

 Ayrıca Maarif Eminlikleri de kurulmuştur.[4]
İlköğretimin yaygınlaştırılması işi valilere bırakılmıştı. Bakanlık bu nedenle,
bir veya daha çok valilikleri birleştirerek bir eğitim bölgesi yapmaya ve o
bölgenin bütün eğitim-öğretim işlerini 
Bakanlığa bağlı bir “Maarif Emini”nin yönetimine vermeyi kararlaştırmıştır.
Bu, eğitimi merkezileştirme yönünde bir girişimdi.[5] İlköğretimin
yaygınlaştırılması için 819 Sayılı Muallim Mekteplerine Muavenet Kanunu
çıkarılarak il özel idarelerine ait paraların % 10’luk bir dilimi, bakanlık
bütçesine aktarılmıştır.

Ders kitaplarının
ucuz bir şekilde basımını sağlamaya çalışmıştır. İlkokul öğretmenlerinin sayıca
yeterli olmayışları dolayısıyla 842 Sayılı İlk Mektep Muallim Muavinleri
Hakkında Kanun çıkarılmış ve orta dereceli okullar ile yüksek okullardan
ayrılanların bazı derslerin sınavlarını vermeleri şartıyla öğretmenlik
mesleğine katılmaları sağlanmıştır.

Mustafa Necati,
eğitimle, yaşamın birbirini desteklemesi, eğitimin toplumsal ihtiyaçlara uygun,
üretici, yararlı olmasını savunmuştur. Bu hususta şunları belirtir:

“Biz, çocukları
doğa ile eşya ile gerçeklerle karşılaştıran, neşe ve özgürlük havası içinde
çalışmaya, gözlem ve muhakemeye, yaratıcılığa götüren bir okul istiyoruz. Biz
istiyoruz ki, okul; çocukların birbirine yardım ederek, birbirlerini
tamamlayarak çalıştıkları bir laboratuar olsun… Bizim kurmak istediğimiz okulda
dinleyiciler yoktur. Düğün ve oyun içinde çalışan, eserler ortaya koyan, küçük
adamlar vardır.”[6]

Öğretim Birliği
Yasası’na karşı hareket eden yabancı özel okulları kapatmış, öğretmen okulunda
Türkçe edebiyat bölümü açmıştır.

3 Şubat 1927’de
Avrupa’daki incelemeleri sonrası 12 Mayıs’ta TBMM’de işe yarar, uygulamalı
bilginin verilmesi yönünde şu cümleyi sarfetmiştir:

“Yirminci yüzyıl
yaşamı o durumu almıştır ki, her demokratik ulus genel eğitim ile birlikte, her
sınıf halkı mesleğe hazırlayacak önlemleri almayı ödev bilmiştir.”[7]

Atatürk de benzer
şekilde 1923’te şunu söylemişti:

“Türkiye millî
eğitiminin amacı bilgiyi insan için gereksiz bir süs, bir baskı aracı ya da
uygarlık zevkinden çok, hayatta başarıya ulaşmayı sağlayan işe yarar kullanılabilir
bir araç durumuna getirmektir.”[8]

Mustafa Necati,
bu amaçla Bakanlıkta Sanayi-i Nefise şubesi kurulmuştur. Mesleki eğitimi
geliştirmek amacıyla il idareleri ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı
meslek okullarını 1927’de 1052 Sayılı Meslek Mektepleri Kanunu ile Millî Eğitim
Bakanlığı’na bağlamıştır. Ankara, Aydın, Bursa, Diyarbakır, Edirne, İstanbul,
Kastamonu ve Konya’da sanat okulları açılmıştır.

Mustafa Necati,
Talim–Terbiye kurumunu, Bakanlığın beyni olarak görmüş ve siyasetten
etkilenmemesi için özerk bir yapıya kavuşturmaya çalışmıştır.[9]

Mustafa Necati,
Bakanlığın teftiş sistemini de düzenleyerek müfettişler merkez ve mıntıka
müfettişleri olmak üzere iki gruba ayrılmıştır.

Örgün ve yaygın
eğitim alanındaki çabaları

İlkokullar şehir
ve köy olmak üzere ikiye ayrılmış; şehir okulları 5 yıl, köyler ise 3 yıllık
düzenlenmiştir. İlk ve orta öğretimin parasız gerçekleşmesini sağlamıştır.
Dağınık yerlerdeki köylerin çocuklarını merkezî yerlerde toplamak üzere yatılı
köy okulları açılmıştır. Kimsesiz çocuklar için yatılı şehir okullarında meslek
sahibi olmaları düşünülmüştür.

Hem okuma yazma
öğretmek ve hem de onlara temel vatandaşlık eğitimi kazandırmak amacıyla halk
dersaneleri açılmış ve buralarda 50 bin kişi eğitilmiştir. 1928 yılında yeni
harflerin kabulüyle Millet Mektepleri açılarak buralarda 42 bin dolayında kurs
düzenlenerek bir milyon dolayında vatandaş kurstan yararlandırılmıştır.

Liselerde karma
eğitime geçileceğinin söylenmesi üzerine tepkilerin arttığı, İstanbul
öğretmenlerinin, dindar ve vatansever öğretmen yetiştirilmediği gerekçesiyle
protestolarda bulunduğu, öğretmen okulu öğrencileri boykot yaptığı dönemde
karma eğitime geçilmiştir. Talim ve Terbiye Dairesince, yalnızca ortaokulda
karma eğitimin denenmesi önerilmiş, 
Mustafa Necati ise sorumluluğu üstlenerek, 1927-1928 eğitim-öğretim
yılında varolan 70 ortaokulda karma eğitime geçilmesine karar vermiştir.
1928-1929 eğitim-öğretim yılında tüm liselerde karma eğitime geçilmiştir.

Öğretmenlerle
ilgili düzenlemeler

Mustafa
Necati’nin bugün öğretmenlerce hatırlanmasının nedenleri öğretmene ve
öğretmenliğe kazandırdığı saygınlık, içtenlik, öğretmenlik mesleğinin
niteliğini artırmasıdır.[10] Öğretmenlerle mektup, telgraf gibi yollarla
doğrudan iletişim kurarak öğretmenler sahiplenmiştir.

Maarif müdürleri,
müfettişler, valiler, politikacılar öğretmene karşı haksız, keyfi girişimlerde
bulunmaya cesaret edemezdi.[11] Mustafa Necati öğretmene güven vermiştir.

Mustafa Necati
öğretmenlerin  karar süreçlerine
katılmalarına gösterdiği önemi şöyle açıklar:

“Genel eğitim
sorunlarında danışmasız hiçbir karar vermemek ve her zaman en genç öğretmenden
en büyük üstatlara dek bütün meslektaşlarımızın görüşlerini toplamak temel
ilkelerimizdendir ve bu ilkeler içinde yürütmekteyiz.”[12]

“Okuttuğundan
daha çok okumayan bir öğretmen çabuk yıpranır”

Mustafa Necati,
öğretmenlerin öğretmenlerin büyük bölümünün meslekî yayınları okuyamaması
üzerine öğretmenlerin kendilerini geliştirmeleri için  yayınlar hazırlatmış ve öğretmenlere
ulaştırmıştır. Öğretmenlere şu öneride bulunur:

“Okuttuğundan
daha çok okumayan bir öğretmen çabuk yıpranır, ihtiyarlar ve bezginlik getirir.
Dikkat ediniz, araştırma, irdelemeye düşkün ak saçlı bir öğretmen hep dinç ve
gençtir.”

Öğretim araç ve
gereçlerinden oluşturulan “Okul Müzesi” içinde Gezici Öğretmen
Kitaplığı kurmuştur. Öğretmenlerin istedikleri kitaplar kargo ile
yollanmıştır.[13]

Öğretmenlerin
sicillerini doğru tutmak üzere Sicil Dairesi hizmete sokulmuştur. Öğretmenlerin
sağlıkları konusunda da İstanbul’da Validebağ Provantoyumu açılmıştır.

İlkokullar, köy
ve şehir olarak iki gruba ayrılmış; köylerde 3, şehirlerde 5 yıllık eğitim esas
alınmıştır. Şehirlerdeki öğretmenlerin 5, köy öğretmenlerinin ise 3 yıllık bir
eğitimle yetiştirilmeleri plânlanmıştır. Ortaokulların Türkçe öğretmen
ihtiyacını karşılamak üzere 1926 yılında Konya’da bir okul açılmıştır.

Laik eğitim
anlayışı çerçevesinde, öğretmen olarak çalışan başta imam olmak üzere meslek
dışından gelenlerin görevlerine son verilmiştir.[14]

Atatürk’ü ağlatan
genç bakan

Cumhuriyet
devriminin azimli, üretken bakanı ne yazık ki 1 Ocak 1929’da kaybettik. Falih
Rıfkı Atay, Atatürk’ün Mustafa Necati’nin ölümüne çok üzüldüğünü şöyle anlatır:

“O kadar sevinen
Necati, Latin harfi ile imza atmayı henüz meşk ediyordu. Maarif Vekili, Millet
Mektebi’nin ilk talebesi olacaktı. Heyecan içinde kalktı. Pek sevdiği zeybeğini
oynadı. Körbarsak ameliyatı olması için hekimlerin nasihatlerini dinlemeyen
zavallı genç, bu sıçrayışlarla bir zehir kesesini delerek içine akıttığını
bilmiyordu. Ertesi gün ateşler içinde yattı, Millet Mektebini sayıklayarak
öldü. Atatürk’ün ilk defa hıçkırıklarla ağladığını bu ölüm akşamı görmüştüm.
‘Ne evlattı O’ diye hayıflanıyordu.”[15]

Başbakan İsmet
İnönü de Necati Beyin mezarı başında şunları söylüyordu:

“İnkılâpçıların
ölürken kalanlardan ve yeni yetenlerden bir tek dileği vardır: cansız
bileklerinde sallanan vazife bayrağının kavranıp daha yüksekte
dalgalandırılmasıdır. Necati, aziz Necati; dileğin yerine getirilecektir.”[16]

Mustafa
Necati’nin bileklerinde sallanan bayrağı, baskılara rağmen bugün de devrimci
öğretmenler dalgalandırmaktadır.

Tarihçi-yazar

Mustafa SOLAK

DİPNOTLAR

[1] Zeki Arıkan,
“Mustafa Necati”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, Sayı: 2, 1992,
s. 59.

[2] Kâzım Özalp,
Millî Mücâdele 1919-1922, Ankara 1985, C. I., s. 98.

[3] TBMM Zabıt
Ceridesi, D.IL, C.VII, Ankara, 1970, s. 1046.

[4] Mustafa
Ergün, Atatürk Devri Türk Eğitimi, AÜ DTCF Yayınları, Ankara, 1982, s.41.

[5] Age, s.43.

[6] Kemal
Kocabaş, “Açış Konuşması”, Mustafa Necati ve Cumhuriyet Eğitimi Devrimi, İzmir,
2009, s.12.

[7] M. Rauf İnan,
“Mustafa Necati”, Cumhuriyet Dönemi Eğitimcileri, 1987, s.361.

[8] Agm,s.363.

[9] Hâkimiyet-i
Milliye, 9.2.1926.

[10] M.Rauf İnan,
Mustafa Necati, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1980, s.10-13.

[11] Yahya Akyüz,
Türk Eğitim Tarihi, Anı Yayıncılık, İstanbul, 1999.

[12] İnan,
Mustafa Necati, s.169.

[13] Akyüz, age,
s.357.

[14]Mahmut Adem,
“Mustafa Necati’nin Eğitimdeki Devrimciliği”, Mustafa Necati ve Cumhuriyet
Eğitimi Devrimi, İzmir, 2009, s.48-49.

[15] Falih Rıfkı
Atay, Çankaya, Pozitif yayınları, İstanbul, 2012,s.513.


















































































































































[16] Hayat Cilt V
Ankara, 10 Kânunsani, 1929, Sayı 111