R-Kompleksinden Arınmış Bir Yıl Diliyorum !..
Birçok
sosyolog ve psikolog, özellikle XX. Yüzyılın ortasına doğru dünya insanlarından
bazılarının içine düştükleri mantıksızlık sorununu çözmek için
çabalamışlardır. Bazı Afrika ve Güney
Amerika ülke toplumlarının duçar olduğu bu tablonun, nasıl olur da Almanya ve
İtalya gibi ülkelerin insanlarını da etkilediğini araştırmışlardır. Zira bu Avrupalı toplumlar, bilim ve fen
yönünden başarılı eğitimler kazandırılmış ve özellikle mühendislik gibi
mantıksal doğrulara koşut bir kafa yapısına sahip bireyler olarak bilinmiştir.
Konuya
en doğru yanıtı sosyoloji uzmanı Mac Lean vermiştir. Bu araştırmacı, her insanın beyninde bulunan
bir bölgenin bir şekilde etki altına alınarak, sadece ilkel içgüdülere teslim
edilmiş olduğunu ve böylece de mantıklı düşünebilmek yetisinin yok edilebildiğini
söylemiştir. Bu yaklaşıma ‘R-Kompleksi’
adını vermiştir Mac Lean. Yani
‘Sürüngen Beyin Kompleksi’.
(R-Kompleksi’nin açılımı da sürüngen sözcüğünün İngilizce karşılığı olan
‘reptile’ kelimesinden türetilmiştir).
Mac
Lean, özellikle Almanya toplumunda ortaya çıkan R-Kompleksi’ne duçar olmuş
insanların sonu milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine ve akıl almaz boyutta
tahribatlara yol açan II. Dünya Savaşı’nın sorumluları olduğuna
inanmaktadır. Hitler ve arkadaşlarının
sistemli olarak uyguladığı yöntemlerle sürüngen beyinli insanlar haline
dönüşerek toplumlarını ve dünyayı olumsuz etkilemişlerdir.
İnsanları
R-Kompleksi sorunlusu haline getirmek için uygulanan yöntemlerden ilki,
kişileri bir özel gruba dâhil etmekle başlamaktadır. Bu kurgu, “bizler ve ötekiler” diye
ayrıştırılmış bir grubun yaratılması ile oluşturulmaktadır (yakinen
izleyebileceğimiz bir sosyal mühendislik becerisidir). Bu gruba katılan birey, kendi grubunun
dışladığı ötekileri düşman olarak görmektedir.
Kurguyu yaratan lider ise mutlu bir gelecek yerine geçmişin kendince
kara sayfalarına atıfta bulunarak karşılaşılan eski düşmanlıkları gündeme
taşımakta ve kişileri bu düşman kavramına yönelterek mantıklarını
hapsetmektedir.
Stratejinin
ikinci ayağı, yaratılan ve var olduğu iddia edilen düşmanın üzerinden topluma
korku salmaktan geçmektedir. Bu yöntemde
ise; lider hükmetmek istediği gruba bir veya birçok düşman göstermektedir ve
bunun üzerinden korku yaratmaktadır.
Korkuyu aşmak için ise aralarında dayanışmanın zorunlu olduğuna kişileri
kışkırtarak ikna etmektedir. Son aşama
ise gruba katılmış R-Kompleksi tutsaklarını düşündürmemek ve böylece insanların
mantıksal doğrularının işlemesine engel olmak hüneridir.
R-Kompleksi
ile yaratılan yeni insanlar, artık lideri ile özdeşlik kurmak için hazır
konumdadırlar. Bu birliktelik sonrası
ortaya kindar fertler çıkartılmaya başlamakta ve ötekilerden intikam almak
duygusu keskinleştirilmektedir.
İşte
bu tablo, mantık dokusu yenilmiş ve baskılanmış ve de düşünce dünyası ilkel
içgüdülere teslim edilmiş toplumun acıklı noktaya evirilemeye başlamış yeni
tutsaklığıdır. Bunu başaranlara ise
diktatörler deniyor tarihten gelen örnekler nedeni ile!
Bu
konuyu ülkemizde de işleyen yazarlarımız, düşünce insanlarımız ve araştırmacı
kimlikli insanlarımız bulunmaktadır.
Örneğin; Sayın Mümin Sekban’ın “Her Şey Beyinde Başlar” başlıklı kitabı
dikkate değerdir.
Biz
ise, AK-ŞAKA köşesi olarak yeni yıla girerken özet bir düzenleme ile artık bir
hastalık sayılan bu kompleksi siz okurlarımız ile tanıştırarak, toplumumuzun
uyanık davranması ve asla mantık çizgisinden kopmaması için temenni de bulunmak
istedik. Bizde de acaba dindar ve
inançlı insan olmak faktörü R-Kompleksi yaratmak için bir unsur olarak kullanılmakta
olabilir mi diye düşünmeden de edemedik.
Takdir sizlerindir!..
Kıssadan
hisse: Ölüm yıldönümü anımsanırken
merhum Mehmet Akif bizimle bu bölümde;
“Müslümanlık nerede? Bizden geçmiş insanlık bile;
Âdem aldatmaksa maksat, aldanan yok nafile;
Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir;
Müslümanlık bilmem ama galiba göklerdedir!”
Erdal
Akalın (01.01.2018)