SAĞLIK & PSİKOLOJİ & SOSYOLOJİ

PSİKOLOJİ DOSYASI /// YAŞAR ÖZTÜRK : Orwell’ın 1984 romanındaki dünyadayız

Orwell’ın 1984
romanındaki dünyadayız

YAŞAR ÖZTÜRK

Şaşkınlığa yol açan
demokrasinin şafağında yeniden hortlayan ırkçı, diktatör dalgalar, akan kan ve
gözyaşı karşısında Fromm’un yaşadıkları, yazdıkları ve yorumları bugüne ışık
tutuyor.

Fromm o süreçte
kendine şu soruları sordu: “Alman işçilerin ve çalışan kesimin karakter yapısı
acaba Nazizmin otoriter düşüncesiyle ne ölçüde çelişmektedir? Alman işçileri ve
çalışan kesim kritik zaman geldiğinde Nazizme karşı nereye kadar mücadele
edebilirler acaba?”

Yapılan araştırma ve
ulaşılan sonuca göre Alman işçilerin ve çalışan kesimin yaklaşık olarak yüzde
onu otoriter, yüzde on beşi de demokratik olarak adlandırılan bir kişilik
yapısına sahipti. Büyük çoğunluğu oluşturan kesimin kişilik yapısı ise iki zıt
kutbun bileşiminden oluşuyordu. Teorik varsayıma göre otoriter olanlar
hararetli bir şekilde Nazileri desteklerken “demokratik” olanlar militan Nazi
karşıtlarını destekleyecek, çoğunluksa herhangi bir taraftan yana olmayacaktı.
Sonuç: Altyapı üstyapıyı belirliyor.

Fromm’a otoriter
kişilik, belirli bir yere kadar gerçekliğe dayanan, şişirilmiş, ilahlaştırılmış
bir otoriteye boyun eğdiği ve aynı zamanda kendi otoritesinin altında
bulunanları işin içine çekip gaza getirdiğinde kendini güçlü hissetmektedir.
İşte bu ona güçlü olma ve aidiyet duygusunu kazandıran sadomazoşist bir
bağımlılık ilişkisi durumudur.

Buradan ‘Devrimci
kişilik’ yapısının tanımına geçiyor Fromm. Ona göre, devrimci kişilik
devrimlere katılan bir kişi değildir. Freudcu dinamik anlayışa göre davranışla,
kişilik yapısı arasındaki farklılık tam da bu bağlamda ortaya çıkmaktadır. Bir
kişi neler hissettiğinden bağımsız olarak çeşitli sebeplerle devrime destek
verdiği takdirde devrim sürecine katılabilir. Ancak bir devrimci olarak
davranması o şahsın kişilik yapısı hakkında bize detaylı bilgi vermemektedir.

20. yüzyılın siyasi
hayatının aslında bir mezarlık olduğunun altını çizen Fromm’a göre, bu
mezarlıkta işe devrimci olarak başladığını iddia eden ancak daha sonra fırsatçı
asiden başka bir şey olmadıkları anlaşılan kişilerin ahlaki cesetleri yatmaktadır.

Bu noktada daha
karmaşık bir konuya, ‘Devrimci kişiliğin ne olmadığı’ meselesine değiniyor
Fromm. Devrimci kişi bir asi değildir. Bununla ne demek istiyor? Asiyi, otorite
tarafından kendisine değer verilmediği, sevilmediği ve kabul edilmediği için ona
çok derinden karşı çıkan kişi olarak tanımlıyor. Asi otoriteden hoşlanmadığı
için onu yıkmak, yıktıktan sonra da yıktığı otoritenin yerine kendi otoritesini
tesis etmek isteyen kişidir. Genellikle de bu amacı elde ettiği anda daha
önceden çok şiddetli bir şekilde mücadele etmiş olduğu otoriteyle uzlaşarak
onunla ittifak kurar.

Devrimci kişilik
yapısının en önemli özelliği; bağımsız, özgür olmasıdır Fromm’a göre.
Bağımsızlığın güç sahibi olan yukarıdakilere ya da güç sahibi olmayan
aşağıdakilere sembiyotik bir şekilde bağımlı olma durumunun tam karşıtıdır.
Buradaki zorluk günümüzde ‘özgürlük’ ve ‘bağımsızlık’ kelimelerinin demokratik
bir sistemde herkesin özgür ve bağımsız olduğu anlamında kullanılmasından
kaynaklanmaktadır.

Cinsel arzunun
tatminine de yer veriyor yapıtında. Gençlerde uyanan cinsel istekler
bağımsızlık özlemi aratmakta, ebeveynlerle ve diğer toplumsal otoritelerle
çelişkilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır… Tam özgürlük ve bağımsızlığın
meydana gelmesi için bireyin ancak kendi düşünce ve duygularına sahip çıkması,
kendi kararlarını kendi başına vermesi gerekmektedir.

Marx’ın fikirlerine de
yer veriyor Fromm eserinde. Bir varlık kendi efendisi olmadığı sürece kendini
bağımsız olarak göremez. Ancak varlığını kendine borçlu olduğu zaman kendi
efendisi olabilir. Yaşamını başkalarının yardımlarıyla sürdüren bir kişi
kendini bağımlı bir varlık olarak görür… Bir insanın bağımsız olabilmesi için
toplam bir insan olarak dünyayla olan görme, duyma, koku alma, tat alma,
hissetme düşünme, arzulama gibi ilişkilerinin hepsinde bireyselliğini kısacası
bireyselliğinin tüm özelliklerini kanıtlaması ve ifade etmesi gerekmektedir.

Bağımsızlık ve
özgürlük derken de bir sapmanın olmaması için Fromm bunun sadece baskıdan
kurtuluş ya da ticari konularda serbestlik değil bireyselliğin gerçekleşmesi
olduğunu ifade ediyor. Freud’un düşüncelerine değiniyor.

Orwell’ın 1984
romanındaki dünyadayız. Her yerde kameralar var. Üstelik özel yaşam alanlarında
insanlar bizzat gönüllü olarak kameraları çalıştırıyorlar. Fromm bunun
farkındaydı: “Organizasyon insanı itaatsizlik göstermez, neye boyun eğdiğinin
farkında bile değildir. Boyun eğdiğinin bilincinde bile değilken boyun eğmemeyi
nasıl düşünebilir ki? Kalabalıktan biridir. O ‘sağlam’dır; kendini, kendi
çocuğunu ve torununu öldürecek olsa bile mantık çerçevesinde hareket eder…
Bilanço mantığının, metaların üretim mantığının insanları da kapsadığı bir
çağda yaşıyoruz. İnsanlar aynen eşyalar gibi rakam haline dönüşmüştür. Eşyalar
ve insanlar üretim sürecinde miktarlara dönüşmüştür… elektronik bir
bilgisayara karşı kim itaatsizlik gösterebilir acaba? İdeali, isteği,
duyguları, tutkusu olmayan bir elektronik bilgisayar gibi davranmak olan bir
felsefeye nasıl olur da “Hayır” diyebiliriz…

Damdan düştüğümüzü
biliyor Fromm, “Ne zaman öleceğiz?” sorusuna kendine yakışır biçimde “Sen de
katılmalısın yaşamı savunmaya” diye yanıt veriyor.

Siyasal alana
psikolojinin el atması çağrısı yapıyor Fromm: “Psikologların değişik tipteki bu
siyasi ideologların ardında yatan karakterolojik farklılıkları incelemek gibi
önemli bir görevleri bulunduğuna inanıyorum. Ancak korkarım ki bunu düzgün bir
şekilde yapabilmek için psikologların bu (yapıtta) tanımlanmaya çalışılan bazı
özelliklere ve devrimci bir kişilik yapısına sahip olmaları gerekmektedir…
Çılgın bir dünyada aklıselim bir insan, sakat bir dünyada tamamen gelişmiş bir
insan, uyurgezer bir dünyada tamamen uyanık bir insanın devrimci kişilik
olduğunu ileri sürüyorum. Herkes uyandığı takdirde peygamberlere ya da devrimci
kişilik sahibi insanlara gerek kalmayacak, insanların tam olarak gelişmesi
yeterli olacaktır.”
































Uyanışa çağrı Erich
Fromm’un kitaplığı. Daha ne yapsın Fromm?