Yayınlandı: 08.08.2018 00:00
Güncellendi: 16.08.2022 00:36

GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)

GÜNDEM ANALİZİ : KIÇA BU KADAR DÜŞKÜN BİR MİLLET ELBETTE KOKACAKTIR

KIÇA BU KADAR DÜŞKÜN BİR MİLLET ELBETTE KOKACAKTIR

İLETEN : ORAJ POYRAZ

Kıça bu kadar düşkün bir millet elbette kokacaktır.
Gerçekleri yazacağım. Bununu için de kimseden özür dilemeyeceğim. Çünkü özür
gerektiren bir yazıyı kaleme aldığıma kesinlikle inanmıyorum. Sadece
okuyucularıma olan saygım nedeniyle toplum olarak heran her yerde çok sık bir
şekilde dile getirdiğimiz bu organımızı bilinen ve kullanılan ismiyle değil
“Kıç” olarak sıfatlandıracağım.

Anatomide “Kıç” nedir?

Gövdenin arka bölümünde bacakların birleştiği yer ile bel
arasında liflerle leğen kemiklerine bağlı kas ve yağlardan oluşan iki yana
doğru çıkıntılı kaba et bölgesine kıç (kalça) deniliyor.

Tanımı bu kadar. Anatomiye göre basit gibi gözükse de
toplumumuz için önemi çok ama çok büyük. Organizma içindeki işlevlerini
anlatmaya gerek yok. Bunu biliyoruz zaten. Sosyal olarak neden çok önemli
sayıldığını anlamaya çalışalım.

Dilimizde kıçımızı anlatan 2615 tane deyim var. Yanlış
okumadınız. Tam olarak 2 Bin 6 Yüz 15 tane…

Mesela

Cesareti
mertli
ği yiğitliği kıçla anlatırız. (Cesur davranmış biri için)

-Bak oğlum. O adamın yaptığını herkesin kıçı yemez.

Korkaklığı anlatırız. ( Biraz da aşağılamak için)

– Ne oldu aslanım. Kıçın yusuf yusuf mu dedi.

Öğüt veririz. (Borç isteyen biri için)

– Sende borç isteyecek göz var ama ödeyecek kıç yok.

Sarkıntılık yaparız. (Genelde maganda görünmek için)

– Vay yavrum. Pantolonu gösteren ütüdür. Kadını
gösteren kıçıdır.

Uyarıda bulunuruz. (Birazda gözdağı)

– Bana bak galiba kıçın kalktı senin

Aklımızca espri yapmaya çalışırız. (Tokalaştığımız zamanlarda)

– Elin buz gibi. Kıçın karpuz gibi.

Felsefi cümleler kurarız. (Bilge görünmek için)

– Kıç ıslanmadan balık tutulmaz.

Bunlar sadece birkaç örnek. Daha fazla yazmak istemiyorum.
Gerçekten mide bulandırıcı.

Peki ama toplum olarak bizim kıça olan bu düşkünlüğümüzün
sebebi nedir ?

Bu davranış şekli malesef zorla kabul ettirilmiş bir kültüre
ait olan dışa vurumsuz bir çeşit eşcinsellik durumudur.

Bilinen tarih boyunca Anadolu da yaşamış hiçbir medeniyete
ait değildir.

Sorunun temeli 24 Ağustos 1516 yılında Yavuz Sultan Selimin
mercidabıkta Memluklarla yaptığı savaşı kazanmasıyla başlar.

Sultan İstanbul’a sadece kutsal emanetlerle dönmez.

Arap yarımadasında yaşayan sözde alim ve ulemaları da
beraberinde getirir.

Aileleri ile birlikte toplam 2 Bin 150 kişi olan bu grup
payitaht ‘da hak ettiklerinden çok daha fazla izzet ikrâm ve iltifat görürler.

Hatırı sayılır maaşlarla çok önemli görevlere atanırlar.

Bu grubun 1. Süleyman(Kanuni) döneminde güçleri ile birlikte
nüfusları da bir hayli artmıştır.

Din ile kazandıkları güç ile Arapların çöl ahlakı ile şekillenmiş
kültürleri azar azar ama bilinçli bir şekilde Türk örf adet gelenek ve
görenekleri içine enjekte edilmiştir. Sarayda özel günlerde icra edilen Türk
sanat Müziği fasılaları yerini bedevi çadırlarında rakkase ve erkek dansörlerin
yaptığı göbek ve kalça gösterilerine bırakmıştır. Gerçek şudur ki Osmanlının
Ahlaki ve kültürel çöküşü imparatorluğun parçalanmasındaki en büyük etkendir.

Malesef bu çöküşte Yavuz Sultan Selimin sözde alim ve ulema
oldukları söylenen Arapları Anadolu topraklarına getirmesi ile başlamıştır. Erkeklerle
cinsel ilişkiyi lanetleyen tüm dinlerin kutsal kitaplarında hangi kavmi örnek
olarak gösterdikleri ve bu kavmin hangi coğrafya da yaşamış olduğunu incelersek
ifade ettiğimiz iddiaların doğruluğu ortaya çıkacaktır.














































































































Bugün Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e duyulan kin ve nefretin
altında yatan geçmişe duyulan özlemdir. Köprülere yollara geçitlere Padişah
isimlerini veren zihniyet bunların torunlarıdır. Dini Vakıf ve yurtlarda
çocukların ırzına geçilirken sessiz kalmalarının Allah’ı dillerinden kuranı
ellerinden düşürmemelerinin nedeni de budur.