Yayınlandı: 10.08.2018 00:00
Henüz güncellenmedi

SU & DOĞALGAZ & ENERJİ

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI /// Prof. Dr. Altan ÇETİN : Su Jeopolitiği Zaviyesinden Ortadoğu’yu Düşünmek

Prof. Dr. Altan ÇETİN : Su Jeopolitiği Zaviyesinden Ortadoğu’yu
Düşünmek
 

Yayın Tarihi : 7.8.2018








Zirai hayat yaşanan bölgelerde hayatının bir dönemi
geçenler tarla komşuları ile su yüzünden yaşanan kavgalara şahit olmuşlardır.
Bahçe sulama kavgaları akrabaları dahi birbirine düşürecek bir kriz haline
gelivermektedir. Su kavgaları iki bahçe komşu arasında olduğu gibi iki devleti
de savaşın eşiğine getirecek kadar ciddi bir meseledir. Coğrafya ile siyasetin
ilişkileri bağlamında jeopolitiğin en önemli başlıklarından birisi su
jeopolitiğidir. Tarih boyunca bu uğurda pek çok çatışma yaşan bu konu insan
için beka düzeyinde binaen devletler bu seviyedeki önemli bir konu için savaş
dâhil her şeyi göze alırlar. 

 

Su, Ortadoğu’nun geleceğinde önemli bir meseledir. Bunu sorun haline getiren en
önemli mesele, bizce, kaynak azlığı ya da iklim şartlarından ziyade devlettir.
On yıllardır süren ideolojik ve otokrat yönetimler meselelerini dış bağlamlar
ve ideolojik ezberlerle çözme yoluyla uyguladıkları baskıcı ve rejim odaklı
yönetimler neticesinde alt yapı sistemleri geliştirilemedi. Bölgede İran, Irak
ve Suriye başta olmak üzere gelecek on yıllarda ciddi bir su sorunu ve gıda
meselesi öngörülmektedir. Bu durum ise yeni göç hareketleri, sosyal karmaşalar,
siyasi istikrarsızlıklara yol açabilecektir. Ortadoğu’nun kaçırdığı geçen
yüzyılı akil stratejilerle telafi edemezse, kaybedilen yüzyıl müstakbel asrı da
bu manada ipotek altına alacaktır. Değişemeyen zihniyetler, arada kalmış çözüm
arayışları, alt yapıyı unsurlarına odaklanamayan devlet cihazları iç ve dış
güvenlik öncelikleriyle bu çelişkiyi daha da derinleştiriyor.



Zemin ve Sorunun Esası



Osmanlı Barışının bozulması sonrası 19. asrın sonlarından itibaren
Ortadoğu’daki gerginliklerin sebeplerinden biri olarak su sorunu görülmektedir.
Nehirlerin doğdukları ile döküldükleri sınırların farklılığı su konusunda
paylaşımı muvazaalı hale getirmektedir. Nüfus hareketlerindeki dengesiz
şişmeler, şehirleşmelerin bu manada çarpıklaşması ve su tedarikinin nüfus ve
tarım arazileri açısından siyasi ve sosyal istikrar konusu haline gelmesiyle
devletler için su, uğrunda çatışmayı göze alacak bir konu teşkil etmektedir.
Ortadoğu’nun bahsedilen nehirlere dayalı su havzaları açısından başlıca,
Türkiye’den doğup, önce Suriye’ye ardından Irak’a geçen Fırat ve Türkiye’den
doğup Irak’a geçerken Fırat Nehri ile birleşerek Şattülarap adını alan Dicle
Nehri havzası. İsrail, Ürdün ve Filistin tarafından kullanılan, Golan
Tepeleri’nin batısından başlayarak önce Tiberiya Gölü’ne ve oradan İsrail
işgali altındaki toprakları geçerek Ölü Deniz’e dökülen Ürdün (Şeria) Nehri
havzası. Lübnan, Suriye ve Türkiye arasındaki Asi Nehri havzası. Bir kolu
Viktorya Gölü’nden, öteki kolu Burundi Nehri’nden başlayan ve Burundi, Raunda,
Tanzanya, Kenya, Etiyopya, Uganda, Kuzey ve Güney Sudan ile Demokratik Kongo
Cumhuriyeti’nden geçen Nil Nehri. Lübnan topraklarında doğup denize dökülen
Litani Nehri şeklinde ortaya konulabilir.

 

Bu havzalardaki Dicle, Fırat ve Asi nehirlerinin Türkiye’den doğduğu
düşünülecek olursa ülkemizin bu bakımdan stratejik önemi ve buna bağlı
muhtemele karşılaşılacak tehditler ise aynı düzeyde düşünülmelidir. Bu havzalar
içinde Irak ve Suriye ile su meseleleri üzerinden geçmişte gerginliklerimiz
olduğu ve bunun derinleşen siyasi ve sosyal krizler bağlamında gelecekte daha
derinleşme ihtimalini burada not etmek yeterli olacaktır. Ürdün nehri vesilesi
ile Arap-İsrail gerginliği bu cümleden Ortadoğu su meselelerinden olarak
kaydedilebilir. Nil’in Mısır ile Sudan ve Etiyopya arasında bitmeyen bir konu
olduğu da erbabınca malumdur.

 

Roma, Sasani ve Osmanlı süreçlerinde binlerce yıllık sulama ve içme suyu
tedariki geleneği olan bu coğrafyalarda nasıl oluyor da bugün bu kaosun
kapısına geliniyor. Çözüm odaklı olmak yerine iklim değişikliği, dış etkenli
sıkıntılar ve komşulardaki (İran özelinde Afganistan ve Türkiye’nin yaptığı
barajlar gibi) gelişmeleri bahane ederek çözüm projeleri geliştiremeyen
idareler sorunu derinleştiriyor. Rant odaklı ve yolsuzluklar bağlamında konu
düşünülünce başka bir çıkmaz karşımıza çıkıyor. Medeniyet zemini kurulamayan
bölgede meseleye esastan yaklaşıp radikal tedbirler almak yerine sorunun
meydana getirdiği sonuçlarla mücadele ederek konu palyatif düzeyde ele alnınca
yapılacak bir şey kalmıyor. Hele Irak ve Suriye gibi çökmüş devlet düzeyinde
durumların yaşandığı yerde kısa vadede bir önlem alınması muhal görünüyor.

 

Su jeopolitiğinde sıkıntının esas kavramlarından birisi nüfus ve buna bağlı
sosyal hareketlerdir. Ortadoğu’nun en büyük sorunlarından birisi bu bağlamda
köyden şehre yaşanan göç olgusunu bir medeniyet kuruluşu aşaması olarak
yönetememesidir. Şehirlere dolan milyonlar iş ve aş endişeyle gittikleri bu
yerlerde varoşlaşarak yığılınca mevzu bahis su meselesi gibi sorunlar ortaya
çıkarak kangrene dönüşüyor. İklimin kurak, yağışların az olduğu mevsimlerde,
ülkemizde de görüldüğü üzere, su meselesi bir anda acil durum konusuna
dönüşüyor. Şehirlere yığılan kitleleri beslemek ve içme suyu tedariki ise başlı
başına büyük bir sorun oluyor. Köyün şehre geçmesi İbn Halduncu kavramlarla
bakacak olursak bedavetin hadarete evrilmesi olarak gerçekleşmesi beklenirken
bugünün Ortadoğu’sunda medeniyetin köy tarafından istila edilerek
yozlaştırılması sonucunu ortaya çıkarıyor. Su meselesinde ciddi olarak ortaya konulan
nüfus meselesi, şehre göç vakası gibi konular sonucu yönetilemeyen su
kaynakları ve insan dengesi nedeniyle bölgemiz ciddi risklerle karşı karşıya
kalmaktadır. Medeniyet havzası olamayan bölgemiz su örneğinde de görüleceği
üzere elinde coğrafi imkânları da çarçur etmektedir.



İran’dan Meseleye Bakmak



İran son günlerde yaşadığı iç ve dış siyasi krizleri arasında su meselesi
odaklı sıkıntılar öne çıkıyor. İran’da 2017’de yaşanan Abadan ve Hürremşehr
gibi yerlerde su meselesi odaklı hareketler akla çevre meselelerinin, su gibi
konuların siyasi birikmişlikleri tetikleyecek bir potansiyeli de gösteriyor.
Huzistan Eyaletinde bu yıl gerçekleşen su sebepli zehirlenmeler bu cümleden
dikkate dokunuyor. Bu eyalete bağlı Hürremşehr’de “Beceriksiz yöneticiler istemiyoruz.
Hırsızlar din adına bizi yağmaladı”
 sloganları duyulmaya
başlanan bir yerde mesele su konusu olmanın ötesi geçiverecektir. Aynı eyalette
bulunan Abadan’da “ABD’nin düşman olduğunu yalan söylüyorlar, bizim düşman tam da
burada” 
sloganlarıyla susuzluğu protesto edildiğinde aynı
durumu görmek mümkündür. Hülasa ciddi tedbirlerle çözülmeyen alt yapı
meseleleri bir anda bir siyasi muhalefet meselesine dönüşerek halk
hareketlerini söz konusu kılabiliyor. Su meselesi devletleri karşılaştırdığı
gibi İran örneğinde görüleceği üzere iç hareketlerin manivelası da olabilir.

 

İran’dan meseleye bakmaya devam edersek, Urumiye Gölü merkezli sıkıntılar tam
burada gözden geçirilirse konu daha iyi ve somut anlaşılabilir. İlk önce İranlı
bir yetkiliye kulak vermek yerinde olacaktır: İran Çevre Teşkilatı Kamu
Departmanı Müdürü Muhammed Derviş, Sputnik’e verdiği demeçte gölün kurumasının
başlıca nedeninin yerli halkın göl sularına ve bitişik arazilere giderek daha
fazla ihtiyaç duymaya başlamasından kaynaklandığını belirtti. Derviş şöyle
konuştu: “Son yıllarda gölün kıyısındaki arazilerin tarım amaçlı kullanım alanı
320 binden 680 bin hektara çıkarıldı. 1 hektarın sulanması için 10 bin metreküp
suya ihtiyaç var, gölün yükü 3,6 milyar metreküp oldu. Göle dökülen 14 nehirde
72 baraj kurduk. Tüm bunlar Urmiye gölünde su krizine yol açtı, elma
bahçelerinde ve üzüm bağlarında çok fazla su tüketimi olduğu için gölün bir
kısmı çöle dönüştü. Gölün bir kısmı hala kurumasa da, derinliği fazla olmadığı
için kuruma hızlanmaya başladı. Bu yılki kuraklığın da büyük rolü oldu.”
Derviş, sözlerine şöyle devam etti: “Urmiye’nin eski haline dönmesinin
sağlanması için 10 yıl içinde bahçeler kaldırılmalı ve gölün etrafındaki alan,
eskiden olduğu gibi 300 bin hektara düşürülmeli. Komşularımız Azerbaycan,
Nahçıvan, Ermenistan, Türkiye ve Irak ile birlikte yeni enerji kaynakları
oluşturmaya başlamalıyız ve burada serbest ekonomi bölgesi oluşturmalıyız.
Bölge kurulduktan ve insanlar oradan bir gelir sağladıktan sonra hükümet,
gerçekleştirdikleri faaliyetlerin türünü değiştirmelerini, pancar yetiştirmeyi
bırakıp hayvancılığa geçmelerini isteyebilir. Tüm bunlar gölün eski hale
gelmesine katkı sağlar.”

 

İran devleti resmi yetkilisi olaya bahsettiğimiz gibi esastan yaklaşmak yerine
konuyu bir takım iç sebepler ve yapılması beklenecek olan dış ittifaklı
tedbirlerle çözme yolunda fikir ortaya koyuyor. Yine diğer bir İranlı yetkili
İran Çevre Koruma Örgütü Başkan Yardımcısı Masoud Bagherzadeh Karimi, gölün
kurtarılması için komşulardan yardım alınması gerektiğine dikkat çekti. Karimi,
“Devlet ülkenin su havzalarındaki durumu kontrol altında tutmalı ve su
sarfiyatının düşürülmesi için tedbir almalı. Bu özellikle Urumiye için geçerli.
Genel olarak tarım, sanayi sektöründe, özel sektörde çok fazla su tüketiyoruz.
Su rezervleri yüzde 40-60 oranında ekosistemin içinde kalmalı. Biz gereğinden
fazlasını harcıyoruz, buna bir son vermeli. Göl kurursa çöl fırtınaları başlar
ve giderek ilerler, bu nedenle komşulardan yardıma seviniriz. Japonya yardım
ediyor, Avustralya da yakında katılacak. Almanya, Hollanda ve Türkiye ile
işbirliği yapıyoruz. Uluslararası yasalar çerçevesinde her türlü yardımı
selamlıyoruz.” Su meselesi zamanında ve ciddiyetle ele alınmadığında,
görüleceği üzere, bir devletin çözemeyeceği bir çevre felaketine dönüşebiliyor.
Nüfus’un dengesiz hareketleri, tarım alanlarının doğru planlanmaması ve alt
yapının bu bağlamda ihmali sonuçta bir krizi kapıya getiriyor.

 

Sonuç olarak su meselesi görüleceği üzere Ortadoğu’da ciddi bir tehdit olarak
geleceğe gölge düşürüyor. Su jeopolitiği gösterilmeye çalışıldığı üzere devlet
politikalarında hem bir kamu meselesi hem de bir dış politika mevzu olarak
değerlendirilmektedir. Ortadoğu’da idare kaosu yaşanan son asırda devletlerin
pek çok konuda olduğu gibi alt yapı meselelerinde de yaşadıkları geri kalmışlık
siyasi ve sosyal bakımdan büyük bedellere mal olma potansiyeli taşımaktadır.
Suyun bizatihi kendisi ve beslenme, enerji vb konulardaki önemi su
jeopolitiğini milli ve sınır aşan düzeyde fırsatlar ve tehditler halinde
önümüze koymaktadır. Ortadoğu siyasi, dini ve sosyal pek çok fay hattı yanında
suya dayalı olarak da geleceğini planlamalıdır.



Su gibi aziz olmak için suyu aziz tutmak gerekiyor.