1.Dünya
Savaşı Öncesi Osmanlı Ordusunun Analizi
1. Dünya Savaşı öncesi Osmanlı Ordusu’nun durumunu anlamak için
Osmanlı Ordusu’nun Alman etkisi altına girdiği ilk dönemlere, yani 1877-1878
Osmanlı- Rus Harbi’nden hemen sonraki dönemden itibaren yapılan askeri ıslahat
çalışmalarının başladığı döneme kadar inmek gerekir. Çünkü Osmanlı Ordusu
1.Dünya Savaşı’na Alman etkisi altında girmiş ve çoğu yerde Alman subaylar
emrinde savaşmıştır. Alman etkisinin Osmanlı Ordusu’nda ilk görülmeye başladığı
dönem ise 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi sonrasıdır.
Yenilgiyle sonuçlanan 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi(93 Harbi diye de bilinir)
sonrası, Osmanlı Ordusu mevcut Fransız teşkilat ve taktiğini bırakarak yerine o
dönem Avrupası’nın yükselen askeri gücü olan Alman teşkilat ve taktiğine
yönelmiştir. Bunun için Almanya’dan bir askeri ıslah heyeti için talepte
bulunulmuş ve bu talebe karşılık olarak Osmanlı Ordusu’nu ıslah edecek ilk
Alman heyeti, bir suvari subayı olan General Köhler komutasında, 1882 yılında
İstanbul’a gelmiştir. 1883 yılında General Köhler’in ölümü üzerine heyetin
başına Kurmay Yarbay Von der Goltz getirilmiştir. Von der Goltz 1896 yılında
Alman İmparatoru’nun isteği üzerine Almanya’ya çağrılana dek Osmanlı Ordusu’nda
faydalı hizmetlerde bulunmuştur. Onun teknik ve taktik alanda getirdiği
yenilikler 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda kazanılan zaferde büyük rol
oynamıştır.
1897 Seferi kazanılmış olsa da ordunun durumu hala iyi değildi. Özellikle
İstanbul’dan çevreye doğru gidildikçe ordunun sefilliği daha da artıyordu. Ordu
içerisinde terfilerde torpil ve keyfi bir tutum söz konusuydu. Bu da subayların
moralini bozuyordu. Ayrıca eğitimler iyice ihmal edilmişti. Askerler sadece
günlük talimler yapıyordu. İhtiyat birlikleriyle ise uğraşılmıyordu. Harbiye
Mektebi’nde yetişen subaylara bile atış talimi yaptırılmıyordu. Harp oyunları,
tatbikat, manevralar ve topçu atışları tamamen ihmal edilmişti. Satın alınan
modern silahlar dağıtılmamıştı. Öyle ki Aydın Vilayeti’ndeki Çakıcı eşkıyasında mavzer
varken, jandarma takip kuvvetlerinde martini vardı.
Ordu
içerisinde silah arkadaşlığı duygusu gelişmemişti. Subaylar arasında
alaylı-mektepli sorunu vardı. Mektepten
yetişme subaylar, alaylıları beğenmiyor hatta onlardan nefret ediyordu.
Sonraları bu durum Balkan Harbi’nde bu subayların birbirlerine kasti olarak
yardım etmemesine bile sebep olacaktı. Ayrıca ordu içerisinde etnik gruplar
arasında ayrılıklar başgösteriyordu. En çok dil ve adet farklılıkları nedeniyle
Arnavut ve Araplar Türkler ile geçinemiyordu. Ordu içerisinde gruplaşmalar
oluşuyordu.
2. Meşrutiyet Dönemi’nde ise ordunun modernize edilmesi çalışmaları hız
kazanmış ve çalışmalar 1910 yılında başlamıştı. Türk Ordusu içinde tanınan ve
sevilen biri olan ve bir çok kurmay subay yetiştirmiş olan Von der Goltz 1909
yılında yeniden Türkiye’ye çağrılmıştı. Bu teklifi kabul eden Von der Goltz,
sonradan 14 Alman subayını daha Türkiye’ye çağırmıştı.
Bu dönemde, Avrupa’nın büyük askeri güce sahip ülkelerine Türk subaylar
gönderildi. Bunlar Berlin, Viyana, Roma, Londra ve Petersburg’a gönderildiler.
Fakat bu subaylar arzu edilen amacı sağlayamadılar. Çünkü hepsi farklı
doktrinler benimsemiş ordulara gönderilmişlerdi.
Bu dönemde, Sultan Abdulhamid döneminde çok zayıflayan donanmanın ıslahı görevi
İngiliz Amiral Limpus’a, jandarma birliklerinin ıslahı ise Fransız General
Bauman’a verilmişti.
Islahat çalışmaları 1911 yılı Eylül ayına kadar sürdü. Bu ıslahat
çalışmalarının en önemli meyveleri astsubaylar ve tüfekli piyade
birklikleriydi. Ancak yine de ordu hala tatmin edici bir duruma gelememişti.
Ordu fazlasıyla siyasete bulaşmıştı. Bu da ordunun birlik ve beraberliğini
bozuyordu.
Bu
dönem çıkarılan yaş haddi kanunu ile alaylı subayların büyük bir kısmı(7500
subay) emekliye sevkedilmişti. Teğmen, üsteğmen,
korvet ve birlik kâtipleri için azami yaş sınırı 41, yüzbaşı vekili(bu rütbe
sadece süvari birliklerine hastı),yüzbaşı, kâtip muavinleri ve fırkateyn
kâtipleri için 46, tabur ve alay kâtipleri ile kolağası(önyüzbaşı,kıdemli
yüzbaşı), alay emini ve binbaşılar için 52, yarabaylar için 55, albaylar için
58, mirlivâlar(tuğgeneral) için 60, ferik ve birinci ferikler(tümgeneral ve
korgeneral) için 65 ve müşirler(mareşal,orgeneral) için 68 senelik bir yaş
haddi hizmet etmek için uygun kabul edilmişti. Bu kanunla 1911 yılı
Ocak ayında 10.189 subay ordudan çıkarılmıştı. Ordunun
teşkilatı kurulmadan ve kadro ihtiyacı hesap edilmeden bu denli büyük bir
tasfiye hareketinin zararlı olabileceği düşünülmemişti. Tasfiyenin aşama aşama
ve bir plana göre yapılması daha faydalı olabilirdi.(Osmanlı I. Balkan Savaşına 12.024 subayla girmiştir. O.P.)
İşte bu haliyle, Türk Ordusu, felaketle sonuçlanacak olan Balkan
Savaşı’na girdi. Balkan Savaşı’ndaki ağır yenilgi, orduyu maddi ve manevi
bakımdan perişan etmişti. Harbiye Nezareti ve Genelkurmay Başkanlığı daha savaş
fiilen bitmeden ıslah hareketlerine girişmişlerdi. Ordunun ıslahı için
uygulanacak yegane yol yine Alman ıslah heyetinin Türkiye’ye getirilmesiydi.
Hükümet Almanya’dan bir askeri ıslah heyeti talep etmişti. Kayzer II. Wilhelm
bu öneriyi kabul etmiş ve Prusyalı bir yahudi aileden gelen, Kassel’deki 22.
Prusya Tümeni Komutanı Liman von Sanders’i bu görev için seçmişti. Kendisi sonraları
Gelibolu ve Filistin’de İngilizler’e karşı görev alacaktı.
Liman von Sanders, hizmet sözleşmesini 27 Ekim 1913 yılında imzaladı. 5 yıllık
sözleşmeye göre, Liman von Sanders Osmanlı Ordusu’nda korgeneralliğe terfi
ettirilecekti. Ayrıca Askeri Şura’ya üye olacak ve ordunun disiplin, terfi,
mükafat, cezalandırma, ıslahat, eğitim, donatım, silahlanma, giydirme, levazım,
iaşe, sağlık, veteriner, remont, askere alma, kura, seferberlik hazırlıkları,
istihkâmat, istatistik, demiryolları, telefon, telgraf, ulaştırma, teyyarecilik
ve balonculuk sorunlarının müzâkerelerinde kendisinin Askeri Şura’daki oyuna
öncelik verilecekti. Ancak karar çoğunluğun oyuyla alınacaktı. Kendisine 1.
Kolordu(İstanbul) komutanlığı verileceği gibi, bütün askeri okulların, numune alay
ve talimgâhların ve Osmanlı hizmetinde bulunan bütün yabancı subayların
amirliği görevi de verilmişti.
General Sanders daha sonra Almanya’dan 40 subay daha getirtmişti. Bunlardan
rütbesi tuğgeneralliğe yükseltilen Bolonzart von Schellendorf, 1. Kolordu’ya
bağlı 3. Tümen komutanı yapılmıştı. Rütbesi yarbaylığa yükseltilen von
Strumbel, Islah Heyeti Kurmay Başkanı olmuştu. Rütbesi yarbaylığa yükseltilen
Feldmann, Genelkurmay 3. Şube Müdürlüğüne, geri kalan subaylarda rütbeleri
birer derece yükseltilerek karargâh ve ordulara verilmişlerdi.
Alman Askeri Islah Heyeti Türkiye’ye gelmeden önce, İngiliz ve Fransız ıslah
heyetlerinin Türkiye’de bulunmaları hiçbir sıkıntı yaratmamıştı. Ancak Alman
Askeri Islah Heyeti’nin Türkiye’ye gelmesinin ve General Sanders’in 1. Kolordu
komutanı yapılmasının ardından başta Rusya olmak üzere İngiltere ve Fransa
protestolarda bulundular. Halbuki o günlerde, Osmanlı ve Almanya arasında
geleceğe yönelik hiçbir anlaşma yoktu. Aksine Osmanlı, İngiliz ve Fransızlarla
müttefik olmaya çalışıyor, Rusya’yla bile anlaşma zemini arıyordu. Hatta Alman
Heyeti ile yapılan sözleşmenin 9. maddesine göre, eğer Almanya Avrupa.’da
herhangi bir savaşa girerse heyetin sözleşmesinin feshedileceği belirtiliyordu.
Ancak İtilaf Devletleri, Almanya’nın Türkiye’de bulunmasına katlanamıyorlardı.
Bu durum gelecekteki planları için bir tehdit arzediyordu. Halbuki Osmanlı için
İngiliz ve Fransız askeri heyetleri ne ise Almanlarda öyleydiler. Osmanlı’nın
yegane gayesi topraklarını savunacak bir ordu oluşturmaktı.
Liman von Sanders 14 Aralık 1913 yılında göreve başlamıştı. 1914 yılının ilk
yarısında 30 Alman subayı daha Türkiye’ye gelmişti. Bu arada İtilaf
Devletleri’nin itiraz ve protestoları da gittikçe artmıştı. Bunun üzerine Liman
von Sanders mareşalliğe terfi ettirilmişti. Böylece Liman von Sanders Türk
Ordusu Genel Müfettişi olmuş ve İstanbuldaki görevine devam edebilmişti.
Bu arada redif ve müstahfız teşkilatları kaldırılmış, Bahriye ve Harbiye
Nezaretleri’de yeniliklere gidilmişti.
Enver Paşa Harbiye Nazırı olduktan sonra tüm yetkiyi kendi elinde toplamıştı.
Kara Kuvvetlerinin kuruluş ve teşkilatında değişikliklere gitmişti. Enver
Paşa’nın yapmış olduğu değişikliklerle Osmanlı Ordusu’nun 1914 yılı başındaki
kurulıuşu şöyle idi:
Ordu genel olarak üçer tümenli kolordulardan oluşacaktı. Her tümen üçer piyade
ve birer topçu alayından ve diğer sınıflardan ibaret bağlı birliklerden
oluşacaktı.
Her piyade alayı üçer taburlu ve taburlar dörder bölüklü olacaktı ve her alaya
dörder tüfekli bir makineli tüfek bölüğü verilecekti.
Topçu alayları ise ikişer bataryalı(bataryalar dörder toplu) üçer tabur halinde
kurulacaktı.
Tümenlerin üçüncü piyade alayı ve topçu alaylarının üçüncü taburları ve piyade
taburlarının dördüncü bölükleri sefer halinde kurulacaktı.
Bu arada ordunun hala silah ve gereç eksiği vardı. Bu yüzden hala zayıftı.
Ayrıca ordu içerisinde siyasi akımlar başgöstermişti. Alınan önlemlerle ordu
siyasetten uzaklaştırıldı.
Enver Paşa, ordunun 1914 kuruluşundan daha fazla büyütülmeyeceği kararını
vermişti. Ancak o dönem 3 ordudan oluşan 38 tümenlik Osmanlı Ordusu, Kasım
1914’de Trakya’da kurulan 19. ve 20. piyade tümenleri ile 40 tümene çıkacaktı.
Savaşın ilerleyen döneminde ise toplam tümen sayısı 52’ye ve toplam ordu sayısı
9’a yükselecekti. Savaşın sonuna doğru lağvedilen tümenlerle ordudaki tümen
mevcudu 38’e inecek ve İstiklal Harbi başlarında Türk Ordusu’nun elinde zayıf
vaziyette 20 tümen bulunacaktı.
1. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Alman Askeri Islah Heyeti fazla bir ilerleme
kaydetmemişti. Her nekadar, yabancı gözlemciler İstanbul’daki 1. Ordu’nun
kalitesinden etkilenseler de, aynı durum İstanbul’dan uzak diğer ordular için
geçerli değildi. Ki bu orduların bazılarında yetersiz teçhizatlı 20 askerden
oluşan bölükler mevcuttu.
İşte Osmanlı Ordusu bu haliyle Büyük Savaş’a sürüklenmiş ve Ortadoğu, Avrupa,
Kafkasya ve Gelibolu savaş alanlarında imparatorluğun son çırpınışları
sırasında üzerine düşen vazifeyi yerine getirmeye çalışmıştı.
Kaynaklar:
-
Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi 3. Cilt 6. Kısım (1908-1920), ATASE Yayınları