Yayınlandı: 21.08.2018 00:00
Güncellendi: 16.08.2022 00:49

GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)

GÜNDEM ANALİZİ /// İBRAHİM KARATAŞ : BRUNSON’UN MALİYETİ

Beklendiği gibi artık papaz Fetullah’ın iadesi yerine papaz
Brunson’un iadesini konuşuyoruz. Güçlü ülke, kendinin küçük adamlarını bile
görece zayıf ülkenin büyük adamlarından veya teröristlerinden daha çok önemser.
Gücün hukuku bunu gerektiriyor ve adaletin olmadığı her yerde sistem bu şekilde
işler. İsrail’e bakın mesela. Bir askerleri öldürüldü mü karşılığında
sivil-asker demeden onlarca Filistinliyi öldürür. Türk-Amerikan ilişkilerinde
de böyle asimetrik bir tutuculuk var. ABD gücünü kullanarak papaz Brunson’un
salıverilmesini hayati, Fetullah’ın iadesini ise tali bir konu yaptı. 

 

Hatta üzerinde durduğu bile yok. Ağzını açan masum (!) Brunson’un
haksız yere hapse atıldığını söylüyor. Fetullah’la ilgili sorulara cevap
vermiyorlar. Sorulmasa zaten bahsi yapılmıyor. Sıkıştırılınca hukuk falan
diyorlar ama bir yandan da Türk hukukuna müdahale edip papazın ajan olsa bile
salıverilmesini istiyorlar. Çünkü iki ülke arasındaki eşitliği kabul
etmiyorlar. ABD Türk vatandaşları üzerinde istediği gibi tasarruf yapabilir ama
Türkiye onların vatandaşlarına dokunamaz. Anlayışları bu. 

 

İlişkileri geren Brunson’la ilgili biraz bilgi toplayalım dedik
ama fazla bilgi yok. 25 yıldır Türkiye’deymiş ve ortalama 25 kişilik bir
cemaati var. Bazı tanıklara göre cemaatinin çoğu eski Amerikan askeri ve CIA
ajanı. 15 Temmuz darbesi başarısız olduğunda üzülmüş ve fakat “
kazanacağız” diye de coşkulu bir nara atmış. Neyi kazanıyor? Kime karşı
kazanıyor? Söylediklerinin İncil’deki yeri ne? Neden ya PKK/YPG’lilerle ya da
FETÖ’nün elemanlarıyla buluşuyor da sıradan insanlarla da buluşmuyor? Kobani’ye
kadar giden papaz Brunson niye İdlib’e de gitmez? Vicdanı, mağdurlar arasında
ayrımcılık mı yapıyor? 

 

Bu sorulara cevap verildiğinde karşımıza hiç de masum olmayan bir
profil çıkıyor. Her şey bir yana, Evangelizm Yahudi-Hristiyan inançlarının
karışımından oluşan radikal bir Protestan mezhebi. Aslında mezhebin mezhebinin
mezhebi (Hristiyanlık- Katoliklik- Protestanlık-Evangelizm). Bu mezhep
Yahudileri ve Hristiyanları kardeş görürken (Yahudiler aynı kanaatte değil)
Müslümanları kâfir olarak görüyor. Yani Brunson 25 yıldır kâfirlerin (!)
arasında yaşayıp Hz. İsa’nın gelişini hızlandırıyor. İsa Mesih gelince
Yahudileri (şu kendisini katledenler) ve Hristiyanları arkasında alıp nükleer
silahla kâfir olarak gördükleri bizleri yok edecek. Brunson’ın beynini açıp
içine bakmak mümkün olsaydı aklından bunların geçtiği görülürdü.

 

Dolayısıyla Brunson inanışı itibariyle Müslümanlara karşı
düşmanlık besliyor. Bu durumda düşmanını çökertmek için yapacağı her faaliyet
ibadet yerine geçiyor. Dolayısıyla ajanlık yaparak Tanrısına daha yakın
olduğuna inanıyordur. Ajanlık demişken Amerika’nın misyonerleri ajan olarak
kullanması yeni bir şey değil. Pentagon yıllar boyu çeşitli insani yardım
derneklerini ve Hristiyan kuruluşlarını başka ülkelere sızmak üzere kullandı. 

 

Mesela Bush ve Obama yönetimleri, başında Kay Hiramine isimli bir
şahsın bulunduğu Humanitarian International Services Group (HISG) isimli
kuruluşu Katrina kasırgasından sonra Kuzey Kore’ye yardım amaçlı olarak
göndermişti. Yardım malzemelerinin içine çok sayıda istihbarat cihazı da
konmuştu. Ayrıca Kuzey Kore’nin içinde dolaşırlarken muhtemel bir baskında
ordunun kullanacağı yolları tespit ediyorlardı. 

 

Bir kişi veya kuruluşun kendi ülkesi adına istihbarat faaliyetinde
bulunması o ülke için normaldir. Ancak hedef ülke için suçtur. Türkiye
Amerika’nın hedefi olmuştur. Brunson’a ajanlık yaptırmalarının deşifre
olmasından dolayı utanacaklarına çıkıp bir de serbest bırakılmadığı için
ambargo uyguluyorlar. Brunson’ı bırakmak Amerikan tehditlerine boyun eğmektir
ki son derece onur kırıcı bir duruma düşülür. Mesele artık bir onur meselesi
oldu. Türkiye Brunson’ı bırakma onursuzluğunu kaldıramaz. 
Amerika’da
suçsuz olduğu halde hapis yatan Hakan Atilla ile suçlu olduğu halde hapis
yatmayan Fetullah
 Gülen’in
durumları da görüşülmeden çözüm bulunamaz. 


























Tahminim odur ki Amerika kibiri için, Türkiye de onuru için geri
adım atmayacak. Bakalım onur mu yoksa kibir mi kazanacak.