Yayınlandı: 30.09.2018 00:00
Güncellendi: 03.09.2022 02:51

GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)

GÜNDEM ANALİZİ /// Cahit Armağan Dilek : Saraydaki Amerika


Cahit Armağan
Dilek
: Saraydaki Amerika 




E-POSTA : cahitdilek@yahoo.com


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’deki açıklamalarının yandaş medyadaki
yansımalarına bakılırsa Türkiye,
ABD’ye meydan okuyor, ABD’ye rağmen hamle yapıyor.


Peki doğru mu? Örneğin
Menbiç’te Türkiye açısından 2016’daki durumdan daha olumsuz bir resim var.
Çavuşoğlu’nun diplomatik zafer olarak sunduğu mutabakata rağmen. Erdoğan’ın açıklamalarından anlıyoruz ki ABD
yine sözünü tutmamış.
Tutmayacağını biz yıllardır söylüyoruz. Çünkü
uluslararası ilişkilerde söz yok çıkar var. Menbiç’e girip aşamadık, Fırat’ın doğusunu halletmekten bahsediyoruz.


Yandaş medyada bu kadar ABD karşıtı yayına rağmen Erdoğan’ın
ABD’deki açıklamaları tam aksi yönde. Şöyle diyor: “ABD ile yakın dostluğumuz yönetimlerden
bağımsız olarak bu süreci de fırsata çevireceğine yürekten inanıyorum…

Amerika’yla olan siyasi ve ticari
ilişkilerimizin geleceğine umutla bakıyoruz.


Erdoğan’ın umutla baktığını söylediği ABD’yi eleştiren ifadeleri
de var. Diyor ki: Peki ABD’den
PKK’ya binlerce TIR ve uçakla gönderilen bu silahlar kim için kullanılacak?
Kime karşı kullanılacak? Buradaki terör koridorunun ötesinde kim var? Türkiye
var.


Var ama sözle şikayette kalıyor somut karşılık yok, içeriye
yönelik olduğu aşikar. O zaman soralım. Hangi ABD? Düşmanımızı destekleyen ABD’den ümitlenmek niye? Kaç ABD var?
Duruma göre milletin önüne başka bir ABD sürülüyor. Milletin kafası
karıştırılıyor.


***


İçe dönük mesajlarda ABD karşıtlığı öne çıkarken, dışarıda
dışarıya yönelik verilen mesajlarda ABD ile stratejik (!) ilişkinin öne çıktığı
hatta işin çoktan pişirildiği anlaşılıyor.


Biliyorsunuz 16 Nisan anayasa değişikliğiyle birlikte kurumsal
karar sürecinin terk edilip tüm yetkilerin tek bir noktada (saray) toplandığı
bir sistem, daha doğrusu sistemsizlikle
karşı karşıya kaldık
. Maliye-Hazine-Varlık Fonu da tek bir kişiye
emanet edildi. 


Bakan Albayrak,YEP
bünyesinde kurulan Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için uluslararası yönetim şirketi McKinsey ile çalışmaya karar verdik.
16 bakanlıktan temsilcilerin bulunduğu bu ofis, tüm hedeflerimizi ve sonuçlarımızı her çeyrekte kontrol edecek”
demiş.


Düyun-u Umumiye’yi hatırlatan bu gelişmeden çıkan sonuç şu: Türk ekonomisi-hazinesi ABD’nin planlarına,
yönlendirmesine, denetimine emanet.
YEP sürecince olacağına göre en
az 3 yıllık bir emanet.


Yani yerli ve millî
denilen yeni yönetim sisteminin
göbeğine getirip Amerikalı yerleştirilmiş.
Geçen ay aynı gün çıkan
Türkiye ABD’ye göbekten bağlı
değil”
manşetlerini hatırladınız mı?


Onlar sadece danışman, asıl kararı biz vereceğiz diyenlere…
Cumhurbaşkanlığı sistemi denilen yönetimde kurumlar devre dışı bırakıldığı için devletin az sayıda çekirdek kadro
danışmanlarla yönetileceğini daha önce söylemiştik
. Yani
danışmanların yönettiği bir Türkiye’den bahsediyoruz. Hal böyle olunca yeni danışman McKinsey ne derse o olacak.
Çünkü siz “biz yönetemiyoruz gelin siz planlayın, analiz edin,
denetleyin”
demişsiniz.


***


Kaynaklarım Albayrak’ın
10 Ağustos ve 20 Eylül’deki sunumlarını da McKinsey ile birlikte
hazırladıklarını
söylüyor. ABD ile krizin en derin olduğu anlarda
bile ABD’li şirket saraydaymış! Millî ve yerli yönetimi dönüştürüyorlarmış!


***


McKinsey şirketi aynı Albayrak’ın açıkladığı gerekçe ve yetkilerle 2016’da
Azerbaycan‘da Aliyev
yönetimiyle anlaşma imzalamış. Benzer konuda çalıştığı diğer ülkeler arasında Suudi Arabistan, Pakistan, Kazakistan ve Kenya var. Bu ülkelerdeki
vaziyete bakınca Türkiye için ümitli olunacak bir gelecek gözükmüyor maalesef.


Danışmanlık şirketi deyip geçmeyin. Ait olduğu devletin
siyasi-ekonomik çıkarlarını danışmanlık yaptığı devletlere nasıl dayattıklarını
“Bir Ekonomik Tetikçinin
İtirafları”
adlı kitabı okursanız çok net anlarsınız. Gereksiz,
abartılmış, ihtiyaç dışı büyük çılgın projeleri nasıl o ülkenin gündemine
soktuklarını, o devletlerin
kaynaklarını heba edip elini kolunu siyasi-ekonomik olarak nasıl bağladıklarını

görürsünüz.


McKinsey’in
danışmanlığı sürecince üreteceği politikaların, stratejilerin ABD’ninkilerle
paralel olması hatta örtüşmesi kaçınılmazdır.
Bu haliyle Amerika’nın danışman sıfatıyla sistemin merkezi olan
Beştepe’deki sarayda rol almasıyla yerli-millî
kavramında “at izi
it izine karışmış”
oluyor. Amerikalının üreteceği politikalar
uygulamaya sokulduğunda yerlilikten millîlikten nasıl bahsedeceğiz? Aylardır
Türkiye’ye ekonomik-finansal savaş açmakla suçlanan ABD’yi şimdi nereye
koyacağız?


Ne demişler, parayı veren (kontrol eden) düdüğü çalar! McKinsey’in danışmanlığı Suriye, Kıbrıs,
Irak, Akdeniz, Karadeniz’de Türkiye’ye nasıl bir siyaset dayatacak acaba?


Kaynak Yeniçağ: Saraydaki Amerika – Cahit
Armağan Dilek