Cahit Armağan
Dilek : Suriyeli göçü Truva Atı operasyonudur
E-posta : cahitdilek@yahoo.com
Türkiye’nin yönetiminde derin sorunların yaşandığını, bunun yönetilememe olduğunu söyleyip
yazıp duruyoruz. Sorunlara yönelik şeffaflık ve hesap verilebilirlik
kriterlerinin işlemediğini görüyoruz.
Sorunlar
konuşulmayınca sorun olmaktan çıkacak mantığıyla halk kitleleri, ölçülemeyen soyut kriterlerle (yerlilik,
millîlik, dindarlık) başka konulara angaje edilmektedir. Bunlardan biri de
Türkiye’nin maruz kaldığı göç, ağırlıklı olarak Suriye kaynaklı göç.
11 Ağustos’ta yazdığım “Göç
tehdidi terörün önüne geçti” başlıklı yazımda şöyle
demiştim: Avrupa-ABD’nin
“parasını verelim ama Türkiye’de kalsınlar” dediği göçmenler adeta
Truva Atı gibi. Hesapsız açık kapı politikasının bedeli önümüzdeki yıllarda
ortaya çıkacak. Terörle göstere göstere yapılanın yoğun göçle sinsice
yapıldığı, geleceğimizin karartıldığı, göç tehdidinin içimizde ur gibi büyütüldüğü,
diğer tehditlerin önüne geçmekte olduğu halen görülmüyor mu?
Yazımla ilgili çok sayıda geri dönüş oldu. En çok da Suriyeli sığınmacılar konusunun iç politikaya
alet edilmesinden şikayet ediliyordu.
Gerçekten de 2014 ve sonrasındaki seçim süreçlerinde iktidarın
böyle bir yaklaşımı benimsediğini görüyoruz. Sığınmacıların yarattığı ve
yaratabileceği sorunları gündeme getirenler hainliğe ve teröristliğe varacak
suçlamalarla karşılaştı. Suriyeliler
vatanlarına dönmelidir diyenler yabancı düşmanlığı, Suriyeli düşmanlığı ile
suçlandı, suçlanıyor.
***
Bu konudaki tehditlere dikkat çekmek üzere yoğun gayret gösteren
az sayıdaki kişinin başında Prof.
Dr. Ümit ÖZDAĞ gelmektedir. Sn. Özdağ yeniden yazmaya başladığı Yeniçağ‘daki ilk köşe yazısını da
buna ayırdı. Ayrıca değişik yerlerde konferanslar vererek konunun ciddiyetini
ortaya koymaya çalışıyor. 04 Ekim’de de 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü‘nde kalabalık bir katılımcıya
konferans verdi.
Prof. Özdağ konferanslarında çok önemli uyarılarda bulunup Türk Milletinin Anadolu’da bulunduğu son BİN
yılda karşılaştığı üç büyük tehditten sonraki dördüncü tehdit olarak Suriyeli
göçünü sayıyor ve şöyle diyor:
“Birinci büyük
tehdit, Malazgirt Meydan Muharebesi’nden 24 yıl sonra başlayan ve amacı,
Türklerin Anadolu’dan atılması ve Kudüs’te Hristiyan egemenliğini tesis olan Haçlı seferleridir. Anadolu’da Türk
devletinin ikinci kez ağır bir
krize girmesi, dağılma eşiğine gelmesi Timur’un 1402’de Ankara Savaşı’nda
Yıldırım Beyazıt komutasındaki Osmanlı ordusunu yenmesi sonrasında başlayan Fetret Devri’nde olmuştur. Türk
Milleti ve devletinin karşılaştığı en büyük üçüncü tehdit Mondros
Mütarekesi ile ortaya çıkan durumdur.”
Özdağ tehdidin büyüklüğünü ise şöyle açıklamaktadır: Kitlesel
göçlerin bir silah olduğunun Batı dünyası uzun zamandan bu yana farkındadır.
Bundan dolayı sosyal bilimlerde “Weapons of Mass Destruction”
(Kitlesel İmha Silahları) kavramından hareket edilerek “Weapons of Mass Migration” yani Kitlesel Göç Silahları kavramını üretmişlerdir.
***
Toplamı bir milyona yaklaşan Afgan, İranlı, Iraklı sığınmacıların
yanında kısa sürede gelen 3,5 milyondan fazla Suriyeli sığınmacı Türkiye’dedir.
Bu göç akınını sadece
ensarlık, yardımseverlik gibi insani
duyguları istismar edebilecek kavramlarla ele almak Türkiye ve Türk Milletinin
geleceği ve bekasına ihanet etmek olur.
Göç olayının gelişmesine bakıldığında Suriyeli göçüyle adeta bir Truva Atı operasyonuna maruz kalıyoruz.
Hem de mitolojide anlatılan Truva Atı olayından daha kapsamlı ve karmaşık
tehditler ve sonuçlar üretebilecek bir operasyon.
Suriyeli sığınmacı konusunun konuşulmaması, devlet adamı üslubuyla
ele alıp devlet aklını harekete geçirip devlet politikası üretilmesini
engellemektedir.
Suriyeli sığınmacılar konusu şimdilerde konuşulduğu gibi sadece ekonomik bir sorun değildir.
Suriyeliler, orta ve uzun vadede Türkiye’nin
millî, kültürel, politik, sosyolojik, güvenlik ve jeopolitik yapısını
değiştirecek kadar büyük bir tehdit oluşturmaktadırlar. Bu nedenle büyük bir Truva Atı operasyonudur.
Batı’nın Türkiye’yi Suriyeli sığınmacılar konusunda övmesi teşvik etmesi
manidardır.
Devlet adamları önündeki seçimi değil devletin yüz yıl sonrasını
düşünür. 2040’ta Türkiye’nin
nüfusunun yaklaşık %10’unu oluşturacak Suriyeli göçmenlerin dil, eğitim, toprak
istemeyeceklerini düşünmek saflık olur. Sığınmacılar üzerinden Türk
toplumuna zikredilecek selefi-cihatçı aşırı görüşlerle birlikte bu Türkiye’nin
parçalanması, Anadolu’daki BİN
yıllık Türk yurdunun dağılması demektir.
Suriyelilere Türkiye’de vatandaşlık vaadi değil kendi vatanlarına
dönme umudu verelim. Türkiye’yi yönetenlerin asıl ve öncelikli sorumluluğu
Suriyelilere değil Türk Milleti’nedir.
Kaynak Yeniçağ: Suriyeli göçü Truva Atı
operasyonudur – Cahit Armağan Dilek