Fotoğraf:
Dikmen Tepesi’nde Yaşar Durgun’la. (2 Ekim 2018)
Zeki
Sarıhan : DİKMEN TEPESİ’NDEKİ HAZİNE
Fatsa’nın
Beyceli köyü, Karadeniz kıyısından 30 km. kadar içerdedir. Dağlık Karadeniz
Bölgesi’ndeki hemen bütün yerleşim yerleri gibi Beyceli de tepe yamaçlarındaki
eğilimi azalan yerlere kurulmuştur ve beş mahalleden oluşur. İçinden geçen bir dere köyü iki parçaya
böler. Böylece tepeler tepelere, onların yamaçlarına kurulmuş mahalleler
birbirine bakar.
Dikmen
Tepesi, köyü çevreleyen tepelerden biridir. Yüksekliği tahminen 750 metre
kadardır.
Eskiden
burada bir evliya olduğu söylenirdi. Bez bağlanan dilek ağacı dibinde hazine
arayanlarca sökülüp atılmıştır. Kavurucu yaz sıcaklarında birkaç köy birleşerek
buraya yağmur duasına çıkarlardı. Ben çocukluk ve gençlik yıllarımda birkaç
yerde yağmur duasına çıktığım halde nedende Dikmen’e çıkmamıştım. Geniş bir
alanın seyredildiği, hatta denizin bile görüldüğü söylenen, köyümüzün bir
parçası olan bu tepeye hiç çıkmamış olmam canımı sıkıyordu.
Geçen
hafta köye gittiğimde bu eksikliğimi gidermeye karar verdim. Böylece “köyümde
ayak izimin olmadığı bir karış yer bulunmaz” sözüme de gerçeklik kazandırmış
olacaktım.
Fatsa’da
oto lâstikçiliği yapmakta olan yeğenim Özgür de, pazar günü olduğu için köydeydi.
“Bugün amcanın şoförlüğünü yapacaksın!” emrini vererek onun arabasıyla tepeye
en yakın mahalle olan Cemalı’ya çıktık. Dostum Yaşar Durgun’un evine
misafirlikten sonra bize rehberlik yapması için onu önümüze kattık. Mahallenin
üst başında arabayı bıraktıktan sonra yarım saat bir yokuş çıktık. Yaylalarımız
gibi otlarla kaplı olduğunu sandığım tepe, burada hayvan otlatmanın sona erdiği
30-40 yılda sık ağaçlarla kaplı bir orman olmuş. Dolayısıyla çevre manzarası
kapanmış.
Dikmen’i
ziyaretten başka bir kazancımız oldu. Önceki görüşmelerimizde Yaşar, buralarda
Pontos paraları gibi bazı antik eşyanın bulunduğunu söylemişti de Beyceli
köyünde yüz yıllık değişimi anlatan “Çocuk ve Vatan” kitabımın (2008) “Üzerinde Dolaştığımız Toprak”
bölümünde bundan söz etmiştim.
Türkler
bu bölgede 600-800 yıldır bulunuyorlardı. Ancak Karadeniz Bölgesi başka halklar
tarafından yedi bin yıl öncesinden yurt edinilmişti. Şimdi bizim ekip
biçtiğimiz, gezip tozduğumuz yerlerde Hititlilerin, Kohların, Drillerin,
Haliplerin, Mossioniklerin, Tiborenlerin, Kimmerlerin ruhları da buralarda
dolaşıyor muydu? “Kim var idi biz burada yoğ iken?”
Ancak
MÖ 302 ile 71 yılları arasında bölgede 231 yıl hüküm sürmüş Pontosluların
buralarda yaşadıklarını Dikmen’de bulunmuş paralardan anlıyoruz. Köyün daha
başka yerlerinde bulunan kerpiç ve küp parçaları, bazı tarlalardan çıkan
kemikler, değirmen yerleri, buralarda çok eskiden beri canlı bir yerleşim
olduğunun kanıtı. Roma ve Bizanslıların da bir zamanlar buralara egemen
olduğunu biliyoruz.
DEFİNE
AVCILARI SIK SIK YOKLUYOR!
Dikmen
uzunca bir süredir define avcılarının uğrak yeri olmuş. Orada burada kazılmış
çukurlar var. Doğal taşlardan yapılmış
bir duvarın kalıntıları duruyor. Ufak tefek kerpiç parçaları, denizden
getirildiği anlaşılan küçük yuvarlak taşlar görülüyor. Gözyaşı şişeleri, ok
uçları, gerdanlık gibi süs eşyaları bile bulunmuş.
Burada
bir tapınak mı vardı? Burası bir karakol, gözetleme yeri miydi bilinmiyor. Bunu
araştıracak olan arkeologlar. Ne var ki hazine arayıcılarının çok uzaklardan
gelip kazma vurdukları Dikmen Tepesi’nden Kültür Bakanlığının haberi yok!
Milyarlarca lira harcamalar yapılarak saray üstüne saray kuran hükümetin
bütçesi, ülkenin tarihî hazinelerini araştırmaya yetmiyor olmalı!
Yapılacak
olan, tepeye gereken birkaç yüz metrelik bir yol açmak, duvar kalıntıları
içindeki ve çevresindeki bölgeyi çalı çırpıdan temizleyerek yüzey
araştırmasıyla işe başlamak ve başına bir bekçi dikmek. Köyde tarih bilinci
gelişir ve burası bir mesirse yeri de olur.
Fatsa’ya
indiğimde Fatsa’nın antik geçmişiyle ilgilenen Muhasebeci Rüstem Gürler’in
bürosuna uğrayarak Dikmen’de gördüklerimi anlattım. Ünye’den Ordu’ya uzanan ve
Tokat’a kadar genişleyen bir bölgede nerdeyse her köyde böyle birkaç kalıntıya
rastlandığını anlattı. Ne çare ki, Fatsa Yapraklı köyünde ünlü Çıngırtı Kalesi
bile nerdeyse sahipsiz bırakılmıştı! (7
Ekim 2018)