LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/abdde-olumlu-turkiyede-olumsuz/
ABD’nin başkenti Washington DC’yi ilk defa 19
yıl önce, bir görev nedeniyle gittiğimde görmüştüm. Geçtiğimiz ay tatil için
ailece ABD ve Kanada’ya gittiğimizde
ziyaret ettiğimiz yerler arasında Washington
DC yine vardı. Tatilimizin bir amacı da Kuzey Amerika kıtasının bir
bölümünü gezerek bilgimizi, görgümüzü, deneyimlerimizi arttırıp, ufkumuzu biraz
daha genişletmekti. Tabii ki, kısıtlı bir bütçemiz vardı. Ama zamanlama
olarak ülkece ekonomik iflasın dip yaptığı ve ulusal paramızın çok değer
kaybettiği bir döneme denk geleceğimizi tahmin etmiyorduk. Bu bizi bayağı
zorladı!
Esasında; Türkiye’nin ekonomik olarak
iflas edeceğini, duvara çarpacağını ve Türk Lirası’nın
aşırı değer kaybedeceğini bekliyorduk. Sadece ne zaman olacağını
kestiremiyorduk. Çünkü perşembenin gelişi, çarşambadan belli olurdu. Çok önemli
bir bankanın çok üst düzey görevlisi bir dostum 4 yıldır; “iktidarın yalan yanlış uygulamaları
nedeniyle ülkemizin ekonomisi freni patlayan kamyon gibi! Duvara çarpacağımız
kesin! Sadece nerede ve nasıl onu kestiremiyorum” diyordu. Ve
en sonunda bu çarpma işlemi gerçekleşti! Hatta bu dostum şimdi de “bunlar iyi günlerimiz, bizi daha kötü günler
bekliyor” diyor.
Atatürk de Bilirdi Saray Yaptırmasını!
Bu nedenle,
yaşadığımız ekonomik iflasın nedenini dış mihraklarda aramak beyhude bir
gayretkeşliktir. Bu iflasın tek sorumlusu iktidardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Her Fabrika Bir
Kaledir” demiş, tarıma önem vermiş, bu nedenle “Köylü Milletin Efendisidir”
diyerek ve Atatürk Orman Çiftliği’ni
tesis ederek örnek olmaya çalışmış, her alanda üretimi teşvik etmiş ve esas
almıştır.
Eğer Atatürk’ün gösterdiği yolda
ilerlenseydi ve sözlerinin gereği yapılsaydı; bugün ekonomimiz tuş, paramız pul
olmazdı. Atatürk’ün
sözleri ve gösterdiği yol, Osmanlı’nın
iflası ve enkaz haline gelişinin deneyimleriyle söylenmişti. Ki bunlar; özgür
aklın ve bilimselliğin ifadesiydi. Ama özellikle bu iktidar döneminde tam tersi
yapıldı, kıt ekonomik kaynaklarımız üretime değil, taşa toprağa gömüldü,
emperyalizmin ekonomik tetikçilerinin yönlendirdiği projelerle kaynaklarımız
çarçur edildi, fabrikalarımız, yani kalelerimiz türlü bahanelerle satıldı,
yıkıldı ve peşkeş çekildi. Bunların üstüne yolsuzluk, savurganlık ve
liyakatsizlik de eklenince, mevcut durum hâsıl oldu. Anlayacağınız; kaleleri
yıkılan ülkemiz savunmasız kaldı. Atatürk de
bilirdi Çankaya gibi
mütevazı bir bağ evinde yaşamak yerine saray yaptırmasını!
Beştepe’nin Müştemilatı Bile Olamaz!
Bu
duygularla ve kafamı kurcalayan sorularla dolaşırken ABD Başkanı’nın yaşadığı Beyaz Ev’e (White House)
yakından baktım, çevresinde dolaştım ve inceledim. Emin olun; Beştepe’deki sarayın
müştemilatı bile olamaz. İnsanın aklına hemen “dünyanın birinci ekonomisi olan, dünya üretim pastasının tek
başına dörtte birini üreten ABD’nin başkanı burada mı yaşıyor, yok mu bunların
paraları ve başkanlarını yaşatacakları sarayları?” soruları
geliveriyor!
Tüm Washington DC’yi gezdim.
Bütün devlet binaları içinde en görkemlisi Meclis Binası (Capitol Hill). Bunların yanında White House, içi de dâhil
gerçekten çok mütevazı. Sonra bir düşündüm; demokrasiyi esas alan tüm ülkelerin
başkentlerinde de en görkemli yapılar meclis binaları, yani milletin
temsilcilerinin çalıştıkları yerler. Emperyalizmin eski ağababası olan ve hala
monarşi ile yönetilen İngiltere’de
bile, Londra’nın en
görkemli binası Meclis
Binası’dır (House of Parliament). Ama demokrasiyi esas almayan
ve otoriter rejimlerle yönetilen ülkelerdeki en görkemli yapılar ise ülkeyi
yöneten tek adamın yaşadığı yer veya yerlerdir.
Önce Askerler
Geçmişte,
dünyanın her yerinde yöneticiler ve krallar saraylar yaptırmışlar. Bugün Avrupa
başkentlerinde gördüğünüz saraylar, bunların bir sonucu. Ama kabile
devletlerini ve otoriter yönetimleri saymazsanız, dünyanın hiçbir yerinde ve
hiçbir çağdaş ülkesinde, 20.yüzyılda ve halen içinde bulunduğumuz 21.yüzyılda
yapılan bir saray örneğini göremezsiniz.
ABD içinde
yaptığımız uçak yolculuklarında en çok dikkatimi çeken husus; askerlere verilen
önem, saygı ve öncelikti. Uçaklara girerken önce askerler anons edilerek
içeriye alınıyor, daha sonra sivil yolcular giriyor. Hatta, askerleri alkışlayanlar
oluyor. Her yerde siyasetçilerin kıyasıya eleştirildiğini duyabiliyorsunuz. Başkan Trump’a bile küfür
edenler çok ve polis alıp götürmüyor ama bayrağa ve askere kimse laf
söyletmiyor. Çünkü biliyorlar ki; ülkenin milli birliğini bayrakları ve askerleri
temsil ediyor. Başkan Trump’ın
fotoğraflarının, posterlerinin sağa sola asıldığını da göremezsiniz, yoktur.
Sokaklarda göreceğiniz fotoğraflar, resimler ve heykeller; ABD’nin kurucu babalarına ve
savaş kahramanı askerlere aittir.
Devlet Eşittir Hükümet Değildir!
ABD’de,
başkan da dâhil devleti yöneten siyasetçilerin hiçbirinin kıyasıya
eleştirilmesi ve itibarlarının aşındırılması tehdit olarak görülmez. Çünkü
biliyorlar ki; siyasetçilerin yüzleri geçicidir. Eğer bu yüzler yasalarla ve
polis gücüyle en acımasızı, hatta hakarete varanı olsa bile eleştirilere karşı
korunursa; yönetimin çeşitli idari tasarrufları nedeniyle halkta oluşan tepki
yönetime değil, devlete yönelir. Esas bu durum devletin bekası için tehdit
olarak görülür. Yani “devlet eşittir hükümet” değildir.
İki sivil
üniversite arasında yapılan bir Amerikan
futbolu maçına gittim. Futbol maçı ile birlikte, maç öncesinde, maç sırasında
ve devre arasında yapılan gösteriler gerçekten çok ilginç ve izlenmeye değerdi.
Bayrak ve asker yine ön plandaydı. Askerlerin taşıdığı ABD bayrağı sahanın ortasına
geldi ve ulusal marş başladığında herkes ayaktaydı. Bölgenin gazileri savaş
kahramanları dahi tanıtıldı.
Duyuşsal Alan Faaliyeti
ABD’de futbol
maçından bir konsere, sinema filminden çeşitli konularda yapılan etkinliklere
kadar her alanda duyuşsal alan faaliyeti yapılıyor ve toplumu bir arada tutacak
çalışmaların içinde bulunuluyor. ABD’de
okullar açıldı. Her sabah ant okuyorlar. Bu bir duyuşsal alan faaliyeti.
İnsana üç
yönde eğitim ve öğretim verilmeye çalışılır. Bunlar; bilişsel, fiziksel ve
duyuşsal alanlardır. Duyuşsal alan; insanın duygularına hitap eder. İnsana
kazandırılmak istenen tercihler, değerler, etik ve ahlaki kurallar, güdüler,
yönelimler, istek ve arzular bu alanın faaliyetleri içine girer. Toplumsal
kurallara uymak, kamu malını korumak, ahlaki ve etik değerlere önem vermek,
insan ve hayvan haklarına saygı duymak, barış içinde birlikte yaşamak ve
vatanseverlik hislerinin kazandırılması bu alanın kapsamına girer.
Sonuç
olarak; ABD çıkarları,
bekası, güvenliği ve milli birliği gereği, her fırsatta toplumun duyuşsal
alanına olumlu yönde bombardıman yapmaktadır. Bu, Avrupa’da, Çin’de ve Rusya’da da böyle! Ama
ülkemizdeki iktidar, Cumhuriyetimizin kurucu ideolojisine ve çağdaş uygarlık
seviyesine varma rotasına taban tabana zıt olan “Siyasal İslamcı” ideolojisi, “Yeni Osmanlıcı” hayali ve
mezhepsel bakış açısı nedeniyle, toplumumuzun duyuşsal alanına olumsuz yönde
bombardıman yapmaktadır.
Türker
Ertürk