Neriman Köksal ve İzzet Günay & FOSFORLU CEVRİYE
Gözlerinden bellidir Cevriyem
Sende kara sevda var!
Morede fosforlum
Sende kara sevda var!
Reklamdan sonra devam ediyor
Bu şarkıyı hatırlayanınız ve
unutulmaz “Fosforlu Cevriye” filmini görenleriniz vardır. İşte o filmdeki, bir
zamanların Afet-i Devranı Neriman Köksal’ın aşkını anlatacağım bu hafta
sizlere…
1999 yılının ılık bir Ekim sabahıdır.
“Surp Agop Hastanesi’nin dahiliye koğuşunda, Türk sinemasının yarı “vamp” yarı
“abla” karakteri, sizlerin bildiği adıyla Neriman Köksal yatmaktadır.
Sinemamızın unutulmazlarından Sadri Alışık’ın eşi Çolpan İlhan yatağa oturmuş,
son anlarını yaşayan bu muhteşem kadının ellerini tutmaktadır.
Neriman’ın kesik kesik şu cümleler
düşer kurumuş dudaklarından:
“Onu bana getir, son defa göreyim…”
“Tamam, getireceğim onu. Sen şimdi
dinlen, yorma kendini…” der Çolpan hanım. Hemen yataktan kalkar, gözlerinden
süzülen yaşları siler ve hızlı adımlarla hastanenin girişindeki telefon
kulübesine gidip bir numara çevirir;
“Merhaba Ediz, ben Çolpan, Neriman’ın
yanındayım, durumu hiç iyi değil. Son bir isteği var…”
Telefonun ucundaki kişi, sinemanın
romantik yakışıklısı Ediz Hun’dur. Birkaç saniye yutkunduktan sonra cevap
verir:
“Anladım! Şimdi gidip onu evinden alıp
oraya getireceğim…”
Neriman için bu kadar önemli kişinin,
Neriman’ın “Kimse Fatma Gibi Öpemez” filminde birlikte rol aldığı ve aşık
olduğu İzzet Günay olduğunu anlamıştır. Zaten sinema dünyasında herkes
bilmektedir bu umutsuz platonik aşkı…
HAYAT SÜRPRİZLERLE DOLUDUR
Ediz, İpek hanımla evli olan İzzet’i
almaya evine gider. Ama “Hayır, eşime ayıp olur, gelemem” der İzzet arkadaşının
kulağına usulca, İpek’in salonda olmadığı bir anda. Ediz ısrar etse de İzzet
son sözünü söylemiş, yapacak bir şey kalmamıştır.
Evden üzüntüyle ayrılır, birkaç saat
sokaklarda dolaşır, Çolpan’a da haber veremez. Nasıl diyecektir ki “Gelmiyor”
diye!
Akşama doğru toparlanır hastaneye
gider, merdivenleri çıkarken zorlanıyordur. Ama zor da olsa söylemelidir
Neriman’a… Ancak odanın bulunduğu koridora gelince büyük bir şaşkınlık yaşar!
Neriman’ın odasının kapısının önünde iki kadın durmaktadır; biri sevgili dostu
Çolpan İlhan, diğeri de İzzet’in karısı İpek Günay. İkisinin de yüzünde buruk
bir tebessüm vardır. Çolpan; “İzzet içerde…” der, hafifçe gülümseyerek ve
sözlerini sürdürür:
“Sen evden ayrıldıktan sonra İpek,
İzzet’e ne olduğunu sormuş. İzzet başta söylemek istememiş, ama ısrar edince
anlatmış ona.”
“Evet” der, araya giren İpek Günay.
“Duyunca çok üzüldüm ve İzzet’e, gitmesi için rica ettim. Baktım hâlâ tereddüt
içinde, sen gitmezsen ben gidiyorum dedim! Onu da anlıyorum, beni kırmak
istemiyor. Ama bu tek taraflı bir aşk ve saygı göstermek zorundayız. Sana
çabaların için teşekkür ederim Ediz. Gerçek bir dostsun…”
İzzet uzun süre baş başa kaldığı,
karşılık veremediği aşkının odasından çıktığında çok üzgün ve bitkindir. Ediz’i
selamlar ve İpek hanımla hastaneden ayrılır…
Bu olaydan üç gün sonra, 22 Ekim 1999
günü Neriman mutlu bir şekilde gözlerini hayata yumar…
Haydi, ışıklar yoldaşın olsun Fosforlu Cevriye!