Yayınlandı: 01.02.2019 00:00
Güncellendi: 19.08.2022 20:33

TERÖRLE MÜCADELE & ŞEHİTLERİMİZ ve GAZİLERİMİZ

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI : BALYOZ MAĞDURU KOMUTAN ÖNSEL’DEN ŞEHİT ARKADAŞINA TARİHİ YAZI


BALYOZ MAĞDURU KOMUTAN ÖNSEL’DEN
ŞEHİT ARKADAŞINA TARİHİ YAZI




15 Temmuz gecesi beline silahı takıp FETÖ’cü darbecilerle kora kor
mücadeleye giren Emekli Hava Albay Mustafa Önsel 1994’te Şırnak’ta şehit olan
silah arkadaşı Erdal Kurtoğlu’na yazdığı mektupta Türkiye’nin ahvalini anlattı.


Önsel’in şehit arkadaşına yazdığı yazı şöyle:




“Uzun zaman oldu aklımdasın.
Erdal’a bir mektup yazıp dertleşeyim ve cennetteki adresine göndereyim diyor
ama yoğun gündemden başımı kaldırıp da bir türlü fırsat bulamıyordum. En
sonunda öyle iki olay oldu ki! En sondakinden başlayayım.




Irak’ın kuzeyinde Duhok denilen
yerde bulunan üs bölgemize bir avuç çapulcu saldırıyor. Askerlerimiz belli ki
karşılarında sivil olduğu için çaresiz kalıyor. Ne yapacaklarını bilemeyip geri
çekiliyorlar. O çapulcu sürüsü üs bölgesindeki tank ve diğer araçları yakıyor.
Binalara zarar veriyor. Bu görüntüler dünya basınında yoğun bir biçimde
paylaşılıyor. Tabii ki bu kabul edilebilir bir şey değil. Türk askerinin
düştüğü/düşürüldüğü durum hazindir. Bu son olaydan tıpkı ilk çuval olayında
olduğu gibi etkilendim sevgili Erdal. Benim için ikinci çuval olayıydı bu!
Gerçi sen birinciyi de görmedin. Hani 1 Mart tezkeresinin meclisten geçmemesi
üzerine Süleymaniye’de ABD’lilerce 11 Türk askerinin başına çuval geçirilmişti
ya.




ABD’lilerin yaptığı çok büyük bir
psikolojik operasyondu o çuval olayı.




GÜVENSİZLİK İKLİMİ…




Neden dedim neden bu durumlara
düştük düşürüldük. Şöyle düşünsene şehit olduğun 1994 yılını. Böyle bir şey
aklına gelir miydi? Türk askerinin tankını topunu bayrağını bırakıp gideceğini
düşünebilir miydik? Şimdikiler bizden daha korkak olduklarından mı? Asla
dediğini duyar gibiyim. Ama öylesine bir güvensizlik içindeler ki! Ne yapsalar
suçlanacaklarını düşünüyorlar. Güvensizlik iklimi öylesine sarmış ki onları…
Böylesi bir durumda insanın gözlerinden yaş gelmemesi mümkün mü?




Sevgili Erdal neden bugünlere
geldik istersen şöyle kısa bir yakın tarih turu yapalım. Senin şehit olduğun
yıl PKK çok kalabalık gruplarla saldırılar yapmaktaydı. En çok o yıl şehit
vermiştik. Ama en çok terörist de o yıl öldürülmüştü: 1.042 şehit 4.035
terörist ölü.




Dişe diş göze göz bir mücadele
vardı. O zamanlar nerede bu teknoloji bu kadar zırhlı araç İHA’lar SİHA’lar vs.




Ama birbirimize komutanlarımıza
halkımıza ve onun meclisteki temsilcilerine güveniyorduk. İnisiyatif almaktan
çekinmiyorduk. Bu nedenle suçlanacağımız yargılanacağımız hain dahi ilan
edilebileceğimiz aklımıza gelmiyordu.




2002 yılında PKK artık eylem
yapamaz hale gelmiş askeri açıdan yenildiğini kabul etmişti. Sonra mı?




Çok özetleyerek gideyim sevgili
Erdal ki seni de cennet bahçesinde çok rahatsız etmeyeyim. Özellikle o yıldan
sonra askere karşı hasmane bir tutum içerisinde siyasiler görmeye başladık.
Elbette bunda her şeye maydanoz olan bir kısım omuzu kalabalık komutan
görünümlünün de katkısı etkisi olmuştur. Ama askeri hedef alanlar için bu durum
sadece gerekçe olarak kullanıldı.




GÜNDÜZ VAKTİ HAVAİ FİŞEK BİLE
PATLATTILAR




O tarihten sonra o zamana kadar
devletin tüm derinliklerine sızan ama kendini fazla açık etmeyen Fetullah Gülen
denen meczubun “alnı secdeye değen”militanlarının sivil bürokraside ve
emniyetteki teşkilatlanmaları alenileşti. Ne kadar güçlü oldukları ortaya
çıkmaya başladı. Bu arada emperyalist dünyanın özellikle AB üzerinden
dayatmaları giderek arttı. Hükümet AB dayatmaları sonucu altımızı oyan birçok
kanunu meclisten geçirmeye başladı. Hatta AB’ye girdik diye Ankara’da gündüz
vakti havai fişek bile patlattılar.




Bu arada ekonomide de
liberalleşme son sürat gidiyor özelleştirme adına devletin zenginlikleri bir
bir elden çıkartılıyordu. O zamanki Maliye Bakanının dediği biçimde ülkenin
değerleri “babalar gibi satılıyordu. ”




Aynı zamanda yabancı şirketler de
topraklarımızda cirit atıyordu. Hele içlerinde mahkeme kararıyla kapatılması
gereken ama kapatılmayan Cargill gibi NBŞ zehri üreten ABD firmaları
topraklarımızda faaliyetine devam ediyordu.




Düşün Erdal ABD askerimize
hakaret ediyor başına çuval geçiriyor buna karşılık biz onlara nota bile
veremiyor yetkililer bunun nedenini soranlara “bu müzik notası”değil gibi veciz
sözcüklerle cevap veriyorlardı. Ama ülkede ABD firmasının/firmalarının da
hukuksuz bir şekilde önünü açıyorduk. Neyse…




Sonra hem sanayide hem tarımda
geri gitmeye ve her şeyi ithal etmeye başladık. Kâğıt fabrikaları özelleştirme
adıyla peşkeş çekildi. Şu anda kâğıt ithal ediyoruz. Sonra Tekel fabrikaları
satıldı. Fabrikaların hepsi kapatıldı. Metruk hale getirildi.




Artık yabancı sigara ile
zehirleniyor halkımız. Cumhuriyetin değerlerini sata sata bitiremedik bugüne
kadar. Limanlar yaylalar topraklar satıldı satılıyor. Son peşkeş pardon özelleştirme
şeker fabrikalarıydı. Tüm itirazlara rağmen onlar da gitti.




Tank Palet Fabrikasının
Katarlılara satışını son vurucu gelişme olarak not düşelim. Diğer
özelleştirmelere girersem bu yazı bitmez seni de cennette bile mutsuz ederim
sevgili Erdal. Onun için keseyim bu faslı…




TÜRBEYİ MOBİL HALE GETİRİP
KAÇIRDIK




Bu arada belirteyim senin şehit
olduğun yılda bile tarım ve hayvancılıkta kendine yeten yedi ülkeden biriydik
ya. Şimdi hiçbir konuda kendine yetmeyen Sırbistan’dan eti Gürcistan’dan samanı
Kostarika’dan kavunu dahi ithal eden ülke haline geldik. Nispeten üreten
toplumduk şimdi sadece tüketen bir toplum olduk!




Başka ne oldu sen şehit olduktan
sonra en kısasından anlatayım sevgili kardeşim. Seni şehit eden teröristler
Habur’da törenle karşılanıp çadır tiyatrosu özür mahkemesinde yargılandılar.
Pişman değiliz demelerine rağmen “pişmansınız siz olur mu canım” diyerek
serbest bırakıldılar. Diyarbakır’a kadar terörist elbiseleri üzerlerinde
silahları yanlarında olduğu halde otobüs üzerinde şov yaparak gittiler.




Açılım süreci dendi teröristlerin
her faaliyetine göz yumuldu analar ağlamayacaktı ama milletin anası da babası
da ağladı. O süreçte ele geçirilen şehirleri geri almak için 700’den fazla
şehit bunun üç katı yaralı verdik.




Barzani peşmergeleri bir 29 Ekim
günü Habur’dan Suruç’a kadar törenle geldiler. Amaçları güya Ayn El Arap’daki
PYD güçlerine yardım etmekti. Bu işin bahanesiydi ama şov şahaneydi.




Hani Süleymanşah türbesi vardı ya
Suriye’de Münbiç’in doğusunda Fırat nehrinin yanında. Biliyorsun burası
yaklaşık 700 yıldır Türk toprağıydı. Onu bile koruyamadık. Türbeyi mobil hale
getirip kaçırdık. Rahmetlinin kemikleri ne kadar sızlamıştır bir düşün!




Yunanlar aidiyeti belli olmayan
18 Ege adasına gözümüzün içine baka baka çöktüler. Hem de ekonomik olarak iflas
ettikleri yıllarda. Şimdi dalga geçer gibi kuzu çeviriyorlar oralarda.




Biz ise hala TC yazılarını
kaldırmakla uğraşıyor; Ne Mutlu Türk’üm demenin zararlarını ilkokul çocuklarına
and okutmanın tehlikelerini tartışıyoruz.




OF Kİ OF…




Barto’dan hiç bahsetmeyeyim.
Barto mu? Bartalemeos canım. Rum Ortodoks Kilisesinin papazı. Daha doğrusu biz
öyle diyoruz. Kanka gibiyiz artık onunla da. Her şehre gidiyor. Trabzon yani
memleketimiz en önemli uğrak yeri zaten. Çocuklara para filan dağıtıyor. Sevimli
şeyler yapıyor… Biz o kadar dağıldık ki ne yapmaya çalışıyor sezemiyoruz bile.
Basına yansıdığı kadar iki taş üst üste görse“Burada eski çağlarda kilise
vardı” diyormuş hükümetten de aldığı destekle bir tek Hristiyan’ın bile
bulunmadığı yerlerde kiliseler yükseltmeye başlamış. Helal olsun! Elin pardon
bizim miydi karıştırdım vallahi din adamı böyle çalışıyor. Müslümanım diyenlere
bak ağla! Yasal açıdan Eyüp Kaymakamlığına bağlı bu ihtiyar kendini“Ekümenik”
ilan etmiş. Son icraatı Ukrayna kilisesine bağımsızlık vermek olmuş.
Yunanistan’daki kiliselere papaz ataması yaptığını söylememe gerek bile yok!




Of ki of! O kadar çok şey var ki
Erdal o kadar çok şey var ki anlatacak. Diğer olanı biteni yanına gelince
anlatırım…




Ama 2007’de başlayan
tetikçiliğini Fetullah Gülen Terör Örgütünün “alnı secdeye değen”
militanlarının yaptığı iktidarın siyasi destek verdiği özellikle ABD’nin
kotardığı kumpas davalarıyla Türk Ordusunun belinin kırıldığını ifade etmeliyim
ki yaşasaydın nelerle karşılaşabileceğini bil!




O davalarla ne kadar vatansever
asker varsa ya içeri atıldı ya da bir şekilde tasfiye edildi Erdal. Tasfiye
edilenlerin yerine o güne kadar sinsice her “kılcal damara sızmış”Fetullah
Gülen örgütünün kimliksiz beyni kirada aşağılık militanları yerleşti. “Amaca
giden her yol mubahtır”anlayışıyla her türlü kötülüğü yapmak üzere kurgulanmış
bu ihanet hareketi Türk Ordusunun ruhunu çürüttü Erdal kardeşim. Ne silah
arkadaşlığı ne başka bir değer. İyi ki bu günleri görmedin. İhanet bu kadar mı
örgütlü bu kadar mı aşağılıkça olur derdin.




Önü açılan Fetullah Gülen
militanları yukarıda bahsettiğim kumpas davalarıyla vatanseverlerin tasfiyesi
sonucu Türk Ordusunu büyük oranda kontrol altına aldılar. Sıra devleti tamamen
ele geçirmeye gelmişti. Bu amaçla 15 Temmuz kalkışmasını gerçekleştirdiler.
Kalkışma akamete uğrayınca düne kadar onlarla hareket eden iktidar bu ihanet
güruhuna savaş açtı. Ama bu savaşta öyle kötü bir sınav verdi ki; sapla samanı
öylesine karıştırdı ki; FETÖ borsalarıyla iş öylesine sulandı ki! Neyse…




Bu süreçte ordumuz iyice
hırpalandı. 15 Temmuz öncesi Fetullahçı Örgütün hedefinde olan pek çok yüksek
rütbeli asker 15 Temmuz sonrası yani son üç yıl içinde emekliye sevk oldu! Ne
yapıldığını anlamak zordu. Pek çok şaibeli isim ise konumunu korudu. Korumakla
kalmadı konumunu güçlendirdi…




Şu anda toplum hele de Türk
Ordusu öyle bir travma yaşıyor ki!




***




İSMİNİ TAŞIYAN PARKI DA
KATARLILARA SATMAYA KARAR VERDİLER




Bu arada bizim memleketi
Bartelemeos’un yanı sıra Araplar da çok sevdi. Sürmene’de Çamburnu denilen
yerde dağdan denize uzanan endemik bitkilerle kaplı dünyada sadece bir tane
benzerinin olduğu ifade edilen orman yandı. Hem de yağmurun en bol olduğu kış ayında.
Daha doğrusu yandı dediler. Tabii başka yerlerde yaşayanlar için inandırıcı
olsa da bir Karadenizli için bunun inandırıcı olması mümkün değildi. Çünkü
bizim oralarda bırakın yağmurlu ayları yazın bile ormanı yakamazdınız. Orman
yangını duyulmuş şey değildi. Yanan yere yenisini dikeceğiz filan dediler ama
bir gelişme olmadı. Şimdi oraya Katarlıların üçüncü şahıslar üzerinden musallat
olduğu söyleniyor bilmiyorum…




Gelelim beni sana mektup yazmaya
zorlayan diğer önemli ve seni yakından ilgilendiren olaya. Yukarıda yazdıklarım
bir yana iş döne döne sana kadar geldi be Erdal. Nasıl yani mi dedin?
Anlatayım…




Sen şehit olduğunda Beşikdüzü’nde
yer yerinden oynamıştı. Doğu Karadeniz’de Köy Enstitüsünün kurulduğu tek ve
aydınlanma fişeğinin atıldığı ilk yer olan Beşikdüzü’nde her görüşten insan
cenazene sel olup akmıştı. En çok atılan slogan “Şehidim hakkını helal et bize”
idi. Konuşmalar yapıldı. Konuşmalardaki en önemli vurgu kanının yerde
kalmayacağıydı.




Dönemin belediyesi deniz
kenarında adına bir park yaptı. Ağaçlandırdı. İnsanlar o parka gelip çaylarını
yudumluyor denizde martıları seyrediyor sana da dua edip ayrılıyorlardı. Ee
dedik ya o günlerden bugünlere çok şey değişti. Sata sata bir şey bırakmayanlar
şehadetinden 20 yılı aşkın bir süre sonra senin ismini taşıyan parkı da satmaya
karar verdiler. Kime mi? “Yerli ve milli” Katarlılara…




30 katlı bir oteli ve devamında
rezidansı ile adeta Beşikdüzülülerin denizle irtibatını kesecek devasa yapıyı
senin kanının üzerine inşa etmeye kalktılar. Bunu sihirli bir cümleyle
legalleştirmek istiyorlardı: İstihdam yaratmak.




Evet Erdal senin kanın şehit adın
bile satılık oldu bu ülkede… Ve Beşikdüzü’nde bir avuç vatansever insan karşı
çıktı bu usulsüz haksız ve vicdansız satışa. Mahkemeye verdiler. Mahkeme satışı
durdurdu. Ama hiçbir değer tanımayan müptezeller bir gece ansızın parkın
içindeki ağaçları yerle bir ettiler. Seni ikinci kez vurmuşlardı.




Ama senin ismini yaşatmak için
vatansever küçük bir grup mücadeleye devam ediyor! Onların haricinde de bu
satışa karşı yeterince tepki gösteren yok gibi… Umarım senin kanını adını
satmaya kalkanlar kaybeder!




Yakın arkadaşların senin mevziden
mevziye kayadan kayaya sıçrarken ki çevikliğin nedeniyle sana “martı” diyorlarmış
ya o otel oraya yapılırsa Beşikdüzülüler martıları dahi göremeyecekler Erdal.
Ama ne gam çoğu kılını kımıldatmıyor!




Son söz olarak birilerinin senin
ismini taşıyan parkı satmaya cesaret edebilmeleri bile bizim toplumca ne kadar
çürüdüğümüzü gösterir sevgili Erdal. Hani o cenazende“ Şehidim hakkını helal et
bize” diye bağırılıyordu ya! Yok sakın hakkını helal etme bize! Biz her şeyi
hak eden “böcek” gibi yaşayan bir canlı türü olduk! Allah belamızı versin!




LİNK : http://ilkkursun.site/balyoz-magduru-komutan-onsel-den-sehit-arkadasina-tarihi-yazi?fbclid=