ÖZHAN KIZILTAN : Yabancı istihbaratların yeni maşası
kim olacak ?
15 Temmuz ‘da ülkeyi uçurumun kenarına sürükleyen
malum örgütün macerası, yıllar önce İzmir Kestane Pazarı Havra sokak
yakınlarındaki bir camide başlamıştı. Bugün karşımıza silahlı bir örgütün
yöneticisi olarak çıkan Fetö liderinin, o zamanki adıyla, Fetullah Hoca’nın
kafasında tehlikeli projeler, rahlesinde Şanı Yüce Kur’an ve karşısında temiz
duygularla Müslümanlığı öğrenmeye gelen talebeleri vardı. Herhalde o günlerde
biri çıkıp bu adam tehlikelidir, çocukları ondan uzak tutun deseydi çoğu kimse
onu ya İslam düşmanı ilan ya da vatan haini ilan edecekti. Ne güzel bir
kisvenin altına girmiş değil mi? Kimsenin karşı çıkamayacağı, tereddüt
edemeyeceği, hatta kendisini hor görenlerin toplumdan izole edileceği imam
görünümlü ajan.
Bir İstihbarat örgütü için hırslı ve yetenekli bir
cami hocasından daha iyi ajan olabilir mi? Yapılan işler ortadayken, kim
kendisine öğrencilerle diyaloğa girme diyebilir? Öğrencilere İslam dinini
anlatıyor, sigara, içki ve uyuşturucuya bulaşmamalarını öğütlüyor. Kendi
tabiriyle altın nesiller yetiştiriyor. Bu sayede bir Truva atı haline getirilen malum şahsın devletin başına ne
çoraplar ördüğü ortada. Şimdilik İslam adı altında siyasi faaliyet ve ajanlık
yapanlar deşifre edilmiş gibi görünüyor, ya diğer dokunulmaz kavramlar?
Yabancı İstihbaratların bizimle olan işi bitti mi?
Elbette bitmedi. Ellerinde Atatürkçülük ve Milliyetçilik
gibi korkunç silahları var. Kim Atatürkçülüğe, Türk Milliyetçiliğine karşı
çıkabilir?
Yabancı servislerin işi gücü toplum içindeki
dokunulmaz kavramları tespit ederek derhal o kumaştan bir elbise dikip içine
ajan yerleştirmektir. Her türlü haberleşmenin dijitalleştiği, elektronik
postaların ana merkezlerine girildiği, insanların kafasından geçen her fikrin
sosyal medyaya düştüğü bir dönemde, istihbarat servislerinin haber alma
problemi kalmadı. Yirmi birinci yüzyılın dünyasında bir istihbarat servisinin
gücü, devlet kurumlarına ve ekonomiyi elinde tutan şirketlerin yönetim
organlarına erişebilmek, medya üzerinden çeşitli popüler kişiler, hatta
sanatçılar üzerinden toplumu yönetmekle ölçülüyor. Sanatçı deyip geçmeyin
toplumun önemli bir kesimi açısından sanatın da dokunulmazlığı vardır. Kâfi
miktarda yeteneğe sahip fakat defalarca kullanılmaya elverişli kişilerin tespit
edilip medyada parlatılarak sanatçı sınıfına sokulması, bolca paralar
kazandırılarak baron haline getirilmesi sonra da o baronlar üzerinden nice
yetenekli vatansever gerçek sanatçıların da amatör kümede süründürülmesi
esastır.
Aynı sistemle basını, televizyon dünyasını, Atatürkçülerin
rağbet ettiği organizasyonları yönetiyorlar. Geçtiğimiz günlerde kamuoyunda çok
konuşulan bir ödül töreninde, kendisine hak etmediğinden fazlası verilerek
baron haline getirilmiş, servet sahibi malum kişinin yaptığı konuşma
tartışılmıştı. Aslında gazeteciliğe hevesli olmadığını, birilerinin gösterdiği
tolerans sayesinde sektör içinde yer edinebildiğini itiraf ederken, onu meşhur
eden kişinin rezil olmuş yüz ifadesi de dikkatlerden kaçmadı. Toplum içinde
konuşma yeteneğine bile sahip olamadan tepe noktaya getirilmiş birinin
kendisinden daha yeteneklilere yol açmasını beklemek için saf olmak gerekir. Bu
sayede binlerce yetenekli vatan evladının çeşitli sektörlerde ilerlemesi
engelleniyor. Eğer bir topluma kastediyorsanız öncelikle o toplumun insan
kaynaklarını hedef almalısınız. Yetenekli insanların görmezden gelindiği,
dalkavuk ve kullanılmaya elverişli insanların üst kademelerde rol aldığı bir
sistemin yozlaşması kaçınılmazdır.
Yabancı İstihbarat servislerinin toplum mühendisliği
stratejisi, bulunduğu yeri hak etmemiş insanların minnet duygusunu kazanmak
üzerine kuruluyor. Bunun en güzel örneğini FETÖ ‘de gördük. Hak etmediği makamlara getirilen liyakatsız
insanlar aslında bir hiç olduklarını gayet iyi biliyor. Onun için kendilerine
bu imkânı sağlayan efendilerine hürmette kusur etmiyor, onu kutsanmış bir baba
haline getiriyorlar. Aslını isterseniz efendileri de tıpkı onlar gibi hak
etmediği yere getirilmiştir.
Filler çimenleri ezerken, olan dürüst insanlara
oluyor. Kim bilir o sınavları kimler kazanacaktı, kim bilir o mevkileri kimler
hak etmişti…
Zaman akıp gidiyor, birlerinin kalleşliği ortaya
çıkıyor, devlet de akıllanıyor, ya o güzel insanlar? Boşa harcanan ömürleri
geri getirebilecek misiniz? İslam kisvesi altında yapılan şeytanlıklar ortaya çıkarken,
birilerinin çoktan hazırladığı yeni şeytanlıkları zamanında tespit edebilecek
misiniz? Kaç vatan evladı daha bu toprak üzerinde yerini bulamadan savrulup
gidecek?
Özhan Kızıltan