
Armağan Kuloğlu : KIBRIS MÜZAKERELERİNDEN SONUÇ ÇIKMAZ
E-POSTA : oakuloglu@gmail.com
Yeniçağ Gazetesi, 11 Eylül 2026
***
BM Genel Sekreteri’nin, kendilerine göre sorun olarak gördükleri Kıbrıs konusunda, BMGK’nın kabul ettiği model çerçevesinde çözüm olabilmesi için 5+1 toplantılarına başlanması amacıyla Özel Temsilcisiyle birlikte Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyarette KKTC Cumhurbaşkanı ve GKRY lideriyle görüşmeler yapmıştır.
Bu görüşmelerde KKTC Cumhurbaşkanı’nın 5+1 toplantılarından sonuç alabilmek için Kıbrıs’taki iki liderin sıklıkla görüşmesini önermiş, Genel Sekreter de KKTC Cumhurbaşkanı’nın, federasyon benzeri ifadelerinden de ümitlenmiş olacak ki, teklifi olumlu karşılayarak bunun, her iki lidere de ciddi bir hazırlık devresi imkânı vereceğini belirtmiştir.
Görüşmeler başladı
İki lider de bu kapsamda haftada bir toplantı yapmaya karar vermiş ve ilk toplantılarını 26 Ağustos’da gerçekleştirmişlerdir. Görüşmelerin olumlu geçtiği söylenmiş başka resmi bir açıklama yapılmamıştır.
Ancak sızan bilgilere göre KKTC Cumhurbaşkanı’nın dört maddelik metodolojisinin ele alındığı, görüşmede siyasi eşitlik ve geçiş noktalarında anlaşmaya varılamadığı, Cumhurbaşkanı’nın da siyasi eşitlik konusunda açıklık sağlanmadan, yakınlaşmalar dahil metodolojinin diğer unsurlarında ilerlenemeyeceğini belirttiği öğrenilmiştir.
Daha başlangıç konu ve usullerinde anlaşma sağlanamaması, tarafların benimsedikleri modellerde ilerleme kaydetmelerinin beklenmemesi gerektiğini göstermektedir. Bu durumda toplantının olumlu geçtiği açıklamasının formalite olduğu söylenebilir.
Müteakip toplantının 02 Eylül’de yapılması kararlaştırılmışken, KKTC’deki gemi kazası nedeniyle 09 Eylül’e ertelenmiştir. Aksi bir durum olmazsa bu tarihte yapılmış olacaktır.
Taraflar masaya hangi düşüncelerle oturdular?
BM Genel Sekreterinin; “siyasi eşitlikle iki toplumlu, iki bölgeli federasyon modelinde Birleşik Kıbrıs Devleti” modeline tam olmasa da yaklaşılmasını arzu etmektedir.
Rum kesimi ise; federasyon müzakerelerinin kaldığı yerden başlatılmasını istemekte “federasyon temelinde tek egemen devlet” de ısrar etmektedir.
Türk tarafının da üzerinde ısrarla durduğu “bağımsız, egemen iki ayrı devlet” ve “Türkiye’nin mutlak garantörlüğü” anlayışında bir değişiklik yoktur. Ancak masada bu anlayışı baştan ortaya koyarak, müzakereleri kitleme niyetinde de olmadığı görülmektedir. Konuya önce egemen eşitlikten girerek, KKTC’ye uygulanan tecrit ve ambargoların, uçuş kısıtlamalarının kaldırılmasını, iki devletin güven artıcı önlemlerde, afet ve sıkıntılarda karşılıklı yardımlaşmasını ve ortak hareket etmesini, işbirliği içinde olmasını, Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz araştırma, çıkarma ve işletmesinde müşterek hareket ederek her iki tarafında çıkarına olacak mutabakatlar oluşturulmasını ön planda tutmayı düşündüğü söylenebilir.
BM Genel Sekreterinin son tahlildeki beklentisinin, tarafların karşılıklı tavizler vererek “federasyondan konfederasyona” doğru bir ilerleme kaydetmesi, daha da ileri gidilerek siyasi eşitlik, iki kurucu devlet, tek uluslararası kişilik, üzerinde uzlaşılmış sınırlı yetkileri olan ortak bir yapı altında birlikteliğe benzer, “Gevşek Federasyon” da denebilecek bir sonuca ulaşmak olduğu değerlendirilmiştir.
Rum tarafı neyin peşinde
Rum tarafının, Türk tarafına uygulanan izolasyonları daha da derinleştirerek Türklerin dışlanmasına ve dış dünyayla iletişiminin kesilmesine yönelik girişimlerini gittikçe arttırdığı görülmektedir. Bunlardan birkaçı aşağıdadır.
-Girne’de 18 Eylül’de düzenlenmesi planlanan NEXUS müzik festivali, aşırı sağcıların propagandaları ve GKRY’nin Sırbistan üzerindeki siyasi baskıları sonucunda iptal edilmiştir.
-GKRY, KKTC’de 10 Ekim 2026’da düzenlenmesi planlanmış olan Zamna Festivali’nin de engellenmesi için girişimlerde bulunmuştur.
-GKRY’de siyaset yapan Türk düşmanı Kiprianou, Girne’nin Rumlara ait olduğunu ileri sürerek, “Girne’nin Türk bir belediye başkanı yoktur” diye paylaşımda bulunmuş ve “Girne Yunan’dır” diyecek kadar da ileri gitmiştir.
-İspanyol futbol kulübü Barcelona’nın KKTC’de 7-11 ve 16-20 Eylül tarihlerinde düzenlemeyi planladığı gençlik kampı da GKRY’nin baskılarıyla iptal ettirilmiştir.
-GKRY Dışişleri Bakanlığı’nın, KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı’nın yabancı diplomatlara vereceği brifinge katılmamaları için diplomatik misyonları aradığı ortaya çıkmış, brifing Rum tarafının bu girişimlerine rağmen gerçekleştirilmiştir.
Bu engellemeler, KKTC’ne uygulanan ekonomik, diplomatik, sportif ve kültürel izolasyonun yeni örnekleri olup, buna benzer gelişmelerin, İsrail’in GKRY’de etkisini artırdığı ve müttefiklik ilişkilerine girdiği bir dönemde yaşanması dikkat çekmektedir.
Rum tarafının niyeti, bir taraftan müzakere sürecinden yararlanarak, daha önce yanaşmadığı federasyon modelinin getireceği avantajlar peşinde koşmak mı veya müzakere sürecini akamete uğratma düşüncesiyle takındığı olumsuz tutumlarla Türk tarafını baskı altında tutarak müzakerelerde tavizler koparmak mı, yoksa Türk tarafını bezdirerek müzakerelerden çekilmesini sağlamak mı olduğu anlaşılamamıştır. Son olasılık bizim de işimize gelir.
Hatayı kendimizde de arayalım
-Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın KKTC’yi TDK’da “Gözlemci Üye” olmasına rağmen onu tanımayıp, AB’nin kendileriyle ticaret ve işbirliğini arttırması talebinin cazibesiyle GKRY’yi Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıması, diplomatik ilişkilerini geliştirmesi ve büyük elçiler ataması tazeliğini korumaktadır.
-Siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerimizin üst noktaya geldiği, işbirliği ve ortaklık içinde birçok imkân tanıdığımız, hatta koruduğumuz Somali’nin, KKTC’yi tanımadığını, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu açıklaması yadırganmıştır.
-11-17 Ağustos’da İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Coğrafya Olimpiyatı’nın madalya töreninde GKRY öğrencileri “Kıbrıs Cumhuriyeti” anonsuyla sahneye çağrılırken, Türkiye’nin ev sahipliğindeki bu organizasyonda KKTC’nin yer almaması elim bir hatadır.
-Önemli bir husus da Türkiye’nin, iki devletli çözüm modelindeki kararlılığını yinelerken, “egemen eşitlik” tescil edilmeden toprak ya da mülkiyet gibi hayati konularda masaya oturulmayacağını beyan etmesidir.
Buradaki hatalardan biri “iki devletli çözüm modeli” ifadesidir. Bu çözüm değil, gerçek ve savunduğumuz değerdir. Ortada çözülecek bir sorun yoktur. Tanıdığımız KKTC vardır.
İkinci hata da masaya toprak konusunu görüşmek için oturmaktır. KKTC, sınırları kanla çizilmiş bir vatandır. Rum tarafı ve destekçilerinin beklediği toprak tavizine imkân verecek açıklamalardan kaçınılmalıdır.
Bütün bu hususlar hatayı kendimizde de aramamız ve nerede yanlış yaptığımızı tespit edip düzelmemiz gerektiğini göstermektedir.
Türk tarafı, resmi politikasının arkasında kararlılıkla durmalıdır.
***
-Türkler için sorun, 1974’de çözülmüş ve 1983’de bitmiştir. Adada barış, istikrar ve huzur vardır. Türkler, müzakereden kaçınan görüntüsü vermemek için masaya oturmuştur. Yapılmakta ve yapılacak olan görüşme/toplantılar da bu kapsamda dikkate alınmalıdır.
-Türk tarafı, bağımsız, egemen, eşit, iki devletli politikasını kararlı bir şekilde devam ettirmeli, karalılığın, oynanan oyunları er-geç bozacağına olan inancımız da ısrarla sürdürülmelidir.