Süleyman Turan : DİNİN KULLANILMASI MI, DİNİN KENDİ ARIZALARI
MI ?
Esasen çağlar boyunca
dini kullanmamış hükümdar olmamıştır:Örneğin Konstantin bakmış ki Konstanopolis
artık çepeçevre Hristiyanlar içinde kalmış yeni dini ihya etmek kontrol altına
almak başına geçmeki için kendisi de Hristiyan olmayı seçmiş.
Ama ortada tutarlı
bir Hristiyanlık öğretisi olmayınca ilahiyatçıları tarihi İznik Konseyinde
toparlamış.
İlayatçıları işe
yarar az çok tutarlı bir öğreti üretmeye zorlamıştır.
Tarihi
Konstantinapol’de Aya Sofya kilisesi ve devlet binaları yan yanadır.
Hatta ikinci katta
bulunan bir geçitle sürekli irtibatlıdır.
Konstantin kilisenin
banisi ve sahibi olmuştur.
Aynı dönüşüm
Konstanopol Müslümanlarla kuşatılınca yapılmak istenmiştir:Ataman Bey namlı
aslında soyu çok da belirli olmayan küçük bir Türkmen beyliği tampon bölge
olarak İznik bölgesine yerleşmesine müsaade edilmiş.
Orhan Bey peş peşe
Bizans İmparatorunun dahli bilgisi dahilinde önce Yarhisar Tekfurunun Sonra
İznik Tekfurunun sonra Bizans İmparatorunun kızlarıyla evlendirilmiştir.
Her gelin yanında
drahoma olarak geniş topraklar kaleler getirmiştir.
Bitmemiştir yine
Bizans İmparatorunun onayı ile Mora Despotu Bulgar Kralı Sırp kıralının iki
kızı birden yine Orhan Beye eş edilmiştir.
Dahası Bizans
Hanedanının o dönemde veliahdı da yoktu.
Aslında
Osmanoğullarından bir veliaht kazanmak istiyorlar ve aynı zamanda da hanedanın
yumuşak bir geçişle Müslümanlaşmasına gayret ediyorlardı.
Osmanlıyı önce Karasi
Beyliğini yıkamaya ve bu alandaki ekonomik imkanlara sahip çıkmaya azmettiren
de Bizans İmparatorluğu olmuştu.
Özellikle imparator
Yuannis Kantakuzen’in kızı Teodora çeyiz olara yanında Edirne’yi getirmiştir.
Edirne
fethedilmemiştir.
Tarihi Edirne sarayı
da Teodora’nın çeyizindendir.
Teodora Orhan Bey ve
o dönem etrafında bulunan Osmanlı hanedanı mensuplarına imparatorluk protokolü
yaşamı giyim ve kuşamı yemesi içmesi devlet nizamını öğretmiştir.
Kısaca devlet nasıl
olunur onu öğretmiştir.
Orhan Bey zamanında
Osmanlı her gelen Hristiyan gelin ile geniş topraklarda ticaret vergi iş
imtiyazı kazanmıştır.
Orhan Bey ve sonraki
sultan ve beylerin her zaman Konstantinapol’de mülkleri ticaretleri
ortaklıkları işleri olmuştur.
Bu nedenle
Osmanoğulları gözlerini Bizans’ın içinde açmışlar sonradan Osmanlıya ait ne
varsa oradan öğrenmiştir.
İşte bu nedenle
Klasik Türk Müziği aslında Bizans Müziğidir Osmanlı mimarisinin kubbe revak
kemer gibi unsurları tamamıyla Bizans mimarisinden apartılmıştır.
Doğrusu Ayasofya ile
Sultan Ahmet Camilerinin adeta birbirinin kopyaları olmalarının raslantı
olmaması sizleri düşündürmeli.
İslam coğrafyasında
kubbe Osmanlı ile ortaya çıkmıştır.
Selçuklu son Türk
devletidir.
Medrese sistemi
Bizans’dan mirastır.
Yeniçeri Ocağı
Bizansın otantik asker derleme yöntemi ve sistemidir.
Günümüz Üsküdüdarında
o yıllarda Scutarion garnizonu vardı.
Kii o da Yeniçeri
sisteminin ve ocağının atasıdır.
Bizans da ne türden
hastalıklar var ise onlar da Osmanlı’ya miras kalmıştır.
Ancak sonradan
Osmanlı Beyleri Sultanlık iddia edince film kopmuş Bizans hanedanı kontrolünü
yitirmiş.
Bu nedenle de
Bizansın Müslümanlaşması kanlı olmuştur.
Yıldırım Beyazıt
Timur eline esir düştüğünde asaletsizliği nedeniyle çok aşağılanmıştır.
Timur çok kez değişik
şekillerde kendi soyunu anlatmış ve övmüştür.
Buna karşılık
Osmanoğullarının kimden geldiğinin meçhul olmasından bahisle meşruiyetini
sorgulamış ve aşağılamıştır.
İşte bu nedenle
Fetret Devri sonrasında Osmanlı’ya asalet vermek için Süleyman Şah ve
bağlantılı hikaye uydurulmuştur.
Aslında bizim Osmanlı
dediğimiz şeye kafirlerin Ottomans demesinin sebebi de hanedanın kurucusu
Ataman beyin İslami bir dokunuşla çok sonradan Osman Beye dönüştürmesinden
kaynaklanır.
Aslıdan o bir
zamanlar çok severek seyrettiğimiz Cüneyt Arkın’ın oynadığı Tarkan filmlerinde
sürekli tekfur kızını yatağa atmanın aslı vardır.
Ve Osmanlı aslında
Trakya Teselya Balkanlarda büyük hüsnü kabul görmüştür.
Bulgar Türkleri
Macarlar ve diğer Hristiyan Türkler hoşnutluk ve sevinçle karşılamıştır.
Ancak ne zamanki
Osmanlı’nın Hristiyan ve Yahudi Türklere kafir muamelesi yaptığı ortaya çıkmış
Hristiyan ve Yahudi Türkler hızla taraf değiştirmiş kafirlerle saf tutar olmuş
ve takip eden zamanda da eğer Osmanlı Türk ise biz Türk değiliz demek suretiyle
Slavlaşmıştır.
Evet Avrupa
Türklerinin Slavlaşmasına Osmanlı hizmet etmiştir.
Benzeri bir dönüşüm
Anadolu’da yaşanmış Anadolu Türkleri geçen zaman içerisinde ya Kürtleşmiş ya
Araplaşmıştır.
Hatta Anadolu’da ve
çevresinde yaşayan Ermeni Türkler de ötekileştiklerini çok çabuk kavramışlar ve
onlar da Osmanlı’ya sonradan isyankar olmuştur.
İslam hangi ülkeye
hanedan girmiş ve etki altına almış ise o ülkede Müslüman olanlar ve olmayanlar
arasında ikili hukuk sistemi ortaya çıkmıştır.
Şimdi de o baş belası
ikili hukuk sisteminden bahsedelim.
Şimid Tevbe Suresi ve
onunla bağlantılı olaylar sonrasında dünya tarihine nasıl yön verdiğine bakalalım.
“BARIŞ ANLAŞMALARINI
MÜSLÜMANLAR DEĞİL KAFİRLER BOZMUŞTUR. ” DİYEN BİR TATLI SU MÜSLÜMANINA UZUN
UZUN BUNLARI ANLATTIM.
Siyer bilmiyorsunuz
mealciliği de.
Ben de bilmiyorum.
Ancak bilenler bu işi
hakkıyla yapmışlar ve Türkçe yayınlamışlar.
Arzu ederseniz
okuyun.
Ben kısaca anlatayım.
Müslümanlar Mekkede
sıkıntıya düşmüştür.
Özellikle peygamberin
amcası şu ayetlerle lanetlenen amca çok sıkıntı vermiştir:
Ve hicret olmuştur.
Medine’de de
Müslümanlar azınlıktadır ancak Medine’de Mekke’deki kadar büyük bir nefret
hissi oluşmamıştır ve rahat ederler.
Ve dışarıdan
gelmelerine rağmen Medine’deki kabilelere bir anlaşma dayatırlar.
Buna Medine Vesikası
denir.
Müslümanlar bu
anlaşmayı tarihin ilk çok dinli çoğulcu anayasası diye överler.
Tıpkı diğer asli
İslam kaynakları gibi bunun da orjinali yoktur.
Ve elde olan metinler
en azından beşinci dereceden rivayettir.
Ancak rivayeti
yapılan metinlere göre Medine’de bulunan bütün kabileler tek tek adları
sayılarak sıralanır ortak maddeler belirlenir ve altı imza altına alınır.
Şunu belirtelim İslam
ortaya çıkana kadar hatta elli yüz yıl sonrasına kadar Arapça yazı kültürü
yoktur.
Onun yerine benzer
bir dil olan Aramice hem yazı hem diplomasi dili olarak kullanılır.
Bu metinde hırsızlık
olursa öldürme olursa havyan kaçarsa ve benzeri hukuk uyuşmazlıklarının ne
şekilde çözümleneceği sözleşme altına bağlanır.
Bu anlaşma aynı
zamanda zaman sınırı olmayan bir barış metnidir.
İşte Müslümanların
aciz ve çaresizken Medine’de sığındıkları hem Yahudi hem Sabii hem de diğer
putlarla temsil edilen çok tanrılı dinlere inanalarla imzaladığı bu anlaşma
Müslümanlar güçlenince ve Mekkeye geri döndüklerinde artık bir yük haline
gelmeye başlamıştır.
İşin ilginci Mekke’de
zamanla Müslümanlar güçlenirken Medine’deki diğer dinlerden olanlar bu
anlaşmaya güvenerek Mekkedeki çatışmalar taraf olmamıştır:
Bu anlaşma olmasaydı
belki de Müslümanlık Mekke’de hakimiyet sağlama döneminde boğlumuş olacaktı.
Ve Müslümanlar artık
Medine sözleşmesine muhtaç oldukları dönemi aştılar.
Artık devletin
büyütülmesi yayılması genişletilmesi niyeti belirdi.
İşte tam da bu sırada
Tevbe Suresi vaaz edildi.
Sure Müslümanların
Arap yarımadasında siyasî ve askerî bir güç olarak varlıklarını göstermeye
başladığı bir dönemde nâzil olmuştur.
Ancak bundan önce
Medine’de güçlenen Müslümanlar bir fırsatını bularak Medine Müslümanlarıyla bir
barış anlaşması imzaladılar.
Bu anlaşma Hubeydiye
anlaşmasıydı.
Ve aslında bir
sonraki savaşa kadar Mekke yönünü rahatlatmaktan başka da bir amacı yoktu.
Bu anlaşmadan sonra
Mekke ve Medine dışında kalan diğer kabilelere yönelik gazveler başladı.
Gazvelerin hepsi de
gece baskınıdır.
Hepsi de yağma
esaslıdır.
Hepsinde de bütün
kabile erkekleri katledilmiş kadınları ve çocukları esir edilmiştir.
Hubeydiye Anlaşması
Hudeybiye Antlaşması
ya da Hudeybiye Barışı 628 Mart’ında Medineli Müslümanlarla Mekkeli Müşrikler
arasında yapılan barış antlaşması.
Müslümanlar Mekke’den
ayrılalı tam altı yıl geçmişti. İslam hızla yayılırken Mekke’liler korku ve
çaresizlik içindeydiler. Hendek savaşındaki başarısızlıkları da bu korku ve
çaresizliği derinleştirmişti. Tam da bu sırada Peygamberimiz Hz. Muhammed ve
arkadaşları umre için Mekke’ye doğru yola çıktılar. Mekke’liler müslümanların
savaş için geldiklerini zannedip korkuya kapıldılar anlaşma teklif ettiler. Ve
böylece 628 yılında hudeybiye barış antlaşması imzalanmıştır. Hudeybiye ismini
imzayı attıkları yakın köyün isminden almıştır. Bu antlaşma ile Mekkeliler
Müslümanları hukuken tanımışlardır.
Hudeybiye Antlaşması
ya da Hudeybiye Barışı 628 martında Medineli Müslümanlarla Mekkeli Müşrikler
arasında yapılan barış antlaşmasıdır.
Hudeybiye Barış
Antlaşması Önemi (Kısaca) :
1. Mekkeliler
Müslümanların siyasî varlığını resmen kabul ettiler.
2. Barış ortamının
oluşması İslamiyet’e geçişi hızlandırdı.
3. Mekke’nin fethi
kolaylaştı.
Hudeybiye Barış
Antlaşması (628)
Medine’de bulunan
Müslümanlar Mekke’ye gidip hem akrabalarını ziyaret etmek hem de hac yapmak
istediler. Mekkeliler Hz. Muhammed’in şehri alacağından korktular ve bu
topluluğu Mekke’ye sokmak istemediler. Bu gerginliğin sonucunda Hudeybiye
Barışı imzalandı.
Buna göre;
1. Hac ziyareti
ertesi yıl yapılacak.
2. Müslümanlığı kabul
eden Mekkeliler Mekke’ye kabui edilmeyecek Müslümanlıktan vazgeçerlerse
Mekke’ye kabul edilecekler.
3. On yHudeybiye
Barışının Önemi
– Mekkeliler
Müslümanları ilk kez hukuken tanıdılar.
– Bu antlaşma
başlangıçta Müslümanların aleyhine gibi görülmesine rağmen lehine
sonuçlanmıştır.
– Kureyşiiler
arasında islâmiyet hızla yayıldı.
– Hz. Muhammed haccı
ertesi yıl yapmaya karar verdi. Mekke’de müsiümaniar çoğalmaya başladı.
– 52S yılında bir
Yahudi kenti olan Hayber fethedildi. Böylece Şam Kervan Yolu güvence altına
alındı.
– 630 yılında Mekke
Müslümanların eline geçti.
– Müslümanlar 631
yılında Kuzey Arabistan’da Gsssanileri yendi. (Tebük Seferi) Gassaniier
Müslümanlığı kabul ettiler. Bu sefer Hz. Muhammed’in Arap Yarımadası dışında
yaptığı tek seferdir.
– Hz. Muhammed 632
yılında “Veda Haca” düzenledi. Müslümanlara veda etti ve aynı ysi
vefat etti.ıl süreyle iki taraî arasında savaş yapılmayacak.
İşte bu ahval ve
şartta Tevbe suresi gelmiştir.
İlk maddesi
ültimatomdur.
Mealler konusunda en
büyük kaynak burasıdır.
http://www.kuranmeali.org/kuran/tevbe-suresi/
Her bir surenin bütün
olarak meali olduğu gibi her bir ayetin de 41(KIRKBİR) ayrı meali kıyaslamalı
olarak vardır.
Ben doğrusu
kıyaslamalı meallere baktım.
Öyle sanıldığı gibi
dağlara taşlara bir fark yoktur.
Üç aşağı beş yukarı
mealler aynı şeyi söyler.
TEVBE Suresi Kuran
Meali
9/TEVBE-1 :
Müşriklerden ahd aldığınız kimselere Allah’tan ve O’nun Resûl’ünden bir
beraattir (bir ihtardır).
>>>Dikkat!.
. Kime ihtar müşriklerden sözleşme yaptıklarınıza bir ihtardır. Bunu
ültimatomdur diye belirtenler de var.
9/TEVBE-2 : Artık
yeryüzünde dört ay dolaşın. Ve muhakkak ki siz Allah’ı aciz bırakamayacağınızı
ve Allah’ın kâfirleri alçaltıcı olduğunu biliniz.
>>>Bu sure
vaaz edildikten ve müşriklere duyurulduktan sonra dört ay mühlet var. Yani
kafirler düşünecekler ve boyun eğmeye ya da direnmeye karar verecekler.
>>>Elbette
bu sure için verilen dört ay geçeli 1500 küsur yıl oldu. Ve hala daha boyun
eğmemiş kafirler var ve bu kafirlerle de surede belirtilen şeklide savaşmak
farzdır.
9/TEVBE-3 : Ve büyük
hac (Hacc’ul ekber) günü Allah’tan ve O’nun resûlünden insanlara bir bildiridir
(ilândır). Muhakkak ki; Allah ve O’nun Resûl’ü müşriklerden berîdir (uzaktır).
Bundan sonra eğer tövbe ederseniz artık o (tövbe etmeniz) sizin için daha
hayırlıdır ve eğer yüz çevirirseniz siz Allah’ı aciz bırakamayacağınızı
biliniz. Ve kâfir kimseleri elîm bir azap ile uyar (ikaz et).
>>>Uyarının
kendisi de budur. Allahı tek ilan İslamı tek din olarak ululadıktan sonra
müşriklere ya buna boyun eğeceksiniz ya da Allahın ve onun eliyle Müslümanların
gazabına uğrayacaksınız diyor.
9/TEVBE-4 :
Müşriklerden ahd aldığınız kimselerden sonradan sizden bir şey eksiltmeyenler
ve size karşı birisiyle (hiç kimseyle) yardımlaşmayanlar müstesna. O taktirde
onlara onların müddetine kadar ahdlerini tamamlayın. Muhakkak ki Allah takva
sahiplerini sever.
>>>Bu ayet
ise dört aylık mühletin istisnalarını anlatıyor. Yani diyor ki sözünü bozmuş
olanlar sizin savaştıklarınızla ittifak edenler için dört ay beklemenize gerek
yoktur. Onlara direk dalın diyor.
>>>Ve dikkat
diğerleriyle onların müddetine yani dört aylık mühlet boyunca ahitlerinize
sadık kalın diyor.
9/TEVBE-5 : Böylece
haram aylar çıktığı zaman artık müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün ve onları
yakalayın ve onları muhasara edin (kuşatın). Gözetleme yerlerinin hepsine
oturun (onları gözaltında tutun). Bundan sonra eğer tövbe ederlerse ve namaz kılar
ve zekât verirlerse o taktirde onların yolunu serbest bırakın. Muhakkak ki
Allah; Gafur’dur Rahîm’dir.
>>>Ve
sonrasında kafirler ve müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün kuşatın yakalayın
gözetleyin yani onlarla hiçbir hukuk ve ahlak sınırı olmadan savaşın diyor.
>>>Burada
anahtar nokta şudur. Dörtüncü ayet ile yalnızca sözleşme imzaladıklarınıza dört
ay süre verin ondan sonra üzerlerine gidin ama diğerlerine zaten kafadan dalın
diyor.
>>>Ve
savaşın nasıl ne kadar acımasız olacağını da şiirsel bir dille anlatıyor.
9/TEVBE-6 : Ve eğer
müşriklerden birisi senden yardım isterse o taktirde Allah’ın kelâmını
işitinceye kadar onu himaye et. Sonra onu emin olduğu yere ulaştır. İşte bu
onların bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.
>>>Kafir ne
zaman affedilir? Onu da bu ayet söylemiş. Tevbe edip kelime-i şahadet getirene
kadar aman vermeyin diyor.
>>>Yani
herkes bütün dünya Müslüman olmak zorunda.
>>>Bu sure
bunu emrediyor ve bu surenin bir zaman sınırı yok nesh edilmiş değil ve hala
daha geçerli bir suredir.
>>>Esasen
Irak Şam İslam Devleti(IŞİD/DAİŞ) ve diğerleri de bu emre uyuyorlar ve bu emre
uyduklarını da ikrar ediyorlar.
9/TEVBE-7 : Allah’ın
ve O’nun Resûl’ünün yanında müşriklerin nasıl bir ahdi olur? Mescid-i Haram
yanında ahd aldığınız kimseler müstesna. Artık sizin için ikâme ettikleri şeyde
(ahdlerini tutarlarsa) siz de onlar için ikâme edin (ahdinizi yerine getirin).
Muhakkak ki Allah; takva sahiplerini sever.
>>>Bu ayette
de bir önlem alıyor. Bazı Müslümanlar itiraz edebilir biz bunlara söz vermiştik
barış anlaşması imzalamıştık diye ikircik yaşayabilir. Tereddüt olmasın diyor.
>>>Ben
emrettim benim emrimin yanında sizin bunlarla yaptığınız ahtinamelerin hükmü
yoktur diyor.
>>>Mescidi
Haram yani Kabe’de verilmiş ayrı sözler var. Medine sözleşmesi bunlardan değil.
O Hubeydiye Anlaşmasıdır. Ve netekim sonradan bu sözleşme de bozulmuştur. İslam
açısından kafire verilen söz değer taşımaz anlıktır duruma göredir işine
yarayana kadardır.
9/TEVBE-8 : Nasıl
(ahdleri) olabilir
ki? Eğer size karşı kuvvetlenirlerse
(birbirlerine arka çıkarlarsa) sizin hakkınızda bir yakınlık (akrabalık) ve bir
zimmet (ahdlerinizden dolayı sahip olduğunuz hakları) gözetmezler ve onların
kalpleri direndiği halde sizi ağızlarıyla (sözleriyle) razı ederler ve onların
çoğu fasıklardır.
>>>Sözleşmeleri
bozmanı ahde vefa etmemenin de gerekçesi anlatılıyor bu ayette. Deniyor ki ya
bu kafirler sizlerle yaptıkları ahitnamelere güvenerek güçlenirse buna fırsat
vermeyin diyor.
>>>Bir tür
preemptiv atak yani önleyici saldırı yapın doktininin 620 yılı versiyonudur.
9/TEVBE-9 : Allah’ın
âyetlerini az bir bedele sattılar. Böylece O’nun (Allah’ın) yolundan
(insanları) men ettiler (Sıratı Mustakîm’e insanların ulaşmasına mani oldular).
Muhakkak ki; onların yapmış oldukları kötü (fena) bir şey (muhakkak ki; onlar
kötü bir şey yapmış oldular).
>>>Gösterilen
ahde vefesızlığı ve hafifletmek için kafirleri kötüleyen bir ayet.
9/TEVBE-10 :
Mü’minler hakkında bir yakınlık ve bir zimmet gözetmezler (mü’minlerin
alacaklarını ödemezler). İşte onlar onlar hakka tecavüz edenler (haddi
aşanlar)dır.
>>>Yine aynı
kafirlerin zaten kötü olduklarından bahisle katledilmelerine hak veren bir ayet
daha.
9/TEVBE-11 : Bundan
sonra eğer onlar (resûlün önünde Allah’a ulaşmayı dileyerek) tövbe ederlerse ve
namazı ikâme ederlerse (kılarlarsa) ve zekâtı verirlerse artık (onlar) sizin
dînde kardeşlerinizdir. Ve bilen bir kavim (topluluk) için âyetleri ayrı ayrı
açıklıyoruz.
>>>Bütün
dünya Müslüman olacaktır sözünün Arapçasıdır.
9/TEVBE-12 : Ve
ahdlerinden sonra şâyet yeminlerini bozarlarsa ve dîniniz hakkında dil
uzatırlarsa o taktirde küfrün önderleri ile savaşın. Çünkü onların (muhakkak
ki; onların) yeminleri yoktur. Böylece (umulur ki) vazgeçerler.
>>>Müslüman
olduk deyip de sonradan ihanet edenler için bir ayet daha.
9/TEVBE-13 :
Yeminlerini bozan bir kavimle savaşmayacak mısınız? Ve (onlar) resûlü
(yurdundan) çıkarmaya kalkıştılar (karar verdiler) ve sizinle (savaşa) ilk defa
başlayanlar onlardır. Onlardan korkuyor musunuz? (Halbuki) Allah şâyet
mü’minlerseniz O’ndan korkmanız için daha çok hak sahibidir.
>>>Müslüman
olduk dedikten sonra ihanet edenler için ayrı bir ayet daha.
9/TEVBE-14 : Onlarla
savaşın. Allah sizin ellerinizle onları azaplandırır ve onları alçaltır. Ve
onlara karşı size yardım eder (zafere ulaştırır). Ve mü’minler kavminin
göğüslerine şifa verir (iyileştirir ferahlatır).
Ve bu ayetten sonra
Gazveler’e Medine’li müşrikler de dahil olmuştur.
Zaten sonuçları
itibariyle çok değil en çoz yüz yıl içerisinde Arap platosunda Ürdün ve Güney
Irak bölgelerinde tek bir gayri müslim kabile kalmamıştır.
Bu gazvelerden çok
büyük yağma geliri elde edilmiştir:
Çünkü direnen
kabilelerin varlıklarının beşte biri peygamberin kalanları yağmaya katılanların
arasında pay ediliyordu.
“Eğer Allah’a ve
hak ile batılın ayrıldığı gün iki ordunun birbiri ile karşılaştığı (Bedir
savaşı) günü kulumuza indirdiğimize inanmamışsanız bilin ki ganimet olarak
aldığımız herhangi bir şeyin beşte biri Allah`a Rasûlüne O`nun hısımlarına
yetimlere yoksullara ve (karşılıksız kalmış) yolcuya aittir. Allah her şeye
hakkıyla Kadirdir. ” (Enfal 8/41).
Savaş sırasında
düşmandan ele geçirilen ganimet malların beşte dördü Allah yolunda cihâd eden
savaşçılara taksim edilir. Geri kalan beşte bir ise âyet-i kerimede belirlenen
sınıflara dağıtılmak üzere ayırd edilir.
Peygamberin hissesine
humus denirdi.
Ve denilen göre şöyle
pay edilirdi.
Birinci hisse Hz.
Peygamber (asm)`e aittir. Kendisi bunu istediği şekilde sarf edebilir. O bunun
bir bölümünü ailesinin geçimi geri kalanını ise toplumun yararı için harcardı.
İkinci hisse Hz.
Peygamber (asm)`in hısımlarından Haşimoğulları ve Muttaliboğullarına aittir.
Hz. Peygamber (asm)’e bunlarla aynı derecede hısım olan Abduşsemsoğulları ile
Nevfeoğulları ise bu hisseden bir şey almazdı. Çünkü bu sonuncular Mekke
döneminde Hz. Muhammed (asm)’e ve O`na destek olan amcası Ebû Talib ve ailesine
karşı uygulanan ekonomik ambargo sırasında müşriklerle işbirliği yapmışlardı.
Geri kalan üç hisse
ise; yetim miskin ve muhtaç duruma düşmüş yolcuya aittir. Hz. Peygamber
(asm)’in sağlığında yapılan taksim şekli bundan ibarettir.
Yağma sonradan Bizans
topraklarına uzandı.
Ancak Bizans
ordularına o dönemde güç yetiremediler.
Bu sefer Farisilerin
topraklarına yöneldiler.
Orası bitince Türkmen
topraklarına yöneldiler.
Ve en sonunda tekrar
Bizans topraklarına yöneldiler.
Hatta ölçü olsun
Türkmen topraklarından o kadar çok esir alındı ki bu esirlerden ordular kuruldu
ve bu ordular savaştırıldı.
İşte Kölemen’ler bu
orduların askereleri ve komutanlarıdır.
Yine hala daha Arabistan’da
Türk soyundan olduğunu belirtir pek çok aile vardır.
Misal El Türki
ailesi.
Osmanlı’da
başlangıçta neredeyse yatakta fethettiği Balkanlarda gayri müslim halka kafir
muamelesi yapmaya başladığında Türk Bulgarlar Türklüğü inkar noktasına gelmiştir.
Türk Macarlar
Osmalıyla savaşmak için Avusturya ile ititfak etmiştir.
Alparslanın ordusunda
savaşan Hristiyan Türkler taraf değiştirmişken sonradan kafir muamelesi görmüş
ve Ermeni Rum kimlikleri altıda Osmanlı döneminde assimile olmuştur.
Osmanlının en büyük
kabahati budur.
Vatandaşına eşit
davranmamış gayri müslimlere kafir muamelesi yapmıştır.
Hala daha BAlkan
ülkelerinde Osmanlı döneminde yapılan beyaz kadın ticareti büyük nefretle
anlatılır.
Ve Osmanlıı’da olsun
diğer Müslüman ülkelerde olsun köle pazarları 1900’lerin başlarına kadar var
olmuştur.
Hatta Suudi
Arabistanda 1960’lara kadar da sürmüştür.
Her neyse. .
Çok uzattım.
Ancak bilmek gerek ki
Tevbe Suresi işaret fişeğidir.
Artık Müslüman
olmayanlar ile barış içerisinde hakça ve adil bir şekilde yaşama imkanı
kalmamıştır.
Kafirler bu sureden
sonra illa ki ya Müslüman olacaklar ya eşit vatandaşlar olamayacaklar boyun
eğecekler.
Unutulmamalı ki
İslamiyet ortaya çıkana kadar Arap platosunda Sabii Mecusi Yahudi ve yüzlerce
farklı tanrıya tapınan kabileler az çok birbirini katletmeden soyunu kurutmadan
yaşıyordu.
Haaa bir de şu puta
tapma konusu var.
Bir ara saplama
yapayım puta tapan millet hiç olmamıştır.
Bu iftira İslamiyet
dahil olmak üzere diğer İbrani kökenli dinlerin ortak suçudur.
Eski dinleri ve diğer
dinleri kötülemek üzere üretilmiş bir kargaşasıdır.
Tarihte var olmuş
bütün milletler aslında bir ya da daha çok tanrıya tapmışlardır.
Taşa oduna tapan hiç
görülmemiştir.
Kaldı ki ibade
sırasında bir yere ya da bir nesneye yönelim puta tapmak kabul ediliyor ise
namaz kılarken Kabe’ye yönelim de aynı şekilde puta taparlıktır.
Her neyse İslamiyet
ortaya çıkmıştır ve Tevbe Suresinden sonra Arap platosunda yüz yıldan az
zamanda tek bir gayri müslim kalmamıştır.
Tevbe suresi ne diyor
peki.
Gayri müslimlerle
kalıcı olarak barışı bozuyor ilk olarak.
Sonra diğerlerine
yalnızca Müslüman olmak ya da esir olmak seçeneklerini ortaya koyuyor.
Cizye konusu İslamın
ilk yıllarında asla uygulanmamıştır.
Uygulanmış olsaydı
Arap platosunda az da olsa gayri müslim bulunurdu.
Aslında bu sure tam
olarak diğerlerinin canın malını ve ırzını helal kılan.
Yağmanın nasıl
payedileceğini anlatan.
Diğerlerini bu
mezalime hak ve müstahak göstermek için aşağılayan.
Ve yağmayı bir devlet
nizamı bir sistem olarak ahlaki temele oturtan bir suredir.
Bu nedenle artık Arap
platosunda yağmalanacak gayri müslim kalmayınca akınlar ilk olarak Bizans
topraklarına uzanmıştır.
Hatta bir ara saplama
yapayım.
Hz. Muhammed eşini
boşattığı ve kendine eş yaptığı Zeyd bin Harisi bu ölümcül savaşlara komutan
olarak göndermiştir.
Zeyd Bedir Uhud ve
Hendek savaşlarına katıldı.
Bizans ordusuyla
yapılan Mute Savaşı’nda İslam Ordusu’nun komutanı olarak görevlendirildi.
Bu görevlendirme ile
ilgili Muhammed’in rivayet edilen hadisi aşağıdaki gibidir:
Zeyd bin Harise’yi
kumandan tayin ettim.
Zeyd bin Harise şehit
olursa yerine Cafer bin Ebu Talib geçsin.
Cafer bin Ebu Talib
şehit olursa Abdullah bin Revaha geçsin.
Abdullah bin Revaha
da şehit olursa Müslümanlar aralarından münasip birini seçip onu kendilerine
kumandan yapsın.
Zeyd bin Harise
Mute Savaşı’nda
öldürüldü.
Kısas-ı Enbiya’da
benzer bir olay daha vardır.
Bu sefer baş rolde
Hz. Musa vardır.
Bir akşamüstü Davut
yatağından kalktı sarayın damına çıkıp gezinmeye başladı.
Damdan yıkanan bir
kadın gördü. Kadın çok güzeldi.
Davut onun kim
olduğunu öğrenmek için birini gönderdi.
Adam “Kadın Eliam’ın
kızı Hititli Uriya’nın karısı Bat-Şeva’dır” dedi.
Davut kadını
getirmeleri için ulaklar gönderdi.
Kadın Davut’un yanına
geldi.
Davut aybaşı
kirliliğinden yeni arınmış olan kadınla yattı. Sonra kadın evine döndü. (2.
Samuel 11:2-4).
Hz. Musa da eşine göz
koyduğu bu komutanı ölümcül seferlere göndermiş ve kaderini orada bulmasını
sağlamıştır.
Her neyse konuya
dönelim.
İslam akınları Bizans
üzerinde o dönemde başarılı olmamıştır.
Akınlar Farisi
topraklarına dönmüştür.
Akınlar uzun süreli
ve hırpalayıcı olunca Farisi medeniyeti çökmüştür.
Mecusi ve Farisi
asiller Müslümanlara esir edilmiştir.
Malları yağmalanmış
kadınları cariye edilmiştir.
Doğal olara ilk başta
esir edilenlerin yaptığı suikastler hoşnutsuzluklar kalkışmalar bir süre sonra
yerini Müslüman olarak bu yağma düzeninde yer tutmanın cazibesi almıştır.
Bu sefer akınlar
Türkmen eline uzanmıştır.
Herkes az çok sosyal
medyada dolanıp duran şu meşhur Talkan ve Curcan katliamlarını bilir.
Farisi topraklarında
tekrar eden hikaye bu sefer daha şiddetli olarak Türkmen topraklarında
yaşanmıştır.
Yine isyanlar
kalkışmalar ve dirençle geçin birkaç yüzyılın sonuda tıpkı Farisiler gibi
Türkler de devlet nizamı olarak yağmayı tecavüzü katliamı yaşamıştır.
O derece yaşamıştır
ki halen Arabistan’da soyunun Türkmen esirlere dayandığını iddia eden El Türki
gibi aşiretler vardır.
Ve o derecedir ki
elde edilen erkek esirlerden ordular kurulmuş bu ordular başka yağmalar için
kullanılmıştır.
İşte bu esir Türklerden
oluşturulan orduların komutanları isyan ederek Mısır’da Memlük hanedanını
kurmuştur.
Evet sonunda
Anadolu’da İslamla tanıştıktan sonra İslam’la tanışma sırası Balkanlara Ve
Kafkaslara gelmiştir.
Hikaye aynıdır.
Bu sefer Türkler bir
zamanları Arapların yaptığını başka milletlere yapmıştır.
Bu gün Balkanlarda
Müslümanlara bile sorsanız Osmanlı’nın hiddet ve şiddetini anlatır.
Türk olan Bulgarlar
Türklüğünü inkar edecek noktaya gelmiştir.
Türk olan Karay
Yahudileri kayboluk gitmiştir.
Türk olan Macarlar
bizim bu gün Türk zannettiğimiz Osmanlı’ya karşı Avusturya ile ittifak
etmiştir.
Avrupa Türklüğü
aslında bitmiştir.
Ve evet Avrupa ve
Anadolu aslında çok daha önceden Türk iken İslam ile birlikte bütün bu
alanlarda Türkler başka milletlere yamanmak suretiyle assimile olmuştur.
Dua edelim ki diğer
milletler Müslüman olmayanlar Tevbe suresini anlamışı sonuçlarını bilmiyorlar.
Ve bazen onlara tıpkı
size anlattığım gibi anlatmayı dahi düşünüyorum.