Ayhan
Özer : ZEYTİNYAĞI VE PROPAGANDA
Bu yazıda, Türkiyenin savaş gücüne
yönelik olmayan, ama konuya sinsice yaklaşarak ülkenin ekonomisine
zarar veren, 1950’ li yıllarda Amerika nın uyguladığı bir
propaganda yönteminden bahsedeceğim. Yanlız şunu da belirteyim ki,
bugün Türkiyenin başına gelen her kötülüğün sebebini Amerikaya
bağlayan yanlış bir inanış var . Bu çok zararlı bir düşünce. Insanlar
daima kabahati başkalarına yüklemenin rehavetiyle avunuyorlar.
Halbuki Türkiyenin başına gelen her kötülüğün sebebi
kendi bilinçsizliği ve çağın gerisinde kalmasıdır.
İkinci Dünya
savaşından Amerika ve müttefikler (İngiltere, Rusya ve Fransa)
galip çıktılar. Fakat Batı medeniyetinin beşiği Avrupada pek çok millet
savaştan büyük zarar gördü. Amerika harbe iki yıl sonra (1941) katıldı,
ve kendi toprakları üzerinde hiç bir savaş olmadı; bu yüzden yıkım ve tahribata
uğramadı. Savaştan sonra, 11 Eylül 1947 tarihinde Amerikan
Kongresi o zamanki Dış İşleri Bakanı Marshall’ ın adı altında
geniş kapsamlı bir ekonomik yardım planı onayladı. Harpten doğrudan veya
dolaylı olarak zarar görmüş 16 ülkenin kalkınmalarına yardım amacıyla
hazırlanan bu plana Türkiye ve Yunanistan da dahildi.
Ege ve
Anadolunun çeşitli yörelerinde yetişen zeytinlerden elde edilen
zeytinyağı Türk ekonomisinin temel kaynaklarından biridir.
Zeytin ağacı zor yetişen bir ağaç olup meyve vermesi yıllar alır. Sağlığa
faydalı bitkisel bir yağ olması sebebiyle zeytinyağı tüketimi dünyada
hızla artmaktadır.
Amerika,
eskiden beri dünyanın en fazla mısır üreten ülkesidir. Ancak, üretim tüketimden
fazla olduğundan hızla büyüyen ihtiyaç fazlasına bir kullanım alanı
bulmak gerekmekte idi. Buna, hem faydalı hem de pratik bir
çare bulundu. Mısırın yağını çıkarmak ve onu Mısırözü yağı adı altında dış
ülkelere ihraç edip dünya mutfaklarında kullanılmasını sağlamak.
Marshall yardımından faydalanan ulusların Amerikadan mısırözü yağı satın
almaları şart koşuldu. Bu plan Türkiyede başarı ile uygulandı. Türkiyede
bir margarin fabrikası kuruldu, ve VITA ve SANA adları verilen
margarinleri imal etmeye başladı. Yüzbinlerce zeytin ağacı kesildi.
Sonra da, “zeytinyağı yanınca kanser yapıyor” gibi asılsız şayialar
çıkarıldı. Halbuki, zeytinyağı Dumanlaşma derecesi en yüksek
(en zor yanan) sıvı yağlardan biridir. Bununla da kalınmadı, zeytinyağını
halkın gözünden iyice düşürmek için bu kampanyaya yeni bir boyut eklendi:
Onu şarkı ve türkülerle de yaymak. Devrin önde gelen halk
türküleri derleyicisi, bestekârı ve yöneticisi Muzaffer Sarısözen’
e bir türkü ısmarlandı, ve Bursa yöresine ait şu türkü 2 Kasım 1954 tarihinde
piyasaya sürüldü:
Zeytinyağlı yiyemem aman,
Basma da fistan giyemem
aman.
İnanılmaz
bir gafletle bu türkü Türkiye devlet radyolarında devamlı çalınıp
söylenmeye başlandı. Böylece haysiyetli Türkiye Cumhuriyeti kendi
aleyhine yürütülen bir propagandanın farkında bile olmadan bilinçsiz
destekleyicisi durumuna düşürüldü. Zeytinyağının zararlı bir besin
maddesi olduğu halkın bilinç altına işlendi, ve böylece halk zeytinyağından
soğutularak margarine alıştırıldı. Zeytınyağını tamamen ortadan
kaldırmak için Amerika Türkiyenin elindeki tüm
zeytinyağlarını Amerikan doları ödeyerek satın almayı teklif etti .
Böylece Türkiyenin döviz rezervi yükselecekti. Bu alış-verişi
daha da cazip hâle getirmek için Türkiyenin Amerikadan satın alacağı
mısırözü yağının bedelinin Türk Lirası ile ödenmesine razı oldu. Bu da
Türkiyenin döviz harcamadan mal alması demekti. Böyle
bir dayatma, ancak sömürge ülkelere uygulanacak bir Gıda
Emperyalizmidir. O yıllarda naylon da moda olmuştu. Hanımlar, yerli
fabrikalarda dokunan basma, pazen, patiska…ne varsa hepsinden yüz
çevirdiler, ve naylonla tanıştılar. Böylece, Amerika Türkiyede bir taşla
iki kuş vurmuş oldu.
Devir,
Demokrat Parti devriydi. Ülkenin yönetiminin tamamen Amerikanın eline
teslim edildiği devir. Dış politika, iç politika, ekonomik politika tamamen
Amerikanın yönetiminde ve onun çıkarlarına göre ayarlanmıştı. Ülke büyük bir
çalkantı içinde, halk yönünü şaşırmış durumda, arkasından gideceği güvenilir
bir lider yok. Değer yargıları günden güne yozlaşıyor, hayat
seviyesi hızla düşüyor, toplumda genel bir köylüleşme
var. Arapça ezan, çarşaf, baş örtüsü, takunye, takke ve tesbih
meydanı boş buldular ve hızla yayılmaya başladılar. Aydın sayılabilecek
zümre ise bilinçsiz ve ilgisiz. Ülkeye sahip çıkan yok. Ülkeyi
yönetenler (Demokrat Parti, Adnan Menderes, Celal Bayar) hiç bir
formasyonu olmayan, sağduyudan mahrum, “vatan” konseptinin
manevi boyutlarından bihaber toprak ağaları idi! Seçimle ve
kahir bir ekseriyetle gelen bu güruh ülkeyi akıl almaz bir
kanunsuzluk, keyfi idare ve keşmekeş içine
sokarak 27 Mayıs 1960 tarihinde Cumhuriyet devrinin ilk askeri darbesine
yol açtı.
Bugün
aynı yanlış politika, bilgisizlik, acemilik daha da artmış vaziyette devam
ediyor. Ama bugün artık Ordu yok, gençlik bilinçsiz, dinci ve kinci,
Basın susturulmuş, Yargı bir şahsın iki dudağı arasında… Durum artık
dönüşü olmayan bir mecraya döküldü. Alarm çanları çalmaya başladı
bile…Ama kulak veren yok.