Yayınlandı: 16.02.2019 00:00
Henüz güncellenmedi

ÖZEL HARP DAİRESİ & PSİKOLOJİK HARP & BEYAZ VE ÖZEL KUVVETLER & ÖZEL OPERASYONLAR

PSİKOLOJİK HARP DOSYASI /// Ayhan Özer : ZEYTİNYAĞI VE PROPAGANDA


Ayhan
Özer : ZEYTİNYAĞI  VE  PROPAGANDA




Bu  yazıda,  Türkiyenin savaş gücüne
yönelik olmayan,  ama konuya  sinsice yaklaşarak ülkenin ekonomisine
zarar veren,  1950’ li yıllarda Amerika nın  uyguladığı  bir
propaganda yönteminden bahsedeceğim.  Yanlız şunu da belirteyim ki, 
bugün Türkiyenin başına gelen her  kötülüğün sebebini  Amerikaya
bağlayan yanlış bir inanış var . Bu çok zararlı bir düşünce.  Insanlar
daima kabahati başkalarına yüklemenin  rehavetiyle  avunuyorlar.
Halbuki  Türkiyenin başına  gelen her kötülüğün sebebi 
kendi  bilinçsizliği ve çağın gerisinde kalmasıdır.  


İkinci Dünya
savaşından  Amerika ve müttefikler (İngiltere, Rusya ve Fransa) 
galip çıktılar. Fakat Batı medeniyetinin beşiği  Avrupada pek çok millet
savaştan büyük zarar gördü. Amerika harbe  iki yıl sonra (1941) katıldı,
ve kendi toprakları üzerinde hiç bir savaş olmadı; bu yüzden yıkım ve tahribata
uğramadı.  Savaştan sonra, 11 Eylül 1947 tarihinde  Amerikan
Kongresi  o  zamanki  Dış İşleri Bakanı Marshall’ ın adı altında
geniş kapsamlı bir ekonomik yardım planı onayladı. Harpten doğrudan veya
dolaylı olarak zarar görmüş 16 ülkenin kalkınmalarına yardım  amacıyla
hazırlanan bu plana Türkiye ve Yunanistan da dahildi.


Ege ve
Anadolunun çeşitli yörelerinde yetişen zeytinlerden elde edilen
zeytinyağı  Türk ekonomisinin temel  kaynaklarından  biridir.
Zeytin ağacı zor yetişen bir ağaç olup meyve vermesi  yıllar alır. Sağlığa
faydalı bitkisel bir yağ olması sebebiyle zeytinyağı tüketimi dünyada 
hızla artmaktadır.


Amerika,
eskiden beri dünyanın en fazla mısır üreten ülkesidir. Ancak, üretim tüketimden
fazla olduğundan hızla  büyüyen ihtiyaç  fazlasına bir kullanım alanı
bulmak  gerekmekte idi.  Buna,  hem faydalı hem de pratik bir
çare bulundu. Mısırın yağını çıkarmak ve onu Mısırözü yağı adı altında dış
ülkelere ihraç  edip dünya  mutfaklarında kullanılmasını sağlamak. 
Marshall  yardımından faydalanan ulusların Amerikadan mısırözü yağı satın
almaları şart koşuldu.  Bu plan Türkiyede başarı ile uygulandı. Türkiyede
bir margarin fabrikası kuruldu, ve VITA ve SANA  adları verilen
margarinleri  imal etmeye başladı.  Yüzbinlerce zeytin ağacı kesildi.
Sonra da, “zeytinyağı yanınca kanser yapıyor” gibi asılsız  şayialar
çıkarıldı. Halbuki,  zeytinyağı  Dumanlaşma derecesi  en yüksek
(en zor yanan) sıvı yağlardan biridir.  Bununla da kalınmadı, zeytinyağını 
halkın gözünden iyice düşürmek için bu kampanyaya yeni bir boyut eklendi: 
Onu  şarkı  ve türkülerle de yaymak.  Devrin önde gelen halk
türküleri derleyicisi, bestekârı  ve yöneticisi  Muzaffer Sarısözen’
e bir türkü ısmarlandı, ve Bursa yöresine ait şu türkü 2 Kasım 1954 tarihinde
piyasaya sürüldü:


Zeytinyağlı  yiyemem aman,


Basma  da fistan giyemem
aman.  


 


İnanılmaz
bir gafletle bu türkü Türkiye devlet radyolarında  devamlı çalınıp
söylenmeye başlandı. Böylece haysiyetli Türkiye Cumhuriyeti  kendi
aleyhine yürütülen bir propagandanın farkında bile olmadan  bilinçsiz
destekleyicisi  durumuna düşürüldü.  Zeytinyağının zararlı bir besin
maddesi olduğu halkın bilinç altına işlendi, ve böylece halk zeytinyağından
soğutularak margarine alıştırıldı. Zeytınyağını  tamamen  ortadan
kaldırmak için Amerika  Türkiyenin elindeki  tüm
zeytinyağlarını  Amerikan doları ödeyerek satın almayı  teklif etti .
Böylece Türkiyenin döviz rezervi  yükselecekti.  Bu alış-verişi 
daha da cazip hâle getirmek için Türkiyenin  Amerikadan satın alacağı
mısırözü yağının bedelinin Türk Lirası ile ödenmesine razı oldu.  Bu da
Türkiyenin döviz harcamadan  mal alması demekti.   Böyle
bir  dayatma,  ancak sömürge ülkelere uygulanacak bir Gıda
Emperyalizmidir.  O yıllarda naylon da moda olmuştu.  Hanımlar, yerli
fabrikalarda dokunan basma, pazen, patiska…ne varsa hepsinden  yüz
çevirdiler,  ve naylonla tanıştılar. Böylece, Amerika Türkiyede bir taşla
iki kuş vurmuş oldu.


 Devir, 
Demokrat Parti devriydi.  Ülkenin yönetiminin tamamen Amerikanın eline
teslim edildiği devir. Dış politika, iç politika, ekonomik politika tamamen
Amerikanın yönetiminde ve onun çıkarlarına göre ayarlanmıştı. Ülke büyük bir
çalkantı içinde, halk yönünü şaşırmış durumda, arkasından gideceği güvenilir
bir lider yok.  Değer yargıları günden güne yozlaşıyor, hayat 
seviyesi  hızla düşüyor,  toplumda genel  bir köylüleşme
var.  Arapça ezan, çarşaf, baş örtüsü, takunye, takke ve tesbih
meydanı  boş buldular ve hızla yayılmaya başladılar.  Aydın sayılabilecek 
zümre ise bilinçsiz ve ilgisiz. Ülkeye sahip çıkan yok.  Ülkeyi 
yönetenler  (Demokrat Parti, Adnan Menderes, Celal Bayar) hiç bir
formasyonu olmayan, sağduyudan mahrum,  “vatan” konseptinin 
manevi  boyutlarından bihaber  toprak ağaları idi!  Seçimle ve
kahir bir ekseriyetle gelen bu güruh ülkeyi  akıl almaz  bir
kanunsuzluk,  keyfi  idare  ve  keşmekeş içine
sokarak  27 Mayıs 1960 tarihinde Cumhuriyet devrinin ilk askeri darbesine
yol açtı. 


Bugün
aynı yanlış politika, bilgisizlik, acemilik daha da artmış vaziyette devam
ediyor.  Ama bugün artık Ordu yok, gençlik bilinçsiz, dinci ve kinci,
Basın susturulmuş, Yargı bir şahsın iki dudağı arasında… Durum  artık
dönüşü olmayan bir mecraya döküldü.  Alarm çanları çalmaya başladı
bile…Ama kulak veren yok.