Yayınlandı: 05.03.2019 00:00
Güncellendi: 19.08.2022 22:34

ÇOCUKLARIMIZ & KADINLARIMIZ & GÖRME – BEDENSEL VE ZİHİNSEL ENGELLİLER VE YAŞLILARIMIZ

ÇOCUKLARIMIZ DOSYASI /// Mehmet Lütfi ARSLAN : İnternet Gençliği Nasıl Kurtulur ?


Mehmet Lütfi ARSLAN : İnternet
Gençliği Nasıl Kurtulur ?




Sanal Dünya Esaretinden Gerçek Mekânlara Hicret




Gençlik hep belli klişelerle değerlendirilir.
Deli dolu olmak, sürgit olanı beğenmemek, muhalif bir tavır ve sonunu hesap
etmeden hareket etmek… Bu klişelerin neredeyse hepsi doğrudur. Sonuçta gençlik
insanın gelişme seyri içinde bir devre olduğu için herkeste benzer tutum ve
davranışlarla ortaya çıkar. Gençliğini az biraz tahlil etmeyi başarmış her
yetişkin, gençlerle irtibat kurmakta bu açıdan zorluk çekmez. Ancak irtibatın
sürekliliği ve kalitesini sağlamak her neslin kendine özgü imkân ve
sıkıntılarını anlamaya bağlıdır. Zamanın ruhundan kaynaklanan farklılıklar her
nesli diğerlerinden ayırır. Klişeler büyük oranda doğru olmakla beraber her
neslin kendine has şartlarını ve hususi özellikleri göz ardı eder. Büyüklerle
gençler arasındaki gerilimli hikâyeyi ilginç ve birini diğerine benzemez kılan
aslında kendi nesillerine ait özel ve özgün farklılıklardır. Kalıcı irtibat ve
verimli kaynaşma da bunları bilmeyi, dikkate almayı ve sürekli gözetmeyi
gerektirir.




DÖRT FARKLI NESİL




Her nesil kendine has özelliklere sahipse
bunları nasıl bilebiliriz peki? Nesiller arasındaki tutum ve davranış
farklılıkları bilimsel birçok araştırmaya konu olmuştur. Bu farklılıklar kısaca
her neslin dünyaya bakış açısı, düşünceleri ve hissiyatına dair belli
genellemelerden oluşur. Hangi neslin neyi, niye tercih ettiği modern
pazarlamanın çok sevdiği ve önemsediği bir alandır. Bu alanda yapılan
araştırmalar uzun vadeli ve çok boyutlu demografik analizlere dayanır. Çoğu ABD
merkezli bu çalışmaların temel ilham kaynağı birbirini takip eden nesiller
arasında ortaya çıkan farklılıkların ne tür tüketici davranışları ortaya
çıkarttığına ilişkindir. Nihai manada tüketici ve pazar analizi yapmaya, bir
diğer ifade ile çok satmaya matuf bu çalışmalara göre son 70 senelik süreç
içerisinde ortaya çıkan nesiller şöyle sıralanmaktadır:




1. Bebek Patlaması Nesli
(1946-1970 arası doğanlar)


2. X Nesli (1970’lerde doğanlar)


3. Milenyum Nesli (1980’lerde
doğanlar)


4. İnternet Nesli (1990’lar ve
sonrası doğanlar)




BATI TASNİFİ BİZE UYMAZ 

Doğrusu batı menşeli bu tasnifin bizim toplum
ve kültürümüze ne kadar uygun olduğu tartışmaya açıktır. 2. Dünya Savaşı’na
katılmayan bir ülke olarak yukarıdaki sınıflandırmanın daha ilk maddede bize
uymadığını söyleyebiliriz. Bebek patlaması nesli, savaştan geri dönenlerin
çocuklarına verilen isimdir. Yine ikinci maddeyi, batıyı kasıp kavuran bir
savaşın ortaya çıkarttığı travmanın sadece muhariplerin çocuklarını değil
torunlarını da etkilediğinden yola çıkarak eleyebiliriz. 1970’li yıllarda
doğanlar için o dönemde bizde yaşanan sağ-sol çatışmalarının etkisini nasıl göz
ardı edeceğimizi sorgulayabiliriz. Hatta bize dair böyle bir tasnifin İstiklal
Harbi ile başlayan bir süreç dikkate alınarak yapılması gerektiğini de öne
sürebiliriz. Bunların hepsini doğru saysak ve batı merkezli nesil tasnifini
görmezden gelsek bile 1990 ve sonrası doğumlular için yapılan nitelemeyi yok
saymamız mümkün olmaz, çünkü söz konusu neslin maruz kaldığı değişim ve dönüşüm
kürenin hemen her yerinde neredeyse aynı neticeyi vermiştir. 90’lar sonrası
doğan nesil bir internet neslidir ve bu nesil küreselleşme, herkesi olumsuz
etkileyen ve biçimlendiren tüketim kültürü ve medya marifetiyle şekillenmiştir.
Bu nesil; din, milliyet ve kültür farkı tanımaksızın çok zaman aynı özellikleri
yansıtan bir nesil olarak mevcut gençliğin ta kendisini oluşturmaktadır.




Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2018
ortasında yayınlanan “İstatistiklerle Gençlik 2017” araştırmasına göre Türkiye
nüfusunun yüzde 16’sından fazlası 15-24 yaş arası gençlerden müteşekkildir.
Yaklaşık 13 milyonluk bir dilime tekabül eden bu grupta en erken dünyaya
gelenler 1995 doğumludur. Dolayısıyla en yaşlısının 24 yaşında olduğu bu
nesille ilgili tespit bellidir: Bizdeki gençlerin hepsi yukarıdaki tasnife göre
internet neslidir. Nitekim aynı araştırmanın bir diğer sonucuna göre bu yaş
grubunda internet kullanım oranı 2016 yılında yüzde 87,5 iken 2017 yılında
yüzde 90’a yükselmiştir. Bu neslin henüz on senelik bir geçmişi olan akıllı
telefon teknolojisi ile ilişkisi de dikkat çekicidir. Yapılan araştırmalara
göre bu gençler günde yaklaşık 5 ile 9 saatlerini akıllı telefonda
geçirmektedir.




ÜÇ HAREKETİN ÇOCUKLARI




Günümüz gençliği ya da yukarıdaki tarife göre
İnternet Nesli, biz de dâhil, belli bir gelişmişlik düzeyine erişmiş bütün toplumlarda
benzer özelliklere sahip bir neslin ortaya çıkmasına zemin teşkil etmiştir. Bu
nesli diğerlerinden farklı kılan ayırt edici vasıf dijital teknoloji ile
ilişkileridir. İnternet nesli yeni teknolojilere diğer nesillerden daha çok
aşina olmanın ötesinde bu teknolojilerin içine doğmuş olmanın getirdiği bir tür
rahatlık ve imtiyaza sahiptir. Suyun içinde yaşayan balığın su gerçeğinden
habersiz olması gibi bu gençler de içinde oldukları teknolojik seviyenin
yokluğunu düşünemez durumdadırlar. İnternetsiz bir hayatı tecrübe etmek bir
tarafa tahayyül bile etmemiş bu gençlerin elektrik kesintileri ile büyümüş
ebeveynlerine göre zorluklara daha az hazırlıklı oldukları açıktır. Ama
teknolojiye bu kadar aşina oluşlarının onlarda farklı bir bakış açısı, muhakeme
ve muhayyile oluşturduğu da muhakkaktır. Onlar dünyaya, kendilerine ve
ilişkilerine ebeveynleri gibi bakmamaktadırlar. Bu farklılık tabiî bir nesil
çatışmasından değil çağın afeti teknolojinin bu gençlerin hayatında işgal
ettiği yerden kaynaklanmaktadır. Bu gençleri ve onlarla iletişimi sıra dışı
hale getiren nokta da budur.


Kendilerine “dijital yerliler” adı verilen bu
neslin diğerlerinden, yani “dijital göçmenler”den farkı üç hareketle dünyanın
değiştiğine inanmalarıdır. Tıklama, kaydırma ve büyütme şeklindeki bu üç
hareketle okumak, izlemek, etkileşime girmek, yemek, içmek, alışveriş etmek,
kısacası hayatın her alanında her cinsten işi yapmak mümkünse gençlerin haksız
olduğu söylenebilir mi? Doğrusu gençler haklıdır ve haklılıkları dijital
teknolojiler hayatın her sahasına hâkim oldukça daha da artmaktadır. Dijital
göçmenlerde çok zaman hayret ve şaşkınlığa sebep olan gelişmeler internet
gençlerinde sıradan ve zorunlu bir olgu olarak tecrübe edilmekte, gelgelelim bu
dünyanın hız ve renkliliğine uyum sağlama telaşı onları başka bir iş ya da
uğraştan alıkoyacak kadar meşgul ettiğinden sadece teknoloji ile tarif edilecek
bir kısırlığa mahkûm olmaktadırlar.




İNTERNET GENCİNİN ÖZELLİKLERİ




İnternet genci üç hareketle kendisine
ulaşılabilecek, ne var ki yine aynı üç hareketle elden ve gönülden çıkabilecek
bir mesafededir. Her yeni alet, mecra, sürüm ve güncelleme ile yeni özellikler
edinen, iki sene içerisinde bütün insanlık macerasında üretilen bilgiden daha
fazlasına muhatap oldukları için bırakınız ebeveynlerini, kardeşleri ile bile
anlaşamayan bu gençlerin hayatlarının en belirleyici dinamiği teknoloji ile
olan ilişkileridir. Günümüzün fitnesi olarak adlandırılabilecek teknoloji bu
neslin kendilerine has özelliklerini belirleyen en önemli unsurdur. Psikoloji
Profesörü Jean M. Twenge bu özellikleri, Michigan Üniversitesi’nde 1975 yılında
yapılmaya başlanan ve o seneden bu yana her sene en az 50.000 gencin inanç,
davranış ve alışkanlıklarını izleyen Geleceği İzlemek (Monitoring the Future)
gibi veri tabanlarına dayanarak şu şekilde sıralamaktadır:




1. Geç olgunlaşıyor ve
ebeveynlerine daha uzun bağımlı kalıyorlar.


2. Ekran başında günde 5 saat ve
daha fazla vakit geçiriyorlar.


3. Sohbet ve muhabbetleri yüz
yüze değil sanal yapmayı tercih ediyorlar.


4. Kendilerini yalnız ve terk
edilmiş hissediyorlar.


5. Din ve maneviyata ilgileri
gittikçe azalıyor.


6. Güvenlik kaygıları yüksek
olduğundan asayişe daha fazla dikkat ediyorlar.


7. Evliliğe karşı mesafeliler.


8. Toplum meselelerine karşı daha
hoşgörülü ve liberal bir bakış açısına sahipler.




Büyüyememek, sosyalleşememek, yalnızlık, “bana
dokunmayan yılan bin yaşasın” psikolojisi ve tedirginlik… Diğer taraftan
herkese ve her şeye karşı temelsiz bir hoşgörü ve yine herkese ve her şeye
karşı ilginç bir güvensizlik… İnternet ile şekillenen gençlerin söz konusu
özellikleri onlar için teknolojinin bir araç olmaktan öte amaca dönüştüğünü
göstermektedir. Her haddini aşan şeyin zıddına dönüşmesi gibi teknoloji
iletişim engellerini kaldırarak sosyalleşmeyi sağlayacakken, tam tersi gençlerin
yalnızlaşması ve asosyal tiplere dönüşmesine sebep olmaktadır. Tatmini,
mutluluğu ve etkileşim ihtiyacını sosyal medya ile gidermeye çalışan gençler
sanal ilişkiler, sahte kimlikler ve süfli muhtevalarla yalancı bir dünyanın
tutsağına dönüşmektedirler. Bu dünya; doğal ve sahici etkileşimlere alternatif
olarak pazarlanmasına rağmen, vaat ettiğinin aksine sosyalliği çürüten bir
yalnızlık, yalıtılmışlık ve mutsuzluk üretmektedir. Gerçek insan ilişkilerinin
gerektirdiği zahmet ve gayreti sözde sosyalliğin rahat, zahmetsiz ve lakayt
laubaliliğini tercih eden bu gençlerin imtihanı, imkânlarını herkesten fazla
kullandıkları teknolojidir.




TEKNOLOJİ FİTNEDİR




Teknoloji; hızı, yönelimi ve yoğunluğu ile
kendi içinde ve kendine doğru bir hayat tarzı üretmekte, bu da başka gayeleri
anlamsız hale getirmektedir. Gençlerin teknoloji ile ilişkileri,
potansiyellerini gerçekleştirmek, haklarındaki muradı bulmak ve bu dünyada
neden artı bir olduklarını keşfetmek şeklindeki varoluş amaçlarını
gölgelemektedir. Teknoloji ve özelde sosyal medya kendisini; bizatihi bir
değer, bir amaç, kerameti kendinden menkul bir kutsal olarak dayatmakta, bu
açıdan gençlerin önündeki en büyük fitne kaynağı olarak durmaktadır. Fitne,
imtihan konusu olan şeydir; teknoloji bu anlamda gençlerin kendi kendilerini
gerçekleştirmeleri önündeki en büyük engeldir. Bu engel onları çepeçevre
sardığına göre gençlerin işinin ne kadar zor olduğunu görmemek mümkün değildir.
Peki, ne yapılmalıdır?




İlk yapılacak, sanal mekânlar¬dan gerçek
mekânlara hicretin sağlanmasıdır. Mekâna şerefini, kalitesini ya da kıymetini
veren -genç dili ile söyleyecek olursak- oralara takılanlardır. Doğru
sosyalleşmenin sağlanması için gençlerin, numune insanlar ve örnek
şahsiyetlerle gerçek, sahici ve doğrudan ilişkiler kurmaları sağlanmalıdır.
Gerçek ilişkilerin yerini sanal, sahte ve bayağının almaması için iyi, doğru ve
güzel olanın cazibesinin artırılması gerektiği açıktır. Yeni iletişim düzeninin
en büyük mahareti popüler olanı cilalayıp sunabilmesi ve süfli olanı ışıltılı
gösterebilmesidir. Gücümüz ve avantajımız, gerçek ilişkiler dünyasına geri
dönmektedir. Hakikatimizin tadını ancak halle fark ettirebilir ve bu halin
transferini ise kaliteli ve amaçlı birlikteliklerle sağlayabiliriz. Güzel, ulvi
ve faydalı buluşma ve görüşmeleri artırmalı, gençlerin eğitim, sosyallik ve
ilişki ihtiyaçlarını teknolojik fitne ile ortaya çıkan iletişim düzenine havale
etmemeliyiz. Sosyal medya ve benzeri mecraları sınırlı kullanmalı, buraları
gerçek ilişkilere taşıyabildikleri ölçüde makbul görmeli ve ancak araç vasfını
aşmadıkları sürece muteber saymalıyız. Teknolojik aletler dışında bir
sosyalleşme yolu bilmeyen gençlere alternatifler sunmalı, onları ev ve okul
dışındaki kaliteli ve faydalı üçüncü mekânlara yönlendirmeliyiz. İnternet
gençlerinin en büyük imtihanı, içine doğdukları cazip sanal dünya iledir. Onlar
bu dünyanın dışına çıkmak istememekte, çünkü alternatifine ihtiyaç
hissetmemektedirler. Bu gençlere yapılacak en büyük iyilik alternatif gerçek
mekânların varlığını, ihtiyacını ve tadını fark ettirmek, hakiki gelişme ve
olgunlaşmanın bu mekânlardan geçtiğini göstermektir. Neşesi, şetareti ve
samimiyeti ile sanal dünyanın panzehri olacak alternatif mekânların ne tür bir
işlevinin olacağını “mağara” benzetmesi üzerinden anlayabiliriz.




KURTULUŞ MAĞARADADIR




Kitabımız Kur’ân-ı Kerim’in bir sûresinin ismi
de Kehf yani mağaradır. Mağara, tevhid ehli bir grup gencin, tevhitten sapmış
zalim hükümdar ve toplumunun şerrinden sığındıkları bir selamet yurdudur. Orada
300 seneden fazla uyutulan gençler sapkınlıktan hidayete, dalaletten hikmete ve
günahtan rahmete intikal etmişlerdir. İçine doğdukları dünyanın akışına
kapılmama iradesi onları alternatif bir dünya arayışına yöneltmiş, işte mağara
tam da bu noktada bir can simidi gibi kendilerine sunulmuştur. Kur’anımızın
yiğitler diye andığı o gençler kararlılıkları ve dirilikleri ile inkârcı
kavimlerinden sığındıkları alternatif mekânda uyku ile muhafaza edilmişler,
nasıl geçtiğinin farkında olmadıkları bir zaman sonra kendileri gibi saf, temiz
ve duru bir zamana uyandırılmışlardır.




İnternetin içerisine doğmuş gençlerin
kalplerinin selameti için iltica edecekleri alternatif bir dünya arayışları
olmalıdır. Onlarda bu ihtiyacı, hevesi ve isteği uyandıracak olanlar
evvelemirde büyükleri ve yakınlarıdır. Sanal, geçici ve sahte olandan, gerçek
ve kalıcı olana yönelik istek ve irade bir kez belirdi mi gençlerin zamanın
afetinden koruyacak mağara kendiliğinden açılır ve o mağara Kehf gibi, Hira
gibi bir dirilme yerine dönüşür. Mağara, gençleri kendisi gibi sanal ve sahte
yapmak isteyen dünyaya karşı bir anti-dünyadır aslında; Rabbimizin ve
Peygamberimizin istediği insan olmanın iklim ve şartlarıdır.




Mağara, sanalın karşısına dikilmiş hakikattir.
Yiğitliğin kaynağı ve bozulmamanın adıdır. Sadeliğin, sahiciliğin, duruluğun ve
aklığın adresidir. Mağara, hikmet ve tevhit dershanesidir. İnkâr esintilerinden
muhafaza olunmuş lahuti esintilerin olduğu her meclise mağara diyebiliriz.
Mağara, neden bu dünyada olduğumuzu Hak penceresinden izah eden her mecradır.
Mağara, Rabbimizle kurmamız gereken o biricik ve sadece bize has irtibatın
ruhaniyetinin solunduğu atmosferdir. Mağara, sohbettir, hizmettir, aşktır,
muhabbettir, derttir, Allah için gayrettir. Mağara, dergidir, dernektir,
dergâhtır. Mağara dosttur, dostlardır, dostlarla buluşmadır; her buluşmada
gönlü kıpır kıpır ettiren, sadra genişlik veren, sanal hiçbir mecranın vermeye
muvaffak olamayacağı o feyiz esintileridir.




Sanal dünyanın haz ve hıza ayarlı, ilgi
kumkuması ve çeldirici atmosferine alışmış gençlerinin ilk elde mağarayı sıkıcı
ve daraltıcı bulmaları mümkündür. Hakkı ve sabrı tavsiyenin günümüzdeki adı,
sanal dünyanın cazibesine karşı mağaranın sekinet ve sükûnetini fark
ettirebilme ceht ve gayretidir. Gençlerin imtihanı içine düştükleri sanal
tuzaksa, büyüklerin imtihanı da bu tuzağı fark ettirme ve alternatif mekânları
gençlere sevdirme çabası içine girip girmedikleridir. Adam olmak isteyenin bir
mağara derdine düşeceğini kabul ediyorsak adam etmek isteyenin de teklif
edeceği mağarayı sanal dünyanın çeldirici cazibesine alternatif kılması
gerektiğini bilmemiz gerekir.




Allah için gidilen, gelinen, buluşulan,
görüşülen her mekân; yapılan, edilen her iş, her sebep, vesile ve faaliyet,
akla gelecek ne varsa hepsi hikmetin, yiğitliğin ve rahmetin talim edildiği bir
mağara olarak gençlerin sanal dünya tutsaklığına derman olacak kıvam, tat ve
dokuda olmalıdır. İnternet gençlerini çıkarcı tüketicilere dönüştürmeye ayarlı
çürütücü sanal iklimden kurtarmanın tek yolu gençlere her giriş çıkışlarında
huzur soluyacakları mağaraların sayısını artırmaktan geçiyor. Mağaralarımız ne
kadar çoğalır, buralarda geçirilen vakitlerin kalitesi ne kadar artırılırsa,
gençlerimizin sanal dünyanın sahte, bayağı ve süfli ikliminden kurtuluşları da
o kadar mümkün olacaktır.




Ne Yapılmalı?




Anne babalar çağın fitnesi teknolojinin niye
afet olduğuna kafa yormalı, mümkünse bu afetten masun kalacak derecede işleyişe
hâkim olmalı, hangi sosyal medya mecrasının ne tür etkileşimler ortaya
çıkarttığını takip etmelidirler. Çocukların ve gençlerin sanal gezintilerinin
onları ev ya da memleket dışına göndermekten daha çok teyakkuza geçmeyi
gerektirdiği bilinmeli ve ona göre tedbir alınmalıdır.




İnternet kullanımı belli saatlerle ve ailenin
ortak kullanımı şeklindeki kurallarla sınırlandırılmalı, altı yaşa kadar çocuklara
akıllı telefon, tablet ve benzeri araçlar verilmemelidir.




Çocuklar ve gençler alternatif ve gerçek
etkileşim yaşayacakları mekân, topluluk ve ortamlara yönlendirilmeli, buralarda
şahsiyet ve karakter örnekliği sergileyecek ağabey ya da ablalarla
buluşturulmalı ve kaliteli vakit geçirmeleri sağlanmalıdır.




Gençler, sosyal medya mecralarında adlarına
fenomen denen ve en hafif tabiri ile malayani ile uğraşmaktan başka işleri
olmayan tiplerin insafına bırakılmamalıdır. Ebeveynler gençlerin sosyal medyada
kimlerle vakit geçirdiğine dikkat etmeli, girilen siteler ve oynanan oyunlar
soruşturulmalı ve yerine göre sınırlama getirilmelidir.




Hayatta geçerli edep ve mahremiyet kurallarının
sosyal medyada da geçerli olduğu telkini sık sık yapılmalı, teknolojinin bu
mecralardaki her adımı izleyebildiği gerçeğinden hareketle belirsiz kimlikler
ve kaçgöç mantığı ile yapılan tıklama ve ziyaretlerin acı ve pişmanlık verici
faturasının er geç çıkabileceği sürekli hatırlatılmalıdır.




Sosyal medya ve sair sanal dünyalarda
alternatif muhteva üretenler aranıp bulunmalı, özellikle çocuklar ve gençlere
yönelik faydalı muhtevalar öne çıkartılmalı, desteklenmeli ve geri
bildirimlerle daha faydalı ve verimli olmalarına yönelik katkı sağlanmalıdır.




Dipnotlar: 1) Jean M. Twenge,
İ-Nesli, Kaknüs, 2018.
 

Kaynak: Altınoluk Dergisi Mart
2019, Sayı:397, sayfa:3


www.altinoluk.com