Yayınlandı: 05.03.2019 00:00
Henüz güncellenmedi

ÜLKELER BAZINDA ANALİZLER & HABERLER & BİLGİLER /// ÜLKELER DOSYASI

SURİYE DOSYASI /// Şanlı Bahadır Koç : Türkiye için Suriye’de güvenli bölge oluşturmanın bazı zorluk, bedel ve riskleri


Şanlı Bahadır Koç : Türkiye için Suriye’de güvenli bölge
oluşturmanın bazı zorluk, bedel ve riskleri


Şartlar değişirse veya hiç bilmediğimiz pazarlıklar
dönüyorsa bilemeyiz ama bugün itibariyle ve “çıplak gözle” göründüğü kadarıyla
Türkiye’nin Suriye’nin kuzey doğusunda istediği türden bir “güvenli bölge”
oluşturması çok kolay görünmüyor. Türkiye’nin kendi gücü ve Suriyeli
müttefikleri vasıtasıyla oluşturmak istediği güvenli bölge Batı’da karşılık
bulmuyor. Trump’ın “tampon bölge” twitinin üzerinden aylar geçti ama Türkiye ve
ABD henüz ortak bir noktada buluşabilmiş değil. Kongre, bürokrasi, medya,
lobiler ve bizzat kendi danışmanlarının baskısıyla Trump sınırlı da olsa bir
kısım asker bırakmaya karar verdi. Bu güç sayı olarak çok küçük ama kuzeydeki
esas fonksiyonu ABD’nin PKK’ya olan koruma taahhüdünün devamının sembolik
işareti olacak. ABD Ankara’ya “ip çekip” “buradan öteye geçme” demiş olacak.
ABD, belki bazı Avrupa ve hatta Arap ülkeleri güçlerinden oluşan ve PKK’yı
Türkiye’den koruyacak böyle güç için çalışılıyor ama bu da daha kesin değil.
Olur da Avrupalılar yanaşmazsa ABD’nin ne yapacağı açık değil.


ABD “PKK ile ilişkimiz geçici, taktik, sınırlı, IŞİD
yok edilene kadar” demiş olsa da ona karşı bir tür duygusal bağ içine girdi:
“Müttefikimizi ortada bırakamayız.”


Peki ya Türkiye, o hem de çok daha büyük, uzun dönemli
ve önemli bir müttefik değil mi?


Konu ile ilgili Türk politikasını değerlendirmek için
klişeyle hadi “iflas” demeyelim, çünkü bu yolun sonuna geldiğimiz ve kurtuluş
olmadığı anlamına gelebilir, ki bu doğru değil, ama yine de “ciddi
başarısızlık” demek herhalde yanlış olmaz. Daha önce vurguladığımız bu hususu
tekrarlamakta yarar vardır: Ankara ABD PKK’ya daha ilk yardım etmeye
kalktığında İncirlik kartını, sözlü değil fiili, ama


  1. tam değil kısmen


ve


  1. bağırarak şov için değil sessizce ve derinden kullanmış olsaydı


bu noktaya hiç gelmeyebilirdik. Şimdi PKK ile “silah
arkadaşlığı” yerleşti ve onu aşmak artık çok daha zor hale geldi.


Önemli bir soru daha: Onlar bunu öyle tanımlamasa da,
pratikte PKK’yı koruma amaçlı tampon bölge mi Türkiye için daha sorunlu olur,
yoksa PKK’nın Şam’ı davet etmesi mi? Tabii tampon ve davetin şartları çok
farklı şekiller alabilir. Türkiye olayları bu ikisinden kendisi için daha
avantajlı olduğunu düşündüğüne doğru ittirebilir mi? Öte yandan bu meselenin
S-400-F-35 meselesi gibi bazı açılardan belki daha bile ciddi sonuçları olacak
bir gerilim ile aynı anda tartışılacağını ve sonuca bağlanacağını da
hatırlayalım. Münbiç ve İdlib gibi konuları saymıyorum bile. Ve Türkiye’deki
seçimler ve belki sonrasında içeride yaşanabilecek yeni gelişmeleri, Türk
ekonomisinin kırılganlığını da unutmayalım tabii.


Ankara, “ben bana rağmen oluşturulacak, ikna
olmayacağım tampon bölge tanımam, seti aşar vururum, hadi cesaretiniz varsa
durdurun beni, bir terör örgütü için koskoca müttefiğinizi kaybetmeyi göze
alıyorsanız zaten, baştan bitmiştir bu iş” diyebilir. Ama bu soru çok haklı da
olsa akıllıca olur mu? ABD, Rusya, Şam, İran ve PKK’nın kendisinin karşı olduğu
bir müdahale ve tek taraflı güvenli bölgenin maliyet ve riskleri yüksek
olabilir. Bu risklere kısmen yeraltına inmiş IŞİD’i de ekleyebiliriz. Batı
muhalefetini tırmandırmaya karar verirse biz onlardan da “deli” olabilir miyiz?
Türkiye ABD bölgeye gelmeden Suriye’de PKK’ya vurma pratiği yaratamadı. Şimdi
de İsrail’in yaptığı gibi Rusya’ya rağmen veya ona ancak sınırlı derecede
hürmet ederek vurma yetenek ve cesareti yok. ABD’nin bıraktığı 200 askeri
dikkate almayıp doğuda kara harekatına girişebilir ama bu tüm öngörülmezliği
ile Trump’ı karşımıza alma riski anlamına gelebilir. Trump ki, tüm yönetim
içinde bize belki de çekilme isteği nedeniyle en yakın isim. Ama sorun şu ki,
tek başına. Önümüzdeki dönemde Trump’ın 1)
içgüdüleri, 2) PKK’ya pek duygusal
bağ hissetmeyişi, 3) Erdoğan’a
yakınlığı ve 4) yönetimde ve
hatta Washington’da Türkiye’nin kaybedilme riskini görüp kaygılanan ender
kişilerden olan James Jeffrey’nin konumu gibi avantajlarla ABD kamuoyu engelini
aşarak çıkarlarımızı kollayacak “şapkadan bir tavşan çıkarabilir” miyiz, belki
evet ama bizim aklımıza şu an çok somut bir şey gelmiyor açıkçası. 


Ankara olayların tampon bölgeye doğru gittiğini görüp
bunun PKK’nın güçlenmesini engelleyecek şekilde olması için bazı adımlar
atabilir, şartlar öne sürebilir. Ama bir dediği öbürünü tutmayan, verdikleri
sözlere sadık kalmayan Batılılara güvenebilir miyiz? Ankara tampon bölge ya da
PKK’nın Şam’la anlaşması senaryolarını engelleyemese bile bunların şekil ve
şartlarının PKK’yı sadece askeri değil siyasi olarak da tehdit olmayacak hale
getirmesi için çabalayabilir.


1) Bu yolda inandırıcı, “ikna olmazsak
müdahale ederiz” tehditlerinin etkisi olabilir.


2) Hem ABD hem de Rusya’ya, Suriye’deki PKK
tamponun ya da Şam egemenliğinin ardına saklanırken örgütün Türkiye içinde
teröre başvurması halinde Ankara için otomatik olarak müdahale hakkı
oluşacağını kabul ettirmelidir.


3) Ayrıca, Türkiye başta ABD ve Rusya olmak
üzere ilgili aktörlere bu iki örgütün %100 olmasa da çok yüksek derecede aynı
örgüt olduğunu söyletebilmeli. Bunu onlara açıkça, sık sık ve üst düzeylerden
söyletebilirse ileriki aşamalarda PKK’nın IŞİD’e kaşı faydalılığı hafızalarda
eskimeye başlayınca ona uygun ve gerekli olduğunda vurma gücü artabilir.


4) PKK’nın kontrol ettiği bölgelerdeki Kürt
olmayan nüfusun PKK için siyasi ve askeri sorun haline gelmesi için
çalışılmalıdır. Buradaki insanlar örgütün etnik, ideolojik, ekonomik
baskısından rahatsız. PKK bu bölgelerde rahat olamasın ki, meşgul olsun, güç
kaybetsin, rahat olmasın.


5) Tampon bölge modeli yatar ama Türkiye’ye
de müdahale etme izni vermezlerse bile sözlü ve fiili adımlarla müdahale
edebilecek gibi görüntü de PKK’nın Şam ile pazarlığa daha zayıf oturması
anlamına gelebilir ve ondan alabileceği ödünleri azaltabilir.


6) Tampon bölge, i) olabildiğince geniş olmalı, dolayısıyla PKK olabildiğince
güneye gitmeli, ii) tampon
Türkiye için “su geçirmez” olmalı, ama PKK için mutlak koruma sağlamamalı,
terör yaparsa tamponun ardına sığınamamalı, iii) tamponda PKK sadece askeri değil siyasi olarak da olmamalı.
(Ama tabii o zaman da bölgede siyasi kontrolün nasıl ve kim tarafından
sağlanacağı sorusu ortaya çıkar). iv)
Türkiye periyodik olarak ve/veya gerektiğinde tamponda PKK olmadığını teftiş
etme hakkı istemeli ve almalı. Ankara haklı ve anlaşılır şekilde sınırda PKK
askeri-siyasi varlığını engellemek istiyor. Peki ama sınırda değilse de daha
aşağıda olmasına Türkiye razı mıdırz? Hayır ama PKK’nın sınır boyunda olmaması
önemli çünkü, a) fiziki olarak
uzakta olursa siyasi olarak da askeri olarak da daha az tehdit olur, b) ayrıca sınırdan uzaklaştıkça Kürt
nüfus azaldığı için oralarda barınması da zorlaşır.  


PKK’nın Suriye ile anlaşmasının da sıkıntıları var:


 1) PKK’lılar Şam-Rusya korumasını alıp askeri-siyasi güçlerini
önemli ölçüde koruyacaklar mı?


2) Bu koruma onları müdahale edilemez hale
getirebilir.


3) Örgüt Türk-Rus ilişkilerinin geleceği
açısından bir risk haline gelebilir.


4) Türk-Rus ilişkileri şu anda “iyi gibi.”
Ama hep böyle kalacağının garantisi yok. İleride ilişkiler bozulursa Rusya ve
Şam PKK’yı Türkiye’ye karşı aktif olarak kullanmak isteyebilirler. İyimser
açıdan bakılır ise de, ABD, ABD-Avrupa, ABD-Avrupa-Arap ülkelerinin kontrol
ettiği bir tampon bölgenin arkasındaki PKK bu tamponu aşıp o bölgeden
Türkiye’ye saldıramaz, saldırmak istemez. Aynı şey Şam-Rusya egemenliğin altına
girmesi durumunda da geçerli olur. Ama Türkiye’ye oradan saldırmaması yeterli
mi? Çünkü orada soluklanıp, “yaralarını sarıp”, eğitim, ideolojik çalışma,
propaganda, personel devşirme çabalarını sürdürüp “bir sonraki raund” için güç
toplayabilir. Ayrıca ABD-Avrupa tamponu gerisinde siyasi egemenliğini
perçinleyebilir, Şam güdümüne girerse de bir ihtimal adı bu olmasa bile bir tür
otonomi kazanabilir. Bu da Türkiye’deki Kürt nüfus için bir emsal oluşturabilir.
  


Sonuç olarak, Türkiye için hemen tüm aktörlere rağmen
tek taraflı olarak güvenli bölge oluşturmaya girişmek ciddi zorluk, bedel ve
riskler içeriyor. PKK orada ve Türkiye içinde terör ve gerilla saldırılarına
başvurabilir. IŞİD hortlayabilir ve bunun hem manevi hem de fiziki sorumluluğu
Türkiye’ye yıkılabilir. Bölgedeki Kürt nüfusu kontrol etmek zor olabilir.
Türkiye’deki Suriyelileri bölgeye getirmenin stratejik sonuçları olacağı için
Rusya ile ilişkileri olumsuz etkileyebilir ve o da buna başka şeylerin yanında
İdlib’de Türkiye için sorun yatacak adımlar atabilir. ABD’nin çizdiği, çizmeye
çalıştığı çizgiyi aşmak Trump’ı kontrolsüz tepkiler vermeye itebilir. Türkiye
müdahale tehdidini de kullanarak tampon ya da PKK bölgelerine Şam’ın gelmesi
senaryolarını kendi çıkarlarını nispeten daha çok kucaklayacak şekillere
sokmaya çalışabilir. Ama tabii bunu başarmak da çok kolay değil çünkü
hasımların da “oyu var.” Ayrıca bu yol bazılarına sorunu çözmekten çok
“tenekeyi yoldan aşağı tekmelemek” gibi gelebilir. Türkiye ne kadar müdahale
edebilir, hatta etmekte kararlı görünürse müdahale etmeden de diğer aktörlerin
tercihlerini v gelişmeleri etkileme şansı kazanabilir. PKK Batı tamponunun ardında
mı olursa daha iyi yoksa Şam’ın etekleri altında mı, bunu hesaplayıp olayları o
yöne etmek daha önemli gibi.