Yayınlandı: 06.03.2019 00:00
Güncellendi: 03.07.2022 19:36

ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI

ANALİZ /// FERRUH DEMİRMEN : HUKUKİ YANILGI VE HOCALI SOYKIRIMI


DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.




Sayın FEYM Grubu
koordinatörü Orhan Tan Paşa, Sayın Turkish Forum üyeleri ve Başkanı Dr. Kaya
Büyükataman,


 


Ve Sayın Refik Mor,


 


Mektubumun nasıl “kafa
karaştırdığını” ve “hukuksal yanılgıya” yol açtığını anlamakta güçlük
çekiyorum. AİHM’nin, Sayın Doğu Perinçek’in ‘‘Ermeni Soykırımı olmamıştır”
söylemini “fikir özgürlüğü” (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Madde10) 
kapsamında değerlendirdiği doğrudur. Ancak AİHM bu kararı nasıl aldı; çok
önemli. AİHM bu kararı alırken D. Perinçek’in savunmasında altını çizdiği, 1948
BM Soykırım Sözleşmesi’nde yer alan hukuksal boyutu, ve  bu suçun
tanınması için bir mahkeme kararı olmasının şart olduğu hususunu göz önünde
bulundurmuştur. (Perinçek’in savunmasının diğer ana unsuru 1915 olaylarında bir
özel kasıt olmadığı idi). Yargı kararı koşulu AİHM 2. Daire’nin 17 Aralık 2013
tarihli hükmünde sıkça belirtilmiştir. Ve bu vesileyle Yahudi Kırımı
(Holocaust) ile sözde Ermeni soykırımına atıflar yapılmış ve aradaki fark
belirtilmiştir. Ekte gösterilen 2 kaynaktan alıntılar yaparsak:


 


“The applicant [Doğu Perinçek] submitted that the
restriction of his freedom of expression was not proportionate to the aims
pursued, namely prevention of racial discrimination and xenophobia. He also
contended, referring to
Article 6 of the 1948 Convention
on the Prevention and Punishment of the
Crime of Genocide, that the existence of a “genocide”, which was a legal term, was a matter that could
be determined by a court alone.




“78.The applicant contested the opinion of the
domestic authorities that his comments had been of a nationalistic and racist
nature. He stressed the
legal aspect of his arguments, which drew on international law, including the
1948 Convention.


79. The applicant, referring to several cases examined
by the Court concerning Holocaust denial, maintained that the fundamental
difference was that the Holocaust
had been categorised by the Nuremberg Tribunal
as a crime against
humanity. In addition, the Court had noted that the cases in question concerned
clearly established historical facts.”




Türkiye hükümetinin D. Perinçek’e
verdiği destek de bu noktaya dikkat çekmiştir:




“… the Turkish Government submitted that, while
Holocaust denial was nowadays the main vehicle of anti-Semitism, rejection of
the characterisation of the events of 1915 as “genocide” could not have the
same effect. Disputing
this legal characterisation would in no way amount to encouragement of or
incitement to hatred towards the Armenian community.


Sayın Perinçek ve avukatı Mehmet Cengiz
de verdikleri beyanlarda bu noktalara özenle değinmişledir. Bay Cengiz:


1915
olaylarıyla ilgili uluslararası bir mahkeme kararı yoktur.
2.
Daire’nin kararında şu değerlendirme yapılıyor: Bu bağlamda, işbu dava Holokost
suçlarına ilişkin davalardan açıkça ayrılmaktadır … Holokost suçu uluslararası bir mahkeme tarafından saptanmış ve
sorumluları mahkûm edilmişlerdir.


Kayda değer ki, İsviçre hükümeti Büyük
Daire duruşmasında yaptığı savunmada 1948 Soykırım Sözleşmesi’nde yer alan
hukuksal boyutu görmezden gelmiş ve tarihçilerin Ermeni soykırımı noktasında
konsensus oluşturduğunu ve soykırımın tanımı için bunun yeterli olduğunu ileri
sürmüştür.


“4.3 To the extent that the appellant’s [D.
Perinçek]submissions seek to deny the existence of a genocide or the legal
characterisation of the events of 1915 as genocide – in particular by pointing
to the lack of a judgment
from an international court or specialist commission
, or the lack of
irrefutable evidence proving that the facts correspond to the objective and
subjective requirements laid down in Article 264 of the Criminal Code or in the
1948 UN Convention, and by arguing that to date, there have been only three
internationally recognised genocides – they are irrelevant to the determination of the case, seeing
that it is necessary in the first place to establish whether there is enough of
a general consensus,
especially among historians
, to exclude the underlying historical debate
as to the classification of the events of 1915 as genocide from the criminal
proceedings concerning the application of Article 261 bis § 4 of the Criminal
Code.”


İlginçtir ki, AİHM sürecinde Ermeni
lobisi de aynı strateji ile “tarihçilerin konsensus” argümanını ileri sürmüş,
1948 BM Soykırım Sözleşmesi’nin hukuksal boyutuna ve yargı hükmü noktasına
dokunmamamya özen göstermiştir.


Sonuç olarak AİHM Büyük Daire’si 15 Ekim
2015’de aldığı kararla 2. Daire’nin kararını onaylarak Perinçek’in argümanını
kabul etmiştir. Şöyle ki:


“116. The Court also agrees with the applicant that
“genocide” is a clearly
defined legal concept.




“117. In any event, it is even doubtful that there can be a “general consensus”,
particularly among academics, about events such as those in issue in the
present case, given that historical research is by definition subject to
controversy and dispute and does not really lend itself to definitive
conclusions or the assertion of objective and absolute truths (see, to similar
effect, the Spanish Constitutional Court’s judgment no. 235/2007, referred to
in paragraphs 38-40 above). In this connection, a clear distinction can be made
between the present case and cases concerning denial of crimes relating to the
Holocaust (see, for example, the case of Robert Faurisson v. France, determined
by the UN Human Rights Committee on 8 November 1996, Communication no.
550/1993, doc. CCPR/C/58/D/550/1993 (1996)). Firstly, the applicants in those
cases had not disputed the mere legal characterisation of a crime but had
denied historical facts, sometimes very concrete ones, such as the existence of
gas chambers. Secondly,
their denial concerned crimes perpetrated by the Nazi regime that had resulted
in convictions with a clear legal basis,
namely Article 6, sub-paragraph
(c), of the Charter of the (Nuremberg) International Military Tribunal, annexed
to the London Agreement of 8 August 1945 (see paragraph 19 above). Thirdly, the historical facts
challenged by the applicants in those cases had been found by an international
court to be clearly established.


118. The Court therefore considers that the method
used by the domestic courts to secure the applicant’s conviction was
questionable.”


Demek istediğim şu ki, AİHM kararı salt
fikir özgürlüğünün ötesinde önemli unsurların altını çizdi. Hâl böyle iken
Sayın Refik Mor’a sormak isterim: AİHM’nin verdiği kararda sadece fikir
özgürlüğüne değinerek soykırım suçunun hukuksal boyutunu ve yargı kararı
zorunluluğunu görmezden gelmek Ermeni tarafının ekmeğine bilmeden yağ sürmek
anlamına gelmiyor mu? “Hukuksal yanılgı”dan kasıt nedir? Başka bir deyişle,
Ermenilerin Refik Bey’in dile getirdiği,
“Ermeni Soykırımı TARİHİ BİR
GERÇEK olup  MAHKEME KARARINA GEREK YOKTUR‘‘
tezini desteklemiş olmuyor muyuz?


Refik Bey’in, Hocalı’da yaşananlar İNSANLIĞA KARŞI YAPILAN SUÇLAR kategorisine girer.
Çekilmiş resimler, video’lar vs. bunu kanıtlıyor, ki bu SOYKIRIM İLE EŞ ANLAMLI
SUÇTUR…”, ve “Mahkeme kararı olmasa bile soykırımı tanımalayız”
sözlerine kesinlikle karşıyım. Şayet çekilmiş resimler vb., yalan dolan
da olsa, soykırımı tanımak için yeterli ise Refik Bey İnternet’e girip
(Washington’daki Holokost Müzesinde teşhir edilen resimler vb. dahil)
Ermenilerin nasıl bu yolla “Ermeni soykırımı” yalanını dünyaya dayatmaya
çalıştığına tanık olsun.


Fransa Anayasa Konseyi’nin 8
Ocak 2016 tarihli kararına gelince, Konsey 1948 Sözleşmesi çeçevesinde AİHM
kararlarına gönderme yaparak (Nürnberg Mahkemesi kararlarına atıf dahil)
Holokost ve “Ermeni soykırımı” arasında açık bir farklılığa dIkkat çekti.
Konsey, 1915 olayları için soykırım nitelendirilemesi yapılamaz dedi. Bizler
için çok önemli bir ayırım. Bu konuyu daha fazla açmadan Sayın Mehmet Perinçek’in
AVİM tarafından Aralık 2018’de yayınlanan bir yazısından şu paragrafa dikkat
çekmek isterim:




“ The Constitutional Council of France
highlighted the difference between the Holocaust and 1915 events again in a
verdict issued January 8, 2016. The court that levied a penalty against a
French citizen for rejecting the Holocaust refused this time the application of
Armenian groups to have legal standing in the case. Also, the decision gave way
to the French Council of State for removing Armenian allegations of genocide
from history textbooks. As a result, the Constitutional Council specified that
the Gayssot Law complies with the Constitution of France. It allowed Holocaust claims to
be adjudicated while denying similar legal standing for the Armenian events.
Therefore, the Constitutional Council delivered a verdict in line with ECtHR’s
Perincek-Switzerland case decision and allocated 6 of the 33 pages of the
verdict to the legal rationale established by the ECtHR precedent.”


Refik Bey, “Şerefsizlerle mücadele ederken, en az onlar kadar CÜRETKAR olmamız
gerekir‘
diyor. Bence “şerefsizlerin” ve soykırım
tacirliği yapan kimselerin seviyesine inmeyip davamızı uluslararası normlar
çerçevesine, alnımızın akıyla savunmamız çok daha iyi bir yaklaşım olur. Densiz
ile densiz olmaya değmez. Kaldı ki, Ermeniler gerek propaganda ve gerekse de
lobicilikte bizden fersah fersah ileride. 1948 BM Sözleşmesi ve ona dayanan
Avrupa’daki yüksek yargı kararları 2013 yılından bu yana Türk tarafı için milât
taşı olmuştur. Bunlardan niye faydalanmayalım?


Öte yandan Türk tarafından
çok küçük olduğunu tahmin ettiğim bir kesimin, yabancı parlamentoların “Ermeni
soykırımı”nı tanımasının “siyasi karar” olduğu ve bu nedenle aleyhlerine dava
açmanın, hattâ fazla itiraz etmenin faydasız ve anlamsız olacağı görüşünde
olduğu bilinmektedir. “Defeatist” olarak nitelediğim bu görüşe yanıtım, şimdiye
dek dava açmadık ve fazla yaygara yapmadıysak elimize ne geçti?Sayısını
unuttuğum yabancı milli parlamento ve yerel parlamento veya yönetim (48 ABD eyaleti
dahil) bu “soykırım”ı tanıdı;  buna karşın bizlerin ne gibi bir başarısı
oldu? Şu da var ki, 1948 BM Soykırım Sözleşmesi’nde soykırım suçunun hukuksal
ve siyasi tanımı şeklinde bir ayırım yok. Soykırım ancak hukuksal kapsamda
tanımlanmış ve mülâhaza edilmiştir. Yabancı parlamentoların “Ermeni
soykırımı”nı tanımaları açıkça uluslararası normları çiğnemek anlamına
gelmektedir. 2013’den bu yana “Ermeni soykırım”ı noktasında önemli gelişmeler
oldu; bunlardan yararlanalım!


 


En son olark Refik Bey soykırım
suçlarının UAD’da (Uluslararası Adalet Divanı‘nda) değil, UCM’de (Uluslararası
Ceza Mahkemesi‘nde) görüldüğünü belirtiyor. Bence bir ölçüde haklı. UCM
soykırım, savaş suçları gibi durumlarda bireylerin kavuşturulması ve
hüküm giydirilmesi ile yetkili (“
jurisdiction
to prosecute individuals”)
. UAD ise ülkeler arasındaki ihtilâfları
ele alır. Ben Azerbaycan’ın Ermenistan aleyhine UAD’da dava açabileceğinden söz
ettiğimde bu iki ülke arasında soykırım savlarına ilişik anlaşmazlığa atıf
yapmıştım; bireylerin kavuşturulması söz konusu değildi. Tabii ülkeler arasında
soykırıma yönelik ihtilâflar BM’in nezdinde özel olarak kurulan mahkemelerde de
yapılabilir. Örneğin, Rwanda ve Bosnia soykırım davalarında ve BM destekli
Kamboçya Mahkemesinde olduğu gibi. Benim hukuk bilgim bu kadar; gerisini
uluslararası hukukçulara bırakıyorum.




Saygılarımla,


Ferruh Demirmen