MUSTAFA ÖNSEL : SİZE BU HUKUK
CANİLERİNİN ELİNDEKİ SİLAHLARI ANLATAYIM !!!
Siz bu hukuk canilerinin
elinde silah mı arıyorsunuz? Silahlarını söylüyorum…
Bu yazı aylar önce yazılmış
bir yazıydı. Ancak bir iyi niyet mesajı üzerine önce yumuşattık sonra
erteledik. Ama Balyoz Davasını onayan Yargıtay 9. Daire eski Başkanı hukuk
canisi Ekrem Ertuğrul’un Süleyman Pehlivan’ı da yargılayan ilgili dairece
sessiz sedasız salıverilmesi; Süleyman Pehlivan ile ilgili Yargıtay
Başsavcılığına yapılan suç duyurusuna hiçbir tepki verilmemesi üzerine daha
önce yazdığım yazıyı güncelleyerek Odatv’ye göndermeye karar verdim.
İşte öncesinde yazıp
göndermediğim o yazı…
2009 yılının Aralık ayının
soğuk bir kış günü “Hiç dinmeyecek mi bu ah ediş?” diye haykırıyordu Ali
Tatar’ın ağabeyi Ahmet Tatar.
Rahmetli Ali Tatar’ın eşi
Nilüfer Hanım ise hançeresini yırtarak hukuk dışı tutuklama kararının çıkmasını
sağlayarak Ali’nin onur intiharına sebep olan özel yetkili savcı Süleyman
Pehlivan’a “Sahte belgelerle suçlayıp onurunu kırdınız. Ergenekon’a şehit
verdik yiğidimi. Dün gece rahat uyudun mu Süleyman Pehlivan? Sen kimin
adamısın? Amerika’nın mı Fetullah’ın mı? Unutma hesap vereceksin bana. ”
Süleyman Pehlivan o zaman çok
güçlü bir örgütün militanı olarak muhtemelen gülüp geçmişti bu söyleme.
Arkalarında hükümetin siyasi gücü ötesi CIA’nın güvencesi vardı. O kadar
pervasızlardı ki. Bu intihara sebep olan Süleyman Pehlivan FETÖ’cü subayların
önünü açmak için kurgulanan Balyoz Davasının 4 savcısından da biriydi.
2010 HSYK’sı ile yargıda gücü
tamamen ele geçiren Fetullahçı çete en önemli adamlarının Yargıtay’a
seçilmesini sağladı. Seçilen 160 yeni Yargıtay üyesinin 130 kadarı onların
militanıydı. Onlardan biri de ne tesadüf (!) isimli davalarda “rüştünü
ispatlamış” Süleyman Pehlivan’dı.
Sadece Tatar ailesi değil
Balyoz sanığı 364 sanık da Poyrazköy davasından yargılanan diğer arkadaşlarımız
da bu militanın mağduruydu. Onlardan bir kısmı da o süreçte hayatını
kaybetmişti. Artık geleceklerini kaybettiler diyerek işi şahsileştirmenin
ötesindeyiz. O davalarla içi boşaltılan Türk ordusunu Fetullahçı çetenin
sızdırdığı sözde askerler doldurmuş ve 15 Temmuz’u yaratmışlardı. Yani Süleyman
Pehlivan’ın eylemleri 15 Temmuz gecesi değil o davalarda vücut bulmuştu.
Ama iddianamede gördük ki
sanığın örgüt üyeliğinin ve örgüt adına eylemlerinin en somut kanıtları
Poyrazköy ve Balyoz davalarında var. Söz konusu davaların beraat kararlarında
Süleyman Pehlivan ve diğer hukuk canisi çete mensuplarını suçlayıcı çok açık
ifadeler bulunuyor.
Ne yazık ki tıpkı Ömer
Diken’in yargılamasında olduğu gibi Süleyman Pehlivan’ın yargılamasında da esas
suç kanıtları yok sayılmış.
Bu durumda söz konusu çete
mensuplarına ceza verilmesi çok zor görülüyor. Bunun bilinçli bir tercih
olmamasını diliyorum. Yargılayanlar için olumlu düşünmek istiyorum.
ACABA BİR PKK VEYA IŞİD
MENSUBUNA DA AYNI NEZAKETTE Mİ DAVRANIYOR
Hukuk insanlarına sesleniyorum
eğer böylesi bilinçli bir tercihiniz yoksa sadece örgüt üyeliğinden zorlama bir
ceza verirsiniz o da ya AYM’den ya da AİHM’den döner. Bunu görmemeniz mümkün
değil de ben yine de hatırlatayım.
İsimli davalar bu hukuk katili
militanların yumuşak karnıdır…
Ama görünen o ki bu gerçeğe
rağmen hukuk adına kürsü işgal eden insanların anlaşılmaz tutumları bu tür
davaları “yargılıyormuş gibi” yapıyorlar algısının yaratılmasına sebep
olmaktadır.
Bahsettiğim durumu hem Ömer
Diken davasında hem de Yargıtay’daki Süleyman Pehlivan ve Ekrem Ertuğrul
davasında gördük.
***
Süleyman
Pehlivan’ınYargıtay’daki son duruşmasını bizzat takip ettim. Neler yaşandığını
anlatayım.
Daha dış kapıda müdahil olmak
isteyenlere zorluk çıkartılma yoluna gidilmişti. Belli ki görevliler “özel
olarak” talimatlandırılmıştı. “Neden” diye sorduk cevabının verilemeyeceğini
bilmemize rağmen.
Belli bir uğraştan sonra orası
aşıldı ve duruşma salonunun önüne geldik. Sonra duruşma salonu önünde bir
gerginlik yaşandı. Salon küçük sadece 5 müdahil olmak isteyene izin verildi
dendi. Tartışma yaşandı. Ama bir baktık sanığın 6 yakını elini kolunu
sallayarak salona alındı. Tuhaftı doğrusu.
İtirazlar yükselince bu sefer
başkanının 15 kişiye müsaade ettiği söylendi. Mahkeme salonu elastikiydi
anlayacağınız. Zorladıkça genişliyordu. İçeri girdiğimizde salonun 50 kişilik
kadar olduğunu gördük. Yani hiç de söylendiği gibi küçük değildi.
Cevabını bildiğimiz “neden”
sorusunu sormadık bile. Daha oturur oturmaz başkan müdahil olmak için
gelenlerin sıralarına yani bize doğru dönerek “En ufak ses çıkartanı dışarı
atarım” şeklinde bir uyarı yaptı. Sanırım sanık yakınlarından ziyade bizi daha
olay çıkartmaya yakın görmüştü. Neyse dedik…
Savcının iddianameyi
özetlemesinden sonra Süleyman Pehlivan başkanın “Süleyman Bey buyrun” demesiyle
kürsüye geldi. Bu “Bey” lafı duruşma sonuna kadar devam etti.
Ben de ister istemez birden
yargılandığım davalara gittim. O zaman kürsü işgal eden sözde yargı
mensuplarının kendilerinden 20 yıl büyük ve devlet kademelerinde önemli
mevkiler işgal etmiş insanlara bile nasıl kaba davrandıklarını hatırladım.
Ne kadar kibar bir insan dedim
içimden sayın başkan için. Terör üyesi olmaktan yargıladığı bir insana bile bey
diyebilen nezaket sahibi bir hukuk insanı. Sonra acaba bir PKK veya IŞİD
mensubuna da aynı nezakette mi davranıyor diye geçirdim içimden. Üstünde
durmadım haliyle…
Süleyman Pehlivan konuşmasının
büyük bölümünde kendinin asla uygulamadığı “nesnel hukuk”tan bahsetti hiç yüzü
kızarmadan utanmadan…Hukuk fakültesinde dersini motomot ezberlemiş “inek”bir
öğrenci gibiydi. Ezber iyiydi de uygulamasının sıfır olduğunun yakın
tanığıydık…
Sonra avukatı söz aldı
müvekkilinin 18 aydır hücrede kaldığını ifade etti ki küçük bir kıyamet koptu.
Yıllardır kardeşi için gözyaşı döken rahmetli Ali’nin ablası Hürriyet Hanım dayanamadı
ve “Ya benim kardeşim Ali nerede kalıyor biliyor musun?” deyince başkan sertçe
“Derhal alın dışarı atın” diye bağırdı. Çok sertti. Haliyle başkanın Süleyman
Pehlivan’a karşı olan nezaketini sorgular oldum.
Başkan elbette duruşmanın
disiplininden sorumluydu. Böyle bir karar verebilirdi. Hele hemen sağ yanındaki
üye Hâkim…
Başkanının ağzından aldı lafı
en üst perdeden Hürriyet Hanımı azarlamaya başladı. O an mahkemede başkanın kim
olduğunu karıştırdım. Son söylediği duruşmanın başından beri negatif vücut
dilinin yansıması gibiydi; “Yaptığın saygısızlık heyete saygısızlık
yapıyorsun!” diye kükredi.
Ah empati dedim ah empati! Sen
sadece söylemlerde misin? Kardeşinin ölümüne sebep olmuş bir terör suçlusunun
yargılanışı sırasında yaşadığı duygu yoğunluğuyla biraz da sanık avukatının
hoyrat konuşma biçiminden dolayı bir cümlelik çıkışa bu ne tepkiydi Allah
aşkına…
BEY DİYE HİTAP EDİLEN KİMDİ?
Öyle bir durum vardı ki
salonda sanki biz sanık veya sanıkların yakını; terör örgütü mensubu olmaktan
yargılanan Süleyman Pehlivan mağdur/müşteki gibiydi.
Bey diye hitap edilen kimdi?
Ülkeye ve insanlara verdiği zarar hiçbir örgütle kıyaslanmayacak büyüklükteki
bu melanet oluşumun tartışmasız bir militanı… Diğerleri yani sertçe ikaz
edilenler müdahil olarak duruşmaya gelenler kimdi? Bu adamdan zarar görmüş insanlar…
“Bey”lik kimin haddineydi?
Sonrasında bırakın bizleri
Süleyman Pehlivan yüzünden hayatını kaybetmiş Ali Tatar’ın ailesine bile
müdahil olma hakkı tanınmadı. Ve aile Ali’yi kaybettikleri gün kadar
yıkıldılar. Yargıtay’ın koridorları gözyaşı ve ahlarla inledi.
Başkan hemen talimat vermiş
zaten “Bir daha bu aileyi duruşmalara almayın!”
Bravo!
Sahi siz 15 Temmuz’u nasıl
okuyorsunuz sevgili yargıçlar merak ettim de…
Süleyman Pehlivan Ekrem
Ertuğrul vd yargılayacağınız ve muhtemelen tahliye edeceğiniz kumpas
davalarının savcı ve yargıçları 15 Temmuz’u yaşatanların önünü açanlardır.
Onlar 15 Temmuz’un hazırlayıcısı yol temizleyicisidirler. Onlar yani sizin
sessiz sedasız salıverdiğiniz hukuk canisi militanlar bizleri hukuk kılıfıyla
tasfiye etmeseydi o üniforma giymiş canilerin yüreği yeter miydi 15 Temmuz’u
yapmaya zannediyorsunuz?
Bu hukuk canileri mi o gece
eline silah alıp kan dökenler mi? Hangisi daha cani sizce?
Siz bu hukuk canilerinin
elinde silah mı arıyorsunuz? Silahlarını söylüyorum; canice kullandıkları
hukuk. Atom bombasından daha tehlikeli bence…Ve siz bunu ısrarla görmediniz…
Bakmanız yeterli hâlbuki. Daha ne diyeyim size?
Nilüfer Hanımın ahına 15
Temmuz gecesiyle birlikte binlerce insan katıldı…
Süleyman Pehlivan’ın halini
gördünüz bir ah onu nereden nereye getirdi… Ya binlerce ah?
Ah almak hiç iyi değildir
bilesiniz…
Mustafa Önsel
Odatv.com
LİNK : https://odatv.com/size-bu-hukuk-canilerinin-elindeki-silahlari-anlatayim-06081808.html