Demir Kapı – Iron Gate
Tarihinin
aydınlatılmasında coğrafi adlarının vuzuha kavuşturulması, ayrı bir öneme
sahiptir. Tarihi coğrafyamızın dikkat çeken konularından birisi de “Demir
Kapı” adıdır. Türk coğrafyasında Demir Kapı adı altında birkaç yer ismi
geçmektedir. Bunların en önemlilerinden biri de Orhun Abideleri’nde geçen Demir
Kapı’dır. Abidelerde bu isim Temir
Kapıg olarak zikredilmektedir. İslam kaynaklarında ise Bab Al
Hadid, Dar-ı Ahenin veya Derbend-i Ahenin olarak geçmektedir.
Demir Kapı’dan ilk kez geçen Avrupalı, İspanya kralı III. Henri’nin 1404
yılında Timur nezdine gönderdiği Klaviyo adlı elçiden, Demir Kapı’nın
diğer bir adının da Tirmiz Kapısı
olduğunu öğreniyoruz. Timur ve Babur döneminde vuku bulan savaşlarda bu yer
isminden sık sık söz edilir. Nizamüddin Şami (1401-1402), Ali Yezdi (Ölm.1454),
Babür ve ibn Tanri Birdi (Ölm.1470)’nin eserlerinde Demir Kapı
adı Kahluga, (kagulga, kahluğa, kaluğa) olarak kaydedilmiştir.
Babürname’de Keş ile Hisar arasında bir geçit noktası olarak tanımlanan bu
yerde önceden bir kale olduğu da zikredilir.
630
yılında buradan geçen ünlü Çinli seyyah Hüen Çang’a göre, çok yüksek olan ve
demir renginde iki dağ arasında olan bu boğazda iki kanatlı Demir Kapılar
vardı. Fevkalade müstahkem olan bu boğazdan geçmek çok zor olduğundan yerliler
tarafından buraya Demir Kapı adı verilmiştir.
Türkistan’ın
güneydoğu sınırında yer alan Demir Kapı, Baysun-Dağ silsilesindeki geçit olup,
Keş şehrinin 90 km. güneyinde, 12-20 m. genişliğinde ve 3 km. uzunluğundadır.
Burası Belh-Semerkant, Belh-Buhara yolu üzerinde bulunuyordu.
Bilindiği
üzere Demir Kapı, milattan önceki yüzyıllardan itibaren Turan (Türk)-İran
memleketleri arasında tabi sınır olarak kabul edilmekteydi. Arap
müelliflerinden Yakubi (Ölm.905) burada Bab Al-Hadid şehri veya diğer adıyla
Dar-ı Ahanin şehri (Demir Kapı şehri) bulunduğunu bildirmektedir. Coğrafyacı
İdrisi (1154)’de Demir Kapı’nın küçük ve gelişmiş bir şehir olduğunu belirtir.
Klaviyo ise dağların ortasında bir köyün yer aldığını, bu köyün de Demir Kapı adını
taşıdığını nakletmektedir.
Bilindiği
gibi Semerkant ve Buhara Maveraünnehir bölgesinin en önemli şehirleri durumunda
idiler. Coğrafi mevkilerinden dolayı Hindistan’dan, İran’dan ve Türk
ülkelerinden gelen ticaret yolları hep bu büyük şehirlerde birleşiyordu.
Coğrafyacı
İstahri (930-933) ve İbn Havkal (X.yy), Buhara’dan Belh şehrine giden yol
üzerinde Demir Kapı’nın bulunduğunu bildirirler. Adı geçen müellifler bu yol
üzerinde bulunan yerleri şöyle sıralarlar:
Buhara-Karacun-Miyankal-Maymurk-Nesef-Subah-Didegi-Kendek- Bab al Hadid (Demir
Kapı) Razik- Rıbatı-Haşimgird-Tirmiz. Tirmiz’den sonra Ceyhun ırmağı
geçilerek Siyankerd’e varılır ve oradan da Belh şehrine ulaşılır. Buhara ile
Belh arası 13 merhaledir.
Coğrafyacı
Mukaddesi (985) de Semerkant’tan Tirmiz’e giden yol üzerinde Demir Kapı’nın yer
aldığını belirtir. Müeelif bu yolu şöyle tasvir eder:
Semerkant-Dirizdeh-Keş-Kendek-Bab al-Hadid (Demir Kapı)- Karna-Tirmiz.
Demir
Kapı, askeri, stratejik ve ticari bakımdan çok önemli bir yerdi. Burayı
geçen Türkler Toharistan’da hâkimiyet kurmuşlardır. Burası Batı
Türkistan’dan Hindistan’a ve Afganistan’a geçmek için adeta bir sıçrama tahtası
vazifesi görüyordu. Hindistan’ın mallarını Belh yolu ile Semerkant ve Buhara’ya
getiren tüccarlar Demir Kapı’dan geçerlerdi. Demir Kapı’nın kuzeyinde bir
günlük uzaklıkta Kendek’in yakınındaki yol, bir taraftan Nesef (Nahseb bugün
Karşı) ile Buhara’ya diğer taraftan da Keş (Şehri-i Sebz) ile Semerkant’a doğru
ikiye ayrılıyordu.
Coğrafi
konumundan dolayı ticaret kervanlarının kullandığı güzergâh üzerinde olan Demir
Kapı, asırlar boyu önemini korumuştur.
Orhun
yazıtlarında Göktürk Devletinin kurucularının zaferleri ve vazifeleri
anlatılırken Türklerin doğuda Kadırgan, batıda Demir Kapı’ya dayandıklarından
şöyle bahsedilir: “Yukarıda mavi gök yağız yer kılındıkta, ikisi arasında
insanoğlu yaratılmış İnsanoğlu üzerine atam ve amcam Bumin Kağan ile İstemi
Kağan oturmuş. Tahta çıkıp Türk milletinin ilini ve töresini idare edivermiş ve
düzenleyivermişler! Dört tarafları hep düşman imiş akın yapmış, dört
köşelerindeki milletlerin hepsini almış ve hepsini tabii kılmışlar! Başı(dik)
duranların başlarını eğdirmişler! Dizi (üzerinde dik) duranları çökürmüşler(…)
İleride (doğuda), Kadırgan ormanına kadar; geride (batıda), Demir Kapıya kadar,
(Türk Milletine) kondurmuşlar!”
Göktürk
yazıtlarında görüldüğü gibi kağanlar Göktürk Devleti’nin kuruluşu sırasında
yani VI. asrın ortalarında Türkleri Demir Kapı ile Kadırgan dağları arasındaki
geniş bölgeye yerleştirmişlerdir.
Çinli
seyyah Hüen Çang’ın (630) verdiği bilgiye göre Demir Kapı Göktürklerin
yayılmalarına engel olmamış, Türkler burayı da aşarak Hindistan Kapılarına
kadar dayanmışlardır. Bilindiği üzere Hüen Çang, Çin’in Kansu eyaletinden 629
yılında yola çıkmış, pek çok şehri ziyaret ettikten sonra Demir Kapı’dan
geçmiştir (630 yılı başları).
Hüen
Çang şöyle nakletmektedir : “… Keş şehrinden 220 Li güney-batı yönüne
doğru yol aldıktan sonra, dağlar arasından geçtik. Bu dağlarda takriben 300 Li
mesafe kat ettikten sonra Demir Kapı adı verilen geçide vardık. Demir Kapı’nın
dar yolluydu, sağ ve solunda dik kayalar yükseliyor ve bu yüksek dağlar insanı
şaşırtıyordu, yol ise çok sarptı. Yolun öteki ucunda sağ ve solda yükselen dağ
duvarlarında, kayalar demir madeni renginde idi. Buraya ağaçtan yapılmış iki
kanatlı kapı yerleştirmişler ve bu kapıları demirlerle tutturarak
güçlendirmişlerdir. Kapıların üzerinde çıngıraklar da asmışlardır. Yerliler,
Göktürkler sınırı geçmesinler diye bu kapıyı engel olarak yapmışlardır.”
Hüen
Çang, Demir Kapı’yı geçtikten sonra, Toharistan’ın merkezi olan Kunduz
şehrinde oturan Göktürk Prensi Tardu-Şad’ı ziyaret etmiştir. Bilindiği üzere,
Batı Göktürk kağanı Tong Şe-Hu 618 yılında kardeşinin yerine tahta geçtikten
sonra hâkimiyetini batıda ve güneyde genişletmiş ve Göktürk devletinin
sınırlarını Koçu’dan Hindistan Kapılarına kadar dayandırmıştı. Oğlu
ise Yabgu unvanı ile merkezi Kunduz olan ve güney sınırı İndus
nehrine kadar giden Toharistan valiliğinde bulunuyordu.
Maveraünnehir Türklerin
hâkimiyetinde olmasına rağmen bölgeyi idare eden Türk soylu “şehir krallıkları”
arasında siyasi bir birlik mevcut değildi. Buna rağmen 675 yılından itibaren
Müslüman-Arap kuvvetlerine karşı koymakta idiler. Kapgan Kağan
Maveraünnehir’i zaptetmek üzere 701 yılında Tonyukuk’un kumandasında olmak
üzere, İnal ve Bilge tarafından sevk edilen Batı orduları grubu, İnci ırmağını
(Seyhun) geçerek Kızıl-Kum Çölü’ne girdi ve güneye doğru yol aldı. Burada
ordunun bir kısmını bırakan Tonyukuk, güneye doğru yöneldi ve U-çe-le’nin
oğlu Türgeş başbuğu Sonko kumandasında olduğu anlaşılan Sogd halkı teslim oldu.
Yoluna devam eden Göktürk ordusu Demir Kapı’ya vardı. Yine aynı yılın
başlarında Kapgan Kağan, Tangutlar üzerine akın yaptıktan sonra Güney Ordos’da
Sogd kolonileri (Kültegin ve Bilge yazıtlarında Altı Çub Soğdak) üzerine
düzenlediği sefere (702 Şubat) Bilge ve Kültegin de katılmışlardı.
705
yılından itibaren Horasan valiliğine tayin edilen Kuteybe b. Müslim,
Maveraünnehir üzerine yaptığı seferler sonucunda başarılar sağlayarak büyük
şehirleri ele geçirmiştir. Taberi(ölm. 923)’nin belirttiğine göre Kuteybe 710
yılında Şuman, Nesef ve Keş’e bir sefer düzenlemiştir. Kuteybe Belh şehrinden
hareket ederek, Ceyhun ırmağını geçip Şuman’ı fethettikten sonra Demir Kapı’ya
yönelmiş, oradan da Keş ve Nesef üzerine hareket etmiştir.
Bilge
Kağan Abidesi’nden edindiğimiz bilgilere göre, 710 yıllarının sonlarına doğru
Soğdak kavmini tanzim etmek için harekete geçen Göktürk orduları, Seyhun
ırmağını aşarak Demir Kapı’ya varmışlardır. Orhun yazıtlarında : “Soğdak
budun iteyin tiyin Yinçü ogüzig (İnci Irmağı=Seyhun) keçe, Temir Kapıg’ga tegi
süledimiz”
Öyle
anlaşılıyor ki Kuteybe’nin Maveraünehir’e giriştiği askeri faaliyetler Göktürk
ordularını harekete geçirmeye vesile olmuştur. Nitekim Kültegin Abidesinden
öğrendiğimize göre, Bilge Kağan döneminde de 720 yılında Göktürk
orduları Kara Türgeşleri hâkimiyetlerine aldıktan sonra İnci Nehrini
geçerek Soğdakları itaat altına almışlar ve Demir Kapı’ya ulaşmışlardır. 739
yılında Arap komutan Nasr b. Seyyar da Belh’ten hareket ederek Demir
Kapı’dan geçip, Maveraünnehir’e akın yapmıştı.
İspanya
kralı III. Henri, Timur’a Klaviyo başkanlığında bir elçilik
heyeti göndermiş olduğundan söz etmiştik. Bu heyet pek çok şehirden geçtikten
sonra Timur’un payitahtı olan Semerkand’a vararak hükümdarı ziyaret etmiştir.
Elçilik heyeti Demir Kapı’ya varmadan evvel Tirmiz şehrinde konaklamışlardı.
Ertesi cumartesi günü geniş bir ovaya girerek mamur köylerden geçmişler ve
akşama doğru ulaştıkları köyde çok iyi karşılanmışlardır. O geceyi orada
geçirip ertesi gün yola çıkmışlar ve yolda Timur’u ağırlamak üzere inşa edilen
büyük bir köşkte misafir edilmişlerdir. Pazar akşamı buradan ayrılarak bir
ırmağın kıyısında konaklamışlar, pazartesi günü ise çok yüksek dağlara
ulaşmışlar ve güzel bir evde yemek yemişlerdir.
Klaviyo,
tuğladan inşa edilmiş olan bu evin iç kısımlarının çinilerle süslü olduğunu
bildirmektedir. Ayrıca arkalarındaki yüksek dağların geçit yerinin çok dar
olduğunu ve sanki insan eliyle oyulmuş gibi olduğunu da belirtir. Klaviyo
ayrıca, duvarın iki tarafındaki duvarların dimdik yükselmekte olduğunu, yolun
dümdüz olduğunu da belirterek, mücavir dağların ortasında bir köyün yer
aldığını ve bu köye Demir Kapı denildiğini yazmaktadır. İspanyol elçiye göre,
bu dağlar Semerkant’ın en emin
bekçisidir. Hindistan veya Afganistan’dan gelenler, buradan
geçerek Semerkant’a ulaşabilirler; Semerkant’tan da Hindistan’a gitmek
isteyenler bu yolu takip etmek mecburiyetinde idiler.
Yine,
Klaviyo’nun bildirdiğine göre; diğer bir adı da “Tirmiz Kapısı” olan Demir
Kapının tek hâkimi Timurdu. Hindistan’dan gelen tüccarlar buradan geçtikleri
için bunlardan alınan vergi önemli bir gelir kaynağı teşkil ediyordu.
Konakladığı
evde bir yarış atı armağan edildiğini yazan elçi, buranın atlarının çok iyi ve pek
güzel olduğunu kaydediyor. Dağların çırılçıplak olduğunu bildiren Klaviyo, bir
de duyduklarını naklediyor. Ona anlatıldığına göre eskiden burada geçidin
başında demir kapılar varmış, kapılar kapatıldığında oradan hiç kimse
geçemezmiş. Geçmek isteyenler izin almak zorundaymışlar. Klaviyo buradan
geçtikleri sırada bu kapıların mevcut olmadığını yazıyor. Demir Kapı’dan
ayrılan Klaviyo ve arkadaşları 28 Ağustos Perşembe günü Keş şehrine
yaklaşmışlardı.
Demir
Kapı hakkında daha yakın tarihlere ait pek çok seyyah ve heyet bilgiler
sunmaktadır. 1865 yılında Rusya hükümeti buraya ilmi bir heyet
göndermiş, 1882’de ise Çarın Afgan emirine gönderdiği askeri buradan geçmiştir.
Demir
Kapı, geçmişte sahip olduğu stratejik konumu nedeniyle, bu önemi nispetinde
tarihi coğrafyamızın önemli bir konu başlığını oluşturmaktadır.
Prof.Dr.
Eşref Buharalı,
Türk
Yurdu Dersisi, Ağustos 2011 – Yıl 100 – Sayı 288
LİNK
: http://www.genelturktarihi.net/
LİNK
: https://yenidenergenekon.com/1006-demir-kapi-iron-gate/