Yayınlandı: 24.03.2019 00:00
Güncellendi: 03.07.2022 19:35

ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN : ÇANAKKALE BİR ANZAK EYALETİ OLAMAZ !..


Prof.
Dr. ANIL ÇEÇEN : ÇANAKKALE BİR ANZAK EYALETİ OLAMAZ !..




Ankara, 20
Mart 2019 Çanakkale Vilayeti Türkiye’nin en güzel illerinden birisidir.


Son derece önemli bir jeopolitik konuma sahip olmasına rağmen Türk toplumunun
günlük yaşamında biraz kenarda kalmış bir bölgedir. Belki de kenarda kalması
istendiği için tren ve kara yolları kavşakların ötesinde bırakılmış, sanki
deniz kenarında dışlanmış gibi bir durumu vardır. Türkiye haritasına bakıldığı
zaman da, Çanakkale’nin biraz kenarda kalan bir yere sahip olduğu, bu hali ile
de ülkenin günlük yaşamının dışında bırakıldığı görülmektedir. Bu sessiz ve
sakin kent, Türkiye genelinde ele alınırsa günlük yaşımın dışında
bırakılmasının arkasında başka nedenler bulunup bulunmadığı konusu
tartışılabilir. Kenar bir kent olması ve çok önemli bir su yolu olan boğazlar
üzerinde konumlanması düşünüldüğünde, güvenlik endişelerinin de Çanakkale
üzerinde etkili olduğu anlaşılmaktadır. Tarihte yaşanmış olan Çanakkale
savaşlarından, Türk devletinin önemli dersler çıkardığı söylenebilir. Belki de
bu nedenle, kentin ana yol kavşaklarının dışında kalması ve demir yolu ulaşım
sistemine dahil edilmemesi düşünülmüş olabilir.



Türkiye Cumhuriyetinin kenarda ve köşede kalmış bu en sessiz vilayeti, son
yıllarda çok ciddi boyutlarda gösterişli ve gürültülü olaylara sahne olmakta.
Her sene Mart ayından başlayarak Hazirana kadar üç ay süre ile bir çok turist
grupları Çanakkale’ye gelerek günlerce kalmakta, devlet ve özel kuruluşlar
aracılığı ile yapılan çeşitli organizasyonlarla Çanakkale savaşları bir kez
daha gündeme getirilmektedir. Bir anlamda her yıl üç ay süren bu
düzenlemelerle, kentin tarihte yaşayan boyutu öne çıkarılmakta sanki Çanakkale
bugünün Türkiye’sinin bir kenti değilmiş ama Efes, Milet ya da Truva gibi bu
bölgede eskiden kalmış bir tarihi yerleşim merkezi imiş gibi bambaşka bir durum
yaratılmaktadır. İlk bakışta anlaşılamayan bu tür gelişmelerin her yıl düzenli
olarak tekrar edilmesi, giderek artan bir boyutta daha geniş programlarla
kamuoyu önüne getirilmesi karşısında zihinlerde bazı haklı sorular ve kuşkular
gündeme gelmektedir. Neden her yıl binlerce insan yabancı ülkelerden gelerek
Çanakkale’de düzenlenen büyük törenlere katılmakta ve bu katılım giderek
genişlemektedir? Bu haklı sorunun gerçekci bir doğrultuda yanıtı verilemediği
sürece, neler olup bittiğini kavrayabilmek giderek zorlaşmaktadır.




Çanakkale’de, Türk kamuoyunca pek de anlaşılamayan
yeni bir durum vardır ve bunun ne anlama geldiği ciddi olarak
açıklanmamaktadır.


Gerçeği öğrenmek için Çanakkale’ye gidildiğinde ve biraz kalınarak incelemeler
yapıldığında neler olup bittiği hemen anlaşılabilmektedir. Her yıl düzenli
olarak Çanakkale anma toplantılarına katılan yabancıların çoğunluğunun bu
kentte toprak almağa başladıkları ve tıpkı İngilizlerin Didim’de, Fransızların
Fethiye’de, Almanların Alanya’da yerleşmeğe başladıkları gibi, Çanakkale
savaşlarında ölen eski Avustrulya ve Yeni Zellanda’lı askerlerin torunlarının
da dedelerinin yatmakta olduğu bu topraklara yerleşerek, geleceğe dönük yeni
bir yerleşim hazırlığı içinde oldukları meydana çıkmaktadır.



İngiliz emperyalizminin eski sömürgesi olan Avustralya ve Yeni Zellanda’dan
toplanan askerlerin Çanakkale savaşlarına İngiliz ordusunun paralı askerleri
olarak katılmalırı nedeniyle, epeyce bir Anzak askeri Çanakkale savaşları
sırasında olmüş ve Gelibolu yarnımadasındaki mezarlığa gömülmüşlerdir. Her yıl
düzenli olarak yapılan anma törenlerine bu askerlerin torunları katıldığı için,
organizasyonlar daha da büyümekte ve düzenliliğin kurumsallaştığı bu aşamada
bugünün torunları dedelerinin yattığı topraklarda gayrimenkul alarak bu bölgeye
kalıcı olarak yerleşmenin yollarını aramaktadırlar. Bu nedenle artık
Çanakkale’de yeni bir dönem başlamıştır. Çanakkale böylece bir Türk kenti
olmaktan çıkmakta, bu kentte yaşayan Türk vatandaşları, Çanakkale’yi eski
sömürge askerlerinin torunları ile paylaşmak durumunda bırakılmaktadırlar.
İnsani yönden anlaşılabilecek duygusal tutumların artık geride kaldığı,
geleceğe dönük ciddi bir yerleşim ve yeniden yapılanma planları doğrultusunda,
Çanakkale’nin dıştan güdümlü ve ulusal olmayan yeni bir yapılanmaya doğru
emperyalist bir yaklaşım çerçevesinde zorlandığı görülmektedir. Torunların
duygusal yaktlaşımlarının emperyal merkezler tarafından kullanıldığı ve bu
yabancı kişilerin, dedelerinin bu topraklarda olması gerekçesi ile çanakkale’ye
kalıcı olarak yerleşmeleri hem teşvik edilmekte hem de parasal olarak dış
merkezler tarafından desteklenmektedir. Bu, artık iyiniyetli torunların
dedelerinin yanıbaşına yerleşmek arzusunun ötesine geçen planlı ve programlı
yeni bir emperyal girişime dönüşmüştür .



Son yıllarda, küresel emperyalizmin zorlamaları ile Türkiye’de yabancılara
toprak satışı fazlasıyla hızlanmıştır. Açıklanan resmi rakamlara göre Türkiye
Cumhuriyeti topraklarının genel olarak yirmide biri yabancı ülke vatandaşlarına
satılmıştır. Böylece, Birinci dünya savaşı sonrasında orduları ile işgal ederek
alamadıkları dünyanın en değerli topraklarını yabancılar, özel satışlar yolu
ile elde edebilmektedirler. Bir anlamda silahla alamadıklarını yabancı paralar
üzerinden ele geçirmekteler ve yerleşerek Türkiye’nin ulusal ve üniter devlet
yapısını bozarak Yeni Bizans Federasyonu oluşturabilmenin arayışlarına
girebilmektedirler. Türk devletinin Lozan Antlaşması ile bütün dünyaca kabul
edilmiş olan sınırlarının ve hukuki yapısının, emperyalist planlar
doğrultusunda değiştirilmesi için çaba gösterilirken, Yeni Bizans
Federasyonunun Anzak eyaleti de çanakkale vilayeti sınırları içerisinde
kurulmaktadır.



İngiliz emperyalizminin uzantısı olan Avustralya ve Yeni Zellanda askerleri,
Anzak adı altında Mısır’da toplanarak I915 yılında nasıl Çanakkale’ye saldırıya
geçtilerse, yüzyıl sonra şimdi de torunları gene Londra’nın komutasında hareket
ederek yeni bir saldırı ile Çanakkale’ye yönelmektedirler. Dedelerinin silahla
savaşarak alamadıkları bu değerli toprakları, yüz yıl sonra torunları sterlin
üzerinden kolayca ele geçirmektedirler.



Yabancılara toprak satışının serbest bırakılması ve hiç bir biçimde devlet
tarafından kontrol edilmemesi de, yabancıların emperyalist amaçlarla Türk
topraklarına yerleşmelerini kolaylaştırmaktadır. Anzakların torunları da,
İngiltere’nin öncülüğünde bu durumdan yararlanarak, Çanakkale toprakları
üzerinde yeni bir Anzak eyaletini, geleceğin Yeni Bizans Federasyonunu
oluşturma doğrultusunda Londra’nın sermaye desteği ile kurmaktadırlar.
İngilizlerle beraber Fransızların ve Almanların da aynı doğrultuda Türkiye’nin
batı sahillerine yerleşmeleri, Anzak eyaletinin bu topraklarda oluşturulması
girişimlerini kolaylaştırmakta ve dolaylı bir dış destek sağlamaktadır.



Çanakkale’nin tam ortasında bulunan aynalı çarşı önemli bir halk türküsüne konu
olmuştur. Türk gencinin düşmana karşı çıkışının ve milli mücadele için
direnişinin öyküsü, Çanakkale içinde vurulmakla dile getirilmiştir. Üçyüz bin
gencini boğazların savunulmasında yitiren bir ulusun, bu kadar kolay
topraklarını yabancılara satması ve yeniden Türk gençlerinin Çanakkale içinde
bu kez manevi olarak vurulmaları toprak sahibi yabancıların bu kente sahip
çıkmalarıyla gündeme gelmektedir. Yüz yıl önce emperyalizmin silahlı
birliklerine karşı verilmiş olan bir kurtuluş savaşının bir benzerinin, bu kez
dolar ve sterlin üzerinden bu kutsal toprakları ele geçirmek isteyen Atlantik
emperyalizminin yavrusu olan. Anzaklara karşı verilmesi gerekmektedir.



Avustralya ve Yeni Zellanda gibi dünyanın öbür ucundaki ülkelerden gelerek,
merkezi coğrafyaya yerleşmek üzere harekete geçen yeni Anzak hareketinin,
Çanakkale boğazının kenarlarında geleceğin Anzak yapılanmasını oluşturabilmek
üzere her yıl daha planlı ve programlı bir tutum sergilediği görülmektedir.
Türkiye’nin Ege ve Akdeniz sahillerinde Avrupa ülkelerinin tarihteki eski Yunan
kolonileri gibi yerleşim merkezleri oluşturmağa çalıştığı bu aşamada benzeri
bir gelişme Anzaklar aracılığı ile Çanakkale boğazının kenarlarına da taşınmaktadır.
Boğazın en güzel yerleri, kentin deniz kenharındaki en değerli yerleşim
merkezleri zaman içerisinde yavaş yavaş Anzakların eline geçmekte ve böylece
dedelerinin başlayıp da bitiremediği işi torunları para gücü ile tamamlamağa
çalışmaktadırlar. İngiltere’nin emperyalist planları ve oyunları doğrultusunda,
Çanakkale boğazının iki yakasına yerleşmekte olan Anzakların, geleceğin
dünyasında ayrı bir topluluk olarak tarihsel olayın yaşandığı toprakları
hareket noktası olarak belirlediklmeri görülmektedir. Çanakkale savaşlarının
Avustralya ve Yeni Zellanda’da uluslaşmanın başlangıcı olarak kabul edilmesi
nedeniyle, ikinci ve üçüncü torun kuşakları kendi kimliklerini dedelerinin
öldüğü topraklarda aramaktalar ve İngiliz emperyalizminin dolduruşuna gelerek Çanakkale
kıyılarına yerleşmeyi tercih etmektedirler. Onların gelecek planlarının
Çanakkale’ye yöneldiği bu aşamada Türklerin bu kent üzerinde etkileri giderek
zayıflamağa başlamıştır. Çanakkale de artık son seçimlerin gösterdiği gibi,
sahillerdeki yabancı yerleşiminin, sahil kentlerini merkezden uzaklaştırdığı
yeni bir aşamaya gelindiğini göstermektedir .



Türkiye açısından son derece kritik ve stratejik bir bölgede yer alan Çanakkale
kentinin giderek Türklükten ve Türkiye’den uzaklaşmasını seyreden Türk kamuoyunun,
bu kentin her yıl düzenli olarak yapılan anma gösteri ve düzenlemeleriyle
giderek Anzaklaştırıldığını artık görmesi gerekmektedir.



Sahillerin yabancıların eline geçmesi furyası içerisinde Çanakkale kenti
topraklarının da Anzakların bugünkü torunlarına hediye edilmesinin sağlanmağa
çalışıldığı anlaşılmaktadır. Anzaklar sadece kente gelerek toprak ya da ev
almamakta, bu kente yatırım yaparak, Çanakkale de ki işletmeleri ve fabrikaları
da ele geçirebilmenin planlı bir uygulamasını devreye sokmağa çalışmaktadırlar.
Toprak alımları topluca yapılmakta, dışarıdan para İngiliz bankaları aracılığı
ile gelmekte ve böylece, Türklerle Anzakların karışmasına meydan vermeden, il
sınırları içerisinde Anzak yerleşim bölgeleri yaratılmağa çalışılmaktadır.



Alanya ve Didim’deki gelişmelere paralel biçimde, sahil bölgelerinde yabancı
yerleşim bölgeleri Türklerden ayrı olarak düşünülmektedir. Hedeflenen amaç,
Didim, Fethiye ve Alanya benzeri bir sahil yerleşim yapılanmasını Anzak
torunları vasıtasıyla çanakkale bölgesine taşımaktadır. Böylece, bu boğaz
kentinin Türk ve müslüman yapılanmasına karşı geleceğe dönük bir yabancı ve
gayrimüslim yapılanma her yıl genişletilerek sürdürülmek istenmektedir. Bir
anlamda bir Türk kenti olan Çanakkale’nin yeniden eski Bizans döneminde olduğu
gibi Dardanel’e dönüştürülmesi sözkonusudur. Eskiden bu bölgenin hırıstıyan
dönemindeki adı şimdilerde bir balık konservesinin marka adı olarak
kllanılmaktadır. Bugün için Türkler açısından bir konserve markası olan eski
ismin yeniden canlandırılması, Anzak eyaleti oluşumu ile gündeme
getirilebilmektedir. Eski bir Yunan kolonisi, bugünün koşullarında İngiliz
emperyalizminin girişimleri ve Anzak torunlarının katılımı ile yeni bir plan
olarak devreye sokulabilmektedir.



Yirminci yüzyılın sonlarında, Avustralya kıtasının yirmibirinci yüzyılın
Amerikası olacağı ve bu doğrultuda Atlas okyanusunun yerini Büyük Okyanus’un
alacağı söylenirdi. Ne var ki, gelişmeler bunun tamamen tersi bir doğrultuda
gündeme gelmiş, dünya hegemonyasındaki çekişme İsrail yüzünden merkezi
coğrafyaya kaymıştır. Bu durumda Avustralya ve Yeni Zellanda dünyanın gerisinde
kalmışlardır. Yeni Amerika olma hedefi geride kalınca ve dünya kavgası merkezi
coğrafyaya yönelince, bunun üzerine eski dünya devletinin kurucusu İngiltere’de
tıpkı siyonist yahudiler gibi merkezi coğrafya hegemonyasına kalkışmıştır.



İngilizler bu doğrultuda didim gibi sahil kentlerini ele geçirirken,
Türkiye’nin diğer bölgelerine, Kuzey Kıbrıs’a, Karadeniz’de Bulgaristan
kıyılarına, Ukrayna’nın sahil şeridine, Tuna ırmağının kenarlarına, İstanbul
civarına önem vererek buralara yerleşmeğe başlamışlardır. Böylesine bir merkezi
coğrafyada Anglosakson hegemonyası oluşturulurken, Çanakkale kenti ve bölgesi
önem kazanmış ve bunun üzerine İnglizler de Anzakların torunlarını örgütleyerek
Çanakkale boğazının iki yakasına onlar aracılığı ile yerleşmeğe başlamışlardır.
Günümüzün Anzak eyaleti projesi böylesine bir gelişim sürecinin sonucunda
ortaya çıkmıştır.



Benzeri bir biçimde, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde geleceğin yeni
eyaletleri, gayrimüslim nüfus yoğunluğu artırılarak ve misyonerlik çalışmaları
güçlendirilerek yeni Bizansa doğru oluşturulmağa çalışılmaktadır. Türkiye’nin
Trakya, Ege, Marmara, Akdeniz ve Gneydoğu ile doğu bölgelerinde benzeri
eyaletler oluşturma çabalarının dış desteklerle emperyal planlar doğrultusunda
giderek arttığı bu aşamada Türk ulusunun son derece dikkatle davranması ve Türk
devletinin de gereken önlemleri alması gerekmektedir.



Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkler, dünyanın merkezi coğrafyasında ve
en değerli topraklar üzerinde yaşadıklarını her zaman için hatırlayarak hareket
etmek ve yeni ortaya çıkan gelişmeleri böylesine bir bilinçle izlemek
durumundadırlar. Aksi takdirde dünyanın zenginleri, yeryüzünün en değerli
topraklarını yani Türkiye’nin ülkesini ele geçirebilmek için her yolu
deneyeceklerdir.



Türkler ikinci bir ulusal kurtuluş savaşı vermemek için, Çanakkale boğazının
kenarlarında başlamış olan Anzak eyaleti oluşturma planlarının önünü kesmek
zorunda ve durumundadırlar. Unutulmamalıdır ki, üçyüz bin Türk askerinin şehit
olmasıyla Çanakkalenin geçilemiyeceği bütün dünyaya gösterilmiştir. Bugünün
yöneticileri de, Çanakkale’nin geçilemiyeceği gibi, satılamıyacağını da artık
görmek ve yeni Anzak eyaleti oluşturmak planlarını durdurmak zorundadırlar.



Gelibolu şehitliğinde
yatan şehitlerimizin anıları önünde saygı ile eğilirken; Çanakkale’nin bir Türk
kenti olarak kalması güvence altına alınmalıdır derim.