Eski savcı Mehmet Ali Pekgüzel : “AKP’nin kapatılmaması bu davanın yüzü
suyu hürmetinedir”
Eski
savcı Mehmet Ali Pekgüzel savunması yaptı.
Ergenekon
kumpası hakim ve savcılarının yargılanmasına devam edildi.
Yargıtay
8. Ceza Dairesinde görülen davanın bugünkü 21’inci celsesinde, kapatılan özel
yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin eski başkanı Hasan Hüseyin Özese’nin
savunmasını tamamlaması bekleniyordu. Ancak Özese, bel rahatsızlığından dolayı
savunma yapmasının mümkün olmadığını bildirdi. Başkan Haydar Metiner,
savunmasını oturarak yapabileceğini söyleyince de Özese, şöyle konuştu:
“Oturarak
da mümkün değil. 1 haftadır ağrılarım, sancılarım var. Sol baldırımda uyuşma
var. Ayakta duracak halim yok. Sancı kasıklarıma vuruyor. Doktora gitmek için
yazdım, ama götürmediler. Ayrıca yarın bir avukatla anlaşmaya çalışacağım. Bu
nedenlerle savunmama ara verilmesini istiyorum.”
Başkan
Metiner, Ankara Barosu’nun avukat görevlendirildiğini belirttikten sonra
Özese’nin sağlık mazeretinin yerinde görüldüğünü, sağlık koşulları oluştuğunda
savunmasına devam edilmesine oybirliğiyle karar verildiğini açıkladı.
“BİLMEDEN
HAKSIZLIK YAPTIKLARIM VARSA…”
Bu
kararın ardından Özese yerine geçerken, Başkan Metiner, eski savcı Mehmet Ali
Pekgüzel’i kürsüye davet etti. Savunmasına, demokrasi için 15 Temmuz şehitleri
ile hak, hukuk, adalet için hayatını feda eden Doğan Öz, Yücel Özbilgin ve
Mehmet Selim Kiraz’a rahmet dileyen Pekgüzel, özgeçmişini anlatırken de, “Hayatım
boyunca haksızlık, hukuksuzluk yapmadım. Bilerek ve isteyerek kimsenin hak ve
hukukunu çiğnemedim, kötülük etmedim, zarar vermedim. Bilmeden haksızlık
yaptıklarım varsa, özür diler, her birinden helallik isterim”
dedi.
“BİZ İLKER BAŞBUĞ İÇİN ‘TERÖR ÖRGÜTÜ YÖNETİCİSİ’ DEMEDİK”
Pekgüzel,
Ergenekon kumpasını da özetle şu sözlerle savundu:
“Darbelerle hesaplaşmak için
fırsatken ve asrın davası denilirken, sanıklar ve avukatlarının yaptığı algı
operasyonu ile kumpas davası haline geldi. Vesayetin sonlandırılmasını sağlayan
bu dava gözden düşürüldü. İleride hakkaniyetle değerlendirileceğini
düşünüyorum. Psikolojik harp yöntemleri çok iyi uygulanarak, yazım hataları
büyütülmüş, pire deve yapılmıştır ve halen de devam ediyor. Mesela rahmetli
Kuddusi Okkır için iddianamede ‘Örgütün kasası’ ibaresi hiç kullanılmadığı
halde algı yöntemleriyle gerçekleri saptırmışlardır. Bir polis memurunun
dikkatsizliği sonucu Mehmet Ali Çelebi’nin telefonunda yapılan yanlışlık
kullanılır, bu önemli dava sehven davasına çevrildi. Kumpas
ise bir şeyler dönüyor idiyse, iddia makamı olarak bunların araştırılmasını
neden istesin? Onlarca silah, bomba, tedhiş planları yerine kamuoyu bu işlerle
meşgul edilerek, işin esasından uzaklaşılmıştır. Bir başka örnek, biz İlker
Başbuğ için ‘Terör örgütü yöneticisi’ demedik. Yasa koyucu böyle demiş.”
“ISRARLA
BAZI GAZETECİLERİN, MUHALİF GAZETECİLERİN ALINMASI İSTENDİ”
Pekgüzel, Bu dava için Zekeriya Öz’ün
Abdullah Gül tarafından bulunduğu iddiasının doğru olmadığını öne sürerken, “Israrla
bazı gazetecilerin, muhalif gazetecilerin alınması istendi”
deyince şu diyaloglar yaşandı:
Başkan
Metiner:
Nereden geldi?
Pekgüzel: Zekeriya Öz söylüyordu. Bazı kişilerle
görüşüyordu.
Başkan
Metiner:
Hani bağımsızdınız? Kimlerle görüşüyordu?
Pekgüzel: O zaman sadece hükümet yetkilileri
diyeyim. Efendim bağlantıları yok, niye alalım diyordum, ama “İlla
şu, şu alınsın” deniyordu. Bunlar uzun süre kafamızı
meşgul etti.
Pekgüzel,
şöyle devam etti:
“Kontrgerilla
medya gücüyle üzerimize geldi. Doğan Öz canıyla ödedi. 33 aydır yatıyorum, ama
Doğan Öz kadar olamadım. Büyük fedakarlıklarla sırf demokrasinin inkıtaya
uğramaması, milli iradenin gerçekten tecellisi için çalıştık. Ama örgüt çok
güçlü. Kontrgerilla zamanında çok kan döktü, çok can aldı. Ben şu anda
yaşadığıma şükrediyorum.”
“PERİNÇEK’İN
UÇMAMASI İÇİN, ‘BİRAZ ÖNE ALIN’ DEDİK”
Savunmasının
devamında Pekgüzel, Danıştay cinayeti için sanıkların ifadesini almak üzere
Sincan Cezaevine gittiğinde “Osmanım” dediğini itiraf
ederken, şunu söyledi:
“Ağzımdan
bir tabir çıkmış, Osmanım demişim. Ortalığı yıktılar.”
Pekgüzel, Mustafa Dönmez’in
tutuklanmasını savunurken de şu iddialarda bulundu:
“Efendim
silahları polisler koymuş. Lojmanında kalaşnikof silahı ele geçirilmiş.
Kalaşnikof cepte götürülecek bir şey değil ki. İstanbul savcısı, bu şahısla
ilgili maalesef beraat talep etmiş. Takdiridir. Sakarya’daki ev aramasında
askeri çamaşırlar çıkmış. Bir Ergenekon sanığı Samizdat diye kitap yazmış,
‘Eyvah, çamaşırları alırlarsa diye korktum’ demiş. Adam askeri malzemeleri
çıkarmış. Zir Vadisi’ndeki aramada o günün gazetesi çıkmış. İşi öyle bir şeye
döküyorlar ki, yahu kameralar önünde arama yapılıyor.”
“İlhan
(Selçuk) abimiz niye erken alındı” diye kıyametler koparıldığını belirten Pekgüzel, şöyle konuştu:
“Niye
erken alındı, anlatayım. Arama kararı bir gün önceden alınır, saat 8-9’da
gidilirdi. O grupta sanıyorum Doğu Perinçek de vardı ve Almanya’ya uçacak diye
bilgi gelmişti. Perinçek’in uçmaması için, ‘Biraz öne alın’ dedik.”
“BÜLENT
ARINÇ ZİYARETİNE GİTTİĞİNDE…”
Pekgüzel,
Cumhuriyet Çalışma Grubu’nun faaliyetlerini sıralarken, “İlk defa
gündeme getiriyorum” diyerek, şunları anlattı:
“Dönemin
TBMM Başkanı Bülent Arınç ziyaretine gittiğinde Jandarma Genel Komutanı Şener
Eruygur kameraya çektirmiş. İlk sözü de, ‘Babanız astsubaydı, değil mi?’ demiş.
O kamera kaydı hiçbir yerde yayınlanmadı, emanete aldık. Askerlik dışında her
şeyi yapıyorlardı.”
Pekgüzel,
dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün bir şey yapamadığını belirtince
Başkan Metiner, “Niye yapamıyormuş?”
diye sordu. Pekgüzel, “İçişleri yetkiliymiş”
cevabını verdi. Başkan Metiner, “Hükümete söyleseydi”
deyince de Pekgüzel, şöyle konuştu:
“Keşke
siz savcı olsaydınız, bu soruşturma bu kadar akim kalmazdı.”
Başkan Metiner Pekgüzel’e şu soruyu da
yöneltti:
“Bu
örgüt kalkışmayı ne zaman yapacaktı?”
Pekgüzel’in cevabı ise şu oldu:
“Kalkışma
da olabilir, ama ‘yargı yapacak’ demişti İlhan Selçuk. Selçuk, belli
aralıklarla Ahmet Necdet Sezer’i ziyarete gidiyordu.”
“AKP’NİN KAPATILMAMASI BU DAVANIN YÜZÜ SUYU
HÜRMETİNEDİR”
Bu
iddia üzerine Başkan Metiner, “O zaman Sezer’in de sorumluluğu var”
derken, Pekgüzel şöyle devam etti:
“Adalet ve Kalkınma Partisi’nin
kapatılmaması, bu davanın yüzü suyu hürmetinedir. Ve Sayın Zekeriya Öz’ün adını
da anmadan edemeyeceğim. ‘Bir bayan var, partinin kapatılması için sağda
solda çalışıyor, dinlememiz lazım’ dedi. ‘Nasıl
dinleriz? Başkanvekilinin eşi’ dedik. ‘Tarihe
geçsin, burada mahkeme önemli değil’ dedi. Parti kapatılırsa,
Anadolu’nun evlatları olarak sorumlu oluruz diyerek, istihbari dinlemeler delil
sayılmadığından, adli dinleme kararı aldık. Şimdi Osman Paksüt beyefendi bu
davada müşteki olmuş.”
Duruşmaya
öğlen arası verildiğinde Mehmet Ali Pekgüzel rahatsızlandı ve doktora
götürüldü. Doktor, Başkan Metiner’e sağlık şartlarının savunma yapmaya müsait
olmadığını bildirmesi üzerine Çarşamba günü devam etmek üzere bugünkü celse
sonlandırıldı.
Odatv.com