Osmanlı’da casusluğun kitabını yazan : Baron de la Fage
Osmanlı, Avrupalıların haber alamadığı
kaynaklardan bile istihbarat edinebiliyordu. Ticaretin kalbi olan İstanbul,
Venedik gibi istihbaratın da merkeziydi.
Aybüke SENGİR/ aybuke.sengir@ensonhaber.com
16. yüzyılda Osmanlı
İmparatorluğu’nun dünyada neler olup bittiğini anlayan ve her şeyden haberdar
olan bir sistem kurmuştu; casusluk. O sistemin içinde yer alan da Baron de la
Fage, Katolik dünyasının en üst mercileriyle açıktan açığa dalga geçti, sadece
vebayı kandıramadı.
OSMANLI’NIN
EN YETENEKLİ CASUSU
Osmanlı casusu Baron de la Fage,
İtalya’ya gönderilmişti. Floransa Dükü’nü kandırıp, Roma’da Papa’nın makamına
çıkmayı başarmıştı. Orada Papa’yı aldatarak kendisinden imtiyaz belgesi almayı
başarmıştı. Baron de la Fage, seyahatinde öğrendikleriyle İstanbul’daki
İspanyol casus
şebekesini çökertmişti. O yıllarda İstanbul’a konuşlanmış, İspanya’ya çalışan
112 adet de casusu vardı.
KATOLİK
DÜNYASININ EN ÜST MERCİLERİYLE DALGA GEÇTİ
Kendini Languedoc’tan bir asılsade
olarak tanıtan Baron de la Fage, bize casusluk yaparken, İngilizlere de
casusluk yapıp tekrar Hristiyan olacağını iddia ederek İtalya’ya gitmişti. Önce
Floransa’da Toskana taşra kralını ve Fransa elçisini
dolandırmış, daha sonra Roma’ya geçerek Papa ve kardinallerini üst düzey birçok
Osmanlı mühtedisini tekrar Hristiyan olmaya ve Osmanlılara ihanet etmeye hazır
olduğuna ikna etmeyi başarmıştı.
İstanbul’a döndüğünde Papa’nın
emriyle Kardinal Lucio Sanseverino’nun bizzat imzalayarak kendisine belgeyi
göstererek , Katolik dünyasının en üst mercileriyle açıktan açığa dalga
geçmişti.
KAFASINDA
KIRK TİLKİ…
Roma’da işini bitiren Baron de la
Fage’nin bir sonraki durağı Venedik oldu. Burada da rahat durmadı, Habsburg elçisinden
para istedi. Ancak genelde casuslara sempatiyle bakan Francisco de Vera, De la
Fage’nin değişik bir insan olduğunu hemen anlayıp başından savmıştı. Oyunlarına
devam eden yetenekli casus, biri İspanyol, biri yüksek aristokrasiden bir
Fransız, ikisi de İtalyan olmak üzere, dört Hristiyan gencine Osmanlı
topraklarını gezdirmeyi vaadetip, onları kendisiyle Doğu Akdeniz’e dönmeye ikna
etmişti. Bu noktada tehlikeyi sezen kurt diplomat De Vera araya girerek bu
dolandırıcının amacının ya kendilerini köle olarak satmak ya da Müslüman olmaya
zorlamak olduğunu söyleyerek gençleri bu seyahatten vazgeçirmişti.
De la Fage, dönüşünde de bir takım
numaralara çevirmekten ve Adriyatik kıyılarındaki Kotor’a gitmek için bindiği
geminin kaptanını dolandırmaktan geri kalmadı. Dalmaçya’ya at almak için
gittiğini söyleyerek, kaptanı kendisine mal vermeye ikna etmişti. Saf kaptanın
parasını geri alamadığını ve mahvolduğunu söylememize gerek yok. Baron’un
ekonomik olarak zarar verdiği bir başka kişi de, mal varlığına el koydurttuğu
1590’lar İstanbul’unun en aktif casuslarından biri olan Venedikli tüccar
Marc’Antonio Stanga’ydı. Stanga, servetine kavuşabilmek için 200 duka rüşveti
gözden çıkarmak zorunda kalmıştı.
İSTANBUL’A
DÖNÜP BURADAKİ CASUSLARI ELE VERİYOR
Seyahatleri boyunca her yeri
gözlemleyen Baron de la Fage’ın istihbari faaliyetleri de meyve vermişe benziyordu.
İspanya’dan İstanbul’a gelip, İstanbul’daki İspanyol ajanlarının da adlarını
öğreniyor. Döner dönmez birçok casus ve muhbiri ele veriyor.
BİR
TEK VEBAYI KANDIRAMADI…
İstanbul’daki istihbarat dünyasının
bu renkli karakteri ne yazık ki 1592 sonbaharında vebaya yakalanıp hayatını
kaybediyor.