TARİH & TARİHİ ESERLER & ARKEOLOJİ & MİTOLOJİ & SANAT TARİHİ & NOSTALJİ DÜNYASI & KUVAYI MİLLİYE

TARİH /// ÜMİT ZİLELİ : 2 KASIM 2019


ÜMİT ZİLELİ : 2 KASIM 2019




Tarih 30 mat 1919… 

Mustafa Kemal’in Samsun’a hareket etmesine
henüz 47 gün vardı… İstanbul’un gayriresmi işgalinden beri İngilizlerin
himayesine girmek için her yolu deneyen Padişah Vahdettin, o gün İngiltere’den
resmen manda talebinde bulundu!. . .


Padişah adına Amiral Calthorpe’un ayağına kadar
giden Osmanlı Sadrazamı Damat Ferit manda önerisini sundu. Neler mi vardı,
Osmanlı’nın İngiltere’ye tamamen boyun eğdiğini anlatan bu aşağılık öneride?. .


-İngiltere, sultanın
egemenliğindeki Asya ve Avrupa topraklarından gerekli gördüğü yerleri,
Osmanlı’nın yabancılara karşı bağımsızlığını korumak ve içeride huzurunu
sağlamak aracıyla 15 yıl süreyle işgal edecektir.


-Ermenistan, İngiltere’nin
isteğine göre bağımsız ya da özerk cumhuriyet olarak kurulacaktır.


-Karadeniz ve Çanakkale boğazlarındaki
bütün tahkimat yıkılacak ve bu bölgeler İngilizler tarafından işgal
edilecektir.


-İngilizler bir dostluk belirtisi
olarak Osmanlı başkanlıklarına İngiliz müsteşarlar atanmasına rıza
gösterecektir.


-Her ilde bir İngiliz
başkonsolosu bulunacaktır. Bunlar valilere 15 yıl süreyle danışmanlık yapacak,
parlamento seçimleri ve yerel seçimler bu konsolosların gözetimi altında
yapılacaktır.


-İngiltere gerek merkezde gerekse
illerde maliyeyi kontrol hakkına sahiptir.


Bu sefil manda önerisiyle Padişah sözde kendi
tahtını garanti altına alıyor, karşılığında koca memleketi içindeki insanlarla
birlikte emperyalizme peşkeş çekiyordu!. . Damat Ferit, aynı öneriyi, Kurtuluş
Savaşı başladıktan sonra, 8 Eylül 1919’da bir kez daha tekrarlayacaktı!. .


İngilizler ise Osmanlı’nın tamamen bittiğini,
yapabilecek hiçbir şeyinin olmadığını bildiği için görmezden gelecek, bunun
yerine aynı kıratta bir başka “ölüm fermanı” olan Sevr Antlaşması’nı
dayatacaktı…


–Ne kadar yanıldıklarını görmeleri için
yaklaşık 4 koca yıl geçecekti!. .


Kurtuluş Savaşı, fiili olarak İzmir’in
kurtuluşu ve ardından 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması ile sona
ermiş, 24 temmuz 1923 tarihinde ise Lozan Antlaşması’nın imzalanmasıyla resmen
bitmişti… O alçakça “manda önerileri”, Sevr Antlaşması ise tarihin çöplüğüne
yollanmıştı…


Ancak bu antlaşma o kadar kolay sağlanamamıştı.
Türkiye, başta İstanbul olmak üzere işgal altındaydı. İstanbul’da Padişah
hükümeti, Ankara’da ise TBMM hükümeti vardı. Bundan yararlanmak isteyen yabancı
güçler, her iki hükümeti de barış masasına davet ederek Türkiye’nin elini
zayıflatmaya çalışıyor, Sevr’in daha yumuşak bir halini kabul ettirme
kurnazlığına başvuruyorlardı… Mustafa Kemal, her şeyin farkındaydı. Bu iki
başlılığın derhal ortadan kaldırılması gerekiyordu…


Yakın arkadaşları tarafından Meclis’e
“saltanatın kaldırılması” için verilen önerge ile büyük tartışmalar başladı.
Saltanat taraftarları, önergeyi engellemek için her yolu deniyorlardı. Büyük
Devrimci, sonuca gitmek için başka bir çare bulamayınca söz istedi ve önündeki
sıranın üzerine çıkarak açık, kesin ve yüksek bir sesle şu konuşmayı yaptı:


–Efendiler, egemenliği hiç kimse, hiç kimseye,
bilim gereğidir diye, görüşmeyle, tartışmayla vermez. Egemenlik, güçle, erkle
ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk Milleti’nin egemenliğine el
koymuşlardı. Bu yolsuzluklarını altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de
Türk Milleti bu saldırganlara, “artık yeter” diyerek ve bunlara karşı
ayaklanarak egemenliğini kendi eline almış bulunuyor. Bu bir olup bittidir. Söz
konusu olan, millete egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu
değildir. Sorun, olmuş bitmiş bir gerçeği yasa ile saptamaktan başka bir şey
değildir. Bu, ne olursa olsun yapılacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve
herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur. Yoksa yine gerçek,
yöntemine göre saptanacaktır; ama ihtimal bazı kafalar kesilecektir!. .


Bu konuşmanın ardından Ankara Milletvekili Hoca
Mustafa Efendi, Gazi’ye hitaben şöyle diyecekti:


-Bağışlayınız efendim; biz sorunu başka bakımdan
ele almıştık. Açıklamalarınızdan aydınlandık.


Aynı gün, 1 Kasım 1922’de saltanatın
kaldırılması oybirliği ile kabul edildi, ve Osmanlı Devleti tarihe karıştı.


–Türk Milleti yüzyıllar sonra kul olmaktan,
özgür ve bağımsız bir halk olmaya doğru dev bir adım atmıştı. Sırada
Cumhuriyetin ilanı ve hilafetin kaldırılması vardı!. .


Ankara’da yapılan devrim, İstanbul’da bomba
tesiri yapmıştı…


Altı yüzyıllık Osmanlı, bir yasa maddesiyle
sona erivermişti. Vahdettin daha 4 yıl önce milletinin hayatını insafına terk
ettiği İngiltere’den bu kez kendi hayatı için yardım dilenecek, onun kollarına
sığınacaktı!. .


İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı’na, İngiliz
Yüksek Komiseri’ne aracılar gönderdi; kendisinin, ailesinin ve maiyetinin
hayatlarının teminat altına alınmasını istedi. İngilizler açısından hiç sorun
yoktu; Vahdettin’in Türkiye’ye karşı iyi bir koz olacağı düşüncesi ağır
basıyordu. Gericilerin yere göğe koyamadığı soysuz padişah, ailesi ve yakın
yardımcıları 17 Kasım 1922 gecesi Malaya zırhlısına bindirilerek Malta’ya
kaçırıldı. .


Mustafa Kemal, bu rezil kaçışı öğrendiğinde
şöyle diyecekti:


–Gerçekten, neden ve nasıl olursa olsun,
Vahdettin gibi özgürlüğünü ve canını kendi milleti içinde tehlikede görebilecek
kertede aşağılık bir yaratığın bir dakika bile olsa, bir milletin başında
bulunduğunu düşünmek ne acıklıdır!..


Aradan neredeyse 100 yıl geçtikten sonra
Vahdettin’den “kahraman” yaratmak isteyenlere ithaf olunur!..