Çanakkale
Savaşına Jeopolitik Bakış
Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi ve Stratejist
18 Mar 2020
Osmanlı
Devleti’nin savaşa girmesi hem savaş alanını genişletmiş, hem de Ortadoğu’nun
tarihini büyük ölçüde değiştirmiştir. – Savaş Öncesi Stratejik Durum -
Yunanistan Çanakkale’de Neden Yok – Zaferin Yansımaları – 3. Çanakkale
Zaferinin Sonuçları – …
Giriş
Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi hem savaş alanını genişletmiş, hem de
Ortadoğu’nun tarihini büyük ölçüde değiştirmiştir. Ortadoğu’nun geleceği,
savaşa katılan güçler arasında bir pazarlık konusu haline gelmiştir. İngiltere,
petrol kuyularının güvenliği için Mezopotamya’yı işgal etmiş ve Arap
ayaklanmasını desteklemiştir. Almanya’nın Osmanlı Devleti ile olan ittifakının
ana amacı da güney Rusya üzerinden Kafkas petrollerine, Osmanlı Devleti
üzerinden de Ortadoğu petrollerine ulaşmaktı. Müttefik Donanmanın Çanakkale’de
durdurulması, hem Osmanlı Devleti’ne üç hayati yıl kazandırmış, hem de, savaşı
en az iki yıl daha uzatarak, Müttefiklerin insan gücü ve ekonomik bakımdan
yıpranmasına neden olmuştur. Bu durum, dolaylı olarak iki politik ve askeri
faktörü Türkiye lehine çevirmiştir. Birincisi, Rusya’daki rejim değişikliği
nedeniyle kuzeydeki düşman geçici olarak siyasi ve askeri arenadan çıkmış,
ikincisi ise, İstiklal Savaşı süresince özellikle insan gücü ve ekonomik olarak
harbin başlangıcına nazaran daha fazla yıpranmış düşmanlarla mücadele şansı
kazanılmıştır.
Savaş Öncesi Stratejik Durum
Savaşın başlangıcından kısa süre önce, savaşanların nüfus ve ekonomik durumları
şöyle idi.
|
Ülke
|
Nüfus (1910)
|
İhracat Geliri (1913)
|
|
ABD
|
92 Milyon
|
1,850 Milyon Dolar
|
|
Almanya
|
65 Milyon
|
1,285 Milyon Dolar
|
|
İngiltere
|
45 Milyon
|
969 Milyon Dolar
|
|
Fransa
|
40 Milyon
|
|
|
İtalya
|
35 Milyon
|
|
|
Rusya
|
156 Milyon
|
|
|
Osmanlı
|
19 Milyon
|
|
Sanayileşme ve savaş gücünün bir göstergesi olan çelik üretimindeki durum ise,
milyon ton olarak şöyleydi:
|
Rusya
|
4,2
|
|
İngiltere
|
6,94
|
|
Fransa
|
1,7
|
|
İtalya
|
0,15
|
|
Almanya
|
15,34
|
|
ABD
|
21,56
|
Yukarıdaki tablolar ABD’nin yardımı olmaksızın, Avrupa’nın endüstri ve savaş
gücünün tek başına Almanya ile başa çıkmaya yetmeyeceğini açıkça göstermektedir.
Ayrıca, Rusya’nın insan gücü ve petrolü de vazgeçilmez bir stratejik kuvvet
çarpanıydı. Rus insan gücü, Müttefiklerin silah ve teknolojisi ile
desteklenebilirse, Almanya ancak o zaman yenilebilirdi. Bu arada, uzun vadeli
çıkarları bakımından, İngilizleri desteklemek maksadıyla, Yahudiler de, düşman
ordularına katılmak ve Türklere karşı savaşmak üzere karar aldılar. Mısır’da
bulunan Yahudiler, işsiz gençlerden oluşan 600 kişilik bir gönüllü taburu
kurarak Çanakkale’ye sevk ettiler. Çanakkale’de Alman teknolojisi ile Türk’ün
savaşma azim ve iradesi, Mustafa Kemal’in askeri dehası ile birleşince, takviye
alamayan Rusya, büyük ölçüde insan zayiatına uğramış, Alman ordusunu ancak
iklim ve arazi şartları durdurabilmiştir.
Bu arada, savaştan üç yıl önce 1911 yılında alınan son derece stratejik bir
karar, dünyanın en güçlü donanmasına, ancak sömürgelerine dağılmış olması ve
yetersiz nüfusu nedeniyle sınırlı bir kara gücüne sahip İngiltere’yi Birinci
Dünya Savaşı’nda tek bir stratejiye mahkûm etmişti: Süratle petrole ulaşmak ve
kontrol altına almak. Bu karar; İngiltere Donanmasının yakıtını kömürden
petrole değiştirmekti. Churchill’in İngiliz Donanmasını kömürden petrole
geçirmesi o kadar önemli bir dönüm noktasıydı ki, Büyük Britanya
İmparatorluğunun Ortadoğu ve Akdeniz stratejisini, hatta küresel stratejisini
de kökten değiştirmesini gerektiriyordu. Hindistan’dan gelen ham ve yarı mamul
maddeler sayesinde ayakta duran İngiltere sanayisi bile, ikinci plana
atılmıştı. İngiltere’nin güvenliğinin temel unsuru olan Kraliyet Donanması,
ülkede var olan bir enerji kaynağından, ülkede hiç olmayan ve İngiltere’ye 2000
deniz milinden daha uzun bir yerdeki bir kaynağa bağımlı kılınmıştı. Bu kararın
içindeki azim, yaşama ve ayakta kalma içgüdüsü, hem İngiliz halkını hem de
ülkeyi yöneten politikacıları petrol bölgelerinde yer kapma planını büyük bir
ihtirasla uygulamaya sevk etmişti. Böylece, İngiltere, deniz ticareti ve
sömürge politikalarına ilaveten petrol kaynaklarına hâkim olma stratejisine de
kaçınılmaz şekilde kendini bağlıyordu. Bu karar sadece İngiltere için değil,
Avrupa, Orta Doğu, kuzey Afrika, Kafkasya, bölgelerini de içine alan yeni bir güç
mücadelesinin başlangıcını teşkil ediyordu. İngiltere ana vatanından binlerce
mil uzaklıktaki bu mücadelenin esas unsurunu, yine, kömürden petrole geçen
deniz gücü oluşturuyordu. Bir anlamda deniz gücü, daha güçlü olmak için kendi
yakıtının peşine yine kendisi düşüyordu. Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı,
başta İngiltere olmak üzere Müttefiklerin asıl amacı Rusya’yı kurtarmak
değildi. Asıl amaç, yaklaşmakta olan Bolşevik İhtilalini önleyerek Rusya’yı
parçalamaktı. Böylece Çar’a karşı potansiyel direniş bölgeleri olan Kafkasya’yı
sömürgeleştirerek dünyanın ilk petrol rafinesinin olduğu Bakü’yü ve petrol
terminali olan Batum’u ele geçirmekti.
Çanakkale’nin Donanma ile zorlanması kararında, 20 Şubat 1807 tarihinde
Koramiral Ducworth komutasında 12 gemilik bir İngiliz filosunun Çanakkale
Boğazı’ndan rahatça geçerek Osmanlı başkentini tehdit etmesinin de önemli rol
oynadığı değerlendirilmektedir. On iki gün süren bu tehdit, Osmanlı Sarayını
büyük bir korku içinde bırakmıştı. Ancak 100 yıl sonra çok farklı şartlar vardı
ve bu şartların en önemlisi şüphesiz Mustafa Kemal Atatürk’tü. 18 Mart 1915
Çanakkale Zaferi’nden iki ay sonra 14 Mayıs 1915’te toplanan İngiliz Savaş
Komitesi çok tartışmalı geçti. Ertesi gün esasen Çanakkale’nin yalnız donanma
ile zorlanması denemesine ta başta karşı bulunmuş olan Amiral Fisher, Deniz
Bakanı Churchil’in kendisine danışmadan bir takım gemilerin yola çıkarılması
buyruğunu verdiğini öğrenince 15 Mayıs’ta işinden çekildi. Aslında Müttefikler
açısından Gelibolu Seferi’nin tek olumlu yönü tahliyenin mükemmelliği ve bu
tahliyeden çıkan derslerin, İkinci Dünya Savaşı’nın amfibi harekâtında
kullanılmasıydı.
Yunanistan Çanakkale’de Neden Yok
Birinci ve İkinci Balkan Savaşlarında Ege’deki Türk adalarını 6 ay içinde ele
geçiren Yunanistan Çanakkale Savaşı’nda sadece Limni Adasının kullanılmasına
izin vermişti. Çünkü Yunan Kralı Konstantin’in karısı Alman İmparatoru II.
Wilhelm’in kız kardeşi idi. Yunanistan başbakanı Venizelos 11 Şubat 1915’te
savaşa katılmayı kabul etmezken, saldırı başladıktan sonra üç Yunan tümeninin
harekâta katılmasını önerdi. Kuvvete ihtiyacı olan İngiltere öneriye sıcak
bakarken Rusya buna karşı çıktı. Rus Dışişleri İngiliz Elçisine 3 Mart 1915’te
şöyle söylüyor: Rusya Hükümeti, Çanakkale’deki operasyona Yunanistan’ı
katılmasına razı olamaz, çünkü kesinlikle bazı sorunlar ortaya çıkacaktır. Bu
durum Bahriye Bakanı Churchil’i sinirlendirir. Başbakan Edward Grey’e yazdığı
mektupta bunu açıkça belirtir. Ancak mektubu göndermeden Atina’dan Venizelos
kabinesinin istifa ettiği haberi gelir. Kral Venizelos’un teklifini kabul
etmemiştir. Aynı Kral 19 Mayıs 1919’da Yunan askerilerinin İzmir’e çıkmasına
izin verecektir. Çünkü artık Almanya siyaset sahnesinden silinmiş, Rusya ise
dünya tarihinde yeni bir siyasi ve ekonomik sisteme giriş yapmıştır. Çarlık
Rusya’sı neden Yunanistan’ın Çanakkale cephesine asker göndermesine karşı
çıkmıştır? Rusya’nın Yunanistan’ın da bağlı olduğu Fener Patrikhanesinin tüm
Slav ortodoksluğunun da kontrolünü ele geçireceğinden ve Yunanlıların İstanbul’da
kalıcı olabileceğinden korktuğu söylenebilir. Özetle Boğazlar meselesinde Rusya
Türkleri, geçici ve dışarıdan gelen bir güce tercih etmiştir.
Zaferin Yansımaları
Avrupalı ulusları boyundurukları altına almış Asyalı tek ulus olan Türklerin
Çanakkale Deniz Zaferi, İngiltere’de o kadar çok şaşkınlık yaratmıştır ki,
meşhur ve muhafazakâr İngiliz bürokrasisi bile işlemez hale gelmiştir. Deniz
Bakanı ile Deniz Kuvvetleri Komutanı birbirlerinden habersiz hareket eder hale
gelmişlerdir. Savaşın 1916’da bitmeyip iki yıl uzaması, Batılı Bağlaşık savaşçılardan
en çok İngiltere için yıkıcı olmuştur. 1918 bırakışmasından sonra, Osmanlı ile
yapılacak antlaşmanın aşırı ağır olmaması ve İstanbul’un Türkler ’de kalma
isteğini iletmek için bir Hint heyeti Avrupa’ya geldi. Başbakan Llyod George 19
Mart 1920’de Türkler Boğazlardan geçmemizi engellediler, bu olay savaşı iki yıl
uzattı, hatta bir süre için onun sonucunu bile tehlikeye düşürdü diyerek bu
isteği kabul etmemiştir. Tersine bu intikam hissi, Sevr Anlaşmasının
maddelerine acımasızca ve en ağır bir şekilde yansıtılmıştı.
İngiltere, Çanakkale Savaşı’nın sonuçlarından en fazla etkilenen ülkeydi. Bu
ülke, yiyeceğinin büyük bir kısmını dışarıdan getirtmek zorundaydı. Buna
karşılık en büyük sanayi ürünleri ve kömür ihracatçılarından biriydi. Londra,
dünyanın bankası durumundaydı. İngiliz ticaret donanması yeryüzünde var olan
aynı türdeki bütün uzak denizler donanmalarının yarısına yakındı ve
taşıyıcılıkta ülkeye koskocaman kazançlar sağlamaktaydı. Yıllardır ulusal
gelirlerle giderler arasındaki ayrım, ona, dış ülkelerde dört milyar altın lira
değerinde yatırım yapmak olanağını sağlamıştı. Ancak savaş çıkınca o, ister
istemez dışarıya sattığı malların yapımını durdurup var gücünü savaş sanayiine
yöneltmek zorunluğunda kalmıştır. Savaş 1916 yılında bitseydi, İngiltere,
dışarıdaki alıcılarını pek kaybetmezdi ve henüz aşırı ölçüde altüst olmamış
olan dünya ekonomisiyle genel ticaret, eski yollarda az değişiklikle yeniden
yürüyebilirdi. Öyle olmayıp savaş dört yıl sürünce, İngiliz mallarının
alıcıları kendi ülkelerinde yeni fabrikalar kurmaya ve var olanları çoğaltıp
genişletmeye koyuldular. Hele barışın, hem resmisinin, hem de gerçeğinin
yıllarca gecikmesi, bu alıcıları kendilerini geniş ölçüde İngiliz mallarına
muhtaç olmayacak duruma getirmiştir. Almanların 1 Şubat 1917’de başlattıkları
amansız denizaltı savaşı, en çok İngiliz ticaret donanmasını eritmiştir. Savaş
nedenleri yüzünden İngiltere yeter ölçüde gemi yapamadığından, deniz
ulaştırmasında Amerika, onu çok geçtiği gibi, Japonya’da tehlikeli bir rakip
olmuştur. Fransa yakılmış ve yıkılmış olan en zengin illerini onarmaya
uğraşırken, İngiltere’nin halkını çalıştıracak böyle yerleri olmadığından ve
eski alıcılarının çoğunu bulamadığından büyük bir işsizlik yıkımı ile karşı
karşıya kalmıştır.
Başbakan Lloyd George bir Amerikalı gazeteciye verdiği demeçte içinde bulunulan
durumu şöyle açıklamıştır: Bizim dayanma gücümüz düşmanlarınkinden hiç kuşkusuz
daha büyüktür. Ancak bize düşen bu kez yıpratıcı bir savaşın bir veya birkaç
yıl daha sürmesi sonucunda kendimizin ve uygar dünyanın durumunun nice
olacağını iyice incelemektir. Savaşın uzamasının anlamı nedir? Bugüne değin
1.100.000 kişi kaybettik 15 bin subay öldü, kaybolanlar da ayrı. Bu iş uzarsa
aynı gidiş devam edecektir. Bu adalarda yaşayan erkeklerin en değerlilerini
yavaş yavaş ancak emin bir biçimde öldürtmekteyiz. Bugüne değin üstümüze binen
mali yük hesaplanamayacak ölçüde büyüktür. Onu günde beş milyon lira
arttırmaktayız. Yurdun, insan varlığı, malî yıkım ve üretim araçlarının yok
edilişinden uğradığı kayıpları yerine koyabilmesi için kuşaklar gelip
geçecektir. Bütün bu yükü çekmek görevimizdir ancak özverilerimizin ödülünü
görebileceğimiz saptanabilirse.
İngiltere Başbakanının ortaya koyduğu bu durum, ülkede mecburi askerliği de
gündeme getirmiş ancak kabul görmemiştir. Özellikle subay kayıpları yukarıda
belirtilen ekonomik kayıplarla birleşince, İngiltere İstiklal Savaşı’ndan bir
an önce çekilmenin uygun olacağını değerlendirmiştir. Sakarya’da Yunan
ordusunun yenilmesi ile ümitleri tamamen tükenen İngiltere uzlaşı yolları
aramaya başlamıştır. Özetle, Çanakkale Zaferi dolaylı olarak İstiklal Savaşı’mıza
çok büyük destek ve katkı sağlamıştır.
3. Çanakkale Zaferinin Sonuçları
- Deniz ve kara harekâtıyla bir bütün olarak gerçekleştirilip, tüm
anlamı ve çarpıcılığıyla Türk Harp Tarihi’nde yerini alan Çanakkale
Muharebeleri Mustafa Kemal (Atatürk) gibi bir dâhiyi yaratmış, Birinci
Dünya Harbi’nin bitiminden hemen sonra başlayacak Milli Mücadele’nin bu
eşsiz liderini Türk ulusuna kazandırmıştır.
- İngiltere ve Fransa’nın, bir yıl boyunca Gelibolu Yarımadası’nda yarım
milyondan fazla büyük bir kuvveti tutmak zorunda kalmaları ve bunun %
50’sini kaybetmiş bulunmaları, Birinci Dünya Savaşı’nın genel seyrini
etkilemiştir. Keza Türklerin de bu cepheye ayırdığı 300 binden fazla
askerden verdiği zayiatın, 211 bine ulaşmış olması diğer cephelerdekinden
kıyaslanamayacak bir fazlalık göstermektedir. Bunun insan gücü açısından
yarattığı boşluk, yalnız Birinci Dünya Harbi sırasında değil, onu izleyen
Türk İstiklal Harbi boyunca da hissedilmiştir.
- Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi İngiliz dominyonu deniz aşırı ülke askerlerinin,
sırf İngiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere karşı muharebeye
zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, bu askerlerin
kafalarında cevaplarını tam olarak bulmadıkları birçok soruyu da
doğurmuştu. Bu sorular, cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların
zamanla açıklanmasından anlaşılmaktaydı. Bu ve benzeri olaylar, İngiliz
sömürge ve dominyonlarında gitgide ulusal
bilincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi. Nitekim 9 Eylül 1922’de
Yunanlılar İzmir’de denize döküldükten sonra, muzaffer Türk ordularının
Boğazlar bölgesine yönelip yaklaşmaları üzerine, Churchill’in
dominyonlardan yeniden yardım talebi, Avusturalya başbakanının, Tek bir
askerin hayatını tehlikeye koymayacağını ve savaşa karar verilirse,
dominyondan iş birliği istenmemesi gerektiğini belirten anlamlı bir
yanıtıyla karşılaşmıştı.
- Çanakkale Muharebelerinin diğer ilginç bir yanı da, iki hasım ordunun
döğüşken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği dostluğun, zamanla
artmış olmasıdır. Gerçekten Anzak asker ve komutanları, Çanakkale’de
yiğitçe çarpışan Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından
izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı gibi barbar bir ulusun
çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı. İşte bu durum,
ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş ve savaş
sonrasında, Avustralya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların
oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.
- Çanakkale Muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da Orta Doğu’da bu
günkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur.
Nitekim Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Gelibolu’daki Gönüllü
Yahudi Birliğinin Hikâyesi adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle dile
getirmektedir; Gelibolu’ya yolladığımız 600 kadar gönüllü Yahudi askerinin
savaş sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı, davamızın dünyaya
tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok yararlı olmuştur. Gerçekten
Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen Balfour
Bildirisi, bu günkü İsrail’in kurulmasında önemli bir dönüm noktası olarak
değerlendirilmektedir.
- Anlaşma Devletleri tarafından Boğazların açılarak Rusya’ya ulaşılması
halinde Rusya, dış alım-satım olanağına kavuşacağından, ekonomik dengesini
kurup sıkıntıdan kurtulacak, İngiltere-Fransa da Rusya ve Romanya’nın
zengin buğday ürünlerinden yararlanıp, gerek silahlı kuvvetlerinin,
gerekse halkının yiyecek gereksinimlerini sağlamış olacaklardı ki, bu
gerçekleşememiştir.
- Keza Boğazlar açılabilseydi, Tuna yolu da yeniden trafiğe açılıp
Karadeniz’deki 120 parça ticaret gemisinden yararlanma olanağı elde
edilecekti. Hâlbuki Çanakkale Zaferi, yalnız Rusya ile İngiltere,
Fransa’nın değil, bunların aynı zamanda diğer Batılı devletlerle olan
karşılıklı ticari ve ekonomik ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemiş, ne
İngiltere ve Fransa, müttefiki Rusya’ya ihtiyacı olan silah ve cephaneyi
ulaştırabilmiş, ne de Rusya Batılıların ihtiyacı olan buğdayını Akdeniz’e
aktarabilmiştir.
- Birinci Dünya Savaşı başında Boğazların kapatılıp, bu savaş sonuna
kadar açılamaması, kuşkusuz uluslararası ticari ilişkileri de olumsuz
yönde etkilemişti. Nitekim Karadeniz’de; İngiltere, Rusya, Fransa, Belçika
ve İtalya’nın toplam 85, Yunanistan, Romanya, Danimarka, İsveç ve
Hollanda’nın toplam 27, Almanya, Avusturya-Macaristan’ın toplam 17 olmak
üzere, genel toplamı l29’u ve toplam tonajı 350 bini bulan ticaret gemisi
mahsur kalmıştı.
- Zaferin, yukarıdaki ticari ve ekonomik etkinliklerinin yanında, Türk
ulusu açısından sosyal alanda da etkileri görülmüştür. Çanakkale deniz ve
kara muharebelerinde toplam 211bin insan zayiatı veren Türk ulusu, bu
arada binlerce okumuş ve aydınını da kaybetmişti. Kesin olmayan tahmini
rakamlara göre, 100 binden fazla öğretmen mülkiyeli, tıbbiyeli ve Türk
ocaklarında yetişmiş okur-yazar yitirildiği sanılmaktadır. Böylece o günün
koşullarında ülkenin beyin takımını oluşturan küçümsenemeyecek bir sayıya
ulaşan bu kayıpların, olumsuz etkileri, savaş sırasında olduğu kadar, bu
savaşı izleyen Türk İstiklal Savaşı’nda da fazlasıyla hissedilmiştir.
Nitekim 1923’te Cumhuriyetin ilanından sonra, Atatürk’ün başlattığı
inkılaplar ve bunların paralelinde girişilen reformların kitlelere
yaygınlaştırılıp mal edilmesinde, hayli sıkıntılar çekilmiştir.